Bu Blogda Ara

Vardı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vardı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2017 Pazar

Geliyor Milletçe Osmanlı Tokadı

İlgili resim

Batı nefreti ile tarihin gözüne sokarken çomağı çarkına
Ecdadım Osmanlı ve diğerleri hemen vardılar bunun farkına

Vardılar dimdik başları çelikten iman göğsünde korkusuzca yanına
Hop dediler bu iş böyle olmaz sille tokat giriştiler değer vermediler canına

Batı ne oluyor kim geliyor demeye kalmadan oldular darmadağın
Ezdirmediler canları bağları açtı taze taze güller gönüller ile dağların

Emanettir bu dünya insanı ile bize haktan bu böyle bilindi
Ona el uzatan yıkmaya çalışan bir nefeste toprağa kafa üstü dikildi

Silindi âlemde gönülde korku ile o an endişe
Zalim düşman batı bir anda kaybetti her şeyini yediden yetmişe

İnsanlık hasret kalmıştı zaten gönülden gelecek bir gülüşe
Kavuştular ecdat ile gülüşe âlemi sardı koskocaman bir neşe

Bugün yine batı kudurmuş nefreti ile koşar yıkmak ister
Onlar yine yeniden yıkılmak silinmek için Osmanlı tokadı ister

Geliyor 16 Nisanda Milletçe güzel bir Osmanlı tokadı
Ondan kudurmaya yıkılmaya başladı ondandır bu hırçın telaşı
Mehmet Aluç /Kul Mehmet

batı yine kudurdu ile ilgili görsel sonucu

28 Eylül 2016 Çarşamba

Gün Öğle Vaktiydi Büyüme Vaktiydi-1.Bölüm

çocukluk ve büyüme hüzün ile ilgili görsel sonucu

Düşlerinde geçen bir çocukluğunu yaşayamamıştı. Bütün mutlulukları yaşayanlar gibi pek mutlu yaşamasa da, hayalindeki çocukluğu gibi bir bisikleti olmamıştı. Aydınlık düşler kurarken, düşlerin karanlık yanında kalmış, bunaltıcı düşleri yaşamıştı. Oyuncakların hepsi kırıktı, oynamakta usanan çocukların bir duvar dibine fırlattığı oyuncakları alarak, onlara sımsıkı sahiplenerek o eski kırık oyuncaklarla oynamıştı. O eski oyuncağı elinde gören bir kenara atan o arkadaşı elinde görünce kıskanırdı, çünkü kendisine yeni alınırken bu kadar sevinmemiş ve sahiplenmemişti. Çocukluğu kalbini yaralasa da o bir şekilde bu yarasını sarmayı başarmıştı.


Gün öğle vaktiydi, büyüme vaktiydi. Şimdi oturduğu evinde bir masa vardı; masada küçük kırık bir vazo vardı. Bu vazoda kurumuş çiçekleri vardı. Artık zaman büyüme zamanının bahar ayıydı ve büyüdü. Bir duvarların dibinde oturur güneşle açar dışarıya çıkar, güneş batmaya yakın, batan güneşle kaybolurdu. Belki bir yerde veyahut ta başka bir şehirde yüreğindeki acılarını gönlündeki i karanlık bulutların dağıtarak saklanmış, bir yerde bir taşın altında yorgun uyurken sanki onu bekliyor hissine kapılarak ürperirdi. Anne ve babası küçük iken kaybetmiş olmanın acısı hüznü yüreğinde taptaze dururken, amcasının sahip çıkmasıyla öksüzlüğün acısını yüreğinde azaltarak yaşamıştı. Yaşı on dokuz olmuş, köyde Rüstem amcanın kullanmadığı bağ evinde yaşıyordu. Köyün dışında olsa da bu ev, sessizliğin fısıltıları ile huzuru buluyor ve yalnız yaşıyordu. Anlamıştı ta o küçük annesiz babasız kaldığı o günde aslında tek ihtiyacın bu dünyada bir anne baba tarafından sımsıcak sevilmek olduğunu fark etmişti. Şimdi bunu tekrar düşünerek yalnızlığını çocukluğundan kalan yanını unutturmaya yaramayan, ondan geriye kalan, bazen aç bazen tok yattığı pek önemsemediği hayatın pekte önemsenmeyen bir yanıydı sadece. Anne ve babası dün bugün veya yarın ölmüş aynı şeydi, sımsıcak bir kucaktan ayrı kalmak çocukluğundaki gibi aynı acıları yaşatacaktı biliyordu. En iyi zamanlarda en iyiyi yaşamasa da, anne ve babası ile yaşamış, sevgi dolu bir çocukluk yaşamış, şimdi o günleri şimdiki anne ve babasız günleri ile karşılaştırınca için için şimdi seviniyordu adeta.

Hayat bu insanı bir yerden alıp başka bir yere taşıyordu, sen en kadar ben gidemem yürüyemem desende alıp kendi elleriyle götürüyordu. Annesi dokuz yaşında babasını da on yaşında kaybetmişti. Annem babam olmadan nasıl yaşarım derken o zamanlar şimdi aradan on yıl geçmişti o yıllarda onu teselli edecek birilerini, yüce Allah göndermişti, zaten her sıkıntılı demlerde Allah kuluna yardım ediyordu. Mesela köyden şehre taşınan Ramazan dayı, şehirde yaşayamamış şehrin onca kalabalığın da yalnızlığın sıkıntılar içinde tekrar köye dönmüşlerdi. Ramazan dayının kızı Gülseren o zor acı dolu anlarında bir sırdaşı olmuş, acılarını onunla oynayarak atlatmıştı. Acılarından yalnızlığından teselli ile kurtuluşu idi, o acılı günlerinde Gülseren ona yardım etmiş, hayatını değiştirmişti. İçinde hüznü acısı da olsa güzel günlerdi, sanki yüreğinde Gülseren bir devrim yapmıştı. Yalnızlık dolu sokağına birden bahar gelmiş, o andaki tüm üzüntülerini Gülseren bir süpürge ile süpürmüş yok etmişti. İşte yine sabahın ilk ışıkları kahramanımız Murat sabah namazını eda etmiş, pencereden dışarıyı izlerken, Gülseren yine her sabah olduğu gibi eli ile hazırladığı kahvaltıyı getirirken gördü. Gülümsedi, hemen kalktı kapıya koştu. Gülseren kapıda görünce Murat’ı gülümseyerek.
-Selamun aleyküm hayırlı sabahlar, bakıyorum erkencisin yine benim gibi.
Murat mahcup bir eda ile.
-Aleyküm selam, her gün bıkmıyor musun bana kahvaltı öğlen akşam yemek taşımaktan?
Gülseren gülümseyerek.
-Ne zahmeti, zahmet mi olurmuş, nasılsa sofra kuruluyor ha bir eksik ha bir fazla, ne fark eder ki? Gel bizimle otur soframızda diyoruz onu da kabul etmiyorsun!
-Ama beni mahcup ediyorsunuz, ben kendim hazırlarım oysa…
Gülseren
- Âmâsı maması yok, olur mu hiç öyle şey, yoksa annemle benim yemeklerimi…
Murat hemen atılarak.
-Sevmez olur muyum yemeklerinizi, ama size zahmet veriyorum.
-Olsun hem böylelikle seni görmüş oluyorum sabahın seherinde, sen çocukluğumdan beri bana iyi geliyorsun.
Karşılıklı birbirlerinin gözlerine gülümseyerek bakarak, başlarını öne eğdiler. Sözlerini yarına taşıyarak bitirmemek adına birbirlerini sevdikleri söylemeyerek, yarına o güne o ana taşımanın heyecanı ile hala beklemekteydiler. Gerçi köyde herkes birbirlerine olan yakınlığı biliyor, birbirlerine bu aşkı da yakıştırıyorlardı.

Şimdi ufuklarda yaklaşan hayat gemisi, yeni umutları da taşıyarak kendisine doğru limanına yanaşıyordu. Hayat çocukluğunda gülmemiş olsa da, kendisini güldüreni yanına getirmiş olması, duyduğu acıları sıkıntıları hafifleterek, yeni umutlarla kendisine doğru yanaştığınızda hissediyordu bu arada. Hayattı bu kaçınılmaz olanı yaşamaktan kaçınılmayan… Gülseren sofrayı kurduktan sonra karşılıklı kahvaltı yapmaya başladılar. Gülseren
-Farkında mısın seninle kahvaltı yapmayı sofraya oturmayı çok seviyorum, küçükken de yaramazlık yapar yemek yemezdim, annem babam seni çağırır oturur senin ile bir tek yemek yerdim.
Murat gülümsedi
-Bak hala yine benimle yiyorsun, zaten farkındaysan bende sen olmadan amcamın evinde yemezdim seni çağırılar yine karşılık yemek yerdik.
Karşılıklı gülüştüler. Murat
-Sen gelirken leylakların olduğu Hüseyin amcaların bahçesinden geliyorum desem çok uzak, sen ne zaman gelsen Leylak kokuyorsun ama bu leylakların kokusu bambaşka.
-Hayır, ama göğsümde Leylaklar var, belki onun kokusudur tenimle beraber kokan.
Murat gülümseyerek.
-İşte şimdi oldu, zaten bu köyde bir leylak gibi kokan sen varsın ve koynunda taşıdığın için böylesine güzel ve sen kokuyor.

Gülseren tatlı tatlı gülümserken, yanakları da elma gibi kızardı.

Mehmet Aluç

5 Temmuz 2016 Salı

Gazze De Bugün Çocuklar Neşeyle Güldü


    
Gazze de bugün çocuklar neşeyle güldü
Yola çıktı yardım gemisi işte kara göründü
Bu bayram sabahı çocuklar Gazze de neşeyle güldü
Vardı Türkiye’m den yardım gönüller güldü
Ön ayak olanlardan Allah razı olsun şimdi oldu
Mazlum az güldü hayat biraz nefes aldı

Kimisi der bu anlaşma yapıldı niye
Önce baba olmak gerekir işte böyle
Oradakiler kardeşimizde ondan öyle
Ağzı olan konuşmasın bir öyle bir böyle
Yaşananları görmek gerekir orada saniye saniye
Vardı Türkiye’m den yardım gönüller güldü
Ön ayak olanlardan Allah razı olsun şimdi oldu

Mazlum az güldü hayat biraz nefes aldı
Cumhurbaşkanımız sağ olsun var olsun
Şimdi bu siyasettir diyenler yok olsun
Mazluma yardımdır öncü olanlar sağ olsun
Mazluma koşan kim ise o adamım olsun
Vardı Türkiye’m den yardım gönüller güldü
Ön ayak olanlardan Allah razı olsun şimdi oldu

Mazlum az güldü hayat biraz nefes aldı
Mazlumun derdi kimilerine kaygıdır
Kimilerine değildir bir parça saygı
Onlarda bizim gibi insan ama mağdurdur
Allah C.C. kul olmak mazlumla olmak insanlıktır
Vardı Türkiye’m den yardım gönüller güldü
Ön ayak olanlardan Allah razı olsun şimdi oldu

Mazlum az güldü hayat biraz nefes aldı
Bu bayram aldığım en güzel sevinçli haber budur
Yıllardır buruk yaşarlardı şimdi en doğrusu budur
Kardeşimizdir yüreğimiz yanar oda kuldur
Bunu bilmeyenler zaten nefsine kuldur
Vardı Türkiye’m den yardım gönüller güldü
Ön ayak olanlardan Allah razı olsun şimdi oldu
Mazlum az güldü hayat biraz nefes aldı

Kul Mehmet’im gurbete yalnız geçen en güzel bayramındır
Bu sevinç yalnızlıkla geçen bayramıma cennetten gülüştür
Ön ayak olanlar imanlarıyla hakka halk ile yürüyüştür
Bundan gerisi abesle iştigal kardeşlerimizden ayrılıkla ölüştür
Vardı Türkiye’m den yardım gönüller güldü
Ön ayak olanlardan Allah razı olsun şimdi oldu
Mazlum az güldü hayat biraz nefes aldı nurla doldu
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

17 Temmuz 2015 Cuma

Cennet Ve Cehenneme Ne Gerek Vardı Sorusu İle Çıkmaza Girmek İçin Çabalar Dururuz.




Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam şefaatçimiz, Habibimiz, önderimiz, insanların en hayırlısı tevhid ve sünnet muallimi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ashabına ve onun yolunda gidenlere olsun.

Bu âlemde yaşayan aklı ermediği halde her türlü soru ile çıkmaz düşen biz kullar, bazen Cennet ve cehenneme ne gerek vardı sorusu ile çıkmaza girmek için çabalar dururuz. Yani Çalışmadan kazanmanın, kazanmadan yemenin peşindeyiz her zaman olduğu gibi.
Bu soruyu soranlar inancı kıt olan, her zaman ben kazanayım diyenlerin sorusudur. İman eden i kalp gözünü nur kuran ve sünnet ile açanlar, Hakk'ın tükenmez hazinelerine açan nurdan bir anahtar olduğunu bilir, iman ederek teslimiyet ile bu tükenmez bu anahtara sahip olarak dünyanın en zengini sayılır ve bu soruyu sormazlar ve cevabını da bilirler.

Evvela bu dünya da altın gönüllü olanlar ve gönlü çöplüğe dönmüş olanların ayrılması gerekir yani kısacası iyi ve kötünün ortaya çıkması gerekir ve buda yüce Allah(c.c.)’ın kulunu imtihan etmesi ile mümkündür. Allah bunu görmek ister dünyada ve karşılığını da ahirette vermek için. Rahmeti merhameti şefkati ile bu iyi olan kulunu karşılamak Ve nur gül kokulu peygambere komşu etmek için

“Müminler sadece “İman ettik” demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler? Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. Allah elbette şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir.” (Ankebut, 29/2-3)

Şimdi Yüce Rahman kulunu imtihana tabi tutmasaydı kulunu hepsini cennetine koysa idi bu adil olmazdı hakiki adaletine de ters düşer, itaatsiz merhametsiz kul her istediğini yapmak yakmak yıkmak ile yaptığının yanına kar olarak kalması adil olmazdı, masum olanın hakkını kim koruyacak ve alacaktı… Rahmet ve şefkat sonsuz yüce Allah (c.c.)kendisine itaat edenleri mükâfatlandırmak suretiyle onları Rahmeti merhameti ile kucaklamayı istediği gibi, izzet ve celal de ile de bu âlemde haddini bilmeyen isyan edenleri adaleti ile cezalandırmak hak ettiği karşılığı vermek sureti ile suretiyle onlara hadlerini bildirmek için cennet ve cehennemi yarattı ve merhametli olanları kendine itaat edenleri cennetine, itaat etmeyenleri isyan edenleri yakıp yıkanları ise cehennemine koymak içindir.

Merhametli ile merhametsizi aynı kefeye koymak, adil olanla olmayanı aynı mükâfatı vermek ne kulun hoşuna gider nede buna Allah (c.c.) izin verir. Çalış kazan harca, yan gel yat yok… Kul Merhameti imanı ile cümle kulları sarıyor koruyor ömrünü onları korumak için harcıyor, diğer kulda bu güzel koruyan kulun koruduğunu yakıyor yıkıyor ve karşılığında da ikisi de aynı mükâfatı alsın bu adil olur mu? Adalete sığar mı? Buna Yüce Allah(c.c.) razı gelir mi idi? Tabi ki hayır, bunu düşünmek bile kulu isyana sürükler… Hem birlikte yaşamayı sevme, hem özgür düşünce ve birlikte olmanın yollarını kapat ondan sonra mükâfat bekle yok böyle bir şey! Zehir aksın dilinde ve gönlünde, ondan sonra utanmadan edepsizce bal iste!

Değil mi ki Yüce Rahman her gecenin bir sabahını yaratmış, her karanlığın bir aydınlığı olduğunu gece ve gündüz ile kuluna gösteren yüce Rahman, her sıkıntının mutlaka, ferah ve rahatlığa bir geçiş olduğunu söylüyor, ayrıca Nur Kuran ve nur Resul’de sünneti ile dertler içinde sabırla yol alması gerektiğini söyler iken, sıkıntı ve dertlerin sonunda sabrının ve Kuran ve sünnet ile olmanın karşılığını ile Ahirette karşılığını iyilikle alacağını söylemiyor mu?

Nur Kuran yüce Allah’ın kelamı
Sen değer verme sonrasında kullara da verme selamı
Merhamet ile gezme şeytan ile zalim ile dolaş ey zalimin adamı
Sonra bu edepsizliğinle utanmaz ahirette bekle sen güzel mükâfatı
Mükâfat olarak alırsın cehennemi yanmak için zalimin adamı

Kul Mehmet’im der ki bu can Allah’ın emaneti
O cana zulüm etmek caiz değil bekleme mükâfatı olmasın beklenti
Merhamet ile olursan kazanırsın ahirette, olsun sende böyle bir birikinti
Kuran nur sünnet ile merhametle ol işte sana sonsuz bir garanti.

Mehmet Aluç (Kul Mehmet)

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç