Bu Blogda Ara

derya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
derya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2017 Pazartesi

Vazgeçersem Bu Aşktan


Vazgeçersem bu aşktan beni dövün
Ölmeden önce bu bedenimi gömün
Mecnun olup onun gibi sevmezsem
Dert keder parçalasın beni büsbütün
Leylamı sarmaya da yetmesin bu gücüm
Bir ömür sarsın beni dert keder hüzün

Bu başa yakışmaz aşksız Leyla ’sız gezmek
Leyla olmadan yaşamak bana ölüm demek
Gider mi boğazımda onsuz bir lokma yemek
Leyla ‘sız olmak bana bu dünyada ölüm
Leylamı sarmaya da yetmesin bu gücüm
Bir ömür sarsın beni dert keder hüzün

Leylam olmadan söyleyin nasıl yaşarım
Bu gönül onsuz yaşamaz onsuz şaşarım
Aşkın değerini elbette ki ben aşkla anlarım
Aşksız yaşamak kula ölüm bilirim canlarım
Leylamı sarmaya da yetmesin bu gücüm
Bir ömür sarsın beni dert keder hüzün

Aşka düştüm düşeli ben onunla yaşarım
Aşkın deryasına o yar ile ben koşarım
Uzaktan salınarak gelince endamına bakarım
Bu gönlümü elbet bu aşk için yakarım
Leylamı sarmaya da yetmesin bu gücüm
Bir ömür sarsın beni dert keder hüzün

Onunla yürürüm ufukta doğan şafağa
Gönlüm onunla açar döner cennetten bağa
Rabbim ayrı koymazsın beni ondan uzağa
Varayım onunla cennetteki İrem bağa
Leylamı sarmaya da yetmesin bu gücüm
Bir ömür sarsın beni dert keder hüzün

Kul Mehmet’im aşk bu gönüle ömürmüş
Kul aşkı alınca gönlüne ancak gülermiş
Nazlı yârin bir bakışı bu gönüle yetermiş
Var onu aşkla sev bu ömür kalmaz bitermiş
Leylamı sarmaya da yetmesin bu gücüm
Bir ömür sarsın beni dert keder hüzün
Mehmet Aluç/Kul Mehmet


28 Mayıs 2016 Cumartesi

Ey yalan olacak insan...

          
Hayat değil midir ruhumuzu gönlümüzü okşayan güzelliklerin okşayan sarayı ? Denizdeki yakamozlar gibi ışıltısı ile önümüze ışık olan, gönlümüze hayatımıza ışık olan güzelliklerin deryası? Hey hat gel gör kü kendi çıkarı için bu saray sadece benim olmalı,başka insanlar,bu sarayda yaşamamlı saçmalığı edepsizliği ile gönüllerdeki bu sarayı yıkmanın serseriliği ile kendi gönül sarayını yıktığının  farkına varmaz! Gönül bahçesinde açan çiçekleri ezerek öten gönül bülbüllerini öldürerek,kulakları tırmalayan melodisiz anlaşılmaz sesler çıkararak, sanki bülbül ötüyormuş gibi utanmadan öldürür ama yine farkına varmaz ki kendi gönül bahçesini ezmiş , gönlünde öten aşk bülbülünü öldürmüştür!
Ah insan ah ne kadar nankör! Bencil! Benlik dürtüsü ile sadece be ben ben diyen aciz zavallı haddini bilmez insan! Ihlamurlar gibi kokan gönüldeki güzellikleri, hayatın içinde kullanmamız gereken, merhameti vicdanı izanı idraki...Utanmadan uçurumlara atarak ya da silerek , mutlu olması gereken hayatımızı silmenin peşindeyiz ! Anlaşılmaz bir muamma! Hezeyan! Tezat ! Dünyamızı birlikte inşa etmek, gülümseyerek yaşamamız tek gayemiz varlığımızın sebebi iken bunu biliyorken, hayır ben tek başıma güzelliği tüm paraların benim olması ile yalnız, ben yaşayacağım saçmalığı ile yıktıkça yıkarız,yıkılır kalırız...Üç günlük dünyanın içine, bu kadar ayrılığı sığdırmanın saçmalığı yerine bir adım atarak birbirimizi sevmenin adımını atmaz  gönüllerin sarılması ile dünyamızı cennete çevirmek var iken,hala inatla nefretle kinle ben ben  eben deriz!
Ey yalan olacak insan, yalan işlerin peşinde yalan olmadan, gönülde yaşamanın güzelliği ile gerçek ölümsüz olmanın erdemliliği ile gerçek olanı yaşamak için, neden şeytanın yanında zalimin peşinde olmak için kaçarız tam bir muamma! Dönüşü mümkün olmayanın peşinde, yalanı yaşayan insan yalanınla yanacaksın feryat edeceksin,bizi birbirimizle kavga etmek için bizi birbirimize düşürenler saraylarda mutluluk içinde keyif sürüyor bunuda bilmekte fayda var...
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

8 Nisan 2016 Cuma

Hakka Varmak İçin Çık Yola



Aklım ile düştüm ben yola
Gönlüm dedi çıkmadan ver mola
Dünya malı için çıkarmışsın dedi yola
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Gönül dedi emanet olan bu canı dünya ile doldurma
Ahiret yurduna vardırmadan boşa soldurtma
Aşk deryasına sal onu dünya malı ile doldurtma
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Aşk deryasına beni batır hak yolunda beni yatır
Dünya denilen bu iki satırı fazla sevme bazen bilmezsin hatır
Hak yolunda sen bul hatır dünya derdi çoktur ağlatır
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Hak yolunda hakka aşık olsan onun sırrı ile dolsam
Bu yolca bu cana ile olsan birde benim halim sorsan
Can içinde canlarda gör yüzünü hak ile söyle sözünü
Bu dünyanın yüzünü vuslata varmazsan göremezsin özünü
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Kendi canında kendini gör aşk ile içini ör
Kendi canını görmeyen kör canlar için nasıl olur bonkör
Ara kendinde bu maksadın önün aydın olsun bakma kör
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Sakın ola gönül kırma gözde akar bazen yaşlar sırma
Hak yoluna çıkınca canların hatırını sor şaşı bakma
Nasipte varsa nimet paylaş paylaşmadan gönül heybene tıkma
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Akıl pusulası şaşırır gönül pusulanla yola çık dağları aşırır
Aç kapısını içini görenler şaşırır içindeki senindir kimler karışır
Bazen dünya ile aklın karışır hak yolda olanlar herkesle barışır
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Akıl ile cahil sofrasında olma paşa halk sofrasında abdal ol yaşa
Bu dünya ömrün varsa hak ile yaşa bir dost bul onunla mutlu yaşa
Dünyayı hak gözüyle eyle temaşa sakın etme sen münakaşa
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola

Oku gönlünle gönülleri hece hece hayat dediğin bir bilmece
Kul Mehmet’im bazen yatmazsın gece yazarsın uzun uzun hece
Hayat basamak basamaktır bilgece çıkarsın onu derce derece
Dünya malını boş ver hakka varmak için çık yola
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-



10 Aralık 2015 Perşembe

Rahat Dur Rusya Sen Sakın Kaşınma.



Rusya boş yere sen zırvalama
Derya değilsin ki anla sen amma
Çökersin uğraşma bak sen zamanla
Rahat dur boşuna sen kaşınma

Arkandakiler kaçar bak bir anda
Tüm enerjin biter kalmaz o canda
Dumanı tütmez sanayi bacanda
Rahat dur Rusya sen sakın kaşınma

Mehmet Aluç

5 Mayıs 2015 Salı

Seni Sevdim



Ölüm ile yaşamın iki arası
Yaktı beni kaşlarının karası
Merhemdir gönlüme sinenin tahtası
Cennet hurisine benzer yüzlerin

Yaz bahar ayı gibi gözlerin
Baldan tatlı  senin sözlerin
Cennetten yastıkmı dizlerin
Cennet hurisine benzer yüzlerin

Seninle gönlümü deryaya açtım
Nefret kinden uzak kaçtım
Cennet gözlerine hayran oldum baktım
Cennet hurisine benzer yüzlerin

Kul Mehmet der ki sinende gonca güller açılır
Açılırda cümle cihana saçılır
Seni sevdim cennet kapısı açılır
Cennet hurisine benzer yüzlerin

Mehmet Aluç

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Kaptanı Derya Piri Reis 2. Bölüm





-Çok doğru söyledin.

-Sözümü bitirmedim daha.
-Özür dilerim
-Evlilik bir arada olmak ve araya bazen mesafe koymaktır her birisi ayrı olmalıdır.
-Ayrı olursa, kargaşa ve kargaşa çıkmaz mı?
-Çıkmaz, nasıl ki her iki ağaç, başkasının gölgesinde, gölgelenmeyip kendi gölgesinde gölgelenerek, beraberce büyürse, yani tek başına ama beraberce herkesin fikri olmalı ama müdahale olmamalıdır. Müdahale ve baskı evliliği ve sevgiyi bitiren ve aşkı öldüren bir bıçaktır evladım, hem de kör paslı bir bıçak ki ölüme kadar götüren bir bıçak.
-Bunu nasıl yapmak gerekir?
-Bu evlilikte, önemli olan ihtiyacı olanı karşılamak dan ziyade boşluğu doldurmaktır. Arayarak onun kalbindeki, gönlündeki boşluğu sevginle, karşılık beklemeden usanmadan doldurmaktır. Kulu, kölesi olacak gibi değil; biliyorsun sadece ALLAH a kulluk edilir.
-Çok zor Kaptanı derya babam çok zor böylesi bir aşk bulmak veya yaşamak!
-Yani kendini aşka, aşkı yaşamaya layık görmüyorsun? 
-Bu anlaştığın gibi ise bilemiyorum!
-Böylelikle hem kendini hem de sevdiğini, çocuklarını yani aileni ve aynı zamanda toplumun temel taşlarını sağlamlaştırmış olacaksın. Çocuklarında bu aşkı görerek gereken dersi alacaktır.
-Çocuklarımıza nasıl öğreteceğiz?
-Öğretemezsin. Çocuklara sahip olursunuz ama onlar sizin değillerdir sevginizi verirsiniz düşüncelerinizi gerçek manada veremezsiniz, onların ruhlarına müdahale edemezsiniz, herkesin ruhu farklıdır, görür, yaşar alır veya almaz önemli olan herkes rolünü gerçek manada oynaması ve kendinden bir şeyler katmasıdır. Bu katmanın sonunda alkış olmasa bile, alkış beklenerek yapılan rolden kimse bir şey alamaz ve hayatına katamaz ve yol harikası çıkaramaz.
-Şimdi anladım. Ferhat ile Şirinin aşkını, Leyla ile Mecnunu. Günümüzde, aramak için vakit yok ki geçim derdinden; önce yıllarca okuyacaksın iş bulacaksın, evlenmek için görücü usulü veya beğendiğin kızla evleneceksin, elektrik, su, parası, internet parası, yeni çıkan telefonlara yetişememe devamlı yenileme için dünyanın parasını ver..? Aşkı arama yaşı gelene kadar okullarda o kadar sınav ve gerginlik anlaşılması zor, o kadar dersler var ki ve bunun sonunda hele de iş bulma kâbusu var ki, zaten o ne varsa alıp götürüyor bedenimizde.
- Bu dediğin Ferhat ile şirin gününüzün aşıklarımı?
-Özür dilerim.Evet
-. Aşk, korkmaya ve korkutulmaya gelmez gerçek aşk, korkularak aranacak aşk değildir.
Seyit han gülerek başını öne eğdi.Sözün yönünü değiştirdi.
-Çok zormuş kaptanı derya hayatın senin.
-Doğrudur evladım,gittiğim her ülkede sokaklarında hüzün vardı,gözyaşı ve ölüm vardı,ben ve tayfam neşe huzur getirdik Allah'ın izni ile bre evlat.Bre küstah kıskananlar düşman ile birlik olanların sözleri ile idam edildim bre evlat,gaflet içinde yaşayanlar anlayamaz zaten beni,sözlerimi halimi ayan beyan etmeden...
-Kapatan derya paşa babam,tarih zaten sizi biliyor,devletler yıkılır yenisi gelir lakin sizin gibisi bir daha gelmedi ve gelemez de, siz fetihlerle şerflendiniz, insanları zulümden kurtardınız bu size ziyadesi ile yeterde artar.
-Zaten evlat biz üzerimize libas diye kefeni giydik de bu yola serimizi koyduk, dost güçsüz düşman kavi olduğunu anladığı an karşısın da hep bizi buldu,hayalleri olup da yolda kalanların,hayallerine kavuşmaları için kapalı yollarını açtık bre evlat.

Denizde usta olan piri reis balık tutmak da usta idi.Seyit han hiç balık tutamamıştı.Tekrar geri dönerek kulübeye doğru ormanın içinde yürüyerek gittiler.
Piri reis anlatırken yaşıyordu adeta aynı sahneleri

-Evladım içimdeki hasreti söndürdün .Bana kardeşim oruç reisi hatırlattın, kardeşim İlyas Reis ile birlikte denizciliğe başladım..Rodos şövalyelerine esir düştü.Esirlikten kurtulunca, Memluklu Sultanı Kansu Gavri'nin hizmetine girdi. Mısır donanması ile birlikte İskenderun Körfezi'nde bulunduğu sırada Rodosluların saldırısına uğrayarak. Korkud Çelebi'nin verdiği bir gemi ile korsanlığa başladı. İtalya kıyılarını yağmaladı.

Yavuz Sultan Selim padişah olunca, Anadolu kıyılarını bırakarak İskenderiye'ye gitti. Cerbe adasına yerleşti. Kardeşime buradan katıldım. Yaptığımız deniz savaşları ile ünü bütün Batı Akdeniz'e yayıldı. İspanyol gemileri ile yaptığı savaşta ağabeyim bir kolunu kaybetti. Yavuz Sultan Selim'e hediyeler gönderdi. Yavuz Sultan Selim ise ona elmas kabzalı iki kılıç ve iki gemi gönderdi.Cezayir şehri halkı, kendilerini İspanyollardan kurtarması için Oruç Reis'e başvurdu. Oruç Reis, Cezayirlilerin bu çağrısı üzerine, 1516'da Cezayir üstüne yürüdü. Cezayir'in Oruç Reis'in eline geçmesini istemeyen İspanyollar, şehri almak istedilerse de başarılı olamadılar. Tlemsen'e yerleşen Oruç Reis, İspanyolların ve onlarla işbirliği yapan nefsine hakim olamayan zalimlere, kendi çıkarları ve hakkı için tüm mutluluklardan vaaz geçen ağabeyim oruç reis, buradaki yerlilerin saldırılarına altı aydan fazla dayandı.Daha sonra yanında kalan kırk kadar adamı ile İspanyol hatlarını yardı. Arkasından gönderilen Garcia de Tineo kumandasındaki İspanyol donanması ile Salado ırmağında yapılan savaşta, 1518 yılında Cezayir'de öldü.Şimdi hepsi gözüm önünde geçiyor. Birçok Müslüman olsun, olmasın zülüm altında inleyenleri kurtarmak için gözünü kırpmadan savaşırdı hem de en ön saflarda,yüzlerce yaralanmasına rağmen, kendi canını hep ikinci plan atarak, adamlarının canını birinci planda tutmuştur. Sınırboylarında akıncıların yaptıkları, yıldırma ve fethe hazırlama faaliyetlerini denizde gerçekleştiren cesaret ve kahramanlık timsali deniz kurtlarından biri olan, Oruç Reis, katıldığı muharebede can ve mal endişesi duymazdı. Elde ettiği ganimetleri fakir ve kimsesizlere, leventlerine dağıtır, varını yoğunu cihat ve gaz'a için sarf ederdi. Cömert, âlicenap, yardımsever, merhametli olan Oruç Reis, ciddî ve sertti. Bütün leventleri tarafından, bir baba gibi sevilirdi. Çok iyi bir muharip, tehlikeli zamanlarda en iyi çareleri bulmakta zorluk çekmeyen bir komutandı..Nur içinde yatsın.Barbaros’un 1546′da ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yaptım, Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi’ndeki deniz görevlerinde yaşlandım. Osmanlı donanmasında yaptığı son görev idamıyla sonuçlanan Mısır Kaptanlığım oldu.


Piri reis hüzünlendi.

-Çok doğru hazin son kaptanı derya babam!Mısır Kaptanı sen Piri Reis 1552′de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığın seferde, Hürmüz Kalesi’ni kuşatmıştın. Portekizlilerden aldığın haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdın ve donanmasıyla Basra’ya döndün. Tamire muhtaç donanmayı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır’a döndün, gemilerden birisi yolda battı. Donanmayı Basra’da bırakman kusur sayıldığı için Mısır’da hapsedildin. Basra valisi Kubat Paşa’ya ganimetten istediği haracı vermeyince, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın politik hırsı yüzünden hakkında padişaha olumsuz rapor verildi ve dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı üzerine 1554′ de boynun vurularak idam edildin. İdam edildiğinde 80 yaşının üzerinde olan sen Piri Reis’in terekesine devletçe el konuldu.
-Hazin olan, hayatımın idamla son bulması evladım.Doymak bilmeyen nefislerin ve arzularının esiri olan, Basra valisi Kubat Paşaya hakkı olmayan bir hakkı, vermemenin bana yakışır bir duruşla, karşı çıkmam sonucunda idam edildim. Beni gönüllerde ve tarihte ölümsüz bir hayatının olduğu gerçeğini altını çizmiş ve bu idama götüren yolda dönemin Padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman'a karşı konmaz, hırs ve nefis peşinde koşanların raporu ile idam edildim; aslında kendilerini tarihte ve gönüllerde idam edilerek ben piri reisin gönüllerde taht kurmasına neden olmuşlardır. 
-Günümüzde “Piri Reis haritası” olarak bilinen senin çizdiğin harita, 1513 yılında yapıp 1517′de padişaha sunduğun dünya haritasının halen mevcut olan bir parçası olarak duruyor.. Bu parça, Amerika’nın doğu kıyıları, Atlantik Okyanusu, Afrika ve Avrupa’nın batı kıyılarını gösteren haritandır..
-Benim çizdiğim Amerika haritası ve kıtasını, kolomb ben buldum diye sahiplense de,bu tamamen gerçek dışıdır evladım.

-Bende böyle biliyorum kaptanı derya.Orijinali Topkapı Sarayı’nda olan haritan, deve derisi üzerine 9 renkte boyanıp resimlenmiş olup 86cm boyundadır. Üst kısmı 61cm, alt kısmı 41 cm ve sağ yanı boydan boya kopmuştur. Üzeri efsanevi ve gerçekçi resimlerle süslüdür. Haritada üçü küçük, ikisi büyük 5 rüzgar gülü bulunur. Haritanın oluşumu, keşif tarihi ve çeşitli efsaneler hakkında notların haritada yer alır. Osmanlı Sultanı’na sunulacak olması nedeniyle görselliğe çok önem vererek hazırlamışsın. Sunulan haritana göz atan Yavuz Sultan Selim “Dünya ne kadar da küçük” demiştir ve haritayı ikiye bölerek “Biz doğu tarafını kontrol edeceğiz” şeklinde devam etmiştir. Haritanın diğer yarısı hala bulunamamıştır. Trigonometri Bilmecesi Rus tarihçi Sergey Manukov ise sizin1513′de çizdiğiniz haritanın benzerini hazırlamanın ancak dünyanın uydudan çekilmiş fotoğraflarıyla mümkün olduğunu söyledi. Rus uzman, ” Aslında harita da fotoğrafa çok benziyor. Sanki, bir uydu aracı çizimi yapılan bölgenin üzerinde dolaşarak fotoğrafını çekmiş. Özellikle güney yarımküre inanılmaz ayrıntılı” dedi.


-Evladım bunda şaşacak ne var ki?İnsanı mükemmel hücreler içinde yaratan ALLAH ben kuluna nurundan bir parça vererek ilim sahibi yaparak,yarattığı akılla çizmemem vesile oldu.

-İşin içine ve hayatlarına alemlerin Rabbi olan Allah'ı katmayınca her şeye hayret ederler. Bu konuda yerden göğe kadar haklısınız.Hatta Manukov, senin trigonometri bilmeden böyle bir harita hazırlamanın mümkün olmadığını, ancak trigonometrinin 18′inci yüzyılda kullanılmaya başlanmasının şaşırtıcı bir durum olduğunu söyledi. Komsomolskaya Pravda Gazetesi , “Günümüzde bazı haritalardaki yanlışlıkların senin haritana bakılarak düzeltildiği biliniyor. Türk amiral ölümünden yüzyıllar sonra hâlâ konuşuluyor” diye yazdı.
-Evladım Allah'ın hikmetidir bu başka bir şey değil.Şimdi benim idam edilerek başımın vurulmasına gelelim evladım.Bizler Hazreti Muhammed (s.a.v) ümmetiyiz.Peygamber efendimiz kendisine zülüm edenleri,taşlayan taifelileri nasıl merhamet göstererek afetmişse,rahmet peygamberi olmuş ise ;biz padişahlarda ve alimlerde halifelerde Rahmet peygamberi olan peygamberimizi örnek alarak adaletli olarak karar  vermeliyiz.Peygamberimiz zamanında hiçbir suçlunun kafası kesilmemiştir veya ilk defa hırsızlık yapanın eli kesilmemiştir.Hep merhamet nazari ile onları yargılamış hüküm vermiştir. Hırsızlık yapana neden yaptın diye sorar o da geçim için yapacağım bir şey yoktu derdi ve hemen hırsızlığa giden yolları hemen kapatarak bir daha olmasına engel olur ve de hırsızın pişmanlığındaki samimiyetini görür bir daha yapmaması söyler için af ederdi.Şimdi benim dönemimdeki padişahımız Kanuni sultan Süleyman'ın, Peygamberimizin MİMBERİ OLAN SANCAĞI VE HALİFELİĞİNİ koltuğuna otururken Peygamberimizin bu vasfından bi habersiz olduğu için veya nefsine uyarak beni kötü anlatan paşada” kendisini görüp görmediğini düşünmeden ve kendisi de oturduğu makama oturmadan önce peygamberimizi adaletini görüp diğerlerine öğretirken bu Allah'ın hikmeti olan hikmetinde saklı olan sayılardaki hikmetinde ki hikmeti takip edemediği veya takip ederken gözünden kaçırdığı için” adaletten ve vicdandan habersiz paşanın raporuna dayanarak hüküm vermesi vicdansızlığını gözler önüne sermiştir. 1552'de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığım seferde, Hürmüz Kalesi'ni kuşatmıştım. Portekizlilerden aldığım”Bu bölgede bulunan Müslüman halkın Portekizlilere yardım etmeleri beni çok kızdırdı. Bu kızgınlıkla askerlerine şehri yağmalattım. Bu arada Portekizlilerin büyük bir donanma ile bölgeye yaklaştığı ve Basra körfezini kapatmayı planladıkları haber alındı. Ben bakım ve onarım yapılan donanmamın hazır olmadan denize açılmasını istemedim. Bölgede mahsur kalmamak için donanma ve askerleri geride bırakarak acil olarak üç gemi ile sıkıntılı bir şekilde Süveyş tersanesine donanma merkezine döndüm haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdım ve donanmamla Basra'ya döndüm. Tamire muhtaç donanmamı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır'a döndüm,gemilerimden birisi yolda battı. Donanmayı Basra'da bırakmam kusur sayıldığı için Mısır'da hapsedildim.Niyetimin yanlış anlaşılmış ve padişaha bunu izah edemeden ,adaletli yargılanmadan”. Basra valisi Kubat Paşa'ya ganimetten istediği haracı hakkı olmadığı için vermediğimde, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa'nın politik hırsı yüzünden hakkında padişahımız Kanuni Sultan Süleyman'a olumsuz rapor verdi ve dönemin padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman'ın fermanı üzerine 1554'te boynum vurularak idam edildim. Bizler insanların gönüllerini sevgilerini ganimet olarak aldık.Ömrü hayatımda yaptığım en büyük hata padişahım kadim dostum pargalı İbrahim paşayı ve evladı şehzade oğlu Mustafa'yı ve sultan beyazıdı katl ederek öldürmesinin, derin yarası nedeni ile oradaki Müslümanların kendilerine zülüm eden zalimlerce birlik olup bizlere tuzak kurması sonucu onlara zara vermeden sadece mallarını yağmaladım.

-Sultan Süleyman, pargalı İbrahim ile nasıl tanıştı?


-Osmanlı Devletinin en ünlü Devlet adamlarından biri. Kanuni Sultan Süleyman’ın İkinci Sadrazamı. Osmanlı tarihinde “Pargalı, Frenk, Makbul, Maktul” gibi isimlendirmeler ile tanınır.Yunanistan’ın Parga şehrinde doğmuş. Bir balıkçının oğludur. Küçük yaşta Türk korsanlar tarafından kaçırılıp Manisa’da dul bir kadına satılır. Kadın onun iyi bir eğitim almasını sağlar. Keman çalmada çok yeteneklidir. O sıralar Kanuni Sultan Süleyman, Şehzadeliğindedir ve Manisa Sancak Beyi olarak görev yapmaktadır.
Pargalı İbrahim 9-10 yaşlarındadır. Bir tesadüf sonucu geleceğin Osmanlı Sultanı Süleyman ile tanışır ve hayatı değişir. İbrahim bir gün kemanını konuştururken oralardan geçen Şehzade Süleyman müzikten etkilenir ve hemen kemanı çalanın getirilmesini ister. Saraya alınan İbrahim’in eğitimine burada devam edilir. Kısa sürede Şehzade Süleyman’ın dostluğunu da kazanmıştır.Tarih ve coğrafya ile ilgileniyor, Türkçenin yanında çok iyi Yunanca, farsça ve İtalyanca biliyordu. Yavuz Selim öldükten sonra yerine geçen Sultan Süleyman ile İstanbul’a geldi. Bilgisi ve becerisi sayesinde Kanuni ile dostluğunun da etkisi ile Osmanlı Devletinde hızla yükseldi.Kapı Ağalığı, Şahinci Basılığı, Has odabaşı derken, Vezir Ahmet Paşa’nın entrikaları ile Sadrazamlıktan alınan Piri Paşa’nın yerine teamüllerin dışına çıkılarak Sadrazamlığa kadar yükseldi. Aynı zamanda hem Anadolu beylerbeyi hem de Rumeli Beylerbeyliği verilmişti. Bu durum Osmanlı tarihinde nadir görülen bir olaydı.

Vezir Ahmet Paşa, Sadrazamlık beklerken, hızla yükselişinden rahatsız olduğu Pargalı İbrahim onun yerine Sadrazamlığa getirilmişti. Ahmet Paşa Mısır Valiliğine atanmış, atanır atanmaz isyan etmişti. Ahmet Paşa’nın isyanını yıldızı hiç barışmadığı yerine Sadrazam olan Pargalıİbrahim bastıracaktır.1523 yılında Kanuni’nin kız kardeşi Hatice Sultan ile evlenerek Saraya Damat oldu. Artık Damat İbrahim Paşa idi. Düğünleri 15 gün sürmüş, düğün şaşalı şekilde Kanuni’nin kendisi için yaptırdığı İbrahim Paşa Sarayında yapılmıştı. Belgrat’ın fethinde, Rodos’un alınmasında, Ahmet Paşa ve Kalender Şah isyanlarının bastırılmasında önemli rol oynamış, Osmanlı için önemli olaylarda en önlerde yer alması ününe ün katmıştı. Bu durum aynı zamanda devlet içindeki otoritesini de arttırmıştı. Mısır isyanını bastırdıktan sonra Mısır Beylerbeyi unvanını da almıştı.


1526 Mohaç Meydan Savaşının kazanılmasında da önemli rol oynamıştır. Ünü ve gücü biraz şımarmasına sebep olmuş, Kanuni’nin sorgusuz dostlunu suiistimal etmeye başlamıştı. Bu durum onu çekemeyenler için bulunmaz bir fırsattı. Hakkında çıkan, aslında Müslüman değil bir Hıristiyan, derdi hükümdar olmak gibi birçok söylentinin üzerine Mohaç zaferinden sonra Avrupa’dan dönüşte, bir çok heykelle İstanbul’a gelmesi kendisine olan şüpheleri iyice arttırmıştı. Resim ve heykele verdiği önemi, İslam düşmanlığı olarak yansıtmaya çalışıyorlardı. Kanuni’nin onayı ile heykelleri sarayın bahçesine ve At meydanına koydurttu

Hakkında çıkarılan dedikodulara Kanuni başlarda hiç aldırış etmiyor, gönülden bağlı olduğu dostuna çok güveniyordu. Bu karışık dönemde ailesinin Yunanistan’dan gelmesi, babasının Müslüman olup Yunus adını almasından sonra Sancak Beyliğine getirtmesi de hakkındaki dedikoduları iyice arttırmıştı. (Haşim Şahin)
Avrupalı elçiler ile o görüşüyor, kritik anlaşmalarda Osmanlının gücünü diplomatik olarak da gösteriyordu. Kanuni’nin gözünde saygınlığı en üstlerde çıkmıştı. Kanuni, Damat İbrahim Paşa’nın gelirini 3 milyon akçeye çıkardığını tüm devlet erkanının huzurunda duyurarak kadim dostunun onurunu okşamak istediğinde, bulunduğu mevki ve gücünün etkisi ile 3 milyonu beğenmeyip “Fatih Sultan Mehmet, Sadrazam Mahmut Paşa’ya 4 milyonluk haslar verdiğini” söyleyerek şımarıklığını belli edecek, Kanuni’de altta kalmayıp, “Onlar İstanbul’u fethettiler, Onlar ile kendimizi bir tutmak haddimiz değil” diyerek cevap verecekti.İbrahim Paşa askeri başarılardan sonra görüştüğü elçiler ile devletin kudretinden bahsettikten sonra bulunduğu mevkiinin yüksekliğini vurguluyor, “Padişahın iki mühründen biri bende. Devleti ben idare ediyorum, benim tas diklemediğim hiçbir iş olamaz” devlet içindeki, nüfusu ile böbürleniyordu.Avusturya ile yapılan 1533 İstanbul Antlaşmasında , Avusturya Kralının Osmanlı Sadrazamına (yani kendine) denk sayılması, İbrahim Paşa’yı iyice gururlandırmış, kendini Krallar ile Sultanlar ile denk olarak görmeye başlamıştı. 1534’deki Saf eviler üzerine üzerine yapılan Irak Seferi İbrahim Paşa için ikinci bir dönüm noktası idi. “Serasker Sultan” unvanı verilmişti. Bu unvanı alan ilk kişi idi. Artık kendi adına fermanlar yazıyor, “Sultan İbrahim” diye imzalıyordu.Paşa’nın Irak seferi sırasındaki asıl amacının İran’ı ele geçirip, Osmanlıya bağlamak başına da kendisinin geçmek istediği düşünülüyordu.Nitekim başlangıçta seferin yönü Bağdat iken orduyu Tebriz’e yönlendirmiş, alt yapı hazırlığı yapılmadan yapılan uzun yürüyüş, orduyu yıpratmış, İran Şah’ı yaklaşınca da Erzurum’da bulunan Kanuni’den yardım istemek zorunda kalarak amacına ulaşamadığı düşünülüyordu.
Yanında bulunan ancak ters düştüğü Defterdar İskender Çelebiyi öldürtmesi, sarayda ona karşı olan muhalefetin sesini iyice yükseltmesine sebep olmuştu. Bu tepkilerden artık Padişah ta etkilenmeye başlamış, kadim dostu ile arasına mesafe koymaya başlamıştı. Damat İbrahim Paşa’nın bir de Şehzade Mustafa’yı desteklemesi belki de ona en büyük düşmanını kazandırmıştı. Hürrem Sultan’ı. Hürrem Sultan bütün gücü ile Paşa’nın aleyhinde çalışıyordu. Paşa’nın Hatice Sultan ile ilgilenmediği, bazı cinayetleri gizlediği, hediye gönderilen Kuranı Kerimleri kabul etmediği, gizli Hıristiyan olduğu, devletin parasını müsrifçe harcadığı söylentilerine artık Kanuni de inanmaya başlamış ve eski dostu ile ayrılmanın vakti geldiğini düşünerek onu öldürtmeye karar vermişti.
1536’nın Mart ayında iftar için saraya çağrılan İbrahim Paşa, iftardan sonra bir odaya çağrılarak, daha sonra Şehzade Mustafa’yı da boğdurtmakta kullanılacak dört sağır ve dilsiz cellat tarafından boğdurulacaktır.1553'de Şehzade Mustafa olayı yaşandı. Mustafa, I. Süleyman'ın Mahidevran Sultan'dan olan ilk çocuğudur. Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak Amasya'ya vali olarak gönderildi..Yine gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran,Sultanda;oğluyla birlikte Amasya 'ya gitti.Şehzade Mustafa'nın I. Süleyman'ın en büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu. Ancak Mustafa, babasına bir süre sonra ayaklandı. Bir süre sonra büyük bir tehlike haline gelirken 1553 yılında Ereğli ovasında boğduruldu. Devrin ikiyüzlü vezirlerinin kışkırtması, teşviki ile padişaha asi olan Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Sultan Bayezid, Doğu Anadolu’da gönderilen orduya yenilerek, on bin askeri ile İran’a sığınmıştı.İran Şahı Tahmasp, kendisine sığınan bu Türk Şehzadesini, önce çok iyi karşılayıp ağırlamıştı. Daha sonra Padişah Kanuni Sultan Süleyman, çok değerli hediye vaat ettiği mektupla, Tahmasp’tan, oğlunun katledilmesini istemişti. İran Şahı Tahmasp önceleri Bayazıd’ın eline geçmesini büyük fırsat olarak görür ve Kanuni’den taviz üstüne taviz kopartır. Şah, Kanuni’den oğlunun idamı için bin türlü istekte bulunur, örneğin Kars’ı dahi ister. Gönderilen hediyeler ve Kanuni’nin baskısı ile en sonunda, kendisine sığınan Şehzade Beyazıt’ı, oğlu Orhan’ı ve on bin askerini katletti.Padişah Kanuni Sultan Süleyman, oğlunu öldüren Tahmasp’a bir teşekkür ifadesi olarak, üç kere yüz bin altın , yüz bin miktarı tam ayarlı altın ve çeşitli hediyeler, seçkin pişkerler, hesaba gelmez şeyler hazırlanarak vezir vükela ile Tahmasp’a verilmek üzere Başkent Kazvin’e ulaştırıldı.(5)Tüm bu anlatıklarını bir bir hissederek ve yaşayarak tekrardan yaşıyordu piri reis.Hüzün çöktü.Oturdu kayanın üstüne gözlerinde akan yaşları kolları ile sildi..Şimdi Allah'ın hikmetini ve hikmetini ortadan kaldıran gidişattaki bozuk olan düzeni düzeltmek için feda ettiğim benim hayatımı ve idam edilmemde ki sonucu harmanla ve sonucunu kendin çıkar evladım.Aslında onlar beni değil, kendilerini ve adalete olan değerlerini hiçe sayarak kendilerini idam ettiler,ben hakkı olmayan ganimetten pay isteyen paşaya vakarlı ve adaletsizliğe olan adaletli, duruşumu hazım etmemesi sonucunda beni acımasızca idam etmişlerdir. Beni gönüllerde unutulmayacak bir yere getirmişlerdir.Şimdi sen git bunları hazırlayacağın tezine yaz ve insanlara anlat, eğriyi ve doğruyu bilsinler bende mezarımda kemiklerim sızlamadan yatayım evladım.

Kaptanı derya bir anda gözden kayboldu.Adanın etrafını defalarca dönen ve arayan seyit han ondan ayrılmanın üzgünlüğü ve aradığı gerçeği ve tezi için bulduğu bu altından kıymetli gerçeği bulmanın hazzı içinde gördüğü rüyadan ve uykudan uyandı.Gülücükler açan yanağındaki güllerle, masadaki kağıt ve kalemi alarak gerçekleri ve tezini yazmaya başladı

”Birbirinizi sevmedikçe; iman etmiş olmazsınız,iman etmedikçe; cennete giremezsiniz” ALLAHU EKBER diyorum,başak diyecek bir şey demiyorum.
[Müslim, Ebu Davud, Tirmizi] hadisini Bilimsel olarak açıklaması budur,tabi anlayana diyerekten,ve en son noktayı koydu.

Mehmet Aluç


Kaynak:
 http://www.metin1.net/piri-reis-ve-haritaları/)
İslam Ansiklopedisi (cilt 9, sayfa 503, MEB 1964)
Osmanlı Tarihi (Ord.Prof. İsmail Hakkı Uzun çarşılı, cilt II, sayfa 397, TTK 1983)
 http://www.rehberim.net/forum/tarih-rehberim-217/872177-kanuni-sultan-suleymanin-pargali-ibrahimi-oldurme-sebebi.html#ixzz2KpXzTmeO
http://www.shodb.gov.tr/pirireis/oturumlar/bilim_adami_yonu_piri_reis.htm
       Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

28 Nisan 2015 Salı

Kaptanı Derya Piri Reis 1 . Bölüm

Kaptanı Derya Piri Reis 1 . Bölüm



Piri Reis, Osmanlı İmparator'luğunun en görkemli yıllarının yaşandığı Kanuni Sultan Süleyman döneminde yetişmiş en büyük bilim adamlarından biridir. Bu nedenle, sık sık değinildiği gibi Piri Reis’in Bahriye’si, bir denizcilik kitabı olmanın ötesinde bir coğrafya atlası, Akdeniz’in bir sosyal ve ekonomik coğrafya kitabıdır. Üstelik içerdiği bilgilerin gözlemlere ve araştırmalara dayandırılmış olmanın yanı sıra, gereken yerlerde kaynak gösterilerek bilgilerin güvenirliği pekiştirilmiştir. 
O günlerin koşulları içinde böyle bilimsel nitelikli bir yapıtın hazırlanabilmesi, ancak yazarının bugünkü anlamda bir bilim adamı olmasıyla açıklanabilir. Piri Reis’i çağdaşı bilim adamlarından ayıran en göze çarpan özelliği, çalışmalarını bugünkü bilim adamı anlayışıyla yapıp ortaya koymasıdır. Piri Reis’in yapıtları ve özellikle Bahriye, özetlenen görüşler açısından ele alınırsa, onun çağdaş bilim adamlarının yukarıda belirtilen niteliklerine sahip olduğunu görüp hayranlık duymamak olanaksızdır. Bu noktada ilk vurgulanacak husus, Piri Reis’in gerek haritalarını ve gerek kitabını kendi yapmış olduğu gözlemlere, topladığı kaynak belgelerine ve yine kendi araştırma ve deneylerine dayandırarak bilimsel biçimde hazırlamış olmasıdır. Bilgi toplama, araştırmanın temelini oluşturmaktadır. 
Piri Reis için bilgi toplamanın bir ayağı gözlem, bir ayağı da inceleme ve araştırmadır. Özellikle gözlem onun için kaynak bilgi ve deneyim demektir. Doğal olarak araştırmacının gözlemlerini bilimsel sonuçlara dönüştürmeyi de başarması özelliği Piri Reis'te de bulunmaktadır. Nitekim daha Bahriye’sinin ilk sayfalarında, onun çalışmalarını gözlem, araştırma ve bunların değerlendirilmesine dayandırdığı anlaşılmaktadır. Aşağıdaki örnekler Piri Reis’in gözlem, araştırma ve kaynak bilgiye verdiği önemin kanıtlarıdır Günümüzde piri reisin hayatını okuyan ve öğrenen 26 yaşındaki seyit han bu bilgi ve keskin zekanın karşısında hayretler içinde kalarak derin düşüncelere dalmıştı.Üniversite öğrencisi olan Seyit han, doktora tezinde piri reis,eserleri ve hayatının Osmanlı dönemine ve bugünümüze nasıl ışık vurduğunu ve bu yansımalarla denizcilik alanındaki bilgilerinin günümüzde nasıl yansıtılması gerektiği ve trajedik ölümündeki, sır perdesini aralayacak tez üzerinde çalışarak bir an önce teslim etmenin uğraşında iken,aylarca araştırdığı piri reisin hayatını okumanın ve araştırmanın yorgunluğu içinde uykuya daldı.
Daldığı bu derin uykuda denizde tek başına yol alırken yolunu kaybederek ıssız bir adaya düşerek piri reis ile karşılaştığı rüyanın etkisi ile derin hissiyatlar, içinde heyecanla kalbi yerinden sökülürcesine atıyordu.Kaptanı derya yaşlanmış üzgün ve mahzundu.Kendi kendine ağaçlardan kurduğu kulübede otururken gördü.Yanına yaklaştı.Tanıyıp,tanımamak arasında gitti geldi.Cesaretle 
-Siz,meşhur Osmanlı donanmasının kaptanı piri reis değil misiniz? 
-Doğrudur bre evladım. 
-Siz burada ıssız adada tek başına yalnız neden duruyorsunuz? Oysa siz Osmanlı İmparatorluğu döneminde uzun çalışmalarla denizde yolunu ve yönünü kaybedenlere çizdiğiniz haritalarla yönlerini gösteren,şimdi günümüzde gelişen teknoloji ile uydudan çekilen dünya resimlerinde bile olmayan ayrıntıları bundan asırlar önce bilerek çizen dahi ve keskin zeka sahibi olan bir gönül insanı ve kaptan derya tek başına benim gibi denizde yolunu kaybetmiş ıssız adada kalıyor!!

-Haklısın bre evladım,beni iyi tanımışsın.Rüyana girme nedenime gelince;”hayat hikayemi ve eserlerimle ilgilenmen ve mezarda yatarken kemiklerimi sızlatan beni ganimet hırsızı olarak” yargılayarak boynumu vurmalarına neden olan asılsız olayı gün yüzüne çıkarman için bre evladım girdim.

-Bende çok üzüldüm kaptanı derya! 

-Şimdi beni iyi dinle evladım.Karamanda günlerden bir gün, hava hafiften rüzgarlı, mahallede oyun oynayan çocuklar içinde ilk bakışta keskin bir zekaya sahip olduğu ilk görüşte belli oluyordu.Arkadaşları oyun peşinde koşuştururken o evin kapısının önünde elinde kağıt ve eski kırık bir kalemle bir şeyler çizmekle meşguldüm. Dünya hakkında sorduğu sorusu karşısında cevap veremeyen şaşkınlığını gizlemeyen hocasının takdirini alan çocuktum .Bu yukarda anlatılan olayı günlerce rüyasında görerek çözmenin ve çizimlerle uğraşarak kendince haritaya benzemese de çizimlerin bir gün insanların yollarına ışık tutacağını görerek kan ter içinde uyanan dahi ve Osmanlı denizcisi olarak tarihe keskin zekası ile hizmet eden Ahmet Muhittin Piri reisten başkası değildi.Pîrî Reis, Ahmet Muhiddin Piri, Ahmet ibn-i el-Haç Mehmet El Karamani (d. 1465-70, Gelibolu – ö. 1554, Kahire), Osmanlı denizcisi. Amerika’yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştı.Piri Reis’in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizci Kemal Reis’tir. Piri denizciliğe amcası Kemal Reis’in yanında başladı; 1487-1493 yılları arasında birlikte Akdeniz’de korsanlık yaptılar; Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldılar.Şaşkındı.Hayretler içinde,piri reisi dinlerken aynı olayları yeniden yaşıyorlardı. Piri reis

-Asıl adım Muhiddin Piri'dir. Karamanlı Hacı Ali Mehmed'in oğluyum ve ünlü Osmanlı denizcisi Kemal Reis'in yeğeniyim. Akdeniz salmış ünlü bir korsan olan amcasıKemal Reisin (1450-1510) “Gelibolu çocuçocukları su içinde tıpkı bir timsah gibi yetişirler dediği gibi yetiştim.. Tekneler benim beşiğim, gece gündüz denizlerin çırpıntısı ninnilerimdi.” dediği gibi burada yetiştim ve 11 yaşına geldiğinde onun tayfalarına katıldım(1481). 1487'de Onunla birlikteİspanya'daki Müslümanların yardımına gittik.
1491-1493 arasında Sicilya,Sardunya,Korsika adalarına ve Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldım. Ben14 yıl boyunca amcam Kemal Reis’in Akdeniz’deki seferlerine katıldık. Hayatının bu dönemini, tüm gittikleri yerlere ait gözlem ve deneyimlerini yazdığı, dünyaca ünlü denizcilik kılavuzu Kitab-ı Bahriye’den izleyebiliyoruz. 1494 yılında Grenada’da (İspanya) zor durumdaki Endülüs Müslümanlarının Osmanlıdan yardım istemesi üzerine,Amcam Kemal Reis buradaki Müslüman toplumu gemileriyle Kuzey Afrika’ya taşıdık.1495te Fatih Sultan Mehmetin oğlu Beyazıt hükümdar olunca, geniş topraklara yayılmış olan imparatorluğun ancak çok güçlü bir deniz gücüyle burada egemenliğini sürdürebileceğini düşünüyordu.. Bunun üzerine Akdeniz’de korsanlık yapan yetişmiş, iyi savaşçı Türk denizcilerine Osmanlı donanmasına katılmaları için davette bulunurdu.Amcam Kemal Reis’in de Osmanlı donanmasına katılmasıyla, amiral olan amcamın yanında ben Pir reis, gemi komutanı olarak Akdeniz’deİspanyol,Ceneviz,Venedik donanmalarıyla ve pek çok deniz üssünün alınmasında savaştık. Yine bu sırada bulunduğu denizlerin rüzgar, akıntı gibi özelliklerini not alıyorum, ada ve sahillerin coğrafi ayrıntılarıyla birlikte haritalarını çıkarıyordum. Savaşlarda ele geçirilen düşman gemi ve esirlerinden onların denizcilik ve haritacılık bilgilerini araştırıp, bulduklarını kendi elimdekilerle birleştir ererek özenli bir arşiv oluşturuyordum.Yine bir gün denizde seferdeyiz,apazlama istikametinden gelen rüzgarla alabora olduk olacağız. Halat volta etmek için ağaç veya metalden yapılmış silindirik biçimde güverte veya rıhtıma bağlanmış bir eleman rüzgarın etkisi ile koptu kopacak.dayım kemal reis,etrafa emirler yağdırıyor.Gemiyi kontrol altına almak için,bu işin üstünde gelmek için etrafına bağırarak
-Haydi cihanın bütün arslanlarım canlarım ha gayret. Ortalık karışık, beyaz olanlar, siyah olanlar hepsi gemiyi kurtarmanın telaşında -Aganta arslanlarım aganta. Bende kopacak elemanı sarmak ile bulduğumuz iple sarmanın telaşındayım. 
-Alama kürek aslanlarım,alberaber 
Herkes küreklere hücum etti,deniz bizi girdaba doğru çekiyor.Saatler sonra rüzgar durdu,tam rahatladık derken korsanların saldırısına uğradık.Güç ve dermandan kesilen ben, dayım ve tayfalar ağır kayıplar verdi ve dayım kemal reisi burada kaybettik.Ana omurga zarar gördü.Dayım -Arslanlarım,arıya ha arıya, Yani sancakların ve çubukların aşağı indirilmesi olan bu deyimi korsanları aşağıya atalım demek istiyordu. Ben ve tayfalar gemiye bağlı iplerler den uçarcasına savaş veriyorduk,ama nafile kemal reisi kaybettik. -
-Çok üzülmüşsünüz? 
-Evet evlat çok üzüldüm.Büyük üzüntü içinde bir süre denize açılmadım. Daha önceki tecrübelerim ,bilgilerim işinde çizim yaparak haritalar çizmeye başladım.Amerika kıtasını gösteren haritayı o zaman yani 1513 de çizdim.Ve kitabım,kitabı bahriyeyi de o dönemlerde yazdım. Allah'ın takdiri bu olay olmasa idi ben bu haritayı ve kitabımı yazamayacaktım ve bu çizimlerimi yapamayacaktım,1516 yılında Osmanlı donamasına kaptan olarak geçtim.O günü hiç unutamıyorum.Padişah 1 Selime Yavuz beni çağırmıştı,heyecanla ne yapacağımı bilmiyor ve heyecandan kalbim yerinden sökülecek gibi oluyordu.Huzuruna vardım.Gözlerine baktım. 
-Gel kaptan,methini çok duyduk,seni Osmanlı donanmasına kaptan olarak görevlendirildim.
-Devletlüm nasıl münasip görürlerse.
-Bilirsin kaptan etrafımızda Müslümanlar zalimin zulmü altında iniler,onlara yetişmek gerek,halleri ile haldaş olmak gerek ,işin zordur kaptan.
-Bilirim devletlüm bilirim. Dedikten sonra huzurundan ayrıldım işte evlat bundan sonra, savaşlarım başladı.1517 çizdiğim haritaları 1.SelimYavuza-teslim ettim.1521 de kitabı bahriyeyi bitirerek 1522 de Rodos seferine çıktım.1524 de sadrazam makbul İbrahim paşayı, mısıra götüren gemiye kılavuzluk ettim.Daha sonra sadrazamın ilgisi ile tekrardan gözden geçirerek1 .Kanuni sultan Süleyman''a sundum.1528 de çizdiğim ikinci haritamı da padişah'a armağan ettim.Korsanlık yıllarımda bile hiçbir masuma saldırmadım,Müslümanlara ve masum olanlara, ister Müslüman olsun olmasın haklarını korumak için seferlere çıktım ve savaştım.1528 de güney denizlervde görev aldım. 

Osmanlı Donanması’nın Venedik Donanması’na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak yer aldım, böylece ilk kez savaş kaptanı oldum. Yaptığım başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Ben Piri Reis, 1495-1510 yıllarında İne bahtı,, Moton, Koron, Navarın, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldım. Akdeniz’de yaptığım seyirler sırasında gördüğüm yerleri ve yaşadığım olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabımın taslağı olarak kaydettim. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve ‘Dünya ne kadar küçük…’ demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve ‘biz doğu tarafını elimizde tutacağız..’ demiştir.. Padişah, daha sonra 1929′da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır.
Seyit han
-Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için, Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir. Senin seferden sonra, tuttuğunuz notlardan, bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu’ya döndünüz değil mi?.
-Evet evladım döndüm.
-Derlediğiniz denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye’de bir araya getirdiniz. Kanuni Sultan Süleyman’ın dönemi, büyük fetihler dönemiydi. Sen 1523′deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması’na katıldın. 1524′de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1526′da gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye’sini, İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni’ye sundu. Sen Piri Reis’in 1526′ya kadar olan yaşamını içine Kitab-ı Bahriye’den okudum. Daha sonra 1528′de, ilkinden daha içerikli, ikinci dünyayı içine aldığın haritanı çizdin. 1533 yılında Barbaros Hayrettin Paşa kaptan-ı derya olunca Sende de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) unvanı alan sen, sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalıştın.
-Aferin evlat çok iyi araştırmışsın? Evlenemedim evlat ömrümde,bir anneme sarıldım birde geceleri soğukta rüzgara sarıldım da yattım.Sevdaları hep deniz feneri gibi bekledim, varlığını hissettiğim ama bulamadığım tüm deniz fenerlerim ışıksız çıktı.Geceleri gökyüzünü yorgan yaptım da üstüme örtümde yattım evlat.Sıcak bir yuva ve ev hasreti ile içim yandı,içimi söndürecek birini ararken,acıyan içimi saracak ALLAH ı buldum evlat. Denizcilere sevda zordur, zalim bir meslektir, hastalıktır.Biz vatanımız için milletimizin selameti için kalbimizi denize çaldırdık ve bu mutluluk dan vaaz geçtik evlat.Bilir misin evlat, şöyle güzel bir hatunun gözlerine bakışta bir defa içimiz ısınmadı.Deniz bakışları köpük köpük, sonsuzluğu anlatan mavilikti.Deniz bakmaya doyamadığım, derinliklerinde kendimi kaybettiğim Rabbimin lütfüdür biz denizcilere…Balıkların sevdasını bilir misiniz? Onların bizim gibi birbirlerini sımsıkı sarıp sevgilerini gösterecekleri kolları yoktur. Dokunamazlar birbirlerine ama, yüreklerinde hissederler sevgiyi işte bende dokunamıyorum denizin maviliğine, o eşsiz güzelliğe ama yüreğimde ta derinlerde hissediyorum denize olan sevdamı...

Piri reisin gözleri buğulandı iki damla yaş yanaklarında süzülerek yere damlayarak yerdeki kumları yakarak ,denizi dağladı.Seyit han üzgün,sessiz dinliyordu
-Annemin gözlerinden başka kadın gözü göremedim hayatımda, annemin ve babamın kollarından başka kimsenin kollarına sarılamadım evlat.Denizcinin yüzlerce sevdalı olan limanları vardır, sevdalısı yoktur.Gerçi son zamanlarda anne ve babama da sarılamadım, kokularını içime çekemdim, gidişlerin kapısını açık bırakıp, dönüş kapılarını hep kapalı tuttum. Bu sevdalardan da mahrum kalırsın evlat,senin gibi bir evladım olmasını o kadar çok arzuladım ki; vicdansız zalimlerin zalimliğine yetişmekden aile olmaya , baba olmaya yetişemedim,vatan,ve milletimizin dertlerine yetiştik oda bize yettielhamdülillah.
Piri reis ve seyit han yutkundular ve birbirlerinin gözlerine bakarak başlarını öne eğdiler.Piri reis
-Evladım olsa ne olacak ki bana doyasıya sarılamadan,bana baba demekten mahrum kalmaktan başka nesi olacaktı?Babasını görmedikten,sarılmadıktan sonra olsa da ne anlamı olurdu? Mahzun gözleri ve gönlü hep yollara bakarak geçirecekti.Ama olsun özlem duymayı bilirdik baba,oğul olarak.Milletimiz,padişahımız sıcacık yataklarında, sıcacık hanımları ile yatsınlar diye bunlardan vaaz geçtik evlat,biz bu duyguları görebilecek kadar yakın, dokunacak kadar uzak yaşadık .
Seyit han özlem dolu gözlerle
-Beni oğlun farz et ve gel bana baba şefkati ile sarıl Hızır reis,oruç reisin kardeşi,denizlerin fatihi Barbaros baba, bana sarıl babam gibi.Benimde babam yoktu üç yaşında vefat etmişti.Gel sarıl da baba kokusunu duyayım, duyayım,şefkati bilemedim gel sarıl da bileyim, damarlarımda hissedeyim,Barbaros babam.
İkisi de birbirlerine özlemle sımsıkı sarıldılar.
-Gel aslan oğlum benim can içinde can olan oğlum seyit han.
Bu sahneye tüm gökyüzü ağlarcasına yağmurla doldu denizler taştı ve arkasında güneş tüm sıcaklığı ile bedenlerini kavuşmanın sıcaklığın hissettiren sıcaklığı içinde bedenlerini sardı ve gülümsedi.
-Çocukluğumda oynamama engel olan sebep neydi bilmiyorum,gökyüzünü yıldızları izler,kainatı seyreder kafamda yollar çizerdim.Büyüdüğümde deniz benim bir hayat parçam oldu,ondan uzaklaştıkça nefes alamıyordum.bir gün ayrı kalsam beni sanki çağırıyordu.Nereye nasıl gideceğimi hiç düşünmeden yelkenler fora der denize koşar okyanusun serin dalgalarında hayat bulurdum.

-Deniz hayatınızdan önde gidiyor, hayat arkasından takip ediyor der gibisin, Kaptanı derya babam.
-Doğru söyledin bre evlat, anne babamdan yurdumdan ayrılınca geceleri dümen başında ağlardım,ama denizden ayrı kalınca sıkılırdım nefes alamaz olurdum evlat.Sukuneti ümmete sunmak için gece gündüz aylarca seferlere çıkardım,ümmet için gecelerimi uykusuz geçiridim onlar rahat uyusunlar diye evlat.

Seyit hanı bu sözler karşısında şimdiye kadar tatmadığı bir sızı ve hüzünle gözlerinde bir kaç damla aktı.
Kaptanı derya babam,sevgiyi huzuru Allah'ın izni ile her yerde estirmek için kendi ömrünü feda etmişsin,ve sonucunda ise zalim kıskanç bir iftira ile sonun hazin bir ölüm oldu.
-Doğru söyledin bre evlat,ben insanların gönlüne gittim,onların gönlünde huzur esmesi için çabaladım,söyle bu dünyada yaratılış gayemiz insanların gönlüne sevgi ile girmek onlara huzuru getirmek değil midir evlat.

-Ah birde sen şimdi gel gör halimizi...Hiç aşık olmadınız mı kaptanı derya babam bir güzel kıza?

-Evlat zaman mı vardı zalimden nefes almak için,bir güzelin gönlüne konarak kelebekler gibi uçmaya,denizden karaya inerek akşamın sümbül kokularını güzel bir kızın saçında koklamaya zaman mı var dı evlat.Yoktu böyle bir zaman evlat!

Beraberce adayı dolaşmaya ve yemek için balık tutmak için yürüyüşe çıktılar.Denizin maviliği pırıl pırıldı.Hava güneşli ve çok sıcaktı.Piri reis seyit hanı tepeden tırnağa süzdü – Sevdiğin bir kız var mı evladım?Aşkı aramak için kendinden bir şey verdin mi? Sevmek istediğine veya hoşlandığın bir kıza; bu vermek hediye vermek, kur yapmak, değil kendinden bir parça gönlünden canından kalbinden bir parça sevgi verebildin mi? Karşılıksız, olarak seni sevmese bile bu uğraş sonucunda. 
-Anlayamadım, açık konuşurumsun,kaptanı derya babam? 
-Açık değil mi konuşmam? 
-Anlayacağım şekilde, açık değil. Kendimden bir parça derken, kalbimi söküp vermem gerektiğini mi söylüyorsun? 
-Hayır evladın onu söylemek istemedim. Söylemek istediğim kendinden bir parça derken; gönlündeki aşkı ve sevgiyi vermedin mi, aradın mı? 
-Hayır,verdim ama aramadım. Aramam mı gerekirdi? 
-Evet. Nasıl? 
-Arayarak, aşk sadece; arayanların bulabileceği bir sevgi selidir. Aşka layık olmak gerekir ki aşkı ve sevgiyi bulasın, yoksa birisini sevmekle asık olursun ama aşkı bulamazsın sadece kendini avutursun, aşkı buldum diyerek. Kendini aşkı yaşamaya layık görmezsen aşkı bulamazsın.
 -Şimdi bir kızı beğenmek, sevmek onunla hayat boyu beraber olmak ve bunun sonucunda ,çocuklarımızın olması aşk değil mi? 
-Gerçek aşk değildir ki evladım, gerçek aşk karşılık vermeden ve sevmek ve sevmenin sonucunda dediğim gibi karşılık alma san'da, hayata küsmek değil sevmeye devam etmektir evladım. Senin dediğin gibi sevmek kendinden bir şey katmadan gönlünü avutmaktır, bir süre sonra sevgin biter monotonlaşırsın ama kendinden bir parça verirsen, her zorluğa rağmen bu bazen bir bedeninde parça olur bazen de onun istediğine karşılıksız razı olursun usanmadan hoşnutluk içinde. Aşka layık olmak için, layık olmak gerekir. Gerekirse bir ömür boyu usanmadan onun istekleri karşısında bıkmadan usanmadan, çalışmak gerekir. Ona özgürlüğünü vereceksin. Şöyle açıklayayım beğenmediğin bir huyu veya yaşamında hoşlanmadığın insanı değiştirmeye çalışmak için önce, kendinde değiştirmek istediğin o huyu ve yaşamını kendinde değiştireceksin ki, karşındakini kötü huyunu ve yaşamı değiştirebilesin. Yoksa karşındakinin özgürlüğünü, kısarsan bir süre sonra ona taktığın bu kelepçe veya boyunduruk onu boğar veya sıkar, bir ana önce kaçmanın hayali ile yaşar sana bir şey veremez.

-Vermek derken mal ev, araba mıdır?


-Hayır, vermek bu değil kendinde olanı vermek. Bu dediklerin dünya metasıdır ihtiyaç olur da kullanılır diye verilendir verirken kılı kırk yararak vermek değildir karşındakine. Verirsem, buna layık değildir yerine ben vermeye layık mıyım karşılık gözetmeden onu incitmeden vermektir. Yoksa ev, araba, gibi dünya istekleri gelip geçici olur ve insan arzuları, almakla tatmin olmaz sürekli ister. İstemeden vermek layık mı değil mi değil, ben vermeye layık mıyım karşılıksız olarak, budur aşkta önemli olan. Sevdim âşık oldum diye evlenenler, bir süre sonra boşanıyorlar ve hayal kırıklığına uğrayarak hayata küsüyorlar.

-Çok güzel anlattın şimdi anladım. Evliliği sürdürmek için ne yapılmalıdır?
-Evlilik iki kişinin bir ömür boyu iyi ve kötü günde bir arada olup bu zorluklara karşı göğüs germesi gereken bir yaşam şeklidir.
Mehmet Aluç
Devan edecek İnşALLAH

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç