Bu Blogda Ara

16 Mayıs 2014 Cuma

Bu sağırlık ile ölüm bizi nasıl karşılayacak?



Başımız sağ olsun… Soma’da bir lokma ekmek için Madende alın teri dökenler yine ihmaller zincirine takılarak aramızdan ayrıldılar. Gözlerimizde her zaman ki gibi timsah gözyaşları(Bu yetkililer içindir)

Benim namuslu, alın terine bir damla leke sürmeyen kardeşlerimin yüreği yaralı, bir lokma ekmek için alın terini merhameti ile yollara dizen, hem temiz hem de güzel yüreğinde taşıyan halkımız perişan.

Farkında mısınız etrafımız bir anda söz sahibi insanlar ile doldu. Söz ehli olduğunu sananlar bayağı her olaydan sonra çoğalıyor. İçi boş sözler ile konuşarak kof olduğunu meydana çıkarıyor.

Söz ağızdan çıktı mı yerini bulmalı. Kurnazlık şirretlik dolu söz içine, bir süslü söz tamam vicdanın temiz oldu, git rahat rahat yat uyu.

Şirretlik kurnazlık ile dost olmuşuz, kolumuza takmış onun ile geziniyoruz. Şirretlik, kurnazlık kolumuzda, yüreğimizde, sözlerimizde… Adımlarımızda…

Yeter artık , “söz” siz kendini ehil sananların arasında dilinde perişan oldu.

Düşman mıyız?

Hayır

Öyle ise yüreğimizde neden merhamet yok? Yüce Rahmanın gülümsemesinin izleri yok?

Bu kadar ucuz mu insanlık?

Kasa ile dolu para zafer midir?

Sözler prangalı diller de!

Duygular özgür olmayan gönüller de!

İşte soma

İşte sözler

İşte durum ortada

Bu sağırlık ile ölüm bizi nasıl karşılayacak bilen var mı?

Neden hep yıkarız?

Neden gönülleri sevgi ile inşa etmeyiz? Kucaklaşmayız?

Haydi, yüreğimizde yanan kor alev bizi yakan yutan duygularımızı tarumar eden bu acının adını söyleyecek olan var mı?

Bir damla mutluluk, bir lokma ekmeğin içine bu Zehir’i kim kattı? Söyleyecek olan var mı?

Madende çırpınan kanatların feryadını, soluksuz kalışını alev feryadını açıklayacak olan var mı? Geride kalanların feryadını duyan var mı? Bu mezar kazıyıcılarına mahkeme de hesap soracak imanlı bir yiğit yok mu?

Mehmet Aluç

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Kara Elmas Alnınıza Yazılmış



Kara elmas doğuştan alnınıza yazılmış
Son girişiniz meğer madene kazılmış
Yok oluşun ilk belirtileriydi
Alınmayan önlemlerin izleri
Merhamet kalmayan arzuların iştahında
Ne yaş kaldı gidişinizle gözlerimizden
Ne umut kaldı size
Aç tükenmeyen gözlerimizden
Ne umudunuz kaldı sizler giderken geriden
Sessiz çığlıktı gidişiniz
Sizden uzak kaldık yüzlerimiz gülmez
Istırap dolu günlerimizin hiç mi sonu gelmez
Yaşadıklarınız bu kalplerden kolay kolay silinmez
Böyle sizleri umutsuz bıraktığımız için
Gereken önlemleri almadan sizi
Kara madene indirdiğimiz
Size mezar yaptığımız için
Yaşadıklarınız kolay kolay silinmez
Hayata elveda deyip
Ölüme merhaba diyen sizler
Ölümü sırtında kara madende taşıyan sizler
Bugün sizler omuzumuzda taşıyoruz bizler
Buğulanan kalplerimize isimlerinizi yazdık
Bir yağmur damlası gibi düştünüz toprağa
Mekânınız cennet olsun
Mehmet Aluç

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Ölüm Kokar Kundağın


Çek git yalnızlık yanımda, tek kişilik masalardan uzaklaş. Dinle beni uzaklaş, senin yanında üşüyorum sevgisizlikten. Yorulmadın mı gönüllerde davetsiz misafirlikten, etrafın dört duvar karanlık sıkıntı uçurum.

Gönül penceremi sımsıkı kapattım utanmadan yine geldin, gönlümü karanlık yalnızlığın ile soldurdun. Göç edip gitmez misin başka diyarlara? Fısıltının duyulmayacağı ülkelere göç etmez misin? Görmez misin gönlüm seni seçmiyor, neden koşarak gelirsin?
Bak ileri de mutluluğun sesi yankılanıyor, çekil yolumdan, tutma ellerimi bırak gideyim. Sende ölümün kundak kokusu geliyor.
Mutluluk yüreğime yazılmış, bırak gideyim, yalnızlık. Mutluluğun ela gözlerindeki sürmeyi ’de mi görmez misin? Benim için gözlerine sürmeler çekmiş, beni bekliyor, çekil yolumdan yalnızlık, ölüm kundağı kokunu alda git, uzaklaş yalvarıyorum sana...
Sonsuzluğun gelmez yollarında kaybol, bir daha gelme... Sağlam basmak istiyorum yere, yâri sevmek onun ile yaşamak istiyorum. Sığıntı yaşadığın yüreğimi terk et git.. Git.. Bir daha gelme..


Mehmet Aluç

Yayınlarım

Sedat Uçan Müsaden Var mı Ya Rasulallah