Bu Blogda Ara

hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2017 Çarşamba

Hacivat İle Karagöz- Devam Ediyor.

hacivat ile ilgili görsel sonucu


Karagöz yine Hacivat’ın kapısını alacaklı gibi hızlı hızlı çalar. Yine Hacivat’ı telaşlı telaşlı pencereye çıkartır. Hacivat kızgın bir sesle.
-Ne var Karagözüm? Yine alacaklı gibi kapıyı çaldın, beni telaşlandırdın.
-Gel Hacivat’ım aşağıya gel, dün gece seni rüyamda gördüm…
-Bana kışlık kazak mı ördün?
-Yok, Hacivat’ım, kazak örmedim, rüyamda gördüm, kan ter korku içinde kalmışım, birden uyandım.
-Kan mı verdin? Kan verenler terlemez ki karagözüm, bunda bir yanlışın var. Kan verenler uyumaz ki sen neden uyudun korkuyla uyandın karagözüm?
-Ah Hacivat’ım ah, hele bir inde aşağıya gel anlatayım sana.
-Başımı mı bağlayayım karagözüm, benim başım ağrımıyor ki!
Hacivat bir solukta aşağıya indi.
-Geldim Karagözüm, al başın ağrıyor diye, sana hanımın yazmasını getirdim, al başına sar birazdan geçer.
-Hacivat’ım yine yanlış anladın beni.
-Kim kimi dolandırmış?
-Hacivat’ım dün gece seni rüyamda gördüm, hüzünlüydün çok dertliydin. Sokaklarda ağlayarak geziyordun. Ben sana yaklaştım sen kaçtın, sana neden ağladığını soramadım. Korku telaş içinde kan ter içinde uyandım, sabahı zor ettim, geldim bir derdin var mı diye sormaya geldim. Rüyamda soramadım içime dert oldu Hacivat’ım.

Karagözümüzde Hacivat’ımız gibi yufka yürekliydi. Hacivat’ın gözleri nemlendi, sözleri boğazında düğümlendi, bilirdi ki bir derdi olunca Karagözü hisseder gelir halini hatırını sorardı, kendisi de hisseder Karagözü sıkıntıda ise koşarak gider halini sorardı. Gerçi ikisi de her gün hem komşuların hem de birbirlerinin halini hatırını her gün sorarlardı. Hacivat’ımız gözlerinde iki damla yaşla, Karagöze sarıldı.
-Ah Karagözüm sorma.
-Hacivat’ım neyi dersin sarma?
-Halimi hiç sorma.
-Aman Hacivat’ım bende senin gibi oldum işte, yanlış anladım seni.
-Ben mi yanlış anlıyorum? Benden başkası seni benim gibi biliyor mu anlıyor mu acaba?
Karagöz sözler uzamasın diye kestirmeden girdi.
-Haklısın Hacivat’ım haklısın, söyle bana ne derdin var, çare olayım derdine.
-O eski halimden artık eser kalmadı yaşlanıyorum, çok yorgunum.
Karagöz telaşlandı.
-Hacivat’ım hemen bir doktora gidelim, güzelce bir muayene ol.
-Gittim Hacivat’ım gittim, dedim doktor bey bu yaşıma kadar neler gördüm neler, ama dedim bir tek çektiğim Karagözümün sabahın köründe kapımı alacaklı gibi çalmasından, beni yatağımdan fırlatarak uyandırmasından başka hiçbir derdim yok. Sabahın köründe muhabbet sana yasak dedi.
-Kimmiş seni sabahın körün… Muhabbet derken zararlı mıymış?
Karagöz birden anlamadıysa sözleri şimdi anladı. Şaşırdı, başını öne eğdi. Sonrasında
-Şimdi senin bundan başka bir derdin yok mu yani?
-Yok, Karagözüm yok.
Karagöz sevinçle Hacivat’a sarıldı.
-Yaşasın! Aman boş ver bir tek derdin bu olsun, ben seni yalnız bırakır mıyım, bundan sonra daha geç gelirim olur biter, çok şükür rahatladım Hacivat’ım.
-Yok, Karagözüm sakın geç gelme!
-Ama Hacivat’ım her zaman erken geldiğim için kızardın sen?
-Ne kızması, seni az kızdırmak için latife olsun diye söylerdim, sen her gün bu saatte gelmezsen ben Kuşluk namazını nasıl kılarım Karagözüm. Bizim kerata bilirsin küçük sabaha kadar yatırmıyor ne hanımı nede beni, ben diğer odaya geçerek biraz ancak uyuyabiliyorum.  Her gün beni sabah namazına gelip yine sen kaldırıyorsun, namazdan sonra sen evine giderken, ben evde tekrar uyuyorum ve sen gelince ancak uyanıyorum Karagözüm, aman sakın geç gelme sen bildiğin saatte gel…
-Benim başım mı kel?
-Karagözüm o sözler benim sözlerim, sana yakışmıyor, sözlerimi latifemi kapma.
-Haklısın Hacivat’ım, bana yakılmıyor, bir beden büyük duruyor.
-Hani nerede kim kimi vuruyor? Hacivat ayırmak için neden koşmuyor burada duruyor?
Beraber kahkahalar içinde gülümseyerek birbirlerine sarılırlar. Hacivat
-Karagözüm kapanışı bu sefer ben yapacağım sen kenara az çekil, kapattık perdeyi eylemedik viran, Kul Mehmet’in kusuru varsa af ola, devamı derseniz hele bir yarın ola.
Mehmet Aluç/Kul Mehmet



21 Mart 2017 Salı

Hacivat Ve Karagöz- (Bugün Beni Ziyarete Geldiler)




Karagöz yine Hacivat’ın kapısını alacaklı gibi hızlı hızlı çalar. Yine Hacivat’ı telaşlı telaşlı pencereye çıkartır. Hacivat kızgın bir sesle.
-Ne var Karagözüm? Yine alacaklı gibi kapıyı çaldın, beni telaşlandırdın.
-Hele inde gel bir aşağıya, sana önemli anlatacaklarım var.
Hacivat’ımız yine sinirli sinirli aşağıya iner.
-Ne var karagözün, satacakların mı var? Varsa bana niye geldin? Ben eskici miyim?
-Öyle değil Hacivat’ım yine yanlış anladın, anlatacaklarım var?
-Anlat bakalım.
-Bugün günlerden ayın kaçı.
-Kim mi ayıdan kaçtı, kıl kaptı?
-Ne ayısı ne kılı Hacivat’ım, bugün ayın kaçı dedim.
-Dur bir düşüneyim, Martın 21 i, Nevruzu soracaksan onu biliyorum Mahalleli ile bugün öğlen kırda şenlik olduğunu biliyorum.
-Yok, karagözüm bugünün başka bir anlamı ve önemi var, haydi seninle bizi yazan şair dostumuz Kul Mehmet’i yani Mehmet Aluç’u bir ziyaret edelim.
-Kel Mehmet’imi ama onun mahlası kel değil Kul Mehmet, hem gidelim de ne diye gidelim, karagözüm.
-Bugün dünya şiir günü, gidelim onun nezdinde tüm şairlerin bu gününü kutlayalım, muhabbet edelim, az şiirden konuşuruz, bakarsın bize bir şiirini okur.
-Hay ağzına sağlık Karagözüm gidelim, haydi durduğumuz kabahat.
Biraz sonra kapım alacaklı gibi hızlı hızlı çalındı, bilgisayarın başında bunu yazarken pencereye çıktım. Kapıda gönül dostlarım/dostlarımız gülen gönlü yüzü ile Hacivat ve Karagözüm gelmişti. Şaşırdım ama çokta sevindim. Hemen kapıyı açtım, üstümdeki günlük pijamalarımı çıkardım, elbiselerimi giyindim, kapıda gülümseyerek karşıladım.
-Hoş geldiniz sefa geldiniz ne iyi etinizde geldiniz, neşe getirdiniz Hacivat2ım Karagözüm.
Gülümseyerek ikisi birden.
-Hoş bulduk kardeşim, gönül dostumuz…
Aslında onlar gönül dostumuzdu, bana bu şekilde hitap etmeleri mutlu etmedi dersem yalan olur. Onları hemen koltuğun üstünde ağırlarken, birbirimize gönülden sarılarak oturduk. Uzun uzun gülümseyerek birbirimize baktık. Ben.
-Uzun yılların ötesinde hoş geldiniz, ne iyi ettiniz de geldiniz.
Karagözüm.
-Biz şimdi gelmedik ki, sen bizi gönül güzelliğin ile yazmaya başladığın o günden beri seninleyiz, insanların gülümsemelerinde gönlündeyiz seni bizi yazmanla.
Ben gülümsedim.
-Aman efendim lafı sözümü olur sizinle beraber gönül güzelliğinizle bir şeyler katabildim ise ne mutlu bana.
Kalktım hemen ocağa çay demlemek için demliği su ile doldururken, Hacivat’ımın seslendiğini duydum.
-Mehmet’im çaya gerek yok, bir tatlı kahveni içelim de gidelim.
-Başım üstüne hemen hazırlıyorum…
Kahveyi tatlılıkla gülümseme ile içerken, karagözümüz.
-Bugün sizin ve tüm şairlerin şiir günü, bunu seninle kutlamak için geldik.
-Aman efendim ne iyi ettiniz de geldiniz. Hoş geldiniz, gülümseyerek geldiniz, gönül dostlarım.
Hacivat
-Bize bir şiir okursunuz değil mi?
-Ne demek efendim başım üstüne, hemen…

İki gönül dostu ziyaretime gelmiş
Bugün dünya şiir günü diye gelmiş
Onların gülüşü bana çok iyi geldi
Gönülden gülüşleriniz ne güzelmiş
Tüm gönüller gülüşünüzle şenlenir


Her gelen sizin gibi dost gönülle gelse
Her gördüğü insana siz gibi gülümsese
Hal hatır sormak için ziyarete gelse
Gönülden gülüşleriniz ne güzelmiş
Tüm gönüller gülüşünüzle şenlenir

Allah razı olsun siz gibi dostlardan
Gelip kapalı olan kapıları açanlardan
Zahmet etmeyerek ötelerde kalkıp koşanlardan
Gönülden gülüşleriniz ne güzelmiş
Tüm gönüller gülüşünüzle şenlenir

Bana gönüllerindeki o tatlı gülümseme ile gülerken, onları kendi gülümsemem ile yolcu ederek, tekrardan bu güzelliği yazmaya devam ettim.
Kapattık perdeyi eylemedik viran, Kul Mehmet’in kusuru varsa af ola, devamı derseniz hele bir yarın ola.
Mehmet Aluç/Kul Mehmet


















18 Mart 2017 Cumartesi

Malatya’nın Ecdadın Serdarı Battal Gazi

Görsel sonucu

Türk gazi tipinin mükemmel bir örneğini aksettiren Battal Gazi, gerek kahramanlığı, gerekse evliya karakteriyle Anadolu insanı üzerinde son derece etkili olmuştur. Bu yüzden de Battalnâme Anadolu halkı arasında asırlarca sözlü olarak yaşamıştır. Ayrıca Anadolu dışında yaşayan Türk toplulukları arasında da sevilmiş, yazılıp okunmuştur. Tamamen Müslüman Türk geleneklerine göre meydana getirilmiş olan Battalnâme'nin yazıya geçiriliş tarihi henüz kesin olarak tayin edilememekle birlikte, eserin 11-11-2. yüzyıllarda Danişmendliler zamanında söylendiği ve Danişmendnâme'nin yazılış tarihi olan 643'ten (1245-46) önce yazıldığı tahmin edilmektedir.
Battalnâme'nin bugün bilinen nüshaları arasında yazıldığı döneme ait olanı yoktur. Eldeki nüshalar daha sonraki dönemde yazılmışlardır. Bilinen en eski nüsha 840 (1436-37) tarihini taşımaktadır (Arkeoloji Ktp., nr. 1455).15 Battalnâme, Darendeli şair Bakai (ö. 1785) tarafından 1183'te (1769) manzum olarak da yazılmıştır.

Battal Gazi Destanı'nın Doğuşu

8.asırda başlayıp İstanbul'un Sultan Mehmet tarafından fethine kadar beş yüz yıl devam etmiş önce Arap-Bizans sonra Türk-Bizans mücadelesinin atmosferi içinde doğmuş bir destandır.

Battal Namenin Konusu Nedir?

8.Yüzyılda Anadolu'da Emevilerin Hıristiyan Bizanslılara karşı açtığı savaşlarda Battal lakabıyla ün kazanmış bir Müslüman kumandanın kahramanlıkları anlatılmaktadır.

Battal Lakabını Neden Almıştır?

Mervan'ın oğlu Mesleme'nin (715) İstanbul kuşatmasında, kahramanlıklarıyla büyük ün yaptığından kendisine Battal (kahraman) lakabı verilmiştir.

Battal Gazi Kimdir?

Arap tarihçilerine göre Emeviler devrinde meydana gelen İstanbul kuşatmasında üstün kumandanlık ve yiğitlik vasıfları göstermiş Abdullah adlı bir kahramandır.
740 yıllarında Hristiyanlarla yapılan savaşta ölmüştür. Eskişehir'de Akroin denilen yerde vefat etmiştir.
İstanbul surları dibinde gömülü olduğuna inanılır. Antakyalı ve Şamlı diyenler olduğu gibi Emeviler hizmetinde çalışan bir Türk olduğu da söylenir.*

Aslında Battal gazi Malatya, da yetişen bir serdar ve yiğittir, zalime olan karşı çıkışıyla, gönülleri fetih edişiyle bizler Malatya’mızda böyle biliriz Allah’u Âlem…

Yine günlerden bir gün Bizans Tekfuru hatta imansızın kâfirimi desek, yine millete kan kusturuyor, milleti sızım sızım inletiyordu. Fatih Sultan Mehmet han İstanbul’u fetih etmeden önceki dönemlerdir. Çağırır yanına Battal gazi denilen yiğidimizi. Battal gazi Padişahın huzurunda, sağ elini yumruk yaparak sinesine vurarak selamını verir.
-Beni emretmişsiniz devletlûm.
Diyerek içeriye girer. Fatih Sultan Mehmet Han, düşüncelidir.
-Gel yiğidim gel Battalım, Bizans’ı ele geçirme hazırlıklarımız devam ederken o zalim Bizans’ın tekfuru kâfiri rahat durmaz millete kan kustururmuş, tez elden varasın ya kellesini ya cümlesini mutlu edesin.
Battal gazi gülümseyerek.
-Emriniz baş üstünedir Sultanım
Huzurunda ayrılır atına biner son sürat atını Bizans’a doğru sürer. Üç gün üç gece değil de birkaç saate varır Bizans tekfurunun bulunduğu kaleye, kaledeki nöbetçileri alaşağı eder kılıcıyla iman gücüyle birazda bilgi becerisi ile. Tekfur sesleri duyunca, birazda korku ile.
-Çabuk yakalayın onu, içeriye girmesine izin vermeyin .Eğer içeriye girerse sonumuz olur biteriz.
Dört bir yandan askerler saldırsa da Yiğit Battalımıza başarılı olamazlar, Battal gazi ayağı ile tekfurun bulunduğu sarayın kapısın yere serer. Elinde kılıcı kükreyerek.
-Ey Bizans’ın tekfuru ey kâfiri sen milletten ne istersin, onca altınların sarayların hanların hamamların vardır, daha fazla neden istersin. Bilmezsen öğren bizin davamız hayatımız hak için mazlumların yanında olmak, mazlumları ezeni ezmektir.
O anda tekfurun güzel kızı Manolya içeriye korku içinde girer.
-Babacığım neler oluyor, bu delikanlı yiğitte kimdir?
Battal gazim vurulmuştur Tekfurun kızı manolyaya, gözlerindeki derin aşk dolu bakışı endamı yürüyüşü saçlarını yana savuruşu, Battalı gönlünde vurur. Manolyada vurulmuştur Battal Gazimize, pek belli etmez Battal gazi gibi.
Tekfur.
-Korkma kızım bu gördüğün, Türkellerin Fatihin fedaisi Malatya serdarı Battal gazi, halkı ezdiğim için intikam almaya gelmiş.
Manolya hiddetle babasına.
-Sen nasıl bu halkı ezersin
Demese de, kızgınlığını öfkesini babasının yanında uzaklaşarak korku ile belli eder. Battal gazinin yanına yaklaşır o güçlü kollarına sarılarak.
-Ne olursunuz babamı öldürmeyin, ona bir ceza verin, sizi görür görmez âşık oldum derinden, babamı öldürmeyin bu rezilliğinden dolayı…
Batta Gazimiz aman dileyen tekfurun güzeller güzeli kızına daha doğrusu aman dileyen herkese kılıç kalkmayacağını çok iyi bilir ve bunu istemeyen tekfura döner.
-Ben kızınız alıp gidiyorum, sende benimle geliyorsun, tahtına, Köroğlu’ndan yadigâr Ayvazı geçireceğim başına, senide Devletlû Padişahın yanında bir ömür boyu terbiye ile terbiye alman için insanlık dersi alman için ona bir öğrenci yapacağım. Bu böyle biline başka söz söylenmeye.

Kendimce bir şeyler katmaya hayal ederek olması gerekeni kurgulayarak yazmaya çalıştım, kusurum var ise af olan, gönülde serde vatan toprağında yiğitliğimiz her zaman vatan millet aşkı ile ola dola.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet


* Hayatı İnternetten Alıntıdır

25 Şubat 2017 Cumartesi

Hacivat Ve Karagöz Evet mi Hayır mı...



Karagöz, heyecanlı heyecanlı Hacivat’ın yanına varmak için adımlarını sıklaştırdı. Bir an önce varmak, 16 Nisandaki referandum için oyunun rengini öğrenmek istiyordu. Gerçi biliyordu. Vatan için  “evet” diyeceğini, en önemli özelliği, yürütmeyi iki başlı olmaktan çıkarması, koalisyon ihtimali yok etmesi ve istikrar üretmesi açısından… Evet diyeceğini biliyordu, biraz ona takılmadan edemeyeceği için kafasından da planlar uyguluyordu. Kararı evet ise, hayır kelimesini hiç kullanmayacağınızda biliyordu. Karagöz Hacivat’ın kapısına vardı, yine hızlı hızlı alacaklı gibi çaldı. Hacivat yine telaşla pencereye çıktı. Karagözü gördü, kızgın bir ifade içinde.

-Karagözüm bu ne hız sabahın köründe, yine alacaklı gibi kapıyı çaldın.
-İn aşağı Hacivat’ım sana soracağım sorularım var.
-Ne borusu aldın Karagözüm, evde su borusu mu patladı.
-Sen bir aşağıya in gel hele.
-Kaşık alıp yanına mı geleyim, bekle hemen geliyorum, sakın bensiz yemeği yeme…
Hacivat elinde iki kaşıkla aşağıya indi, şaşırdı, Hacivat’ın eli boştu.
-Kaşığı al gel dedin ama senin elin boş, sen benimle dalgamı geçiyorsun, al san al sana iki güzel tokat.
-Yapma Hacivat’ım, aşağıya gel dedim, sen yine yanlış anladın kaşık anladın.
-Peki, neden çağırdın beni aşağıya sabahın köründe.
-Hacivat’ım 16 Nisanda referandum var biliyorsun, rengini öğrenmek istedim. Hayır, oyumu vereceksin.
Hacivat hemen cevap vermedi, Karagözün niyetini anladı.
-Evet karagözüm.
-Her şeyde bir hayır vardır, sence de hayır mıdır Hacivat’ım?
-Evet, karagözüm, âmâ bu dediğin senin dediğinle alakası yok.
-Ben ne diyorum ki?
-Sen biliyorsun, biraz önce söyledin ya sen?
-Neyi söyledim “Evet”?
-Evet, söyledin, kaynana size geliyormuş hayırdır.
-Ne hayrı?
 Hacivat’ım gelmesin, bunun neresi hayır.
-Hayır, mı diyeceksin?
-Evet diyeceğim kaynanama gelmesin.
-Hanımın hayır bilmez ama karagözüm.
-Ben ona da anlatırım evet imi.
-Yani referandumda “Evet” mi diyeceksin?
-…
Karagöz, Hacivat’ı gırgıra almaya çalışırken bir anda kendisinin gırgırla alay edildiğini anladı. Ansızın yakalanmak bu olsa diye düşündü, hafiften gülümsedi. Çözmek isterken daha fazla dolanmamak adına karagöz.

-Hayır, Hacivat’ım Evet.
-Evet, mi hayır mı?
Karagöz

Evet, Hacivat’ım evet
Evet’te vardır Rahmet
Kula çektirmez zahmet
Birlik beraberlik istiyor
Sende katıl bir zahmet

Aldı Hacivat

Evet’te var diyorsun Rahmet
E haydi verelim Evet’i bir zahmet
Birbirimize de verelim kıymet
Madem bizden birlik istiyor Evet
Haydi, katılalım başımıza yağsın Rahmet

-Ağzına sağlık Hacivat’ım, Evet, Hacivat’ım tabii ki evet olacak oyumuz, yıllardır bize zor bulmacayı önümüze koyarak çözemeyeceğimizi sanıyorlardı, yanıldılar, işte çözdük bulmacayı, bundan sonra az da onlar zor bulmacayı çözmek için uğraşsınlar bakalım … Kapattık perdeyi eylemedik viran, Kul Mehmet’in kusuru varsa af ola, devamı derseniz hele bir yarın ola.
Mehmet Aluç/Kul Mehmet



23 Ekim 2016 Pazar

Sonuca Odağa Kapalı Suçlama


 sonuçsuzluk  ile ilgili görsel sonucu
İnsan bilmediği tahmin edemeyeceği karışamadığı bir suçtan dolayı sorumlu tutulabilir miydi? Sorumlu tutmuşlardı, dolaylı yollarla tanışmış olması sanki ona bu hakkı veriyormuş gibi suçlu bulmuşlardı. Neyin içinde neye karıştığını bilmeden, iki gün olmuş odasında aç susuz konuşmadan ölmekte olan, son nefesini bekleyen bir ceset gibi düşünmeye anlamaya çalışıyordu. Kapalıydı tüm kapılar, kapatmışlardı suratına bir bir. Anlatmak isterken, dinlemiyorlardı. Soğuk bir taştan ibarettiler, his duygu anlam manaları olmayan taştan daha katıydılar. Oysa bu dünya kâinat bile ölene, yeni bir kapı açıyordu, sonsuz bir hayatla, bilinçli olarak yaptıklarından dolayı hesaba çekmek için fırsat sunuyordu. Onların bunu bilmemesi dünyanın da bu halde olmadığı, yaşamında böylesine acımasız olmadığını anlatmalıydı. Ama nasıl?
İşte böylesine bir çıkmazın içinde iki gün olmuş hala bir ceset gibi sadece nefes alarak, hiçbir hayati bağa dokunmadan anlama çıkmaya çalışıyordu. Aslında düşmek, çıkmak içindir biliyordu ama onlar bilmiyordu… Kahramanımız Suat, bir danışmanlık şirketinde yatırım yapanlar için danışmanlık yaparak, gelen müşterilere kazançları için daha iyi olabilecek yatırımlar için yön veriyor, onlara yeni imkânlar sunuyordu. Yani borçla batık durumda olmayanlara batmış durumda bir şirketin kurtulması için pekte yasal olmayan yasal olan ama yasal olmayan bir portföy-Para çantası da diyebildiğimiz anlamda- sunarak yardımcı olarak, yeni projeler olanakları sunarak batmalarını yani batmayanı batmış göstererek önlüyor, düzlüğe çıkmalarını sağlıyordu. Oysa şimdi kendi elinde olmadan bilmediği karışmadığı bir olay yüzünden, batmasına göz yumuyorlardı. O insanların hayatlarını yatırımlarını iyileştirmeleri için gece gündüz çalışarak, çalıştığı şirketin müşterilerine memnuniyet sunarak, şirketin büyümesine katkıda bulunuyordu. En son yardımcı olduğu yeni yatırımlar sunduğu müşterisinin oğlu, bilgisayarındaki kayıtlı müşterilerin borçlarını ödeme süre ve tutarlarını gelecekte nasıl yol izleyerek düzlüğe çıkacakları, adresleri, inandırıcı olsun diye batmamakta olan şirketlerin, nasıl batırılacağına yön veren dokümanları kopyalayarak ele geçirmiş, hatırı sayılır bir mafya babasının bilgilerini alarak medyaya ya sunmuştu. Oysa bilgisayara giriş şifreleri günlük şirket tarafından değiştirilerek, mesai saatinde çalışanlara verilir ve her saat başı değiştirilirdi. Yine o gün hatırı sayılır son müşterisi ile çalışırken bilgisayarı kapatmış, yanında ki müşterinin oğlu olacak zat, izin isteyerek lavaboya gitmesi gerektiğini söyleyerek, onlardan önce büroyu terk etmişti. Suat her gün çıkışta kartını okutarak kapıyı kapatmak üzere idi ki telefonu çaldı, arayan ise yeni bir müşteri Kemal bey
-Suat Bey telefonunuzu Serhat beyden aldım, ben Haydar Sönmez Holdingin patronu, güç veren Holdingin sahibi olan Serhat beyden.
Suat
-Tamam, şimdi hatırladım, buyurun nasıl yardımcı olabilirim size?
-Şirketimizin geleceği hakkında, sizden bilgi almak için randevu almak istiyorum.
Suat saate baktı mesainin bitmesine beş dakika vardı.
-Mesai bitmek üzere bugün görüşmemiz mümkün değil, isterseniz yarın ofisime buyurun görüşelim.
Haydar
-Hayır, öyle olmaz siz akşam saat sekiz gibi hazırlıklı olun, şoförüm sizi evden alacaktır.
Suat kararlı bir ses tonu ile.
-Ben eve iş götürmüyor ve mesaiden sonra, iş konusunda danışmanlık yapmıyorum Haydar bey.
-Biliyorum Suat Bey, her şeyin bir ilki vardır…
Konuşmayı yürüyerek yaparken, ofisin kapısını kapatmayı unutarak ofisten çıktılar. İşte ne oldu ise bu mesainin bitmesine, beş dakika kala,  bu telefon konuşması arasında lavabodan çıkan müşterisinin oğlu tarafından bilgi ve haberi olmadan, bilgisayarını kapatmasına ve şifresinin geçersiz olmasına rağmen bu işi yapan ve bilgileri medyaya sızdıran ismi Ruşen olan müşterisinin oğlunun yapmış olduğu hırsızlıktan dolayı sorumlu tutulmuştu. Karısı ve çocukları kaçırılmış, bu olayla ilgili aramadığı hiç kimse kalmamış ve her bir kapı, teker teker suratına halini anlatmadan kapanmıştı.
Oysa en son aradığı ona milyon dolarlar kazandırdığı hatırı sayılır Gürkan beyle villasında konuşurken ona.
-Gürkan Bey, beni tanırsınız, sizin için milyon dolarlar kazandırdım ve bu milyon dolarlarınıza hiçbir zaman göz dikmedim, eğer dikmiş olsaydım size kazandırmadan önce yüzde ellisini sizde biliyorsunuz komisyon olarak alırdım. Ben Kamil Babayı tanımam ama o beni sizin aracılığınızla tanımış ve sizin ricacı olmanızla onun şirketini batık şirket göstererek, hisselerinin değerini düşürerek, yeniden başka bir paravan şirket kurarak satın almış, tekrar kendisine iade etmiştik, büyük kazançlarla sattığı hisseleri çok ucuza düşmesi ile tekrar eline geçmesine fırsat vermiştim. Daha önceden medyaya, bu holding iflas ediyor haberini ben yayarak, hatırı sayılır medya patronlarını çevirdiğimiz işlerden habersiz oldukları için, onlarında yardımı ile bu yalan haberle hisselerin satışını düşürerek, yeniden almış ve daha sonrasında, iflasa gerek olmadığın yetkili makamlara bildirmiştim. Eğer ona karşı bir yanlışım olsaydı o zaman yapardım. Şimdi bana açık olan tüm kapıları kapattınız ve ortada benim gibi hiç suçu olmayan, karım ve çocuklarımın kaçırılması ile onlarda suçlu durumdaymış gibi muamele gördüler. Bana bunu açıklaya bilir misiniz?
-Suat’ım biliyorsun böylesi bir durumda, size bunu izah edecek bir söz ve açılacak bir kapının olduğunu sanmıyorum.
Suat kızgın bir ifade içinde.
-Bunu söylerken sizler kendinizde misiniz? Ne demek açık bir kapı yok, üstelik hiç suçumuz olmamasına rağmen! Bun söylerken insan olmadığınızı mı bana söylemek istiyorsunuz?
Gürkan Bey sinirlenerek ama gülerek
-Ha şunu bileydin, bu insanlar bu şirkete gelen insanlar böyle insanlar Suat’ım, anlamazlar ama anlaşılmakta isterler, çare kapısını kapatırlar ama sıkışınca, çare kapısının tüm kapıları kendilerine açılsın isterler.
-Ama bu nasıl nasıl olabilir? Bunu açıklayacak bir kelime yok bu dünya üzerinde! Taş olsa anlayacağım cansız ama taş, ama bun…
Hırsla ceketini kanepenin üzerinde alarak villayı terk etti.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
Arkası yarın veya dahada arkası ertesi gün inşaAllah...

11 Ekim 2016 Salı

Reyting Uğruna

             
            Görsel sonucuGörsel sonucuGörsel sonucu
   Adı lazım değil bir televizyon kanalında, kanalın sahibi olduğunu sanan zat yüreğindeki sevinçten uzak olan, hırs yıkım dolu sevinçle, tüm çalışanları yöneticileri çalışanları toplayarak, toplantı yapacağını bildirmişti. Büyük bir telaşla toplantı salonu hazırlandı. Masalara donatıldı, masaya layık olmayan çiçekler yiyeceklerle donatıldı. Herkes kanalın sahibi zatı bekliyordu. Kendi aralarında fiskos yaparak toplantının ne amaçla yapıldığı hakkında fikir yürütüyorlardı. Az sonra o zat göründü, suratında anlamı çözülmeyen bir ifade yani ifadesizlikle salona girdi. Herkes ayağa kalktı. Odası şöyle yıkan bakışıyla süzdü. Oturdu o pahalı deri koltuğuna, arkasına yaslandı. İfadesiz bir gülümseme ile.
-Arkadaşlar oturabilirsiniz. Hepinizin merak içinde olduğunu biliyorum, bugün bir devrim yapacağız, kanalımızda izdivaç programı formatında, ”Benim istediğim sensin” adlı bir programa başlayacağız. Sizden istediğim, izleyenleri kıskandıracak bir süit oda daire, içinde yok yok, altı tane oyuncu kadın altı tane erkek oyuncu, bu kadın erkek oyuncuların her birinden beş tanesi uysal birer tanesi kavgacı dedikoducu, hiçbir şeyi beğenmeyen olmasını istiyorum. İzleyen izleyicilerin içine karanlık fikirleri kavgayı zihinlerine kazıyacak cinsten ve bu yönde yazılacak senaryo ile izleyicileri aileleri etkileyerek, huzurlu aile ortamlarını yerinden derinden sarsarak huzurlarını aile saadetlerini yerinden oynatmak istiyorum.
Herkes şaşkınlıkla birbirlerinin yüzüne baktı.
-Torağın yağmuru emdiği doyduğu gibi bu kavga hırs dedikodu dolu programımızı izleyicilerimiz emsin, huzurlu sakin fikirlerini hayatlarını darmadağın etsin istiyorum, şimdi sizler bana bunu neden yaptığımı ne amaçla hatta kötü bir amaçla yaptığımı aileleri dağıtmaktan zevk aldığımı düşünerek kızıyorsunuzdur, ama öyle değil. Zamanla anlayacaksınız, aileler kendi fikirlerine huzurlarına sevgi ve saygılarına ne kadar güçlü olduğunu hatırlatarak, sağlam olmayanları bu arada ortaya çıkarmış olacağız, bir nevi eleme yapacağız…
Bunu söylerken yalan söylediğini çok iyi biliyordu.
-Mesela sen sevgili yönetmenim, film çekerken senaryoya bağlı kalmayan içten samimi bir şekilde oynamayan oyuncuyla filminize devam etmek ister misiniz?
Yönetmen az düşündü
-Tabi ki devam etmek istemem!
-Peki ya siz senaristimiz, senaryonuza bağlı kalmayan oyuncu ve yönetmene senaryo yazar mısınız? Yazmış olduğunuz senaryoyu istediği gibi değiştiren sizin yazdığınız ruhu kökten yok eden bir yönetmen ve oyunculara yazar mısınız?
-Tabi ki yazmam efendim, lakin sizin bu söylediğiniz düşündüğünüzle aynı şey deği…
-Siz şu an fevri düşünüyorsunuz geniş düşünün… Sağlam olan ailelerle sağlam olmayan ailelerin bir sınavı şeklinde düşünün. Oyuncular özellikle kadın oyunculardan bir tanesi, erkeğin egemenliğini aile içinde yıkacak onu yerle bir edecek şekilde her sözüne karşı çıkan, onun fikirlerine düşüncelerine ters hareket eden bir senaryo ile lanse edelim. Her an kavga eden erkeğin yorgun eve geldiğinde onu pişman eden, kendisiyle her an ilgilenmesi gerektiği saçmalığını bir ülkü edinmiş bir kadın ve erkeğin o an biraz huzurla oturduğu kanepesinde oturduğuna pişman edecek bir şekilde yazalım. Artık kadınlarında söz hakkı olduğunu hatırlatalım, bol kavga bol dedikodu ve isyan dolu olsun, reytingleri alt üst edeceğimizden eminim. Bu başarının sonucuna göre herkese bir ikramiye vermeyi taahhüt ediyorum, çok çalışın, haydi yıkmaya pardon sağlam olanla çürük olanı ayırmaya haydin kalkın ve bir an önce bana, yeni fikirlerle senaryolarla gelin bakalım.
Masada oturan stajyer olan genç delikanlı, hırsla ayağa kalktı.
- Aile terbiyesi ortadan kalkar bu yayınlarınızla, bununla sizin millet aile bilincini ortadan kaldırmak istediğinizi ben anlıyorum, sizin tamamen çeşitli oyunlar entrikalar ile beyin yıkama ve cinsel dürtü oluşturma içindeki bu düşünceniz izleyiciler tarafında pek değer verilmeyecek ve gereken cevabı reyting dediğiniz o zırvanızın yıkılması ile bu gerçeği anlayacaksınız.
Şaşırdı, içinden demek ki evet demek ki sen derken.
-Siz yenisiniz galiba.
-Evet stajyerim.
İçinde hem de stajyer.
-İşte bizlerde bu entrika dediğiniz ama bizim bir çeşit elemeyle böylesi sağlam aileleri ortaya çıkarak, ailenin temelini sağlamlaştırmayı amaçlıyoruz.
-Hayır, buna beni inandıramazsınız, hem size mi bize mi kalmış ailenin temellerinin sağlam olup olmadığını test etmek?
-Seni anlıyorum daha gençsin, toplantıdan sonra yanıma gel bunu uzun uzun tartışalım, bana hak vereceksiniz. Bu alanda büyük adımlar atmalıyız hatta bundan geç kaldık, herkes ne düşündüğünün neyle karşı karşıya olduğunun farkına varmalı. İlk anda bir sarsıntı etkisi yapsa da, uzun vadede haklı olduğumuzu anlayacaksınız. Adımlarımızla düşüncelerimizle büyük adımları artık atmak zorundayız.
-Hayır, ben buna inanmıyorum, sizin fikrinizin temelinde bu yatmıyor ve bundan da eminim. İstifa ediyorum ve bu televizyonculuk bölümünü de buradan itibaren okumaktan vazgeçiyorum, sizin gibi fikirsiz aile kurumuna saygısı olamayan, ailenin temeline dinamit koyarak parçalamak isteyen insanın yanında staj görerek hayatımı dünyamı karartamam.  Ayrıca bu yapacağınız programın çirkefliğini, insanlara anlatmak için sizden daha fazla dürüst bir kanal bularak halka anlatacağımdan eminde olabilirsiniz.
Odanın soğuk rüzgârları eserken herkes biraz tedirgin içlerine sinmemiş olarak kalkarken, kanalın sahibi o zat bunu fark edince.
 -Haydi, hemen başlayın, bu genç arkadaşınız beni yanlış anladı, herkese iki ikramiye sözü veriyorum.
Bir anda telaş başladı, biraz önce asık suratları gülümseme sardı. Herkes en güzelini en yıkımını yazmak hayata geçirmek seyirciye sunmak için koşmaya koşuşturmaya başladı.
O zat yine odasına giderken sinsice düşünüyordu. Daha öncede kariyer dokusu ile kadınları çocuklarında anne kokusundan uzaklaştırarak, kreş adı altında uzaklaştırmayı başardık şimdide aile ortamının güzelliğinden kokusundan dokusundan ayırır isek amacımıza ulaşmış olacağız. Bireylerin kendi kendine yabancılaşması, aralarındaki bu güçlü aile bağının koparılması, hayatlarında sımsıkıya bağlı oldukları aile yapılarındaki bu bağlılığı çözdüğümüz zaman, onları istediğimiz her yöne yönlendirerek bir kukla misali tüm ipleri hayatlarını ele geçirmiş olacağız. Dopdolu hayatlarını boşluklarla doldurarak kendi fikirlerimiz ideolojimizle doldurduğumuz an, yıkılmış olacaklar. Kendi kimliklerinden özlerinden uzaklaştıkları an davranışları yaşantıları anlamsız bıraktığımız zaman, Türkleri Çanakkale’de yıkamadığımız Türklerin torunlarını yıkarak, amacımıza ulaşmış olacağız.

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç