Bu Blogda Ara

31 Aralık 2013 Salı

ÜMİT KAPILARINI MERHAMETİNLE AÇANSIN RABBİM


ÜMİT KAPILARINI MERHAMETİNLE AÇANSIN RABBİM
Yüceler yücesi Allah’ım
Sana teslimiyet ile kalbimizde gönlümüzde
Ömrümüze
Huzuru kalıp kalıp döşeyensin
Mutluluğu avuç avuç ekensin
İzanı idraki bilmeyi öğrenmeyi,
Kul olmayı çiçek çiçek açtıransın koklattıransın öğretensin
Umutsuzluğa yeise
Ümit kapılarını merhametinle
sonuna kadar açansın Rabbim açansın açtıransın
Mutluluk ile koşturansın
Kuran ile Gül kokulu Resul ile coşturansın
Allahu ekber
Mehmet Aluç
ANKARA SİNCAN

RABBİM SENİNLE OLMAK


RABBİM SENİNLE OLMAK
Yüce Allah’ım
Her zaman ve her anda
Seni düşünmek seninle olmak
Muhteşem eşsiz bir güzellik
Karanlık gönlüme hayatıma ışıktan nurlar saçan
Merhameti ile kucaklayan sensin Rabbim
Karanlık gecede içeriye süzülen ışık nurla odama yüreğime
Ömrüme zamanıma anıma zamanıma dolan çaresin ömrüme
Seninle olunca hayat gülümsüyor
Sıkıntılar kederler yok oluyor
Karanlık düşünceleri izan ile tefekkürle yol açan
Çözümsüzlüğe çözüm sunan
sensin Rabbim
Kırda açan çiçekte yapraklarda
Her yerde her an senin lütfün keremin hikmetin
Hükmün tecelli ediyor görünüyor
Ruhlara hayata ömre düşünceler tatlı esen iman rüzgârı ile
Nefes aldıransın
Gülmeyen yüzleri güldürensin
Bu dünyada veya ahiret’te, hesaba çekensin
Seninle kâinat gülüyor
Sensiz her şey ağlıyor
Faydasız düşünmek faydasız olduğunu hissettirensin
Çıkmazlara Kuran gül kokulu Resul ile çıkan sokalar açansın 
Rabbim seninle olmak seni düşünmek
Secdede seninle olmak en güzeli en değerlisi en sonsuzu
Mehmet Aluç

70’li 80’li YILLARDA ÇOCUKLUĞUM VE GÖZYAŞI ZULÜM



Hatırlıyorum yetmişli seksenli yılları çocukluğumu
Tüp gaz yağ şeker kuyruklarında geçen yılların acısını hissettiğim
Hayatımızda vardı bizlere acıları çektiren bilinmeyen
Yaşadık o yılları ıstırap içinde acı dolu özlenilmeyen
Demirel olurdu başbakan her her tıklım tıklım dolu erzak
Demirel’in hükümeti düşer Ecevit geçerdi her yer kıtlık yokluk
Duyardık acıları ama anlatacak yer hiç yoktu
Anarşide girince işin içine kardeşkanı akınca kızıl kıyametler koptu
Kimin umurunda şeker yağ tüp yokmuş insanlar can derdinde
Kardeşin biri sen sağcısın
Diğeri yok sen solcusun
Veryansın kavga silahlar elde belde her yerde
Ölüme istekli ama anlamsız neden koşulduğu belli olmayan
Bağrımızda kanayan yara uğultu 
Kim arar şekeri yağı tuzu zammı unutuldu
Mahzun yürekler korku içinde
Sabah evden çıkar akşam sorar anne babam neden gelmedi
Hicran duygularla ağlayan anne sorunun cevabını bilemedi
Eli yüreğinde gözlerinde yaşlar
Dışarıda kanlar bilmem ne için oluk oluk akar
Kimler neden akıtır sorulmaz kör gözlerle etrafına sorgusuzca bakar
Ufuktaki sonsuzluk kan kırmızısı
Yetmiş beşlerde seksenlerde yaslıdır vatan
Ölüme ne için gidildiği bilinmeyen vatan evlatlarının akar kanı
Kardeşin kardeşi vurduğu için akar kardeşkanları
Vatandaş artık istemezdi yağ tuz gazyağı
Yanıyor yüreği söndürecek su arar her yere düşman tuzağı
Gökyüzü kinler kaplamış nefret ile örtülü
Her evde sokakta her an her yerde gürültü
Sanki vatanı sarmış bin beş yüz başlı ejderha
Her sokakta her evde her gönülde uzanmış eli sanki vurun der az daha
Kim soktu vatanın içine bellidir ama görünmez
Görünür ama gösterilmez
Ürperişle yakar anaların yüreğini an be an
Yandıkça ejderha sanki can bulur canlanır her an
Sonsuz ufuklarımız nasıl bir sönüştü söndürüldü o anda
Tarihinde kükremiş çanak kaleyi dar etmiş vatan evladına sanki hınçtı
Sanki o anda yendiniz oda bir oyundu
Asıl oyun şimdi muzdarip kalın her şey elimizde sizlerse yatan koyun
Meydanlar kan gölü hapishaneye düşen çıkamaz işkenceden
Ölse ölüsü bulunmaz kaçmış yok olmuş
İşkenceler ala ala servislerde elli çeşit sunulmuş
Sanki bunu yapanlar bu ülkenin evladı değil
Onun bunun çocuğu
Selam verdiğim arkadaş sandığım
Eline düşünce kırk beş çeşit işkence yapan tanıdığım
Sanki içine onun bunun şerefsizin çocuğu girmiş
Ruhunu bedenini esir almış
Esir değil tahakkümü altına almış bedeni 
Ülkeyi sokakları akılları
Düşünceleri
Heceleri alfabeyi
Sağ desen karşındaki solcu ise ya ölüm ya dayak
Solcuyum desen karşındaki sağcı ise ya dayak ya ölüm
Bu ne zülüm bu ne anlaşılmaz bir oyun gözyaşı kanlı zulüm
Feryatlar
Gözyaşları çağlar ırmak ırmak akar
On iki eylül günü bir anda düğmeye basar onun bunun çocukları
Darbe olur ülkemde
Kanlı çatışmalar biter anında bir anda saniyede
Nasıl olurda o anda saniyede gözyaşları diner
Akan kanlar durur
Karşıdan sırıtarak bakar onun bunun çocuğu
Buda bir oyun bekle der uzakta sırıtarak
İşte çocukluğum yaşamak hasreti duymadığım
Gezemedim dağları ovaları hasretini yüreğime gizlediğim
Hiç bitmeyen sönmeyen bu ağrıyı sızıyı hala duyarım unutamadığım
Bunu yaşatanlar hala bakar hala olaylarla cennet vatanımda
Oyunlar oynar
Düşer dolar kasasını doldurur
Çıkarır olayı karıştırır ülkeyi
Dolar yükselir paralar sığmaz kasaya
İkinci üçüncü kasayı doldurur
Zehir zıkkım olanı biriktirir
Aç gözlü şerefsizin soyu kan biriktirir
Mazlumun ahı’nı biriktirir
Rahman bekler kulu müdahale etsin
Müdahale etmezse Rahman müdahale ederse
Hepimizi yeryüzünde süpürecek
Acılar ve çocukluğum
Bir daha yaşamama hasreti duyduğum
Mehmet Aluç

30 Aralık 2013 Pazartesi

HİCRİ YILBAŞIMIZ GÖNÜLLERİN FETHİ OLSUN



 
HİCRİ YILBAŞIMIZ GÖNÜLLERİN FETHİ OLSUN
Yeni hicri yılbaşı geliyor
Peygamberimizin Mekke’yi fethi
Zulmü kalbinde evinde sokakta taşıyanları
Yolları sokakları evleri gönülleri
Kâbe’yi işgal edenleri kansız güzellikle yerle bir edişi
Bu nedenle kalbiniz iman Resul aşkı dolsun
Yortu Noel kutlamaları bize ait değil
Bu nedenle Hicri yılbaşımız
Yolumuzun Kurana Resule çıkaran yıl olsun
Kalbimiz merhametle dolsun
Alnımız beş vakit secdede olsun
Ortalığı kan gölüne çevirmeye çalışanlar yok olsun
Kardeşliğimiz hatırlansın kucaklansın
Politika cambazları yandaşları
Vatandaşı mağdur eden politikalar yok olsun
Bize yaşama hakkı tanımayanlar kahır olsun yel alsın
Ayakları takılsın uçurumlara düşsün ayıksın
Kalbimizde her zaman Allah Kuran Resul olsun
Hicri yılbaşımız gönüllerin fethi olsun
Tüm güzellikler bizimle olsun
Kalbinize Güllerin Efendisi Resul kokuları dolsun
Mehmet Aluç

Alınlarında Secde İzi İle Şafak Parıltısı





Yollar yolcusu kalmamış yolar gibi ıssız
Uğrayan yolcusu kalmış hanlar gibi viran ışıksız
Gelişi ile domur domur bahar çiçekleri açtıracak
Başkalarının dertleri ile dertlenecek ağlayacak
Gönül süvarileri neredesiniz
Gelişinizle kâinat gönüller baharı yaşayacak
Karanlık şafaklar aydınlığa boğulacak
Fecre kapalı yarınların ufukları açılacak
Ateş düştüğü yeri yakar değil
Ateş düştüğünde hepimizi yakar diyen
Gönül dostları Resul âşıkları
Yüreğimize sevgiyi yazacak olan nur yürekliler neredesiniz
Okyanuslar gibi olan yüreğimiz bomboş
Viran oldu,
Talan oldu
Kapkaranlık
Yollarımız yolcusuz kaldı
Ovalarımız yasla inliyor kurudu kaldı
Mahzun gönüller
İnsanlar
İnim inim iniler
Yollarınızı bekler
Gecelerimiz gündüzlerimiz suskun
Sizsizliğe alışmak zor herkes birbirine küskün
Yollarımızda vahşi kurtlar uluyor
Rüzgârlarımız ağıtlaşmış halimize ağıt türküsü ile esiyor
Ovalarımızı bekleyen ağaçlarımız üşüyor
Gözyaşlarımız sızlıyor
Mezarda yatan yiğitlerimiz üşüyor
Bereketli ömrümüz hayatımız bereketsiz kaldı
Yalnızlık vahşeti andıran zifiri karanlık gibi yarınlarımızı esir aldı
Yetimliğin yıkımı ile yıkıldık dostsuz kaldık
Gönül dostu Resul sahabe âşıkları neredesiniz
Yarınlarımızın yiğitleri neredesiniz
Gönlü gülistan olanlar
Soğuk yürekleri ısıtanlar
Yolcusuz yollara yol ışık olanlar
Bir avuç kömürle evini ısıtamayanları gönülleri ile ısıtanlar
Çaresizliğe çare olmak için gece gündüz çare arayanlar
Bereketli yüzü ile ışığı sönmüş ışıksızlara yön olanlar ışık saçanlar
En zifiri karanlıklara an be an saniye saniye ışığı taşıyanlar
Alınlarında secde izi ile şafak parıltısı ile gezenler
Soğuk kış gecelerinin ayazına aldırmayan 
Yüreklerinde fışkıran umutla umut olan sıcakkanlı yiğitler
Fırtınalar kumlar ayak izlerinizi
Nefret kin zülüm yüreğinizdeki gül kokusunu Resul kokusunu silemedi
Hala kokunuz taptaze kokuyor
İman ışığınız hala kandil kandil yanıyor
Güllerin efendisi Resul kokunuz hala kokuyor
Yıllardır
Aylardır 
Kışlardır
Baharlardır yollarınızı bekliyoruz
Yolcusuz kalmış yollarda kutlu kervanınızı bekliyoruz
Siz gelmezseniz
Yüreğimiz
Zamanımız
Dünyamız
Ahretimiz bom boş
Hiçbir şeyimiz yok
Bom boş
İpotek altında
Issız
Talan oldu
Viran
Sizler ki mutluluğu yüreğine sığmayan
Yüzlerinde sevinçleri okunan
Dünya malını sevgisini terk ederek
Allah sevgisi ile değiştirenler
Gönüllere Allah sevgisini yazanlar
Allah sevgisi için yurtların terk edenler
Hicreti muştulu vuslat gibi karşılayanlar
Karanlığa sonsuz ışıktan ışık alarak sevinç dalgası yayanlar
Gözümüze bakacak gözlere yüzlere ellere hasret kaldık
Sonu görünmeyen karanlık ıstırap dalgasına yakalandık
Yarınlarımızı ıstırap sarmış soluksuz bırakıyor
Yalnızlığı gariplik hırkası gibi üzerimize giydirdiler
Çıkaramıyoruz
Çıkmıyor
Hasretle özlemle vuslata kavuşamıyoruz
Gecelerimiz
Sabahlarımız 
Zamanımız
Her anımız
Zehir saçıyor
Öldürüyor
Yok ediyor
Hayatımızın ışıkları sönüyor
Yaralarımız Hint okyanusundan büyük iyileşmiyor
Allah Resul aşkına gelin yetişin
Alınlarında secde izi ile şafak parıltısı ile gezenler yetişin
Nerelerde iseniz gelin
Yüreğimiz yok
Yürek olmak için gelin
Sevincimiz yok yanmışız
Sevinç olmak için gelin
Tutsak olmuşuz
Özgürlüğümüz olmak için gelin
Bekliyoruz gelin
Allah Resul aşkına gelin yetişin
Alınlarında secde izi ile şafak parıltısı ile gezenler yetişin

Mehmet Aluç

28 Aralık 2013 Cumartesi

Buyurun bakalım bir soluk nefese





Buyurun bakalım bir soluk nefese

Erenlerden bilgi aldık doymadık
Kuranı açtık okuduk hala usanmadık
Kuranı okuyunca dünyadan vaaz geçtik
Ey insanlar kanatsız günde beş vakit uçtuk
Âlemlerin Rabbi ile secdede de buluştuk

Bir nefeslik ömür için gönül yıkmaya gerek yok
Unutarak Allah’ı O Resulü dünya ve ahreti yıkmak yok
Seçeceksen kendine önder İşte Allah gönderdi ya sana O Resulü
Ondan gerisi boştur, abesle iştigaldir.

Mezarın ölçüsü bir arşın kefendir
Alır bedeni tekrar verir kıyamette verendir
Yaptınsa iyilik namaz dua ve salâvat
İkinci hayatta bulursun yeni huzurlu bir hayat

Allah ve Resulü ile olmazsan hayat olur karanlık
Figanın arşa çıksa duyan olmaz gönüller olmuş mezarlık
Seni duyacak olan Allah ve Resulüdür koş onlara yap yeni hayatına hazırlık
Yapmazsan çekersin hem dünyada hem de ahirette cefa ve ceza,
kalma gerisi zaten mezarlık.

O Rahman gönderdi Habib’ini zülümat karanlığını delmek için
Karanlığı delip insanlığı ışığa adaletli ışığın kaynağına ulaştırmak için
Ne bakarsın hala geçen trene bakan gibi geçeni anlamak için
Katıl kervana insanlığın merhametine kavuş, zehir kusmamak için

Kirpiğinin oku zehir saçar deler tüm sineleri
Bırak kirpiğindeki zehir saçan bakışlarını aç o güzel sineleri
Aç o güzel sineleri bak ta gör dünyadaki tüm güzellikleri
Boyun eğme gazap ordusuna, bil kin kusar kin saçar sözleri

Bade şarap olursa içilmez imanlı iken
İçilirse O Rahmanın O Resulün yanında geçilmez İmanlı isen
İblis cennete giremez, dünyada iken,
O Rahmanın kullarına ve O Resule inanlarına verdi cefa.
Cennette süremez sefa.

İmdat için bak önünde Rahmanın Kuranı ve O Resulün sünneti
Başka kimse duymaz bu İmdat’ı.
İnanmazsan Alma O Rahmanın Kuranını, O Resulün sünnetini bekle bakalım
Kim duyacak o Feryadını İmdadını.
Mehmet Aluç©

27 Aralık 2013 Cuma

Mehmet Akif Ersoy çilenin kalesi

           Mehmet Akif Ersoy çilenin kalesi

27 Aralık 1936 yılında vefat eden İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif ERSOY’U; ölümünün 77 yılında anıyoruz.
Milli mücadele günlerinde açılan "Milli Marş" yarışmasına o gün 724 şiir katılmıştır. Para ödülü olduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Akif, Maarif vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ısrarı üzerine "Kahraman Ordumuza" adadığı şiiriyle yarışmaya girer ve birinci olur. Türk halkının bağımsızlık duygusunu yansıtan ve milli mücadele azmini artıran "İstiklal Marşı" ile Mehmet Akif, içinde yaşadığı toplumun milli duygularını dile getiren "Millî Şair”imiz olarak anılmaktadır.
"Asım'ın nesli... Diyordum ya..."...
Ömrü boyunca, ilmin irfanın kucağında bir "Asım nesli" yetişmesi için çalıştı... Akif; doğruluktan şaşmayan, özü sözü bir, yılmaz bir hakikat savunucusu. Tevazu içinde yaşadı, şöhretin seline kapılmadı... Allah'tan başka kimseden korkmadı ve kimsenin önünde eğilmedi. Büyük milletin kahramanlık destanını o yazdı... "Çanakkale Harbi" ve "İstiklal mücadelesi", anlamını onun mısralarında buldu.

Safahat
Mehmet Akif'in Safahat ismini verdiği eseri, hayatından ve Türk insanının gerçekleriyle örülmüş canlı hayat tablolarından oluşmuştur. İslamcı şair olan Akif, zühd içindeki bir derviş değil, hayatın ve gerçeklerin içinde mücadele eden, bağıran, kendini ortaya koyan toplumcu bir şair ve dava adamıdır. Devrinin sosyal-siyasi yapısı, onun şiirlerinde büyük yer tutar. Mehmet Kaplan'ın ifadeleriyle "Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri, bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şair yoktur denilebilir. Safahat, adeta muayyen bir nokta-i nazardan tasvir edilen bir romana benzer: Sokak, ev, kulübe, saray, meyhane, cami, köy, şehir, fakir, zengin, dindar, dinsiz, cılız, pehlivan, korkak, kahraman, halk, yüksek tabaka, münevver, cahil, yerli, yabancı, Avrupa, Asya, ticaret, siyaset, harp, sulh, şehircilik, köycülük, mazi, hâlihazır, hayat, hakikat hemen hemen her şey Akif'in duyuş ve görüş sahnesine girer. Ve bunu yalnız şiirle değil, bütün ifade vasıtalarıyla anlatır: Tasvirler yapar, portreler çizer, hikâyeler söyler, fıkralar anlatır, konuşmalara başvurur, vaaz eder. Komik, trajik, öğretici, hamasi, lirik, hakimane her olayı, her tonu kullanır. Bu suretle Akif, şiirin hududunu nesir kadar, edebiyat kadar genişletir; hatta edebiyatı da aşar, onu hayatın da kendisi yapar."
Kelime olarak "Hayatın değişik yüzleri, görünümleri" anlamına gelen Safahat, yedi kitabın da ortak adıdır. 1911 yılında ilk şiir kitabı yayımlandığında "Safahat" adını taşımıştır. Şairin daha sonra yayınladığı diğer kitaplar "ikinci kitap", "üçüncü kitap" olarak adlandırılır ve kendilerine ait alt başlıklar taşırlar. Safahat adı altında bir araya gelmiş kitaplarının alt başlıkları sırasıyla şunlardır: 
Mehmet Akif Ersoy’u ne kadar tanıyoruz? Akif denilince yarım yamalak bir biyografi, safahatından bir iki şiir onu hakikaten anlamamıza yol açar mı bilmiyorum?  İstiklal Marşı ve birkaç destan şiirinin dışında millet olarak ne kadar biliyoruz? Üzerinde durulması gereken konular var Akif’le ilgili.  Akif’in esasında bir hüzün şairi olduğunu,  bir yalnız adam olduğunu, hayatının 11 yılını uğruna istiklal marşı yazdığı vatanından ayrı geçirdiğini, fakirlik içinde geçirilen bir ömür yaşadığını, oğlu emin ERSOY’UN hüzünlü hikâyesinin sonunda bir kamyon karoserinin içinde ölü bulunduğunu bilmeden anlayamayız Akif’i.  Tarihle yüzleşmek adına bunları bilmek durumundayız. Bu vatanın kendi evlatlarının kıymetini bilmesi adına gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Bu yüzden Hicran Şairi Akif’i tanımalıyız. Onu tanımanın en önemli yollarından biri Safahatını anlamakla gerçekleşecektir. Safahatının ara sokaklarında bir yolculuğa çıkarak aslında bilinen ancak tanınmayan Akif’le tanışalım. Tanımak içinde, Akif’in şiirlerini hangi bağlamda yazdığını anlamaya çalışalım.

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
 Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
"Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart 1329 (1913)



  İSTİKLÂL MARŞI

- Kahraman Ordumuza -

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
"Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkı'ın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Rûhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar - ki şahâdetleri dinin temeli -
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder - varsa - taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
----------------
 Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile...
Âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!
Kaç hakikî Müslüman gördümse: Hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
İstemem dursun o pâyansız mefâhir bir yana...
Gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana!
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr!
Çok değil ancak! Necip evlâda lâyık tek şiâr.
Varsa şayet, söyleyin bir parçacık insâfınız:
Böyle kansız mıydı – Hâşâ – kahraman eslâfınız ?
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına?
Benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına,
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr?
Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar?
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi?
Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bâri gülmekten utan!...
“His” denen devletliden olsaydı halkın behresi:
Pâyitahtından bugün taşmazdı sarhoş nâ’rası!
Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
Lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
Hasmı, derken, çullanmışlar yutmadan son lokmayı!..
Bir hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:
Hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!
Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
Vakit çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
Davranın haykırmadan nâkûs-ı izmihlâliniz...
Öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zirâ haliniz:
Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!
Davranın, zîra gülünç olduk bütün bir âleme,
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervâh, intikam;
Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram!
Kahraman ecdâdımızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa: İstikbâlinizden korkulur, pek korkulur!

13 Haziran 1329 (1913)



Ruhu şad olsun nurlar içinde yatsın çilenin kalesi vatan millet aşkı ile yaşayan çoğu zaman sürgünde hapislerde geçen dava adamı gönül dostu üstadımız nurlar içinde yatsın..

Yayınlarım

Sedat Uçan Müsaden Var mı Ya Rasulallah