Bu Blogda Ara

lokma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lokma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2016 Pazar

Ortalığı Birbirine Kattılar

gün gibi aşikar nefreti ile gezenin şeytana uyduğu
odur şeytanın arkasında boşa salladığı kuyruğu
yedirir nefret ile anlamaz yediği bir lokmayı
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
işte Suriye Filistin diğer ülkeleri ağlattılar
gönülleri acımasızca Kerbela'ya çevirdiler
müslümanlara ibret için oturtup seyretirdiler
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
yaşıyoruz günde yüzlerce acılarla dolu gam
ölenler hayvan değil ey zalim onlarda taşıyor can
sen git kendi ateşinle cehenneminde yan yan yan
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
ülkenin her sokağında simsiyah duman var
ateş düşmüş bir kaç zalim elinde ummana ummana
zalim gönlü nefret kaplı anlamaz amanı amanı
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
halimiz senden uzak oldukça harap Yüce Allah
sana dilimiz ulaşmak kir dolu sadece deriz eyvah
bunca feryatla yıkılacak alem dilde bitmez ah
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
dilde kalmadı çekilmez yola çıkarken Bismillah
gönüllerde yer kalamamış dolu bin bir günah
sen bize yetişesin günahlarımızı af ederek Ya Rab
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
suç bizde yolda bıraktık dost yoldaşımızı
unuttuk kendi din olan eşsiz gardaşımızı
 eyvah yaktık bile bile biz kendi başımızı
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
Ya Rab biz kış ettik yazımızı yaza çevir
bir kaç zalimi yardımınla uçurumlara devir
ey insanlar az düşünün bu yaptığınız nedir
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
haçlı seferidir yapılan bu mukaddes vatanda
çanakkalede yatar dedesi nefreti ile ortalığı katanda
yıkılmaz bu vatan göğsümüzdeki imanla her atakda
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
 
kul mehmt'im insanlık ateşlerde kavrulur
zalim düşman insanları bebeleri ateşlere savurur
imanla canlı olan bu can acep nasıl kurur
eyvah ki eyvah nasıl aldatıldılar bilmediler
nasıl baksana ortalığı birbirine kattılar
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

19 Kasım 2015 Perşembe

Biraz Önce Sendeleyen...


Vakti grafiklerle ölçtük ölçüye uymadı
Uymayı grafiğe vakti uymaya çalıştık tutmadı
İşleri kâhyalara verdik yüzüne bulaştırdı olmadı
Ne zaman bize uydu ne biz zamana
Suskunluk bize uydu oda bir numara büyük geldi

Hiçlik ülkesinin yapmacık insanları
Zorla gülümseyen her lokmayı yutan
Kartal kanatları ile serçeleri öldüren
Serçelerin leşi ile beslenen
Kapanacak hesabını yaptığınız bilanço
Açık verecek her adımınız hesabınız
Ne zaman bize uydu ne biz zamana
Suskunluk bize uydu oda bir numara büyük geldi

Utanç içinde sessiz kalan
Sessizlik içinde kaçan
Kaçarken ayağı mazlumun ayağına takılan
Mazlumu çiğneyerek yol alan
Gülüş olmayan gülüşleriniz sizi boğacak
Samimi olmayan yürekleriniz çatlayacak
Tabut parçalayan tabuta sığmayan
İstediğin kadar parçala içine gireceksin
Vahşetinle
Yada iskelede sallanırken
Kokmuş bedeniniz
Paramparça olurken
Kartalların sevinç çığlığında
Paramparça olurken
Ne zaman bize uydu ne biz zamana
Suskunluk bize uydu oda bir numara büyük geldi

Can evini taşlayanlar
Taşlanacak can eviniz yarında
Bir lokma ekmek için en önde olan
Sandınız ekmeğinizle oynayacak
Bir lokma istediği aş siz attınız taş
Yardınız boydan boya kaş
Çok gördünüz bir lokma
Tökezlerken öndeki aç
Sana yok artık kaçacak yer ey gözü doymaz aç
Arasan da Tura Sina da sana yok sığınak
Varmadan önce kanını bulaştırdın
Mazlumun ahı orayı çığlığı ile çalkalanır
Ne zaman bize uydu ne biz zamana
Suskunluk bize uydu oda bir numara büyük geldi

En sonunda uydu bize zaman
Nur Kur'an Nur sünnet ışığında
Mazlum kaçarken sığındı zamana
Nurdan zaman kucaklarken
Yıkıldı zalim
Kartal kanadı ile
Serçe öldürenler
Serçelerin leşi ile beslenenler
Sürüm sürüm sürünürken
Yeryüzü toprak tiksindi
Açtı kucağını
En dibe
En dibe
Gömdü
Söyleyin onlara kimdi
Neredeler
Ne zaman var oldular
 Şimdi var mı varlıkları
Şimdi en önce bir lokma
Aş için biraz önce sendeleyen düşen
En önde
Elinde bir lokma aş
Bölerken elindeki bir lokmayı
Arkasında sıra bekleyenle
Zaman işte şimdi bize uydu
                                  Mehmet Aluç-Kul Mehmet

24 Mart 2015 Salı

Beklediğim Gün Anlayamadığım Gün

 
emekli,maaş,



Bugün emekli maaşımın günü
Bir ay boyunca gelmesini beklediğim
Günü gelince de nasıl bittiğini anlayamadığım
Ucundan hep keserek beş lokma eksik yiyerek
Beklediğim gün anlayamadığım gün
Geçim şartları
İhtiyaçlar
Elektrik su
Cep telefonu faturası
İnternet
Bekleyen borçlar ile
Beş kilo yağ ile anında biten
Günüm
Salınarak gittiğim
İki büklüm döndüğüm
Hele birde akılsızlığımla elimi kolumu
Bankaya kaptırarak
Sonunda icralık olduğum
Maaşımda kesilmesi için talimat verdiğim
Her ay kesilen elimde kalan ufacık maaş günüm
Vitrinlere cebim delik yüreğim kırık olarak baktığım gün
Yine de binlerce defa şükür Rahman’a
Verdiği rızık bitmez tükenmez
Hele yardımı hiç bitmez Rahman’ın
Kerem’inin Lütfü’nün… Sonu gelmez
Yanaklarımda şükür damları dökülürken
Yağmur gibi yağan rızkı ile kuluna acıyan
Sahip çıkan Rahman’a şükür

Mehmet Aluç

21 Mart 2015 Cumartesi

Sürgülü Kapılarla






Gurbet eldeyim yar bana haber yollamış
Dokunduğum her yerde yaram sızlıyor demiş
Bir lokma ekmeği soğan ile yeriz demiş sızlanmış
Savrulmuş kırgınlık dolu gurbeti bıraksın yanıma gelsin demiş

Yârin derin nidaları kulağımı tırmalar
Yâre güzellikleri verememek yüreğimi parçalar
Gurbet elin sessiz yolları gönlümü yaralar
Savrulmuş kırgınlık dolu gurbeti bıraksın yanıma gelsin demiş

Kul Mehmet’im sürgülü kapılarla kapattım gurbet kapısını
Gülümseyerek karşıladı yârim sardım aşk ile gülen yapısını
Kimsesiz şehirde bırakmadım ömrümü hayatımın yarısını
Artık yârin gözlerine bakarak karşılıyorum gülen sabahı

Mehmet Aluç

15 Mart 2015 Pazar

Ben Aradan Çekildim




Biz seninle can dostum iki lokmayı beraber bölüştük
Derdi kendime aldım mutluluğu sana devrettim
Derman çalmazken kapımızı gidip beraber görüştük
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim

Güzelliği beraber gönlümüze kazdırdık
Hayatta ayrılığa değil beraberliğe hazırdık
Aşkı gülümseten gönlünü şiirlere yazdırdık
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim

Millet birbirine derdini hiç gülümseyerek yanmaz
Hiç birinin gönlü bizim gibi mutlulukla dolmaz
Mutluluk paylaşılmayınca güzelliğin yolu açılmaz
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim

Dert harap etmemeli ömrü sabırla beklemeli dermanı
Kendi çıkarımız için feda edilmemeli insanların o anı
Canavar girmiş içimize baksana hep dökülen insan kanı
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim

Sevda yüklü kervan ile yol alırken bedel ödemeli
Kendi hatamızı da birisi söyleyince kabul edip görmeli
Kendi nefsimize ağır gelince birlik beraberlik çekip gitmemeli
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim

Bak gönül bahçene kâinata mutluluk burcu burcu kokuyor
Şeytan nefis gönül bahçesini bozmak için yalakalık ederek bekliyor
 Gör artık zalim denen şerefsiz kendi çıkarı için önüne geleni yıkıp geçiyor
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim

Kul Mehmet’im insan gülümseyerek bakmalı insan yüzüne
Bir iyilik yapınca hemen ben yaptım diye sokmamalı gözüne
Beddua ederek dememeli emeklerim haram olsun gözüne dizine
Mutluluk sadece birimizi seçmek isterken ben aradan çekildim
Mehmet Aluç

21 Şubat 2015 Cumartesi

Aşık Hüdai (Sabri Orak) Hayatı ve Eserleri

Aşık Hüdai (Sabri Orak)

    
      Erenler Zehir Getirin
    Balınan Öldürmen Beni
    Bağrıma Diken Batırın
    Gülünen Öldürmen Beni

       Hüdaiyim Daldım Gama
      Saldı Beni Demden Deme
      Asın Kesin Yüzün Amma
      Dilinen Öldürmen Beni

   1940 yılında Maraş’ ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.

   İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı...


Duygular Dönüştü Söze

Erenler Zehir Getirin
Balınan Öldürmen Beni
Bağrıma Diken Batırın
Gülünen Öldürmen Beni

Hiçlik Aleminde Mestim
Varlık Sevdasını Kestim
Yokluk Benim Eski Dostum
Malınan Öldürmen Beni

Yar Diyerek Yana Yana
Can Teslim Ettik Canana
En Yakınım Kıysın Bana
Elinen Öldürmen Beni

Bir Aşktır Düştü Özüme
Yanarım Kendi Közüme
Leyla Görünüp Gözüme
Çölinen Öldürmen Beni

Duygular Dönüştü Söze
Yanık Seda İşler Öze
Dertli Dertli Vurup Saza
Telinen Öldürmen Beni

Hüdaiyim Daldım Gama
Saldı Beni Demden Deme
Asın Kesin Yüzün Amma
Dilinen Öldürmen Beni


Makbuldür

Faydası olmayan bahardan yazdan
Yüce dağbaşının kışı makbuldür
Cahilin ettiği sohbetten sözden
Alimin hayali düşü makbuldür

Lokma yeme muhannetin elinden
Kurtulaman sonra acı dilinden
Namertlerin kaymağından balından
Merdin kuru yavan aşı makbuldür

Hüdai konuşur bir ince dilden
Hal ehli olmayan bilir mi halden
Bilgisiz görgüsüz duygusuz kuldan
Ölülerin mezar taşı makbuldür


Gönül Çalamazsan

Gönül çalamazsan aşkın sazını
Ne perdeye dokun ne teli incit
Eğer çekemezsen gülün nazını
Ne dikene dokun ne gülü incit

Bülbülü dinle ki gelesin coşa
Karganın namesi gider mi hoşa
Meyvesiz ağacı sallama boşa
Ne yaprağını dök ne dalı incit

Bekle dost kapısın sadık dost isen
Gönüller tamir et ehli dil isen
Sevda Sahrasında Mecnun değilsen
Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit

Rızaya razı ol hakka kailsen
Ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen
Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

Gel haktan ayrılma hakkı seversen
Nefsini ıslah et er oğlu ersen
Hüdai incinir inciden versen
Ne kimseden incin ne eli incit


Öyle Gel

Bu aşkın sırrına ereyim dersen
Önce bir ermişe sor da öyle gel
Hakkın cemalini göreyim dersen
Evvela sen seni gör de öyle gel

Hakikat ilminin sabırdır başı
Şah olsa da benlik gütmez er kişi
Sen kendi nefsinle eyle savaşı
Sadık ol sözünde dur da öyle gel

Hüdai emeğin gitmesin zaya
Bozulan süt artık tutmuyor maya
Bu aşkın yoluna gidilmez yaya
Aşk atına binip sür de öyle gel


Bana Sor

Adım adım gezdim gurbet elleri
Gezdim ama kardaş gel de bana sor
Ömrümün yükünü dert sıraladım
Dizdim ama kardaş gel de bana sor

Genç yaşımda terk eyledim yurdumu
Geri dönüp gözlemedim ardımı
Gönül defterine gizli derdimi
Yazdım ama kardaş gel de bana sor

Hüdai hastayı eylerim nazar
Ben kendi içimde kurdum bir pazar
Bu kötü nefsime kazmasız mezar
Kazdım ama kardaş gel de bana sor


Zamanı Geldi

Bahar geldi çayır çimen yürüdü
Yaylaya göçmenin zamanı geldi
Dağlar yeşil giydi karı eridi
Suyundan içmenin zamanı geldi

Çok şükür bu yıl da erdik bahara
Gülü gördü bülbül başladı zara
Açıldı sinemde bin türlü yara
Yine dert açmanın zamanı geldi

Pınarı var ormanı var gölü var
Çiğdemi var çiçeği var gülü var
Arısı var peteği var balı var
Bunları seçmenin zamanı geldi

Hüdai zamanın geçer boşuna
Kuşlar bile hep kavuştu eşine
Şimdi bu mevsimde dağlar başına
Yar ile kaçmanın zamanı geldi
          Kız Niçin

Kız niçin bakıp bakıp gülersin
Yanağında güller açılasıca
Gülüp gülüp ne aklımı çelersin
Güzeller sultanı seçilesice

Bilir misin bana ne iş eyledin
Aklımı fikrimi bir hoş eyledin
İçkisiz mezesiz sarhoş eyledin
Elinden badeler içilesice

Koymayasın beni eller yerine
Sana hizmet edem kullar yerine
Gel bir koklayayım güller yerine
Gül gibi kokusu saçılasıca

Hüdai aşıktır ey ahu gözlü
Yüreğimi yaktın ciğerim közlü
İçimde yıllardır hasretin gizli
Gel uğruna candan geçilesice



Dostlarım

Dostlarım hep bende kusur aradı
Gerçek yanlarımı göremediler
Yar dediğim yad ellere yaradı
Sevdiklerim bana eremediler

Saflar kandı fitnelerin sözüne
Körler düştü kalleşlerin izine
Dinamitler kondu suyun gözüne
Yine de farkına varamadılar

Kalmadı sevdiğim lezzetim tadım
Devrildi seneler bak adım adım
Yıllarımı insanlara adadım
Bir günümü geri veremediler

Göz koydular varlığıma malıma
Kurtlar çoban oldu kuzularıma
Zalimi koydular mazlum yerine
Haklının hakkını aramadılar

Hüdai'nin yaraları döşünde
Duman eksik olmaz garip başında
Yar yari pişirir aşk ateşinde
Yarsızlar yarasın saramadılar



Anlamaz ki

Aşık olmak bir alemdir
Tatmayanlar anlamaz ki
Her sözü bir mücevherdir
Tartmayanlar anlamaz ki

Kim ki haktan olsa cüda
İbadetten almaz gıda
Bu yolda başını feda
Etmeyenler anlamaz ki

Sil gönlünün kem pasını
Gütme benlik davasını
Daim hasretlik yasını
Tutmayanlar anlamaz ki

Hüdai'yim kalksın perde
Aşk ateşi yanar serde
Eyüp gibi dertten derde
Batmayanlar anlamaz ki



Ateş İcat Olup

Ateş icat olup tütün tütmeden
Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
Güller açılmadan bülbül ötmeden
Mana aleminde şakıdık öttük

Her kaynaktan akmaz böyle duru su
Bu yer gerçek erenlerin korusu
Duygu çiçeğinden ilham arısı
Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

Gönül diyarında sevda elinden
Hasret dağlarından çile çölünden
Peygamber izinden Allah yolundan
Yirminci asırda biz geldik gittik

İrfan sofrasının altın tasıyım
Muhabbet suyunun şelalesiyim
Hüdai Yunus'un sülalesiyim
Tasavvuf ilmini biz tamam ettik



Ayrı Duruyor

Ey erenler yine bozuldu bendim
Manalar dilimden ayrı duruyor
Aşkın ateşine yandıkça yandım
Dumanım külümden ayrı duruyor

Bağbancı hasiret sümbül çiğdeme
Bir od düştü yanar dertli sineme
Seher vakti bülbül gelmez bu deme
Bülbülüm gülümden ayrı duruyor

Bu benim derdimin yok mu ilacı
Bitip tükenmiyor çektiğim acı
Gazel döktü şu ömrümün ağacı
Yaprağım dalımdan ayrı duruyor

Katlanayım dedim derde mihnete
Gayrı gönül dayanmıyor hasrete
Kader kısmet aldı attı gurbete
Hüdai ilimden ayrı duruyor

Kaynak: http://www.radyodoga.com.tr/Asiklar-24-asik-hudai-(sabri-orak).aspx

6 Ocak 2015 Salı

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu




Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç