Bu Blogda Ara

yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2016 Çarşamba

Yalnızlık Söyler Misin Acep Nedir?

  İnsan! Tepeden-tırnağa, sen arzu, dileksin
  Nefsinde doyumsuz, fakat aşkında meleksin
  Zulmün yüzüne hak denilen silleni çeksen,
  Sillende mühürlenmiş o gayrettedir Allah
  (Bahtiyar Vahap zade-Ya Nedir Allah- şiirinde)


Yalnızlık Söyler Misin Acep Nedir?

yalnızlık ile ilgili görsel sonucu
Düşün bakalım ey insan
Dünyanın en ağır yükü nedir
Taşırsın sırtında sen kendinden habersiz
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

İnsan gönlünde sevmeyle insandır
Yalnızlık dediğin kendini yiyen andır
Yalnızlık Allah’a mahsus kula değildir
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Eser kıştan borandan bir rüzgâr
Gece gündüz üstüne yağar kar
Gecesi gündüzü her an olur dar
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Gözden akıtır ince ince yaşlar
Eğilir öne kalkmaz başlar
Gönlünde ağırlık yapar taşlar
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Dimdik beli söyleyin odur büken
Ağlayarak hiçbir an gülmeyen
Canlı canlı yaşarken ölüm gelmeden öldüren
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Her düz yolu eder yokuş
Yokuşta insan yaşar yok oluş
Bu değildir büyük bir buluş
Bu kahr oluş yok oluş
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Her derdine ortak bulunmaz
Yanına yaklaşılsa durulmaz
Gönülden vurulsa ona sarılmaz
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Bir dileği içinde saklamaz
Canın içinde gezer cana can olmaz
Hak yolunda gezdirmez aradığın bulunmaz
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

İdrakten uzak eder güldürmez
Ömrü heder eder bitirir gider sevmez
Şafaklara vardırmaz gönlü sevdirtmez
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Kul Mehmet’im bırak bu yükü taşıma
Sen birlikte bire var yalnızlıkla yarışma
Kulun derdine karış hayatına karışma
Gönül vardırmazsa ayaklar hakka varmaz
Hak kulunu sevmezse dünyada yaşama hakkı olmaz
Yalnızlık söyler misin acep nedir?

Mehmet Aluç-Kul Mehmet 

2 Haziran 2016 Perşembe

Bomboş gidiyor kervanımız

Neler çektik neler nefis şeytan sözünden
Tahammül ederek koştuk bomboş olanın peşinden
Yaşadığımız kaos yalnızlık rüsvalık bunun yüzünden
Gönül gözü kapandı bomboş gidiyor kervanımız

Görünmez mi bak nefis şeytan dünya boşa yürüyor
Yüce Rahman içini imanla güzellikle doldurun diyor
Bilmem bu kendini bilmez kullar halini neden görmüyor
Gönül gözü kapandı bomboş gidiyor kervanımız

Nur Kur'an Nur Sünnet değil mi bize olan yasa
Neden bilinmez haramla doluyor tıklım tıklım kasa
İnsanlar katl ediliyor çıkar için baksana hülasa
Gönül gözü kapandı bomboş gidiyor kervanımız

İman var iken benlikle parçalanır ikbalimiz bin bir yerinden
Yanlış öğüt bilgiyle bizi parçalarlar inanın en derininden
Onca yiğitler ölürken onlar bakıyor gülerek pencerelerinden
Gönül gözü kapandı bomboş gidiyor kervanımız

Rahman'dan Nur imandan kardeşlikten başka yok bize tabip
Nurdan Nur iman acep neden gelmiyor bize cazip
İman edenler imanlarıyla her zaman değil midir galip
Gönül gözü kapandı bomboş gidiyor kervanımız

Kul Mehmet'im hak yolda her zaman vardır ihsan
Nefis şeytan dünyayı bırak iman yolunda koşsan
Tehnada halin arz et Rahman'a imana sen varsan
O zaman gönül gözü kapanmaz bomboş gitmez kervanımız
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

23 Şubat 2016 Salı

Ara Leyla’nı Yalnızlık Uçuruma Çeker


Leyla’yı arayan o gözlerimiz yok artık
Leyla yerine biz hasreti gönül’e sardık
Yolların başında ortasında yalnız kaldık
Ara Leyla’nı yalnızlık uçuruma çeker

Divane gezme aşkla gezen yazıktır cana
Bak il il hasretle geziyorsun yana yana
Derdini sen anlat sana can olacak cana
Ara Leyla’nı yalnızlık uçuruma çeker

Leyla’n yanında olmayınca sabah hiç olmaz
Serap seni bak aldatır kimse seni sormaz
Aşk la sevdiğini aramayan adam olmaz
Ara Leyla’nı yalnızlık uçuruma çeker

Sevk etme sen kendini derinden o kedere
Yaşadığını sabırla yor sen bu kadere
Aramazsan Leyla’yı söyle sana kim vere
Ara Leyla’nı yalnızlık uçuruma çeker

Kul Mehmet’im sevmeyen gönüller aşka küser
Aşk ile sevmeyen kulun tüm neşesi biter
Gönül aşk ile sevince rahatlar genişler
Ara Leyla’nı yalnızlık uçuruma çeker
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-




21 Ocak 2016 Perşembe

Sen Girerdin Odama



Itır ıtır kokarken saçların
Yarınları örüyorum ölü topraklar üstüne
Itır ıtır esen saçlarının kokusu
Toprağa damlarken
Solan çiçekler yeşeriyor toprakların üstünde
 Isıtır beni saçlarının ıtır kokusu
Gizli gizli ellerime dolanırken
Sabah güneşi sevdanla üzerime doğarken
Senli nasibi beklerim yeryüzünde
Sil baştan başlıyorum senli düşlere
Öptüm ruhunu koydum cebime

Masum gülüşün ısıtırken yüreğimi
Gülümsüyorum ben sana senin gibi
Ay doğar gecelerime avucumda sen
Yüreğimde hep sen sen sen benimlesin
Sensizlik çığlıklarımı hapis ettim gecelere
Zamansız ölümlere açıkken kapılarımız
Bir gün sen koşacaksın zamansız ölümlere
Bir gün ben koşacağım seni aşk ile sarmaya
Şimdi yoksam yanında
Sen gittin ise zamansız ölümlerle
Yok, olmam seninle değilim demek değil
Seninle olmak için hızlı adımlarla koşarken
Zamansız ölümlere sana sonsuz kavuşmaya
Gelmek için sana yoldayım seninleyim
Ellerim buz gibi uzatayım tut ve bak
Sensizlikten üşüdüm bak avuçlarımdasın
Itır ıtır saçlarının kokusu hala var

Yalnızlığımız bir çocuğun ağlayışı gibi masum
Aydınlıkla beraber sen girerdin odama
Saklanmış tüm sensizliğim kaybolurdu
Çekilirdi mevzilerine sensizlik
Yönsüz’ lük ekseninde boğulurdu
Yalnız olduğumu sandığımda
Yanılırmışım hep sen vardın ya yanımda
Seninle atan yüreğimde seninle eskimeyen
Kulağım çınlardı beni her andığında
Her terennümlerinde seni dinlerdim sendeki beni

Yıkıcı zamanları inşa ederdik seninle
Sessizce bizi bizden alan sessizliği yakalardık sessizce
Bizden aldıklarını alırdık
Çıplak kalırdı üşürdü sessizlik
Yalnızlığımızın hatırası kalırdı üstünde
Onu almazdık onunla bırakırdık bizi anlasın diye
Her zaman bize arsız arsız gülmesin sarmasın bizi
Leyla ile mecnunu katardık düşlerimize
Onlarla beraber ağlardık dertlerine
Hasretlerine
Bazen Leylayı Mecnuna
Bazen Mecnunu Leyla ya katar
Çöllerde buluştururduk
Hiç kavuşamayanları biz buluştururduk
Baş başa kaldıklarında
Hayranlıkla onların aşklarını dinlerdik yüreklerinde
Kefenle sarılı maziyi kefeninden kurtarır aşkla sarardık
El ele koşardı Mecnun Leyla'ya Kerem Aslı’ya çöllerde
Anlardık hakikat aşkın yüreğinde imiş
Binlerce yıl geçse de Leyla Mecnuna aşkı ile hala yanıyor
Hala Leylasını arıyor
Ve çok şükür ki bizim düşlerimizde sadece buluşuyorlar
Vahalarda yaylalarda bizimle koşuyorlar
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

17 Ocak 2016 Pazar

Hiç Duymuyorum Artık Ben



Gönlümde yine başladı firak sancısı
Üşüyorum üstümden kaldırın yalnızlığımı
Boşuna gözyaşı döktüm cefasını çektim ayrılığın
Ayrılık yerin dibine batsın birisi versin bana mutluluğu
Gelip geçici sanki bana göre mutluluk
Hadsiz firaklara yürümek beni yok ediyor
Bu firak ki akıl şuur ile beni benden alıyor
Ebede kadar yürümek istiyorum vuslata
Bunu kalbi yanık olanlar anlar vuslata hasret kalan bilir
Zahir duygularım yabancı artık bana
Ayrılık yerin dibine batsın birisi versin bana mutluluğu
Bir ürperti esiyor ötelerde
Vuslat mı geliyor gözlerim yollarda
Susmak kadar bekledim gelen yok ortalarda
Dilimi firak illerinde bıraktım artık lazım değil bana
Nisansız iklimlerin yaprak dökümü arasında sıkıştım kaldım
Kırdım silah gibi kurşun sözlerin namlularını attım uçurumlara
Ayrılık yerin dibine batsın birisi versin bana mutluluğu
Ucu yanık sevda türkümü kaybettim yanık kokusunu arıyorum
Bir o kadar soğuk iklimlerde bir o kadar düşsüz mevsimlerde
Zayi olmuş haziran yapraklarının arasında arıyorum bulamıyorum
Suskunluk kadar bağırıyorum
Feryat ediyorum sanıyorum yanılıyorum
Akıl oyunlarının mevsiminde şaşırdım kaldım
Bilmiyorum kim figüran seçemiyorum
Omzumun etrafında dans ederken firak
Kovalayamıyorum susuyorum
Şehrin gürültüsü gibi firak yüreğimde
Davul çalıyor aydın havasında duymuyorum artık
Her yolun başında sonunda kaçıyorum
Çıkmaz sokaklara varıyorum
Anladım artık kaçışı yok
Yaşamak  zorundayım firak'la umursamıyorum
Çaldıkça gönül kapımı kırarcasına hiç duymuyorum artık ben
Duvarda paslı çivi gibi hissizim artık gerek aklamadı duygulara
Bana yüzünü çevirene çeviriyorum yüzünü görmeye gerek yok
Peşindeyim yelken ile akrebin koşuyorum kalıyorum soluk soluğa
Döküyorum serpiyorum yollara
Yanarak külleri kalmış kalbimin küllerini
Ayrılıklara açılan tüm istasyonların kapılarını kapattım
Nöbetçiyim şu an  kapısında
Çaldıkça gönül kapımı firak özlem gözyaşı yıkarcasına
Umursamıyorum hiç duymuyorum artık ben
Mehmet Aluç-Kul Mehmet


Firak:Ayrılık


21 Aralık 2015 Pazartesi

Yalnızlık dolu bir şafakta





Yalnızlık dolu bir şafakta
Umutlar ver bana seni beklerken ayakta
Biraz senden ben olsam da uzakta
Kokun gezer etrafımda kıyıda bucakta
Geceler gözyaşımla ıslanırken seccadeler
Duamda sen varsın her hücremde
Cehennemi yaşasam da son dönemde
Secde ile kurtuldum akıllı bir biçimde
Yüreğimin gücü seni sarmaya hazırken
Bir yumruk gibi sert sözün batarken diken diken
Yanımda dururken beni sevmemen ne saçma
Seni severken bak gözlerime ne olur kaçma
Gücendin ise sözlerime özür dilerim yüreğimi yakma
Sesiz sesine ses olmaya hazırım
Sessizliğine sessizlik olmak istemem
Aşk ile sen yüreğimde bir parçasın
Eğer bir parçam olmasaydınız
Terk eder giderdim senden önce
Mevsimler gülüyor sen gülünce
Yalnızlık dolu bir şafakta
Umutlar ver bana seni beklerken ayakta
Kalbine girmek için bekliyorum şafakta
Görürsün beni sen bir bakışta
Budur senden dileğim bu son yalvarışta
Yüreğimde kopan fırtınaları gel gör
Yüreğim sensiz zaten hasta
Gelmeyeceksen haber ver
Kendimi hazırlayayım en başta
Son nefesimi de vereyim şuracıkta
Sende mutlu yaşarsın uzaklarda
Bende kurtulurum bu ıstırap dolu yaşamda
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Yalnızlığımın peronu



yalnızlığı terk ederken yalnızlığımın soğuk ürkek peronunda kaçıyorum
kalabalık olan şehre adım atarken yeni umutlarımın sevincinde içinde
kan pıhtısı yalnızlığımdan kurtulurken
gözlerim kalabalığın içinde sevinci haykırır iken
yalnızlığıma son veren güzel halkım
sizinle yalnızlıktan kurtuldum derken
efsaneler beklerken
ekmeğime beraberlik neşesini katmayı düşünürken
eyvah eyvah eyvah ki
yalnızlığın koskocaman uçurumuna düştüm
beraberlikle yıkanmış avluların serinliğine koşarken
afyon gibi yalnızlığı tatmış suskunlar korosunun içine düştüm
daha dün son defa zorlukla tiksinerek
yalnızlıkla sevişmiştim
kaçarak birlikte kalabalık olmanın neşesine doğru uçmuştum
her şey darmadağınık
buzlu kaldırımlarda isteksiz yürüyerek kayanlar
sizleri de mi yalnızlığa benim gibi mahkûm ettiler
kendim için ağlayan ben
şimdi sizler içinde mi ağlayacağım
çığlık hatıraları yeniden düşünerek çığlık mı atacağım eyvah
kör ediyor beni bu yalnızlık
beceriksizliğin dili de benim gibi dilinizde
gözlerimizde sarp kayalık derin uçurum
tek tek gözlerinizdeki kayalıklara çarpmak
derin uçurumlarda tek tek uçmak yerine
ben gidiyorum yine tek başına yalnızlığımın peronuna
ıssızlıkta göğsüm titrese de
bir yüreğim titrer
sizlerin yerinede göğsüm titrer ise
donarım kaskatı kesilirim
tek başına bendeki yanlışları yaşayan ben
sizlerinde yanlışlığının içinde boğulurum
bende bildiklerimi sizde unutamam
ölü hayallerim çizdiğim umut resimlerim sizinle canlanmaz
uzaklarda çalan umudun lirik şarkısı sizden geliyor sanmıştım
eğik boynumla kendi trajedimi kendim yaşamaya
kendi yalnızlık peronuma gidiyorum
bom boş sayfama yeni bir yalnızlık çizmeye
yeni bir arayış sözcüğünü karalamaya
yeni kocaman sancılar içinde gözyaşı içinde boğulmaya gidiyorum
Mehmet Aluç (Kul Mehmet)



17 Nisan 2015 Cuma

Yürümeyi Bilmek Gerekir



Yalnızlık(Rahman her an bizim iledir, ona varmak lazım yalnızlığını doldurmak için ) bazen açılır önüne sayfa sayfa, içini sabırla şükürle tevekkülle doldurmanı bekler, boş gözlerle bakarsan içini, nefret kin isyan ile doldurursan kazanmazsın, kaybeder yine yalnız kalırsın. Yalnız kalırsan gönlünü nefis, şeytan talan eder viran eder çeker gider…

Yalnızlık deryasında yürümeyi bilmek gerekir bilmiyorsan öğrenmen gerekir, teslimiyet kapısını çal içeriye gir, iman kapısını çal kucaklasın seni, şükür ile rıza kapısından gir gülümsemeler seni sarsın. Kalbin tevekkül deryasında coşsun kaynasın secde ile buluşsun, artık yalnızlık ölmüştür, huzur ve mutluluk seninledir, gönlünü yakan yıkan tüm sözler acılar yok olur çeker gider başını öne eğerek…

 Umutsuzluğun, umudun yeşeren dalları ile açar bir anda, kurumuş çöle dönmüş olan bu çorak gönül toprağında bir anda nasıl açtığına şaşırsın kalırsın ve şükürle Rahman’a ulaşılan yolda yürümeye devam edersin.

Belirsiz cismin, eşkâlsizliğin belirir nur nur… Sabırdır her şeyin başı, bakarken olursun birden şaşırırsın…

Kıvrım kıvrım olan yolların düzlüğe çıkar, şaşırır kalırsın o anda Rahmanın Keremini, Lütfü’nü, ihsanını… Yüceliğini anlarsın şükür edersin. Bilmek lazım, kabul etmek lazım, rıza göstermek lazım, en önemlisi Allah’ın izni ile… Gönül kapısını imana açmak lazım, benliği, nefsi, şeytanı ezmek lazım iman ile… 

Mehmet Aluç

28 Mart 2015 Cumartesi

Aşka Ait Gönlümdeki Yansımalar

       
   
Gözlerindeki ışıltıya bakarak şiirlerimi yazdım, hece hece gönlüme akarsın, beni, seni sevdiğimden fazla seversin diye…

Avuçlarımdaki yalnızlık kokusunu güller ile yıkadım, yalnızlık hiçbir zaman kapını çalmasın diye…

Hep kavşaklarda seni bekliyorum, ayrılıklar seni yakalamasın, mutsuzluklar gözlerine dokunmasın diye…

Sevmeleri,  gülmeleri, gülümsemeleri sana bıraktım, yüreğindeki hasret ve ayrılığı alıp uçurumlara attım, sen mutsuzlukla baş başa kalma diye…

Hatırlıyorum yaşa, taşa, başa oturma derlerdi oturmazdık, ama nedense karşılıksız aşka yaklaşmayın, o kalbin içinde oturmaya yerleşmeye kalkışmayın demediler o nedenle hep acıları yaşadık…

Ansızın geldin, ben içine düştüm, sen terk edip gittiğini sandın, ama beni içinde unuttun…
Sevdim, hatalarını af ettim, küstün küsmelerini anlayışla karşıladım af ettim, hırçınlıklarını bir anlığına saçmalıklarına verdim af ettim, bir hata yaptım çektin gittin, oysa ben senin için binlerce af ile yüreğimdeki isyanı gurur sildim, sen bana bir affı çok gördün çektin gittin ve sen yüreğimde bittin…

Ben sana bana fazla soru sorma seni seviyorum sözüme inan dedim, sen binlerce soru sordun aşka ait sözlerin büyüsünü anlamazsın dedim, sen ne aşkı anladın nede beni anladın çektin gittin, seni seviyorum sözüme inanmadın kendi yalnızlığınla baş başa kaldın.

Mehmet Aluç


20 Mart 2015 Cuma

Sebepsiz Üzüntülerin Mevsimsiz ‘Ligi


Yine hasret ile yalnızlıkla baş başayım, oysa dün çok mutluydum acaba zamana giden hayatın saatini ben bir an için ileriye veya zamanı olmayan bir zamana mı ayarladım!

Daha dün mavi gri tonların birbiri ile örtüştüğü gülümsemelerin merkezinde gülümsüyordum sevgilim kolumda iken, bugün ise yalnızlık ve hasret ile baş başayım!

Melodilerin ahenkli notaları eşliğinde tenimiz tenimize değerken mutlulukla sarhoş olurken, bugün hüsrana gebe olan ayrılığın acısı ile oturuyorum.

Neydi bizi böylesine yalnızlığa hüsrana götüren? Amansız hasret alevinin ateşini ilk yakan kimdi? Ne önemi vardı kimin yaktığının? Söndüremedik'ten sonra!

Hayır, sen duygularımla alay ediyorsun! Hayır, sen bencilsin kendini düşünüyorsun! Kendimi senin için tükettim, sen sevgimin kıymetini bilemedin…

Aslında bir an karşılıklı bir birimizin gözlerine bakarak, bir an suskun kalarak bir birimize olan sevgimizi görse idik, yüksek basınçla arzularımızın benliğimizin bizi tüketmek için oyun oynadığını görseydik şimdi böylesine yalnız hasretin acıları ile baş başa kalmazdık.

Kör olmuş benliğimizin arzularımızın peşinde koştuk ve en önemlisi onların kör olduğunu göremedik, hissedemedik… İkiye bölünmüş yaralı kanayan bir hayatı şimdi yaşıyoruz… Sebepsiz üzüntülerin mevsimsiz ‘ligine doğru koştuk şimdi mevsimi olmayan bir hayatı yaşıyoruz ayrı ayrı…

Ayrılığı yaşamak zulümdür bilemedik
Hasreti hayat bildik hasretin içinde kaybolduk
Gözlerimizde aşk parıltısını göremedik kahrolduk
Kul Mehmet’im perişan sevdiğim perişan hayatımız perişan
Mehmet Aluç



Sabahım Olmadı

yalnızlık



Gönlümün bağrında damla damla
Kapkara yalnızlık damlıyordu sensiz
Hayallerimin ucuna takılmış bir ip gibi
Geleceğim bir anda koptu
Uçtum uçurumlara sensiz
Sensizlik sessizlik ve ölüm
Yürüdü peşim sıra
Çığlıklarımın külünde seni ararken
Ben kayboluyordum labirent çıkmaz sokaklarda
Asarken düşlerimi gecenin yıldızına
Dudağımın kenarında çıkan bir yara gibi seni aradım
Köpek sesleri seni ararken çıkan feryadıma karıştı
Hissizliğin üşümelerime karıştı kayboldum
Kesik kesik seni öksürdüm gecelere
Doğmadı seninle güneşim
Ben hala şaşkın sensiz seni arıyorum gecelerde
Sabahım olmadı seni sabah güneşinde aramak için
Sensizlik emer kanımı
Adım atacak derman bırakmaz dizlerimde
Ayaklarım kayarken gecenin karanlığında
Ben hala seninle doğacak seni güneşimi arıyorum
Gecenin karanlığında
Belki de ruhumun saati sen gidince durdu
Perdelerim belki ondan kapalıdır
Sigaramı amansız sensizlikle yakıyorum
Bir nefeste seni çekiyorum içime
Yakıyorsun içimi
Bir öksürükle yüreğime saplanıyor sensizlik
Ben hala şaşkın sensiz seni arıyorum gecelerde
Sabahım olmadı seni sabah güneşinde aramak için

Mehmet Aluç

1 Mart 2015 Pazar

Ne Zaman Gelir Bu Gönülleri Gülümseten Bahar ayı.



Bu koca kalabalık şehrin yalnızlığında bir dost bulup yanına varmak, tekdüze yaşamak ile sıkıntının alaborasında boğulmakta olan yaşama nefes aldırtacak bir dosta gitmek, bulmak yanında sohbet ile muhabbetin zevkine varmak ne güzel olurdu. Lakin gidecek, halini derdini, gönlünü muhabbet ile açacak dost bulmak artık hayal bu zamanda!
Bu zamanda insanlar birbirlerinin varlığını görünce kaçtığı, bakışlarında bin bir endişe uçurumu,  güvensizlik derinlikleri gibi kör karanlık hisler arayarak bakamadığı, sabırla karşımızda duracak birisinin var olamayacağı endişesi ile yalnızlıkların, endişelerin anaforunda kaybolmayı yaşıyoruz.
Birbirimizle yan yana iken hep bir eksiklik duyduğumuz güven ve sadakat değerlerinden mahrum kalan bizler bilmem ne zaman omuz omuza birbirimize güvenerek sımsıcak sarılmalar ile gönülden bir birimize sarılacağız bilemiyorum!
İncitmek şöyle dursun incitici havayı bile hayatımıza sokmayacağımız o mutlu anları yaşamak bilmem kime nasip olur? Bir zamanlar çocukluğumda 1965 ve 1975 yıllarında yaşanan o samimi dostluklar, komşuluklar, güven neşe mutluluk birlik ve beraberlik günlerini yaşatanlar gitti ve bir daha da gelmeyecek oldukları için yaşamak bir daha zor mümkün olacak gibi.
Her okunan ezan sesi ile gönüller titrer, Allah rızasına erişmek isteyenler birbirlerine yardıma koşar, hata kusur görünce kapatır, hep gülümserlerdi… Gönülde nefret, kin benlik davası diye bir şeyler hiç ama hiç yoktu…

Şimdilerde bu nur odasını karanlık bir odaya içini dünya sevgisi, mal sevgisi, para sevgisi, yatırım sevgisi, günahkârlıkla kapkara olmuş vicdanın kör elini… İle ağzına kadar doldurduk ki nefes alacak ve içine birbirimizi sevecek gerçek sevgi namına sığacak bir zerrecik yer kalmadı! Bir birimiz yaklaşmak şöyle dursun fersah fersah kaçıyoruz birbirimizden.
Ağaçlara çiçekleri sulamak yerine, dikenleri suluyoruz galiba, bunun başka bir açıklaması olur mu bilmem!
Ellerimiz bir birine dua etmekten uzak, hatta semaya doğru kaldırmaktan binlerce kilometre uzakta elimiz ve gönlümüz.
Ne zaman gelir bu gönülleri gülümseten baharı bilinmez, bekleyelim derim, lakin ömür sona koşuyor… Selam ve dua ile

Ey dinmeyen acılarla kaplanmış feryat eden gönül dilimiz
Ey feryat eden birbirimize uzanmayan kapkara elimiz
Ey birbirimize doğru yürümeyen esaret kokan ayaklarımız
Yeter artık dönün yönünüzü dosta doğru bitsin bu hasret yeter artık
Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç