Bu Blogda Ara

sokak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sokak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2016 Pazar

Çomak Sokar Gözlere

kim neden niçin çomak sokar gözlere
kalabalık caddeler ki hepsi çıkmaz sokak
basamak basamak hicran girmiş hanelere
yok mu basireti ile sokaklara girip açacak
 
durduran çıkmaz mı çıkmaz sokağa koşanları
makas eline alıp hicranı bölemez mi vuslata
kolların açan yok mu yolda garip kalanlara
yok mu basireti ile sokaklara girip açacak
 
elinde olan çomağı almalı vurmalı ensesine
bu sokaklar kaldırımla bırakılır mı yalnız böylesine
bu sokaklar evler hasret bir insan gülümsemesine
yok mu basireti ile sokaklara girip açacak
 
ölüm yok mu böylesine çomak sokanlara
varmış varmış şükürler barhana barhana onlara
davasızlık davayı yıkamaz cana can olan varsa
yok mu basireti ile sokaklara girip açacak
 
kul mehmet'im batmaz güneş sadece akşama batar
yakışmaz evinde yan gelip sessizce olanlara bakmak
iman gönülde yıkılmaz paslanmaz saray olur mu yıkmak
yok mu basireti ile sokaklara girip açacak
 
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
Barhana:Göç

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

10 Mart 2016 Perşembe

Gideceğim



Sen yüreğimdeki acıyı hissetmeden
Kaprislerinle sen saklambaç oynarken
Özlemlerini tek tek uçuruma atarken
Sana yaranmanın sancısını yaşamadan
Seni ve sokakları terk edip gideceğim
Seni terk ettiğimi sen bile bilmeyeceksin
Yüreğimdeki bıçak yarasının izini görmeyeceksin
Sokaklar sensiz olduktan sonra
Sahildeki martılar uçmadıktan sonra
Beklenilen gelmedikten sonra
Burada kalmanın ne anlamı var
Afetler kol gezerken bedenimde
Seni ve sokakları terk edip gideceğim

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

17 Ocak 2016 Pazar

Üstüme Örtün Geceyi




Üstüme örtün geceyi yârim den ayrı kalmışım
Karanlık gönlüme kılıf olur üşenmeyin örtün geceyi
Hasret sokaklarında hep gezdim bana siz acımayın
O yar bana acısın onsuz kaldım örtün üstüme haydi geceyi
Bırakın hiç uyanmayım hep uykuda kalayım
Ayrılık zehirli ok bırakın uykuda kalayım uyandırmayın beni
Yazdım tüm şiirlerimle bıraktım kalemimi neden diye sormayın
Gönderdim yâre şiirlerimi beğenmez ise sakın kızmayın ona
Şiirlerim benim gibi üşür rüzgâr eserse benim üstüme örttüğünüz gibi
Üstüne siz geceyi örtmeyin baharları örtün bahar koksun
Ah o vefasız yar kendisine yazdığımı anlasın hatasını bilir belki
Ya da bırakın benim gibi yabancı kalsın bir köşede okunmasın
Parçalayın yüreğim gibi nasılsa değeri yok benim gibi
Silinsin yârin zülfünde silinen ellerimin izi gibi üzülmeyin
Ben alıştım artık örtün üstüme geceyi daha fazla işime karışmayın

Mehmet Aluç

9 Aralık 2015 Çarşamba

Gönül'ün gönül'e yakınlığı...




  Gönül'ün gönül'e yakınlığı cennetten bahçelerinde çiçekleri açtırır, kokusu evi mahalleyi şehri sarar, hatta o çiftin mutluluğu gönülleri sarar, herkes böyle bir mutluluğu yakalamak için gayret gösterir? Hangi zamanda? Ne zaman? Nerede? Kim yapar? Nasıl yaparız? Binlerce soru ile dolu bu güzelliği gerçekleştirmek için! Aslında çok kolayda ah egomuzu benliğimiz bizi yok eden bu benliğin kapısına yapışmış elimiz gönlümüz bir serbest bırakarak özgürlüğe bir koşabilsek o zaman olacak. Lakin ama velhasıl nasıl becereceğiz?

   Bu dünya gelip geçici imtihan dünyası bunu unutmazsak, yaptıklarımızdan hesap vereceğimizi bilsek ne kadar güzel olacak, dünya hayatında cennet hayatını yaşamış olacağız. Kendimizi yok edenlere bağlı olmaktan kurtularak, güzelliklere götüren var eden mutlu edenlere bağımlı olsak, ah gel gör ki egomuz arzularımız nefsimiz buna izin vermiyor! Verse bilene biz istemiyoruz, alışmışız iyi olmayanla yaşamaya, sanki bize kaba geliyor sevmeler, sarılmalar gülmeler! Gönüllerimiz hep son baharı yaşıyor, güzelliklerimiz dallarında bir bir yere dökülüyor, birbirimizin sevgisine ihtiyacımız olduğunu bildiğimiz halde, yok olmaya uçuruma düşmeye yakın aklımıza geliyor, heyhat o zamanda etrafımızda kimsecikler olmuyor.
   Geceleri sokakları aydınlatan sokak lambaları gibi, gönlümüzde sevginin lambaları hiç yanmıyor hep sönük! Kim fişini çekti neden? Niçin? Niye? Ne mantıkla çektiğinden de haberimiz yok! Tam bir keşmekeş muamma! Şöyle elimizle yüreğimizi yakan nedir diye elimizle bir yoklasak, gönlümüzün var olduğunu anlayacağız amma bunu da yapmıyoruz! Herkes bir köşede kendi yalnızlık kâbus dolu dünyasında, araya betondan duvarlar örmüş oturuyoruz!
   Acaba sevmenin yolunda yürüyünce çok yoruluruz diye mi korkuyoruz? Oysa sevgisizlik yolunda koşarken nefesimiz ömrümüz bitiyor, yorgun bitap düşmekten bir adım dahi atamıyoruz, yok oluyoruz... Ellerimizi ayaklarımızı gönlümüzü kıran bu sevgisizlik yolunda hala yürümekte ısrar ediyoruz. İnşallah en kısa zamanda Yüce Rahman'ın izni ile bu yok oluştan kaçarak, yeniden sevgi ile dirilmenin yolunda yeniden el ele gönül gönül'e var olur güzelliği ile mutlu yarınlara yürürüz inşallah. Selam ve dua ile.

Ah bakıyorum sevgisizliğe koşuyorsun
Nereye koştuğunu bilmeden
Yolda ayağın takılarak düşüyorsun
Yüreğinle beraber dizlerin kanıyor
Görmüyorsun hala düşmenin yolunda
Yoluna devam ediyorsun bilmiyorsun
Görmüyorsun
Hissetmiyorsun
Yağmur gibi sevgisizlik yağıyor başına
Kocaman taşlar gibi
Kendini sevgi ağacının altına
Alıp korunmuyorsun
Kanıyor bütün vücudun
Hala görmüyorsun
Bilmiyorsun
Hissetmiyorsun
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

Sen Var Kaybolmuşluğunla Yaşamaya.



Sıcaklık sevgiyle başlar
Oysa ben terk edişinle
Kızgınlık dolu
Sıcaklık duyuyorum
Benimle sokaklara taşan
Beni kor alev yakan
Masmavi göğün
Düşleri yağar diyordum
Külleri yağdı başıma
Hadi neyse
Verseydin gitmeden bir buse
Görünüşün kalbimde kalsaydı cüsse
Döndün gittin ya
Arkada gördüm sadece bir ense
Elinde yüreğimi söken o pense
Aşkımızı
İsyanının bayrağına ne diye diktin
Nefret ederim bilirsin ben isyanda
Nasılda terk ettin bir anda
Seni canım sandığımda
Yüreğime sakladığımda
Sen terk ettin gittin
Ben ağladığımda
Arkanı dönüp bakmadın
Ben yıkıldığımda
Kalkmaya çalışırken kalkamadığım da
Haydi neyse
Artık af etmeyen
Yitik sokakların bekçisiyim
Yolun düşerse uğrama
Sana kapalı
Yıkayım diyorum hasretliği
Senin gözlerin gibi bakınca
Yaklaşamıyorum yanına
Sen kim bilir şimdi nerdesin
Hangi kollardasın
Ama ben hala
Seninle yakıyorum
Gönül lambamı
Akşamın karanlığı ile söndürüyorum
Sendeki karanlığı anlamak için
Ama boğuluyorum
Koşuyorum sahile
Denizdeki yakamozların
İçinde kayboluyorum
Hala seni anlayamıyorum
Haydi neyse
Ben düştüm hapise
Sen giy pembe elbise
Hasret kalsam da gülüşe
Sanma yürüyorum güneşe
Yine sendeki karanlıkta kayboluyorum
Sana da kızamıyorum
Sadece nefret ediyorum
Sonrasında üzülüyorum
Artık bir şey söylemiyorum
Ben gidiyorum kaybolmaya
Sen var kaybolmuşluğunla yaşamaya
Devam et.
Mehmet Aluç -Kul Mehmet-

5 Aralık 2015 Cumartesi

Retorik sözler ölüm kusarken...



Ölümün küf kokmayan taze kokusu sokaklarda
Ölüme ışıltılı bakan parlayan o gözler sokaklarda
Eller sanki çapraz bağlanmış
Herkes nefrete koşmaya mecbur bırakılmış
Yalnızlığın korkunç sızıntısı
Akarken kanalizasyonlarda
Halk kendi diliyle
Serseri olmuş
Kendine sahip çıkamayan millet
Oyuncak olmuş
Kukla olmuş
Kahır kokuları küf kokarken gözlerde
Yüreklere her saniye vurulan
Kırbaç sesleri
Retorik sözlerin bakışlarında
Ölüm kusarken
Sokakları bangır bangır yıkarken
Geri dönmeye
Nefreti bırakmaya
Pek niyeti yok halkın
Yumruk yerken balyoz gibi
Yüreğindeki cevherden habersiz
Alın yazgısıymış sanki bu yaşam
Ticaret için sokağa çıkan
Ticaretini sokağa döken
Retorik sözlerin ustası kan kokarken
Halk
Nefret kusanların elinde oyuncak
Kukla olmuş halk
Ellerinde yüreklerine sapladıkları hançer
Ve kan akarken damla damla bedenlerde
Yüreğindeki cevherden habersiz
Alın yazgısıymış sanki bu yaşam    
Barikat kurarken
Barikatların altında ezildiğinden habersiz
Özgürlük şarkısı çalarken
Prangalar vurulurken
Sahte özgürlük şarkısı altında
Direnişle parçalanırken bedenler
Ruhlar yarınlar
Ölüm sunarken
Son bir anda ölümün gözlerinde
Kendi çaresizlik dolu feryadını
Ölümün gözünde görürken
Son nefeste öldü hepsi birer birer
İtaatkâr olmak güzelliğe çok güzelde
Çirkin olana itaatkâr olmak
Öldürüyor be can kardeşim
Özgürlük sevdası değil onlar
Özgürlük düşmanı kokar nefesleri
Özgürlüğü yıkmak için açılır gözleri
Yeni bir gün doğacak derken
Dünden o yeni doğan günü öldürdüler
Her bir ayaklanmada retorik sözlerle
Yıkılan halk
Kalkamamanın sancısını yazgısını silemezken
Her ayaklanmada direnişte
Ayaklanan ezilen yüreğindir
Direniş sunmayan o çağrı
 Senin özgürlüğüne sabote etmektir
Baksana gözlerine nefret kaynıyor
Kasasındaki doların
Tıklım tıklım dolmasının sevinci var
Gözlerinde
Arama cevap sorulara
Cevap yok yok edildi
Sahte cevaplar milyonlarca
Derde derman olmayan
Gülümsetmeyen
Anlamak isteyen yine anlamayacak
Anlamanın önü kapalı
Sahte gülümseyen anlamalarla kaplı
Anlayışların kızlığını bozma
Tecavüz ederek ırzına geçme
Haftalar öncesinden planlanmış
Sahte gülüşlerle her yer süslenmiş
Anlaşılmanın anlaşılmaması için
Son bir makyajla
Sarışın bir kadın
Tanga giymiş elbisesiz
Şuh adımlarının eşliğinde
Çırılçıplak yürürken
Koluna takılmış
Anlaşılma anlaşılmasın diye yüzünde
 Ölüm kokan için sahte bir gülücük
Özgürlük vaat etmeyen pranga
Pırıl pırıl yürürken
Yıkıma doğru
Hayatları
Gülücükleri
Zincirleyenler
Paşa paşa ellerinde dürbün ufukta izlemekte
Kasalarının açılan o gıcırtılı kapısının sesi
Yeni paraların kokusunda
Sayılan paraların hışırtısında
Mest olurken
Ölenler kimin umurunda
Özgürlük kimin umurunda
Yarınsızlık kimin umurunda
Vahşet dersen o nedir ki
Yeni değil ki
Koltuk dersen
Bak bu çok önemli
Alışmış kıçı kalkmaya üşenir
Kalksa ne yapacak
Bir tane insan fazla ölecek
Sokakta
Koltuk kavgasında başka bir şey yok
Ölüm dersen dünkü tanıdık
Toplarken aynalı sazan gibi
Her şeye maydanoz gibi atlayanların
Cesetlerini
Dilinde yarınların şarkısı
Duymaz artık ölümlüler


Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

Retorik:Güzel söz söyleme, hitabet sanatı.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Ben Daha Ne Söyleyeyim.



Yürekler katı söyleyin merhameti kim sattı
Gece gündüz duyarsızlıkla kimler yattı
Bir damla mutluluğu reva görmediniz
Söyleyin size daha ne söyleyeyim

Gözümden akan yaşı silen yok
Sizin ise her gün karnınız tok
Yarınlarınız sımsıcak gülümser
Benim yarınım karanlık kaldı mı iyimser
Söyleyin size daha ne söyleyeyim

Kanar yüreğim saracak doktoru var mı?
Söyleyin bu çektiğim bana reva mı?
Bir merhaba sözcüğü size çok mu zor
Anne baba sevgisi yakar yüreğimi kor
Söyleyin size daha ne söyleyeyim

Hayat denilen hayatta sınıfta kaldım
Kışın soğuklarda kaldırımlarda yattım
Bir gülümsersiniz diye suratınıza baktım
Suratınızdaki nefreti görünce hemen kaçtım
Söyleyin size daha ne söyleyeyim

Gözlerim kapanır uyku ile
Uyuyamam yatacak yerim yok bile
Korkarım donarak ölmekten mezarım olmaz diye
Mezarım olsa da Fatiha okuyan olmaz bile
Söyleyin size daha ne söyleyeyim

Sokak çocuğu olmayı ben mi istedim
Günah işlemedim tokat yemeyi ben mi seçtim
Beni sımsıcak biraz sevin dedim
Yüzüme bakmadınız viran sokaklara attınız
Söyleyin size daha ne söyleyeyim

Kul Mehmet’im elif kardeşimden ilhamla yazdın
Yazdın da yüreğin parçalandı sende çok kızdın
Kızsan da değişen yok sende sınıfta kaldın
Söyleyin kendime ben daha ne söyleyeyim
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-
Not: Elif Karabulut kardeşimin- Kırık Mercek-

Şiirinden ilham alarak yazılmıştır.

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Yarına Koşturan Sözlerin Umutların Sokağında…



Umutsuzluk denilen his, insanı kemiren başını taşlara vurduran, çaresizlik onu takip eden elini kolunu bağlayan ve ardında ölüm gibi sessiz bırakan bu üç hal durum kelime mümin için hiçbir anlam taşımaz. Umutsuzluk, çaresizlik ve ölüm üçlüsü mümin için anlam ifade etmeyen Âlemleri yaratan yüce Allah(C.C.) teslimiyet ile anında yok olan bir olgu ve histir… Umutsuzluk müminde yoktur, olamaz her derdin çaresi umudu, sabır ile Rahmanda vardır bilir. Çaresizlik ise zaten kul çaresiz olduğunu bildiği ve Rahmana sığındığı anda çaresizliğine dertlerine, yine sabır ile çareler bulur, ölüm denilen inançsız kulların korkulu rüyası, mümin için yeniden sonsuz hayatın köprüsüdür. Rahman ve gül kokan Resul ile buluşma visaldir.

Mümin yüreğinde, hain düşüncelerin çırpınışlarına hiçbir zaman inancı gereği yer vermez, hatta fırtınasını estirtmez, hasret yüreğinde sahilde kayaları vuran dalgalar gibi yüreğini vursa da vuslatın en sonunda geleceğini bilir, fazlası ile üzülmez ve yine sabır dua ile Rahman’dan yardım ile bekler. Hayatın her anına birlikte rahat uyuyarak aralarında çelişki, vesvese katmadan her an yakalanmış bir sevda gibi, Rahmana teslimiyet ve ondan gelecek her türlü yardımı, sabır vadisinde denizinde yüzerek, sabırla ömrünü tamamlamanın ve beraber yaşadığı insanlara da, yardım ederek merhameti ile derman olmanın, peşinde hayatına devam eder.

Hem kendisi hem de diğer insanların geleceği için, güzel hayaller kuran ve bu yolda çalışan kulun haline inançsız olan, hiçbir zaman akıl ve sırrına erişemez, boş gözlerle anlamsız gözlerle bu halini anlatan, boş sözlerin sahilinde şaşkın gezerek bakar. Tabi idrak ederde imanı anlamaya gönlüne almaya kalktığı anda her şeyi anlar tebessüm ile gülümser, gözlerinde sevinç ve mutluluk yaşları şükür ile dökülür. Artık o kulda her an çaresine derman geleceğini ve âlemler yaratan yüceler yücesi, kerem Rahmet sahibine teslimiyet ile anlar ve o anlamsızlıklar ve kaos dolu başka düşüncesizlik, anaforunda kurtularak her an gülümseyerek hayatına devam eder.



Her gün artık yeni bir gülümseme ile uyanır, hayatın ne kadar kolay olduğunu-zorluk olsa da her zorluktan sonra kolaylığın geleceğini bilerek- anlar ve zorda olanlara yardım eli uzatır ve her an gülümser. Hayatın sonuna doğru gittiği ve bitmeye doğru gittiğini ve sonucunda yok olmayacağını ve yeni hayat ile hayat bulamayacağını bilir, eski anını unutur yeni hayatın başlangıcı ve vuslat ve visal ile karşılaşacağı ölüm için iyilikler yaparak, hayat heybesinin içini doldurmanın peşinde gülümseyerek koşar koşar koşar.


Artık nedensiz değildir, öylesine sakindir çıkarsız her şeyi sevmenin ikliminde diğer insanlar ile gezmenin, güzel ve çıkarsız hayaller ile el ele omuz omuza yaşamanın tadını çıkarır, işte iman ve teslimiyet böylesine güzel ve mutluluk vericidir. İşte bu nedenle şeytan ve yardakçıları kulun bu mutluluğu yaşamasına izin vermemenin telaşında olduğu gibi, kendisi de yaşayamaz! Sen anlarsın koskocaman âlemlere sığmayan iman aşkını yaşarsın ve ötelere taşırsın, bundan başka mutluluk var mıdır? Yüreğinde kıpır kıpır yarına koşturan sözlerin umutların sokağında huzur içinde yaşamaktan daha güzel ne vardır?Selam ve dua ile kalın kardeşlerim,muhabbetle kucaklarım cümlenizi.
Mehmet Aluç (Kul Mehmet)

15 Haziran 2015 Pazartesi

Yeni Gönül Sokaklarında Geziyorum



Yeni Gönül Sokaklarında Geziyorum


Sevda bir yürek işiydi, cesaret ile merhamet dolu gönlün kapılarını açmak canan için gönlünde güller yetiştirmek değil miydi?

Hayallerini bir kenara atarak, cananın hayalleri peşinde koşmak değil miydi? Cananın gönül sokaklarında gezmek, mutluluk çiçekleri gönlüne ekmek değil miydi ey cananım?

Ben seninle yürüdükçe gönül sokaklarında sen benden adım adım uzaklaştın ve gözden kayboldun, gittin! Ben hala önüme bakıyorum ve yürüyorum senin gönül sokaklarında sensiz! Bilmem sen ne yapıyorsun bensiz başka sokaklar da?

Ya ben sevmeyi yanlış bildim galiba, sanırsam olabilir amma desem de sen yanlış bildin ey cananım… Hala gönlüm direnmenin karanlık olsa da gönül sokaklarının izbe köşelerinde seni bekliyor… Ben yürüdükçe vurgun yesem de, gözlerimde kanlı yaşlar aksa da veda etmeden gidişinin hançeri hala sırtımda her adım attıkça biraz daha saplansa da, sensiz kalmayı bana uygun gören Rabbime şükür ediyorum.

Gülümsemeyi bilmeyen seni benden uzaklaştırdığı için, yaramla beni yalnız bırakmayarak senin karanlık gönül sokaklarından kurtarıp, yeniden tertemiz gülümseyen gönül sokaklarına çıkardığı için.

Şimdi ben yorulmadan yeni gönül sokaklarında geziyorum mutlulukla ellerimi semaya kaldırarak dilimde şükür ile hayatıma devam ediyorum, sen nasılsın umursamıyorum, hatta hiç düşünmüyorum, düşünmeyeni düşünmek, merhamete ihanet olur biliyorum… Avuçlarımda sakladığım gözyaşlarını döktüm senin gibi karanlık olan, dehlizlerin dibine.

Hala dik duracak kadar gönlümde aşk ve inancım var çok şükür… Seni kalbime sığdırır iken bana yer kalmıyordu şimdi hem kalbime kendimi hem de dünyayı sığdırıyorum, gökyüzünde uçan bir martı gibi uçuyorum hayatın gülümseten yollarında. Duyguların dilini bilen anlayan yeni canan bulmanın heyecanı ile göz bebeklerimde gülüşünü bulmak için yürüyorum yürüyorum…

Gönülde şafakları söken sen gibi olmayan, gönülde şafakları gülüşü ile aydınlatan, gönlünde bahar çiçekleri açtıran yeni gülüşler için gülümseyerek yürüyorum… Seni yengeçlerin dağıttığı kumlara gömdüm ve unuttum… Şimdi yollarıma dökemediğin dillerin ile, sözlerinle kal baş başa.

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

24 Mayıs 2015 Pazar

Senden Uzakta Uçurumlara Düştüm



Takvimsiz sarı yapraklar gibi düştün gönlümde
Şiirler yazamadım o takvim yapraklarına
Senin için
Akıp giden yorgunluğum mani oldu
Ulaşamadım sana
Yazamadım sana
Gülüşlerine yetişemedim
Bakışlarını göremedim
Bende takvimsiz yapraklar gibi düştüm
Sensizliğin uçurumlarına
Ondan sesimi duyamadın
Soğukta kalmış gibi üşüyorum
Sözcüklerim havada uçuşuyor
Yokluğuna bilet kesen hasret
Sensizliğin seansına yönetmen olan yalnızlık
Attı beni senden uzağa
Uyuşuk dudaklarım
Cenneti ve seni özler iken
Yüreğimde akan kan yüreğimi yakar sensiz iken
Küf kokusu sarmış etrafımı
Takvimsiz solan yapraklar gibi düştük
Sen ayrı bir köşeye
Ben senden uzakta uçurumlara
Hasretim sancılarımla sensizliğin doğumunda
Ha doğdu ha doğacak
Zaten sensizim
Doğsa da olur doğmasa da
Bir sokak çatışmasındayım
Ortada kalmış
Ne yana gitsem kurşun
Mutluluğumuz çalınmış iken
Ne yana kaçsam aynısı olacak
Ne bu telaş
Doğrul kalk
Ne olacaksa olsun
Kavganın peşinde yürü
Ya kazan
Ya kaybet
Kaçırdığın hayatın istasyonlarına koş
Kaçan yarınlarını dünü yakala
Yapraklı takvimlere aşkın yaz
Okusun anlasın aşkını
Yaz şiirlerini doldur koynuna
Okusun 
Gülsün

Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç