Bu Blogda Ara

sessiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sessiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Okunur Minarelerde Salalar (Hakkıdır Hakka Tapan Milletimindir İstiklal)


 İstiklal
Ayaklanmaya olduk sesle ses yürek biz
Sessiz kalmadık sese sessiz
Yıktık ayaklanmayı tek ses tek yürek biz
Ayaklanmayı yıktık gür sesle biz
Uzandı ele vatana sese kalmadık sessiz
Sesle ses olduk nefes verdik biz
Millet varsa vatan vatandır cana candır milletiyle
Vatan yoksa millette yoktur kendisiyle
Kalmayalım vatan için lütfen sese sessiz
Okunur minarelerde çok şükür Rahmana şükürle salalar
Nurdan Nebiye gönderilir selamla salavatlar
Vatan millet için canını verir cümle canlar
Millet varsa vatan vatandır cana candır milletiyle
Vatan yoksa millette yoktur kendisiyle
Kalmayalım vatan için lütfen sese sessiz
Gece gündüz ülkemiz için yapılan dualar kabul oldu
Zalim kendi zalimliği ile kahır oldu yandı kül oldu
Hak ettiği cezayı adaletimizle şimdi aradı buldu
Vatan hainleri aradığı hak ettiğini şimdi buldu
Çok Şükür Rahman acıdı kuluna bizi korudu
Millet varsa vatan vatandır cana candır milletiyle
Vatan yoksa millette yoktur kendisiyle
Kalmayalım vatan için lütfen sese sessiz
Yok, oldu bir anda ortaya çıkan hicran
Ey vatan haini sen nefretinle yan
Millet vermez hiç kimseye bir karış toprak han
Sizler boşuna kuruyorsunuz hayal
Kırık zaten sizin tuttuğunuz dal
Milletin vatanını koruması vazifesidir
Siz zalimleri elleriyle un ufak etmektedir
Sizlere uzakta bence idam gözükmektedir
Millet varsa vatan vatandır cana candır milletiyle
Vatan yoksa millette yoktur kendisiyle
Kalmayalım vatan için lütfen sese sessiz
Vatanın her karış toprağı size cehennemden mezar
Bu azizi vatan şehitleriyle size olmayacaktır yar
Her adım attığınızda dünyanız olacak size dar
Milletimde eksilir mi?
İman
Vatan
Kardeşlik
Birlik hissi
Cümle milletim bu vatanın fedaisi
Sönmez milletimin sinesinde ki vatan aşkı ateşi
Ey hainler sizde olmaz namus
Bizde var bulunur silinmez ar namus
Milletimiz sandınız ki susmuş
İşte gördünüz nefretini üzerinize kusmuş
Millet varsa vatan vatandır cana candır milletiyle
Vatan yoksa millette yoktur kendisiyle
Kalmayalım vatan için lütfen sese sessiz
Üstat boşuna mı yazdı İstiklal marşını
Bu istiklal için ecdadım vermedi mi canını
Boşuna mı akıttı kanını boşuna mı emanet etti bize vatanı
Nefretiniz saramaz ki afakları
Milletim imanla kardeşlik birlikle inşa eder yarınları
Millet varsa vatan vatandır cana candır milletiyle
Vatan yoksa millette yoktur kendisiyle
Kalmayalım vatan için lütfen sese sessiz
İşte dilleriniz adımlarınız fikriniz kaldı oldu lal
Hakkıdır hakka tapan milletimindir istiklal
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

21 Nisan 2016 Perşembe

Korkuyla Gelen Perişanlık



Seyredeyim dedim âlemi gönülleri kendi halimce
Görürüm dedim kendimi halkın gönlünde gönlümce

Arar bulurum dedim kendimdeki yalnızlığın sebebini
Her yer karanlık yoksa ben miyim karanlık anlayamadım nedenini

Her yer benim gibi sessiz ve ıssızdı
Her sokak ıssızdı ve kimse yoktu korkudan galiba adamsızdı

Evlerde tüm pencerelerle bir bir kapkara tüller çekilmiş
Herkes evinde yalnızlığını bir asırlık biriktirmiş

Dillerde sesiz galiba bağırdım kimse yok mu diye sokaklarda kendimi yalnız sandım
Sokağa çıkan hiç olmadı perdeler oynaşırken sessizce içeriden gizlice biraz canlandım

Dedim neden sessisiniz benim gibi gelin ses olalım dedim
Duyan yine olmadı çıldırdım galiba dedim kendi kendime gülümsedim

Korku esir almıştı sokakları gönülleri dün benim gibi sanki
O korkuyu yenmiştim ben korkunun ecele faydası yok diyerek bu sokaklar bizimdi korkunun değildi ki

Dedim korkunun arkasında baharlar mı gelir çiçekler mi açar
Bizdeki birlik beraberlikle korkular kaçar baharlar rengârenk çiçeklerle kokular saçar

Kıyamet koparsa kopsun değil mi en sonunda kopacak
Nur peygamberin dediği gibi kıyamet kopsa da dikelim bir ağaç sanki ölüm gelsin ne olacak

Bitsin korkunun matemi yok olsun gönüllerde sokaklarda yıkamazlar bizi
İman varken sinemizde Çanakkale de kim yıktı ki bizi yıkıldı düşman dizi dizi

Korku bak gözlerinde korkuyla kurmak ister zalimlikle saltanat
Bizde olmaz imanla kurulmaz korkuyla saltanat, yıkarız, âleme insanlara sunarız hayat

Açıldı karanlık bir evde bir kapı çıktı bir delikanlı kanatlanmış imanıyla geldi yanıma
Yanıldık dünya malına aldandık korkuya olduk esir artık yeter ölüm değmez korkuyla bu canıma

Bitsin dedi korkuyla gelen bu perişanlık
Göğsüme imanı aldım ya ömrü değil ki bir anlık

Af et ya Rabbim beni bizleri gül kokan Nebin karşına çıkamayız bağışla bizi
Haydi, kimse gelmezse de ikimiz yürüyelim yıkalım korkuyu dizi dizi

Açıldı cümle kapılar dizi dizi söküldü pencerelerde kara perde
Sizinleyiz dedi halk yıkalım korkuyu düşürmezsin artık bizi bin bir derde

Geceye sanki tutuldu bir projektör her yer aydınlık oldu
Korku ile olanların kamaştı gözleri dilleri o an yürekleri ile oldu lal hepsi bir bir soldu

Kaçanlar yakalandı bir bir, sinesinde imanı birlik kardeşliği taşıyan halkın elleri ile
Gülümsedi insanlar sokaklar suskun bülbüller, açan güller ile geldi bir anda dile


Mehmet Aluç-Kul Mehmet

11 Şubat 2016 Perşembe

Okuma Canıma Ölmeden Rahmet



Az yaklaş yanıma okuma canıma ölmeden Rahmet
Severken beni yaklaşmadın bana çektirdin onca zahmet
Sessiz sessiz kapıma açtırdın soktun içeriye hasreti
Söyle ey zalim ben şimdi sensiz ne edeceğim
Bu hasret dolu yokluğunla ben kime gideceğim

Bunca yıl yaşadığımız sanki oldu bir öykü
Aşkımızı yaşarken bumuydu gönlümüzde ülkü
Sanki bana sen yedirdin her gün zıkkımın kökü
Desene ben bunca yıl omzumda taşıdım boşa bunca yükü
Viran ettin gittin gönlümdeki köşkü
Bu hasret dolu yokluğunla ben kime gideceğim

Kurudu gönlümde akan aşkın kaynağı
Ettin beni sen yanarken hasret manyağı
Yedin bitirdin ömrüm gibi gönlüde bitti aşkın kaymağı
Onca sözlerinle kandırdın demek ki onlar ağız söz kalabalığı
Hırçın yel gibi geldin estin gittin yıktın evim ocağı
Bu hasret dolu yokluğunla ben kime gideceğim

Sana gönlümde aşkı sundum elimle tek tek
Sen bana sevmeyen gönlünle hep attın kötek
Söyle ey zalim bu acılarımla hangi tabibe ben gidem
Bu hasreti yaşarken hangi viran evler içinde ölem
Yaprak yaprak sararıp hangi toprağa düşem
Bu hasret dolu yokluğunla ben kime gideceğim

Beni sevmiyordun ne diye güldün madem
Kurudu gönül obamda açmıyor artık çiğdem
Solan benzimi görenlere ben söyle ne diyem
Çömeldim yollarda izini ararım gönlüme ne söyleyem
Ancak bir mezar eşem içine girem öldüm diyem
Bu hasret dolu yokluğunla ben kime gideceğim

Kul Mehmet’im yaşamadın say bunu kalma naçar
Rahman bir kapı kapatır beş tane açar
Güzel günler bak işte sana karşıda bakar
Koş mutluluğa hasreti kim koluna takar
Bul kul artık hasretle değiş mutlulukla yatar
Hasret dolu yokluğun bitti artık sen kime gidersen git

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

5 Ocak 2016 Salı

Gecenin Sessiz Vakti Ninnisi İle Uyuturken





 Gecenin sessiz vakti, gece insanları ninnisi ile uyuturken, gecenin o muhteşem sessizliğinde manzarasını seyreden, caddeden geçen tek tük arabaların gürültüsünden başka gürültüsü olmayan geceyi seyreden yaşar, içindeki sıkıntının acizliğinde, gecenin sessizliği ile avunurken yüce Rahmana sığındı. İçinden ettiği dualarla halini yüce Rahmana arz ederken, yüzüne serin serin esen gecenin rüzgârında derin bir nefes aldı, derinden bir oh çekti. Karanlığı delen ay ışığı ve yıldızlar, gece ile binlerce umudu olanlar için sabah olması için uğraşıyordu adeta. Her bir yıldız bir şiir bir türkü bir hece olarak umudunu yarınlara taşıyanlar için umutlarını mırıldanırken geceye çabuk sabah olsun diye güneşe doğru koşuşturuyorlardı. Gönülleri yakan sevda gibi gecede nur gibi sıcaklığı ile saran güneşe yaklaşmanın heyecanı ile yıldızların ve insanların umutlarına, yeniden doğacak olan yeni günün güneşine doğru yaklaşıyordu usul usul. Esintilerin geceyi ağaçları raks ettiren oynaşmalarını seyir etti, ağaçlar nazlı nazlı sallanırken, sanki geceye el sallıyordu gülümseyerek.

Gerçeklerin hiç umurunda olmayan insanlar için gerçekti gece, bedeni ölüm uykusuna yatıran güneş ile uyandıran, boş hayallerle avunanlara gerçeği ölüm ile yeniden dirilme ile ders veren gece ve gündüz ansızın çalınan ecel ile son bulunacak hayatı gösteren gece, ölümden sonra dirilişi haykıran gündüz ve güneş… Yapılan her güzelliğin bir buket gül ile karşılayacak olan ahiret, yapılan zulümle ateşle onu karşılayacak olan cehennem. Kul beşer şaşar ama şaştığını bilmez nankör, kendini sadece düşünen terk edilemeyen bu kötü alışkanlıkla, şefkate koşanları kınayan yanlışta olduğunu söyleyen utanmaz edepsizlerle dolu bir dünya gece ve gündüz. Görmek isteyene bu hakikati ölüm ile ahreti dirilişi anlatan gece gündüz, anlamayana duymak istemediklerini söylemeyen bilmiyorum diyene gözünün içine sokarcasına kapkaranlık olan gece ve gündüzün umursamaz insana bir gün bu dünyadan ayrılacağını fısıldayan ve bu hakikati en sonunda görecek olan insana fısıldaması haykırması.

Biraz sonra bu gece bitecek ölüm uykusundaki insan yeni bir dirilişle uyanacak ve dün bitecek, içine ne yerleştirdi ise insan karşılığını görecek, yani unutulmayacak her şeyi unutan insan gibi olmayacak, her şey önüne serilecek çarşaf çarşaf… Gece gündüz arkası kolay oluyor yatıp uyuyan için, ama ölümden sonrası hiç bu kadar kolay olmayacak. Gecenin sessizliği ve huzuru cenneti anımsatıyor, içini yıldızlar gibi merhamet iyilikle dolduran için, bir şey yapmayan için yakıp yıkan için en güzelini cehennem ateşi söyleyecek en güzelinden, o nedenle telaşa gerek yok, her şeyin bir vakti zamanı var. Her güzelliği gören bir göz ruh beden var ve görmek istemeyene en sonunda mezarda gösterilen feryatlı bir eyvah var. Mezarda kızma tanık olarak hala üzerinde olan gece ve gündüz var, sana hakikati her gün haykıran, onlar haykırdıkça duymayan sen, şimdi duysan da faydasız…

Sürprizleri severdin ama insanlara da kötü sürpriz yapar nefretle kinle bakar yakar yıkardın, işte sana sonsuz cehennemden sürpriz! Pişmanlığın yüzünde okunuyor lakin faydasız artık pişmanlık, karanlığına aydınlık yapacak perdende yok çekesin de aydınlık olsun mezarın, karanlık ettin insanların umutların hayallerini, yaşa sen karanlığında. Boşluğa düşer gibi olurken cehennem alevlerine mi düşüyorsun ah çok yazık değil sana, duymayanı duymazlar, merhametli olmayana merhametli olunmaz hep es geçtin, şimdi sana da es geçiliyor yardım için. Her zaman neden niçin niye sorgulamayan sen şimdi sorgulaman geçersiz manasız anlamsız!

Mehmet Aluç

4 Aralık 2015 Cuma

Ya Var Oluşun Sancısını Yaşayalım.



Nedenler niçin ile boğuşmazken
Varoluş yitip gitme ile sesiz bakışırken
Ayaklar altında topraklar kayarken
Toplu mezara gömülmeye neden arama
Niçinler yitip gitmeler sorgusuz kalırsa
Umut vaat eden eller nefretle sıkarsa
Azarlama tokat sessizce saklanırsa
Nedenler içinde boğulmaya koşarsak
Niçinler yüzümüze bakmaz
Yitip bitmeler bizi sararken
Var oluş sırtını dönerken
Mana anlam arama
Niçinler var oluşlar yok iken
Arama mutlu düşleri yarınları
Ruhun sözleri tükenirken
Sesi soluğu kısılırken
Hiçlikle kol kola yaşarken insanlık
Varılmayan sokağa caddeler şehirler çıkıyorsa
Direniş için direnç hasta ise
Hastaya şifa olacak doktor var iken
Karanlıkta hapis yatarken 
Karanlığa mahkûm iken insanlık
Benlik bensizlikle sıkı fıkı dost ise
Arama mana anlam ifade yarınlarda
Dünyada yaşanacak dünya arama
Soluklar idam sehpasında iken
Dünyada dünya arama
Düşelim hecelerin
Kelimelerin sözlerin
İntihar kokan caddesinde
Uçurumlara
Ya var oluşun sancısını yaşayalım
Yeniden diriliş var oluş için
Ya da dağınık dağınık
Yaşayacağımıza
Toplu mezarlarda
Feryadımızın
Sancısında
Sessizce yatalım
O zaman yarınlara belki kavuşanlar
Hissizliğimizin katran karasına
Bulaşmadan tertemiz
Hüsran ile solmadan
Yaşarlar
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-


4 Nisan 2015 Cumartesi

Ben Giderken



Veda etmedim ben sana giderken
Ecel beni sende alıp götürürken
Ağlama arkamda ben sensiz giderken
Umutla bak arkamda ben giderken

Donup kalmasın sakın bakışın
Mezarım başında ağlayıp kalışın
Yüreğim yakmasın sessiz yakışın
Umutla bak arkamda ben giderken

Kul Mehmet’im her canlı bir gün ölür gider
Ecel ne zaman gelir söyle kim bilir söyler
Gidişim yasa dönüşmesin kula rıza düşer
Umutla bak arkamda ben giderken

Mehmet Aluç

1 Nisan 2015 Çarşamba

Musalla Taşında Son Yolcu Gibi Sessiz Kalmayın



Dilim sustu, bari sen susma kalemim, ey gönlüm siz susmayın konuşun… Ey kalemim ey gönlüm, Hz Yusuf’un edebi ile yazın güzellikleri gönüllere mısra mısra…

Yüreğine ağlayış çökenlerin gözyaşlarını sil ey kalemim ey gönlüm, durmak susmak size yakışmaz… Damla damla ölüme, ölüm gelmeden mahkûm edilenlerin zincirlerini kır ey kalemim ey gönlüm…

Vuslat için, yola çıkanların yollarına diken eken gönüllerin suratına tükür ey kalemim ey gönlüm, tükürde tükürüğünde boğulsunlar nefessiz kalsınlar yok olsunlar…

Her yalnız kalışında dost yolu gözleyen masum yalnızlara dost ol ey kalemim ey gönlüm bu sana yakışır, sizler dilimin sukutuna aldanmayın, neyi ispatlayacak suskunluğum bilemiyorum sizler susmayın, musalla taşında son yolcu gibi sessiz kalmayın, bekleyeniniz var bekleyenlere vuslat için koşun…

Ey kalemim ey gönlüm kelimeleri dinlenmeye almayın, konakladığınız konaklarda bırakmayın, yaralanmış kelimelerin yarasını sarın öyle sunun okuyucularıma, dudağı bıçak kesmiş gibi mühürlü sözcükleri de sakın kullanmayın sevinç, merhamet, yarınlara mutluluğu taşıyacak sözleri mısraları taşıyın okuyucularımın o güzel gönüllerine…

Yüreğinde ezilmiş satırların arasında kaybolanları gün ışığına ulaştır, istikamet yönünü kaybedenlere yön olun, ulaşmak istediği yöne ulaştırın ey kalemim ey gönlüm, sizin göreviniz budur.

Mehmet Aluç 

21 Mart 2015 Cumartesi

Sürgülü Kapılarla






Gurbet eldeyim yar bana haber yollamış
Dokunduğum her yerde yaram sızlıyor demiş
Bir lokma ekmeği soğan ile yeriz demiş sızlanmış
Savrulmuş kırgınlık dolu gurbeti bıraksın yanıma gelsin demiş

Yârin derin nidaları kulağımı tırmalar
Yâre güzellikleri verememek yüreğimi parçalar
Gurbet elin sessiz yolları gönlümü yaralar
Savrulmuş kırgınlık dolu gurbeti bıraksın yanıma gelsin demiş

Kul Mehmet’im sürgülü kapılarla kapattım gurbet kapısını
Gülümseyerek karşıladı yârim sardım aşk ile gülen yapısını
Kimsesiz şehirde bırakmadım ömrümü hayatımın yarısını
Artık yârin gözlerine bakarak karşılıyorum gülen sabahı

Mehmet Aluç

12 Mart 2015 Perşembe

Şimdi yalnız kaldın

yarın,


Ey yarınları olmayan bakışlarım
Bir sevgiliye yürümeyen adımlarım
İrem bağlarına uzanmayan elim
Bütün güzellikleri yıktın
Şimdi yalnız kaldın
Ey kelebekler gibi hassas yüreğim

Ey sessizliğe ses olmayan hislerim
Ey yüreğimdeki güzellikleri sömüren benliğim
Pare pare yok olan düşlerimi yıktın
Şimdi yalnız kaldın
Ey kelebekler gibi hassas yüreğim

Uçurumdaki yağmurlarla uçurumlara yağan yenilgim
Attın kendini ey nefsimle beraber uçurumlara
Söz geçiremedim bu gönlüme
Tutamadım bu arsız dilimi
Şimdi yalnız kaldın
Ey kelebekler gibi hassas yüreğim

Mehmet Aluç

26 Şubat 2015 Perşembe

Bıraktığın Sessiz Feryat Yanımda





Sen bana uykusuz geceleri bıraktın gittin… Hasret özlem okunu sineme sapladın iyimi ettin?
Karanlık odalarda, yüzümü bakmayan şehirlerin havasını bana bıraktın terk ettin gittin…
Adımların ile hayallerimi karanlık uçurumlara, hayalsiz yaşamak için beni uçurumlara attın arkana bakmadan gittin.

Bana ağlayan gözyaşı değil, gözlerime ihanetin ifrit bakışlarını bıraktın…

Söyle benden bu kadar mı nefret ettin? Oysa ben seni dünyalar kadar çok seviyordum.
Gözlerimde uzaklık, bakışsız’lık ile ekleyerek, ayrılıktan kavuşamayan yolların feryadını ekleyerek beni hasret uçurumlarına attın gittin, mutlumu oldun şimdi?

Gözlerim hala gittiğin günden beri uykusuz, bıraktığın sessiz feryat bakışı ile yollarda dönmeni bekliyor…

Rotası kıblesini şaşırmış, sapıtmış, kaybetmiş hislerinle hıçkırıkları yanımda bırakarak, beni bunlar ile yaşamaya mahkûm ederek acımadan acelesi var olan bir yabancı gibi bıraktın terk ettin gittin…

Belki de senin gibi kimseye bağlanmadan yaşayacaksın lakin o zamanda ömür mutluluğu tatmıyor be gülüm, öksüz gibi mutluluğa bir adım yakın iken terk ederek mutsuz yaşanmıyor be gülüm…

Mehmet Aluç



18 Şubat 2015 Çarşamba

Resmindeki sessiz Ölüm




Taş gibi çivi ile duvara astığım
Gece gündüz
Gülümsemeyen suratına baktığım
Duvarda yana yaka ıssız çöl gibi duvarı kaplayan
Resmine bakıyorum
Tıpkı senin gibi gülümsemeyerek

Kaçacak gibi bakışını duvara çaktım
Beni boğacak olan
İfrit gözlerinle kollarını
Duvara çaktım

Beni terk edip giden senin
Sessiz feryadını
Mutsuz yüzünü
Kırık kolun kanadına
Güvensizlik dolu
Beni görmeyen
Bakışlarını çaktım duvara

Gökleri aşsan da
Yolları zaferle kazansan da
Gülümsemeyen ölü suratınla
Ölü resminle
Duvarda çakılı kaldın

Artık ne bir şahinim artık ben
Seni ıssız ölümünden kurtaracak
Nede sen bir ceylan seke seke yürüyerek
Yanıma gelecek olan
Nede ateşsiz bakışsız ’lığın yarınımızı kurtaracak
Nede ben sana koşa gelecek olan bir yiğit değilim artık

Kendimi de duvara
Taş gibi çivi ile yan duvara astım
Artık ne sen beni görüyorsun artık
Nede ben seni görüyorum çenesi yırtık
İkimizde dağıttık yarınları
Koşarak gelen adımları
Şimdi sen mutsuz
Ben mutsuz
Bir duvarda yaşıyoruz yarınsız umutsuz
Mehmet Aluç




Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç