Bu Blogda Ara

ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Cümle Gönülleri Kavuştur

 
 
Söyle ey âşık şair gönüllerin diline
Uzansın elin cümle gönüllerin eline
Öğren gönülleri sevmeyi erkân yolunu
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Dallarında dökülmesin nefret ile gazel
Al gönlünü kendinle sen haydi bize gel
Sevmeyi sevilmeyi öğretelim güzel güzel
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Çırpındıkça batarsın çırpınan kuşlar gibi
Nefreti yaşadıkça batarsın gemi gibi
Yeter yalnızlıkla gördün sen kuyu dibi
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Gönülleri seven ol ozanlar gibi sende sev
Sevdikçe küçülmezsin olursun gönüllere ev
Merhaba de ey cana canlar merhaba olma dev
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Cümle sorularını sor olmasın toptan
Ahirette verilecek hesap elbet o an
Sana boş bırakılmaz bilesin bu meydan
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Hakikat imanla teslimiyettir Rahmana gör efendi
Kaçtıkça batarsın nefis şeytan köle yapar vuru kilidi
Nefis şeytanla dünyaya kanalardan baksana kim güldü
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Aklı başından dünya malı almasın gitmesin
Ömür boş yolda boşuna heder olup bitmesin
Ayrılık rüzgârı seni kapıp uzaklara götürmesin
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Kul Mehmet’im dünyada ahiretini inşa et
Durma insanları canları sende biraz gülümset
İnsanları sev gönülleri sevmeleri için razı et
Cümle gönülleri kavuştur sen birbirine
 
Mehmet Aluç © Kul Mehmet

4 Ağustos 2015 Salı

Sev beni sende biraz


Dalda sallanır kiraz
Haydi, bana gül biraz
Gönlünü bana yaz
Sev beni sende biraz

Yaklaş bana az biraz
Yanağından bir buse ver olsun az
Seninle olur kışlar yaz
Aşkımı kalbine kaz

Elimde kırık saz
Ne olur etme naz
Severken al haz
Küsmek alınmaz ki baz

Evin önünde geçer kaz
Gönül sazın eline al sende çal biraz
Yanakların sanki kiraz
Ne olur yapma bana naz

Ne olur olma sakın kurnaz
Sevgime etme sen itiraz
Aşkınla sev beni çapraz
Yönün çevirme biraz

Kul Mehmet sevmez az
Elimde kırık bir saz
Çalayım dinle biraz
Sende söyle olsa da az


Mehmet Aluç (Kul Mehmet)

2 Nisan 2015 Perşembe

Netice Hatice




Herkes der Hatice
Ortada var netice
Yazık oldu evdeki pirince
Gevşek gevşek gülünce

Gel geriye geriye
Sen gittin beriye
Karşıda geliyor Hayriye
Gevşek gevşek gülünce

Kuşlar uçar pır pır
Çomar diş gösterir hırlar hır hır
Hayat değil gırgır
Gevşek gevşek gülünce

Gözden akan gönülden akan yaş
İman yoluna koy baş
İman ile olunca kul olur hoş
Gevşek gevşek gülmeyince

Mehmet Aluç


25 Şubat 2015 Çarşamba

Ozanlarım...

Ozan Dede Korkut






    Dede Korkut, bilinen ilk Türk Ozanı. Orta Asya’da Kopuz, Anadolu’da saz diye bilenen çalgının mucididir. Türk coğrafyasındaki bütün ozanların piridir.

Oğuz Türklerinin milli ozanı olan Dede Korkut’un hikayelerinden ve hakkındaki söylencelerden yola çıkılarak yaşamı M.Ö. 120 - M.S. 646 yılları arasında gösterilmektedir.
Hikayelerinde geçen yer adlarının tespiti sonucu Dede Korkut’un da mensup olduğu Oğuz Taifesi’nin Horasan’dan ayrılıp Bayındır-Han önderliğinde Kars-Anı bölgesine geldiği, Kars-Kağızman Ağcakalesi’ni “Yaylağ”, Iğdır-Sürmeli Karakalesi’ni “Kışlağ” seçtikleri belirtilmektedir.

Dede Korkut hikayelerinden oluşan anonim derlemenin adı: Kitabı-ı Dede Korkut alâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzhân (Oğuz Halklarının Diliyle Dede Korkut Kitabı) adıyla Dresden kitaplığında bulunan (Yarım kopyası da Vatikan kitaplığında ele geçen) tek yazmadır.

Eserin yazıya geçirilme zamanı 15. Yüzyıl sonlarıyla 16. Yüzyıl başları kabul edilir. Eser de 12 hikâye yer alır. unları derleyen, anlatan, yazıya geçiren kimse bilinmez. Her hikâyenin sonunda bir dilek ve mutluluk ortaklığını belirterek olayı sonuçlandıran Ozan Dede Korkut ortaya çıkar. (1)

Dede Korkut kitabının başlangıcında “Hazret-i Resul aleyhis-selam zamanına yakın, Bayat boyundan Korkut Ata derler, bir er koptu, Oğuzun ol kişi tamam bilicisiydi, Oğuzun içinde tamam velayeti zahir olmuşıdı, ne derse olurdu, gayibden türlü haber söylerdi, Hak Taala anun gönlüne ihdam ederdi.

Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü hallederdi, her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca işlemezlerdi” denilmektedir. (2)

Bazı kaynaklarda Dede Korkut’un Kara Hoca’nın oğlu olduğu 100 veya 295 yıl yaşadığı kaydedilmektedir.

Dede Korkut adına bir çok yerde mezar yerleri gösterilmektedir. Ne zaman öldüğü kesin olarak bilinmemekle birlikte 646’ya yakın bir tarih işaret edilmektedir.

Dede Korkut’dan günümüze 12 hikaye ulaşmıştır. Bu hikayelerin içerisinde onun söylediği sözler, kopuz/saz eşiğinde okuduğu türküler-şiirler mevcuttur. Günümüzde türkü ve şiir olarak bilinen halk edebiyatının kafiyeli ve vezinli ürünleri Dede Korkut döneminde Soylama olarak bilinmektedir.

Soylamalar söylendiği zamandan çok daha sonra yazıya geçtiği için nesirleşmeye yüz tutmuş, dörtlükler halinde yazılmamıştır. Yer yer kafiyelerle örülmüştür. Hece olarak 7 ile 15 arası sayılarda mısralar oluşmuştur.

Milli şiirimiz Soylama ile başlayıp koşmaya, doğru gelindiğinde dörtlük halini alarak 7,8,11 hece ölçüsüne kavuşmuştur.

Günümüzde anlatılan hikayelerde ve ozanlar arasında yapılan atışma örneklerini Dede Korkut hikayelerinde de görmek mümkündür.

Dede Korkut’un söylediği sözlerden bazıları atasözü olmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Soylamalarında akıcı bir dil, nakışlı bir anlatım bulunmaktadır.


Dede Korkut Soylamalarından Örnekler:

SOYLAMA (İç Oğuza Dış Oğuza Asi Olup Beyrek’in Öldüğü Boyu)

Hani öğdüğümüz bey erenler?
Dünya benim, diyenler?
Ecel aldı, yer gizledi,
Fani dünya kime kaldı?
Gelimli gidimli dünya
Sonucu ölümlü dünya.
Bu kara yer bizi de yiyecektir,
En nihayet uzun yaşın ucu ölüm,
Sonu ayrılık! (3)


SOYLAMA ( Kazılık Koca-oğlu Yeğenek Boyu)

Yücelerden yücesin,
Yüce Tanrı!
Kimse bilmez, nicesin?
Ulu Tanrı!
Sen anadan doğmadın,
Sen atadan olmadın,
Kimsenin rızkını yemedin,
Kimseye güç etmedin,
Her yerde teksin,
Allah yücelerden yücesin!
Adem Peygambere sen taç giydirdin,
Şeytana sen lanet kıldın,
Bir suçtan ötürü,
Kapından sürdün, çıkardın!
Nemrut göğe ok attı,
Karnı-yarık balığı karşı tutan ulu güçlü Tanrı sensin!

Ululuğuna sınır yok,
Senin boyun, bosun yok,
Gövden yok, atan yok,
Vurduğunu büyütmeyen Ulu Tanrı!
Ezdiğini belirtmeyen belli Tanrı!
Yücelttiğini göğe kaldıran görklü Tanrı!
Kızdığını yere çalan güç-yetmez Tanrı!
Birliğine sığındım Çalabım, güçlü Tanrı!
Yardım senden,
Kara-donlu kafire at teperim,
İşim sen onar! (4)


SOYLAMA (Dirse Han-oğlu Boğaç Han Boyu)

Beri gelsene, başım bahtı, evim tahtı!
Evden çıkıp yürüyende selvi boylum
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
İkiz badem sığmayan dar ağızlım
Güz elmasına benzer al yanaklım
Kadınım, direğim, döleğim! (5)


SOYLAMA (Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Boyu)

Çığnam çığnam kayalardan çıkan su!
Ağaç gemileri oynadan su!
Hasan’la Hüseyin’in hasreti su!
Bağ ve bostanın zineti su!
Ayşe ile Fatma’nın nikahı su!
Şahbaz atların içtiği su!
Kızıl develerin gelip geçtiği su!
Ordamın haberini bilirmisin, desene bana
Kara başım kurban olsun suyum sana! (6)


SOYLAMA (Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Boyu)

Ağaç ağaç dersem sana, arlanma ağaç!
Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç!
Musa Kelimin asası ağaç;
Büyük büyük suların köprüsü ağaç;
Kara kara denizlerin gemisi ağaç;
Şah-ı merdan Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç;
Zülfekârın kını ile kabzası ağaç;
Er olsun, avrat olsun, korkusu ağaç;
Başını alıp bakacak olsam, başsız ağaç;
Dibini alıp bakacak olsam, dipsiz ağaç;
Beni sana asarlar, taşıma ağaç!
Eğer taşıyacak olursan, gençliğim seni tutsun ağaç!
Bizim ilde olmalıydın, ağaç!
Kara hintli kullarıma buyuraydım,
Seni bölük bölük doğraya idiler, ağaç! (7)


KARŞILIKLI SOYLAMA (Kam Büre Bey-oğlu Bamsı Beyrek Boyu)

Aldı Beyrek:

Ne ağlarsın, ne buzlarsın, ağam diye,
Yandı bağrım, göynüdü içim!
Meğer senin ağan yok olmuştur,
Yüreğine kaynar yağlar dökülmüştür,
Kara bağrın senin sarsılmıştır,
Ağam deye ne ağlarsın, ne buzlarsın?
Yandı bağrım, göynüdü içim!
Bre kız!
Karşı yatan karadağı,
Sorar olsam yayla kimin?
Sovuk sovuk sularını,
Sorar olsam, içit kimin?
Katar katar develerini,
Sorar olsam, yüklet kimin?
Karalı-göklü otağı,
Sorar olsam, gölge kimin?
Ağız dilden, kız kişi haber bana,
Kara başım kurban olsun bugün sana!

Aldı Kız:

Çalma ozan, deme ozan,
Karalıca ben kızın, nesine gerek ozan?
Karşı yatan karlı dağı sorar olsan,
Ağam Beyrek’in yaylasıydı,
Ağam Beyrek gideli yayladığım yok!
Sovuk sovuk suları sorar olsan,
Ağam Beyrek’in içitiydi,
Ağam Beyrek gideli içtiğim yok!
Tavla tavla şahbaz atları sorar olsan,
Ağam Beyrek’in binitiydi,
Ağam Beyrek gideli bindiğim yok!
Katar katar develeri sorar olsan,
Ağam Beyrek’in yükletiydi,
Ağam Beyrek gideli yüklediğim yok!
Ağıllarda akça koyunu sorar olsan,
Ağam Beyrek’in şöleniydi,
Ağam Beyrek gideli şölenim yok!
Karalı-göklü otağı sorar olsan,
Ağam Beyrek’indir,
Ağam Beyrek gideli göçtüğüm yok! (8)


Dede Korkut Sözlerinden Örnekler:

1- Allah Allah denmeyince işler onmaz.
2- Kadir Tanrı vermeyince er bayımaz.
3- Ecel vade gelmeyince kimse ölmez.
4- Ölen adam dirilmez.
5- Çıhan can geri gelmez.
6- Bir yiğidin kara dağ yumrusunca malı olsa yığar, derer, talep eyler, nasibinden artuğun yiyebilmez.
7- Tekebürlük eyleyeni Tanrı sevmez.
8- Gönlün yüce tutan erde devlet olmaz.
9- Kül tepecük olmaz.
10- Kara eşek başına uyan ursan katır olmaz.
11- Er malına kıymayınca adı çıkmaz.
12- Kız anadan görmeyince öğüt almaz.
13- Konuğu gelmeyen kara evler yıkılsa yeğ.
14- Ata adını yürütmeyen hoyrad oğul ata belinden inince inmese yeğ.
15- At ayağı külük, ozan dili çevük olur; iyegülü ulalır, kaburgalı büyür.
16- Kolca kopuz getürüp elden ele, begden bege ozan gezer; er cömerdin ar nâkesin ozan bilür, ileyünde çalup ayıdan ozan olsun; azup gelen kazayı Tanrı savsun, Hanum hey, Begüm hey.. (9)

Dede Korkut Duası:

Yom vereyim hânım:
Yerli Karadağların yıkılmasın!
Gölgelice kaba ağacın kesilmesin!
Kan gibi akan görklü suyun kurumasın!
Kanatlarının ucu kırılmasın!
Kaadir seni namerde muhtaç etmesin!
Koşarken ak-boz atın sürçmesin!
Çaldığında kara polat öz kılıcın kedimlesin!
Dürtüşürken ala gönderin ufanmasın!
Aksakallı baban yeri cennet olsun!
Ak pürçekli anan yeri uçmak olsun!
Allahın verdiği umudun kırılmasın!
En sonunda arı imandan ayırmasın!
Ak alnında beş kelime dua kıldık kabul olsun!
Derlesin, toplasın, günahınızı,
Kaadir Tanrı adı-görklü Muhammeddin yüzü suyunu bağışlasın!
Bu duaya amin diyenler Tanrıyı görsün! (10)


Dede Korkut’un Ad Koyma Şölenindeki Sözleri:

Ünüm anla, sözüm dinle Bay Büre Bey,
Yüce Tanrı sana bir oğul vermiş, bağışlasın!
Ağır sancak götürdüğünde Müslümanlar arkası olsun!
Karşı yatan karlı dağlardan aşar olsa,
Ulu Tanrı senin oğluna aşıt versin!
Kanlı kanlı sulardan geçer olsa geçit versin!
Kalabalık kafire girdiğinde,
Ulu Tanrı senin oğluna fırsat versin!
Sen oğlunu Bamsam deye okşarsın,
Bunun adı Bozaygırlı Bamsı Beyrek olsun,
Adını ben verdim, yaşını Allah versin! (11)


Dede Korkut Hikayeleri’nden Özetler:

1- Dirse Han - oğlu Boğaç Han Boyu:

Toy edilirken Kara otağ’a oturtulan ve çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur ve Bayındır Han’ın boğasını öldürdüğü için Dede Korkut tarafından “Boğaç Han” olarak adlandırılır, bey olur. Dirse Han’ın kırk yiğidi, oğlanı babasına kötüler. Babası avda oğlunu oklar. Annesinin sütü ve kır çiçeği oğlanın yarasına derman olur.Oğlan, kırk yiğit tarafından kaçırılan babasını kurtarır. Dirse Han oğluna taht verir.


2- Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Boyu:

Salur Kazan, oğlu Uruz Han’ın uyarısına rağmen, Oğuz beyleriyle ava çıktığı sırada, evine üç yüz yiğidi ve Uruz’u bırakmasına rağmen düşman gelir. Eşini, gelinini ve oğlunu esir alır. Gördüğü rüya üzerine avdan dönen Salur Kazan, düşman ellerine gider. On bin koyununu düşmana vermeyen çoban da (o istemese de) kendisiyle gelir. Oğuz beyleriyle birlikte düşmanı yener ve yurtlarına dönerler.

3- Kam Büre Bey-oğlu Bamsı Beyrek Boyu:

Bayındır Han’ın Oğuzları topladığı sohbete tüm beylerin oğullarıyla gelmesi üzerine, Büre Bey üzülür. Oğuz beyleri, Büre Bey için bir oğul, Bican Bey’e de doğacak oğlana vermesi için bir kız dilerler. Doğan oğlan büyüdükten sonra kendisine hediye getiren bezirgânları kafirlerden kurtarır ve “Bamsı Beyrek” adını alır. Banı Çiçek’le evleneceği gece kafirler düğünü basarak Bamsı’yı esir alır. Banı Çiçek’in abisi Deli Karçar’a Yalancı oğlu Yaltacık’ın kanlı bir gömlek getirip “Bamsı öldü.” demesiyle Banı Çiçek Yaltacık’a verilir. Düğün gecesi esir bulunduğu kaleden, tekürün kızının yardımıyla kaçan Bamsı, yaşadığını Bani Çiçek’e bildirir. Sonra düğün yapılır. (12)



Dede Korkut Sözlüğü:

Bayımaz :Zenginleşmez.
Çalap :Tanrı, Allah.
Çatma-Kaşlım :Kaşlarının arası boya ile çatılmış olan.
Çevük :Çevik
Çığnam çığnam :Çağıl çağıl.
Devlet :Baht, mutluluk, zenginlik, talih.
Dölek :Ağırbaşlı, sakin, terbiyeli kimse, çok döl veren, çok doğuran.
Göçtüğüm :Varıp geldiğim, gidip geldiğim.
Görklü :Güzel, gösterişli
Göynüdü :Yandı, kavruldu
Hoyrad :İtaatsiz.
Kara Polat :Kara çelikten, halis çelikten
Kolca kopuz :Kul uzunluğunda saz.
Külük :Çabuk
Musa Kelimin :Tur dağında Tanrı ile konuşan Musa peygamberin.
Onmaz :Felah bulmaz, refah olmaz, yolunda yürümez.
Orda :Hanın karargahı, Bey çadırlarının bulunduğu yer, oba.
Ozan :Eski Oğuzlarda Oğuz destanlarını okuyan saz şairi.
Soylama :Türkü veya şiir söylemek.
Tekebbürlük :Böbürlenme.
Uyan ursan :Gem vursan.
Yom :Mutluluk, saadet, uğur.
Yumru :Set, tümsek, toparlak.

15 Şubat 2015 Pazar

Rahman Duyar Çağrım




Ahım çıkmaz ayyuka
Rahmandan utanırım
Derdim derim Rahmana
Rahman duyar çağrım
Rahman her an beni görür
Ben Rahmana ulaşırım

Her an Rahman benim yanımdadır
Canıma can veren Rahman’dır
Hatam olsa vurmaz yüzüme
Afım için beni her an bekler
Rahman her an beni görür
Ben Rahmana ulaşırım

Dünya dene viran evde
Saray eyler kurar gönlümde
Utanırım Rahmandan başım önümde
Her an canlı durur gönlümde
Rahman her an beni görür
Ben Rahmana ulaşırım

Rahman ’sız ömür beyhude
Rahmanla gönlüm asude
Rahika ile ömrüm süsler
Rahmanımla ulaşırım maksude
Rahman her an beni görür
Ben Rahmana ulaşırım
Kullar dünya bakar geçer
Kaşların çatar göçer
Rahmanım her an bana güler
Bir derdime bin derman ekler
Rahman her an beni görür
Ben Rahmana ulaşırım

 Kul Mehmet Rahmanın hikmetli işi
Ona her an ulaşır dertli kişi
Dert ile bağrın sokma şişi
Rahman duyar edeple at gönüle dikişi
Rahman her an görür bizi
İsteyen her an Rahmana ulaşır odur gönül denizi

Mehmet Aluç

7 Şubat 2015 Cumartesi

Halo Dayı




Vay halo dayı anlatıyorsun yine çocuklara masalları
Kalmadı çocuklarda sıkıntı denilen yarın tasaları
Yemek yerken düşürmezsin elinde tahta kaşıkları
Senden başka eski gönlü şen kalmadı halo dayı

Evinde gaz lambası var elektrik yok sordurmazsın nasılları
Elinde eski bir radyo sadece dinlersin gece gündüz ajansları
Evin çocuk yuvası seversin çocukları açıktır evin kapıları
Senden başka eski gönlü  şen adam kalmadı halo dayı

Televizyon olan eve girmezsin girsen de hal hatır sorar çıkarsın
Mahallenin tüm dertlerine ihtiyar halinle koşarsın yorulmazsın
Yarınlar için çocuklara edeple ders verirsin sorumluluktan kaçmazsın
Senden başka eski gönlü şen komşu kalmadı halo dayı

Minareler gibi sağlam imanınla dağları delersin
Hiç usanmadan kimi görsen sen erinmeden gülersin
Fısıldarsın bazen çocukların kulağına nurdan ilahî nağmeler söylersin
Senden başka eski gönlü şen insan kalmadı halo dayı

Şehadet olmak için gitmişsin tüm savaşlara
Şehadeti tatmadan gazi olarak dönmüşsün memlekete
Namazda secdede gözyaşlarınla yıkarsın seccadeyi
Senden başka eski gönlü şen Allah dostu kalmadı halo dayı

İmanlı gönül güzelliğini karşıdan gelen her insan anında sezer
Zamanında sende aşk ile sevmişsin güzel bir dilber
Bellidir gönlünde hala o sevdiğin dilber rahmete kavuşsa ’da gezer
Senden başka eski gönlü şen aşk ile seven kalmadı halo dayı

Dersin sen hepimize dünya malın peşinde gitmeyin hepimiz Allah kuluyuz
Gönlümüzde dilimizde Kuran Resul ile imanlı olan yolda olmalıyız
İnsanları severek onların dertlerine koşarak yaşayanlar olmalıyız
Senden başka eski nasihat vererek seven kalmadı halo dayı

Kul Mehmet’im bir sabah gidişinle Rahmana yürüyüşünle dondu hayat
Sen gittikten sonra mahallemiz sensiz kaldı yaşantımız oldu bayat
Ah bilmem bundan sonra hayatımıza katan olur mu bir tat
Senden başka eski gönlü şen dostumuz kalmadı halo dayı

Mehmet Aluç

26 Ocak 2015 Pazartesi

Rahman'ım Sensin

Rahman'ım Sensin

Rahman’ım eridim ben sensiz hep erim erim
Kalmadı bu dünyada benim sensiz tüm ferim
Nefsim şeytan elinde yıkıldı gönül evim
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim

Nefsim şeytanla oldu bu ömrümü öldürdü
Bir gün olsun beni bu dünyada güldürmedi
Sürüm sürüm yerlerde süründü gönül evim
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim

Parçalandı benim bu dünyada sabır taşım
Gözümde aktı dinmez kanla dolu gözyaşım
Musallada yatarken sensiz gönül naaşım
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim

Kul Mehmet’im Rahman’ım sana her an muhtacım
Sen olmazsan bitmezdi dünyada sonsuz acım
Güldü ömrüm seninle kurtuldu gönül bağım
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim
Mehmet Aluç©

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

6 Ocak 2015 Salı

Senden Başka Yoktur Yar Derdim



Yüreğim gibidir tüm yollar ağlar her zaman
Sözlerim benim gibi dokununca titretir
Gözün kırpışında ben kaybolurum tas tamam
Bilmem gönlün hep neden dışında beklettirir

Var mıdır senden ayrı benim bilmediklerim
Aşkla bana kolunu açman beklediklerim
Senden başka yoktur yar derdim söylediklerim
Bilmem gönlün hep neden dışında beklettirir

Kul Mehmet senden başka yoktur ev ocaklarım
Sen gelirsen hatanla seni ben kucaklarım
Biraz yaklaşsan bana kendim anlatacağım
Bilmem gönlün hep neden dışında beklettirir

Mehmet Aluç

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu




Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Beni Bulacaksın Hep Yanında

İsim:  images (33).jpg
Görüntüleme: 0
Büyüklük:  6.6 KB (Kilobyte)


Aman diyorum bazen, varsın sevgimiz olduktan sonra evimiz arabamız olmasın…Yazın tatile çıkmak için fırsatımız olmasın…Herkes ev araba almanın veya aldığı evin arabanın değiştirerek, arabanın bir üst modelini, evinde daha gösterişli olanın ,tatile çıkmak içinde tatil yerlerini araştırmanın peşinde olsun…

Ben bunları sana sağlayamasam da seni seven bir gönlüm var.. Orada önce Yüce Rahman gül kokulu Peygamberim sonra sen varsın.

Bırak kulak asma onlara sen, sen yaşlandıkça hala seni seven beni bulacaksın yanında, o geçici anların zevkine düşenleri ,sevgiyi zevki başka arzuların peşinde koşarak arayanlara bakma sen..

Sen, seni seven bu gönlümde senin için sevgi üreten ,bu fakir gönlümün aşk dolu şarkılarına kulak ver. Biliyorum en güzel evler, arabalar tatil senin hakkın ama gülüm gönlüme öylesine yerleşmişsin ki senin ile bu fakir evimde, fukara gönlümde bunları düşündükçe yakından uzak olmanın girdabına düşüyorum ve ancak elimden bu kadarı geliyor gülüm.

Kendimizden bir şeyler verdikçe hep ilk kez sevmiş gibi oluruz gülüm.. Böyle sevmek en güzeli.

Senin ile yağmur yürüyüşüne çıkmak, yüreğimde sana akan sevgim gibi yağan yağmuru hisseder gibi gönlümdeki sevgiyi hissettiren, yağmuru seviyorum gülüm.

Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç