Bu Blogda Ara

17 Ocak 2015 Cumartesi

Paradoksuz Yaşamın Tohumları




Paradoksuz Yaşamın TohumlarıParadoksuz Yaşamın Tohumları

Hayatı yaşamı kendi postu üzerine serenler
Domino taşı gibi düzdüğünü sananlar
Piyonların adımları ile izleyenler
Ortalık toz duman
Piyonlar piyon olduklarını bilmeyenler
Toz duman gidince gerçeği görenler
Yıkılanlar
Paradoks cehennemini yaşayanlar
Düşen sıra sıra dizilmiş domino taşını izleyenler
Devrilmeleri izleyenler
Paradoksu kırmak kurtulmak
Yakıp yıkmak karşı çıkmak piyon için sancı
Sancı için piyon hancı
Paradoks için hancı ona koşan yancı
Paradoksun şafağında öperken sancı
İnilti ile kıvranan piyon
Çaresizliğinin yazgısı
Seçtiğini yazan kalem sesi
Çaresizliğin adımları ve paradoks ve sancı
Düşüncesizlik sancısında bekler hancı
Paradoksuz acımasız dişleri arasında ezilen piyon
Doğrulurken piyon ve hancı acıların gözyaşında sessizce
Sarılırken kendi cesedine sancının iniltisi ile doğrulurken
Önce domino taşını dizenler mezara düştü çaresizliğin izinde
Doğrulurken piyon hancı Paradoksun cehenneminde
Piyon olarak kullanan mahşerin gözlerini taşıyanlar
Öldüler birer birer ömrün mizanını yıkmaya çalışanlar
Cansız soluksuz yarına koşmaya çalışanlar
Nefesi kesmeye çalıştılar
Nefessiz kaldılar
Paradoksu yudum yudum içenler
Kustular umman umman
Parmakları arasında dökülürken
Paradoksuz yaşamın tohumları dökülürken toprağa
Yetişmek için taze yaparak açan hasada koştular
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Ben Yine Aşka Hicret Ediyorum




Ben Yine Aşka Hicret Ediyorum

Unuttuğum bir şarkı gibi unuttum seni ve geçmişi, tozlanmış raflarda can çekişen mazi gibi can çekişen bedenim huzura kavuştu…

Yüreğin beni taşımadı, yarı yolda bıraktın, lakin hala ben yıllardır bıraktığın yerde sancılar içinde yaşıyordum, şimdi kurtuldum.

Artık sesimde bile anıların sessizliği kayboldu.

Acılarla yürüdüğüm yollarım, şimdi bana gülümsüyor, oysa sen bir gülümsemeyi bana çok gördün bir gün gülmedin hep suratın astın…

Masamın kenarında takılı kalan ifrit bakışlarının tozunu sildim, sobada yaktım artık ne sen kaldın nede senden kalan bir iz kaldı hayatımda… Bir ben kaldım yeniden gülümseyen

Zamanı anı boğan sen, kelimeleri heceleri katl eden sen, şehri odamı bedenimi ifrit bakışlarıyla esir alan sen yoksun artık, umarım benden başka gönülleri yakmazsın…

Ben şimdi çocuklarla beraber sokaklarda, kapı önünde sevinçlerimle oyun oynuyorum…

Vaveyla ihanetin izlerini sildim hayatımda, şer gibi üstüme yağan hırçın beni yer gibi solduran arzularının soluksuz isteklerinden kurtuldum çok şükür…
Seninle yaşadım ben sanki ölümü, göremedim mutlu bir günümü, oysa ben seni çok sevmiştim sana vermiştim bu gönlümü sen paramparça ettin önüme edepsizce attın, terk ettin gittin…

Umarım gittiğin yer olmaz çirkeflikle dolu batağın, benim gibi batmamak için bir süre elinden tutanın olur umarım, yine umarım taşlar olur senin yatağın sen çünkü buna layıksın…

Sana aşkı anlattım anlamadın, sevgiyi sana sundum paramparça ettin, yüzüme çarptın kendi mezarını kendin kazdın haydi git sana güle güle git demiyorum düşe kalka yürü git diyorum…

Ben şimdi aşkın yolunda yürüyorum yeniden ben susuyorum aşk konuşuyor, aşk susuyor gönlüm konuşuyor Gülşen açan gülümsemelerin ışığında, ben yineaşka hicret ediyorum beni bekleyen şafağından vurulmamış geceleri yaşayacağım aşkın vadisine gidiyorum
.

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

16 Ocak 2015 Cuma

Ecdat İmanla Şeri Yere Serdi



Ecdat İmanla Şeri Yere Serdi

İman olursa kalpte biz yolda mı kalırız
İman bakın her zaman gözümüzün önünde
Şer güçleri birlikte biz yerlere sereriz
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde

Hayatta son yapraklar şerle kalmasın bize
İmanla olursak biz şerler gelir bak dize
Tarihi okudum ’da söylüyorum ben size
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde

Haydi, yürüyelim biz imanla yağsa yağmur
Şer güçlerde yollara serse de kirden çamur
İmanla karalımda bedenler olsun mamur
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde

İmanladır yolumuz gül kokan Resul yolunda
Kuran kerim olsun her daim sağ kolumuzda
İmanınla ol inan olur her şey yolunda
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde

İmanlı gönüller şer görünce hiçte susmaz
Şerli imanlı gönlü görünce kaçar kusmaz
İmanla önüne hiç çıkmaz çıkmaz bir sokak
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde

Kendi suçumuzu biz yıkmayalım zamana
İyilik var iken şer ile gelip çatana
Öp yaşama imanla bir güzellik katana
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde

Kul Mehmet’im atalım inadı gönlümüzden
Tövbe ile yıkansın günahlar ömrümüzden
Artık çekmeyelim bin bir cefa ezberinden
Ecdat imanla şeri yere serdi gününde
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Bilmem Nasıl İzin Verilir



Bilmem Nasıl İzin Verilir

Hangi solmuş güle aşk ile dokunsak güller açar
Derya denizleri bir anda gönüller aşar koşar gelir
Bilmem bu fani insanlar neden Aşk’tan kaçar
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir

Aşksız sevdasızlığın yakan uçurumu göründü
Tüm gönülleri edepsizce defterini dürdü
Odaya ışık saçan mum neden bir anda söndü
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir

Durduk yere boşuna okuma gönül gazeli
Aşk değil mi dünyanın en güzeli
Gönüllerde saray kuran gönüllerin özeli
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir

Bilmem kullara nasıl başlayalım anlatmaya
Anlatınca anlamayana ne demeli atlaya zıplaya
Kaçarsa edepsizce bir oraya bir buraya
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir

Haydi, dokunalım aşk ile tüm gönüllere
Ah bir bıraksak gönülde alavere dalavereyi
Yürümesek yolda makamsız ezbere
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir

Haydi, yürüyelim aşkla Mevla’ya
Sevdiğimiz kolumuzda hoplaya zıplaya
İster uçarak ister gidelim yaya Mevla’ya
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir

Gönüllerimize aşkı dizelim nakış nakış
Aşkın yanında olsun imanla bir bakış
Yazdan sonra geliyor işte kış
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir


Kul Mehmet’im geçiyor işte zaman
Bak gönülden söylüyor tüm ozan
Haydi, var mı aşk ile peşinde koşan
Yürekte kanayan sevgisizliğe bilmem nasıl izin verilir
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Gülümsemeyen yar yar mıdır?

Gülümsemeyen yar yar mıdır?

Zihnin tek açıklayamadığı aşk mıdır?
Aşk ile açıklanan yar mıdır?
Gülümsemeyen yar yar mıdır?
Bunlara açıklık getiren akıl mıdır?

İyiye ulaşmanın yolu aşk mıdır?
Yoksa aşkla yürüyen akıl mıdır?
Bilinmeyeni bildiren Rahmandır
Bundan gerisi ise yalandır

Kul Mehmet’im Varlığı var edenle tanı
Gerçektir hayatın her yanı
Kin nefretle akar insanlık kanı
İyiliğe ulaşmak iman aşk akıl ile olur
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-1.Bölüm

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu


Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

15 Ocak 2015 Perşembe

Söyleyin Ey Erenler




Söyleyin Ey Erenler


Söyleyin ey erenler ey hak halden bilenler
Ne kaldı bu gönülden başka candan sevenler
Merhametle gönüle pınar olan damlayan
Batsın da kurusun mu gönüller ey erenler

Bağında gonca gonca güllerini açtıran
Çimeninde candan tüm sevenleri gezdiren
Etrafında gülenler bülbülleri çağıran
Batsın da kurusun mu gönüller ey erenler

Gönül Mimarı Rahman rotası doğru çizmiş
Gönülden sevenleri içinde o gezdirmiş
Halden anlamayanlar kapı dışarı etmiş
Batsın da kurusun mu gönüller ey erenler

Çırasız kandilleri o yakan ışık olan
Sarayları kurduran neşeyle eve dolan
Kış ayını baharlar eyleyen hiç solmayan
Batsın da kurusun mu gönüller ey erenler

Kul Mehmet’im gönlümde aşk karanlıklar doğmaz
Kin denilen o haset aşk dolu gönlü boğmaz
Gönülde aşk olmazsa gonca güllerde açmaz
Batsın da kurusun mu gönüller ey erenler
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Gönüldür sevginin kapısı

Gönüldür sevginin kapısı

Gönüldür sevginin kapısı
Aşkla sever sevgilisidir canısı
Merhametle kurulu yapısı
Aşkla bakar her daim bakışı

Aşktır gönlün tatlısı
Hiç olmaz aşkla yanlışı
Tüm dünyada aşkın canlısı
Gönüldür sevginin kapısı

Aşk değildir gönüle yük
Kendini hiç sanmaz büyük
Hiç bulaşmaz belaya
Gönüldür sevginin kapısı

Birlik beraberliğe zemindir
Aşk ile olunca emindir
Ömrü hayatı kuvvetlendirir
Gönüldür sevginin kapısı

Yar yanında açar gönül bağım
Neşeyle yanında geçer çağım
Seninle kocasın bu yaşım
Gönüldür sevginin kapısı

Kul Mehmet’im budur yazım
Yâre geçer benim nazım
Yâre ulaşmak için duadır Rahmana niyazım
Gönüldür sevginin kapısı
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

14 Ocak 2015 Çarşamba

Arkanda Nasıl Koşayım


Gidişinle ömürden ayırdın ben kurudum
Hazan mevsimi yaşıyorum sabah akşam
Efkâr demini içiyorum yudum yudum
Ayaklarım kırıldı gidişinle arkanda nasıl koşayım

Yüreğimde kaldın sızınla yakıyorsun
Bakışında kaldım hasretimle ağlıyorsun
Kederi miras bıraktın çekip gidiyorsun
Ayaklarım kırıldı gidişinle arkanda nasıl koşayım

Gidişinle dizleri kırılan bendim sen değil
Başkasının değil Rahman önünde eğil
Arıyorum sönmüş mazinin tozlarında bizi
Ayaklarım kırıldı gidişinle arkanda nasıl koşayım

Kul Mehmet’im iki damla gözyaşım ’da sen aktın
Bu onulmaz hasreti sen peşime taktın
Tükenmiş sevdan ile beni sen yaktın
Ayaklarım kırıldı gidişinle arkanda nasıl koşayım

Mehmet Aluç

Gül Kokan Resule Dil Uzatmayın (Şiir)

Gül Kokan Resule Dil Uzatmayın

Kurumuş fikirleriniz boşa çırpınmayın
Ümmetin edebine çamur sıçratmayın
Gül Kokan Resule dil uzatmayın
İmanımızla edebimizle sesiniz keseriz

Baykuşları etrafa edepsizce salmayın
Müslümanlar sahipsiz sanmayın
İmanın edebin edebiyle sessiz kalırız sanmayın
İmanımızla edebimizle sesiniz keseriz
Mehmet Aluç

Not:Cumhuriyet gazetesini Kınıyorum,Peygambere dil uzatan-Şerefsizlerin- karikatürü yayınlayarak,edepsizlik yaparak, küf kokan salyasını akıttığı için için.

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Gül Kokan Peygambere Dil Uzatmayın

Gül Kokan Peygambere Dil Uzatmayın

Gül Kokan Peygambere Dil UzatmayınGül Kokan Peygambere Dil Uzatmayın

Kokmuş küf tutmuş beyninizle fikrinizle, kudurmuş adımlarınızla koşarken paçalarınızda dökülen pisliklerle ortayı bulandırmayın, Gül Kokan Peygambere dil uzatmayın, imanımızla edebimizle temizinden dilinizi soluksuz bırakır yerine değil başka bir yerinize sokarız.

Dalkavuklar şeytanın avukatları olan sizler gayenize ulaşamayacaksınız, insanları sokağa dökerek “İslami fobi” var diyerek bağıramayacaksınız.
Allah şahit olsun ki Ümmetin Gül Kokan peygamberine yaptığınız bu alçaklığı unutmayacağız. Yaptıklarınızda yanınıza kalmayacak…

Siz kendiniz kaşındınız ve hala kaşınmaya başlıyorsun Cumhuriyet gazetesi, şeytanın uşakları olan sizler emelinize ulaşamayacaksınız, soluksuz bir dert ile inşallah soluksuz kalacaksınız…

Kapımıza gelin olaylar çıkarın çağrınıza uymayacağız…

Sizler aklınızda ölümü geçirirsiniz biz Müslümanlar diriltmeyi yaşatmayı düşünürüz…

Sabrımızı da zorlamayın gelir bir Osmanlı Tokat’ı ile sizleri yere sereriz…
Gözümüzde iki damla yaş yüreğimize aksa da, istediğiniz gerçekleşmeyecek edebimizi bozmadan size gereken dersi veririz bundan da emin olun.

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Rahmanla Ol





Açılan yaraların iyileşir Rahmanla
Muhabbetin gönülde tutsun candan elini
Sönmez iman ateşin yol olsun heyecanla
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an


Dilimi hep düğümler nefsim ile şeytan
Rahmanı anınca da dilim çözülür o an
Secdem öper nur ağzı ile alnımı her an
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an

Batar tüm kötülükler kul olursa Rahmanla
Duyarsın çağrısını beş vakit heyecanla
Rahman yolunda farkı sen yürüyerek anla
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an

Mezarcı kazar Rahman kulun alnına yazar
İmanla değişir yol kul kendi yolun kazar
Zalimler iyiliği bilmez hep eder nazar
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an

Ey zalim şeytan sende kalsın imanım bende
İmanımla yıkarım seni ölürsün sende
Gelip gider mevsimler yok olursun gülende
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an

Güzelliğe kötülük şişini sen sokarsın
Utanmadan birde sen uzaklarda bakarsın
Rahman azabı ile gelince ne yaparsın
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an

Kul Mehmet’im der sönmez sanma fitne ateşi               
Doğacak o imanın gürleyen sesli sesi
Zalim canı elini yakar para kesesi
Rahmanla ol dizilir önünde zalim o an

Mehmet Aluç

Kulu Ağlarsa Koşar Rahman Kula Anında


Rüzgâr sildi aniden mazinin hesabını
Ne bakışların kaldı ne has bahçemde gülüm
Rahat ol sende artık yap kendi hesabını
Ayrılık yolu artık bana değil ki ölüm

Hayatım nasıl öder ayrılık diyetini
Belki hayat bildi senin kirli niyetini
Yıktın zaten hayaller dolu gülen gemimi
Ayrılık yolu artık bana değil ki ölüm

Düğümlenir sanma yar sensiz artık bu hayat
Ufukta doğan güneş bana artık gül hayat
Niyetinmiş yar bildim artık kokmuş küf bayat
Ayrılık yolu artık bana değil ki ölüm

Çilenle ölen ben bak yürürüm mutluluğa
Sende koşuyorsun bak solmuş son soluğa
Vefasızlığı sende almışsın sağ koluna
Ayrılık yolu artık bana değil ki ölüm

Kabul eder mi Rahman artık dileklerini
Beraber çalmıştık biz Rahmanın aşk kapsını
Gördü benim gibi bak tüm çirkefliklerini
Ayrılık yolu artık bana değil ki ölüm

Kul Mehmet’im vuslatım bekler gül kapısında
Rahman bilir doğrusun koymaz eli koynunda
Kulu ağlarsa koşar Rahman kula anında
Ayrılık yolu artık bana değil ki ölüm

Mehmet Aluç

13 Ocak 2015 Salı

Gel Sende Gel İmana

          





Rahman ister ki kulu günahtan uzak olsun
Kaçma Rahman yolunda, şeytanla sen yol alma
Ömrün hayatın inan güzelliklerle dolsun
Şeytanla kalırsan da sen Ahirette solma

Şeytan der kula sessiz imandan sen ol uzak
Böyle der sana her an kurar olunmaz tuzak
Aman ha duyma onu olma imandan uzak
Ömrün giderken sona gel sende gel imana

Şeytan damardan girer ömrü hayatın yakar
Yakar yıkar kıçına en son tekmeyi atar
Ondan sonra arkanda gülerek kaçar bakar
Ömrün giderken sona gel sende gel imana

Kul Mehmet’im kendini söyle ne sanıyorsun
İmanı Rahman sermiş önüne arıyorsun
Rahman bana gel der sen neden hep kaçıyorsun
Ömrün giderken sona gel sende gel imana
Mehmet Aluç


Rahman Sonsuz Yücedir


Dünyada biz yaşarız cümlemiz bu faniden
Ölüm gelir insana bilinmez ki aniden
Gerçeği görünce sen deme gerçek sahiden
Seçtiğinle nasipte ne çıkarsa çekersin
                                           
Mezardan sonrasında unutma vardır hesap
Yaptığına güvenme sende olmaz ki nisap
Ölümle göreceğin inan değil ki serap
Seçtiğinle nasipte ne çıkarsa yaşarsın

İmanın sen beş vakit duyarsın nur çağrısı
İmansız sen çekersin dermansız can sancısı
İmanla yaşadığın hayatın en doğrusu
Seçtiğinle nasipte ne çıkarsa çekersin

Kul Mehmet’im sende duy Rahmanın çağrısını
Sonrasında sen çekme onulmaz sancısını
Rahman sonsuz yücedir bilir en doğrusunu
Seçtiğinle nasipte ne çıkarsa çekersin

Mehmet Aluç

12 Ocak 2015 Pazartesi

Yürüdüler Rahman’a buldular cana deva



Mecnun isen leyla'nın aşkı ile sende yan
Aşkla olursan her şey sevdiğine bak ayan
Dayan mecnunum dayan Leylan seninle her an
Leylan bakıyor sana o bakar olur ayan
Leylada senin gibi yanar yüzü ak her an
Size bu aşkı veren bildiğiniz gibi hak
Mecnun o leylasını kendinde gördü o an
Onun hayali bana yeter dedi her zaman
Aşkının nur yolunda kesilse de takati
Olmaz gönüller hiçbir zaman bakışlar katı
Leylan gönlünde neden gönlünü dağlıyorsun
Mecnun her an seninle neden sen ağlıyorsun
Bak can mecnun yanında hep seninle o gezer
Sanma ki leyla başka gönülde seni üzer
Leyla der ki eridi mecnun’suz içim yağım
Adımların o gönül sesinde can kulağım
Bak gönlüne karşında bakarak duruyorum
Beni gör görmezsen yar sanma ben yaşıyorum
Leyla der seninleyim ben senle yaşıyorum
Mecnun için yok oldu bir anda tümden zaman
Gönül seyran eyledi yok oldu zaten mekân
Kavuşamaz dediler kavuştu bilmediler
Aşkın tüm özlemiyle mecnuna hasret leyla
Merhametle doldu an o gönlü sen gel anla
Mecnunla Leylaya bu yapılan mıdır reva
Yürüdüler Rahman’a buldular cana deva
Mehmet Aluç


Ey Gönlüm



Ey Gönlüm

Ey gönlüm yine yanıldın çokbilmiş
Aşk Rahman'a ulaşmak için yol imiş
Nazlı yâri alıp Rahmana ulaşmak sevmek içinmiş
Sen sevmeyi aldın ulaşmayı unuttun ey ezilmiş

Bazen yel gibi savruldun yıktın geçtin
Bazen ateş oldun âlemi gönülleri yaktın
Rahmana giden yol aşkın yolunu unuttun
Sen aşkı gönüle girmek için yıkmak bildin
Aşk kavgadan uzak Rahmana merhametle giden yol imiş

Derman için mazlumların ahını aldın
Derman az kahır içinde onu unuttun
Hasret içinde yandıkça isyana yöneldin
Nazlı yar ile aşk hasretin içinde onu unuttun
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yâr Aldı



Yâr AldıYâr Aldı


Ey gönlüm aşka hasret ömrüm
Deşme yaramı yara mı yar aldı
Sevincime hasret ömrüm ağlama
Mutluluk deryasını yar gönlümde kopardı

Istırap içinde kıvranma gönlüm
Dermanı yar ömrümde aldı
Gözlerimde akan yaşlar yakmayın yüreğimi
Ateşinizi söndürecek suyu yar aldı

Ey hayallerim karanlıkta kaldınız diye üzülmeyin
Hayallerim yârin gözünde kaldı
Cefa içinde yürüyen ayaklarım batmayın çamura
Sizdeki derman yârin dizlerinde kaldı

Kul Mehmet’im aşkın değerini aşkın deryasına dalan bilir
Hak aşkı ile seven bu dünyayı yalan bilir
Bu âlem de kavuşmasa da sabır ile yürür Rahmanın merhametini görür
Ahirette sevdiğine mutlulukla kavuşur hep beraber yürür
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

11 Ocak 2015 Pazar

Derdin Dermanı İman



Derdin Dermanı İman

Gönlüm önüne serdim senin neşeyle hazır
Viran eyleme gönlüm ömür dünyada nedir
Çevir yönünü bana doğru olsun yar nazır
Ömür neşeyle yaşa derdin dermanı iman

Duanla semada saf saf iner tüm melekler
İnsanlık için olsun gönülde tüm dilekler
Mazlumlar için yıksın zalimi tüm bilekler
Ömür neşeyle yaşa derdin dermanı iman

Bu dünyada insanlar birbirine küsmesin
Gönlünde sevgi yoksa söyleyin Kul neylesin
Sevgi yoksa gönülde sonumuz kötü kesin
Ömür neşeyle yaşa derdin dermanı iman

Ömür belirli imanla yaşayan diller belirli
Ayrılık rüzgârını taşır imansız belirli
Ömür sonunda çukur inan ağır bedelli
Ömür neşeyle yaşa derdin dermanı iman

Kul Mehmet’im hani bu dünya benim diyenler
Gözyaşının değerin bilmeyen o gidenler
İman nuru var iken imansız o ölenler
Ömür neşeyle yaşa derdin dermanı iman
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yok, Mu Işık Olan

Yok, Mu Işık Olan

Yok, Mu Işık Olan

Ağlayan sokakların kimdir halini soran
Kar yağıyor yüreklere kar ile boran
Arsız bakar edepsizce yollarda duran
Karanlık bürümüş sokakları yok mu ışık olan

Var mıdır sokakların tapusu her köşesinde zalim
Kalemler sözler mi buz tutmuş yamandır halim
Bulunmaz mı bu dertlerin aman ilacı sağ salim
Karanlık bürümüş sokakları yok mu ışık olan

Kul Mehmet’im yaralar sarılmaz söz ile
Yitirdim ararım gönülleri yüreğimde köz ile
Hak katında kabul olsun dilekler duam ile
Karanlık bürümüş sokakları yok mu ışık olan
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Mutlu Bir Günü Mutlulukla Yaşamadık



Âlemlere geldik âlemlere ne için geldik
Neler aradık aradığımızı aramadık
Geldik unuttuk ne için geldik viran eyledik
Bu nedenle mutlu bir günü mutlulukla yaşamadık

Âlemi boşuna mı seyran eyledik
Merhameti söktük kalbimizde ihaneti ekledik
Manayla anlamı bulamadık isyana doğru bildik
Bu nedenle mutlu bir günü mutlulukla yaşamadık

Huzurla bilmem nasıl gafil olduk
Cahillerden uzaklaştık doğruyu bulamadık solduk
Biz rahmana ait bir kulduk şeytanın yolunda yol aldık
Bu nedenle mutlu bir günü mutlulukla yaşamadık

İmanı söz içine katmadık besmeleyle yatıp kalkmadık
Gönlümüzdeki merhametin kapısını hiç aralamadık
Nefis şeytanı kucakladık sonunda aptal gibi avlandık
Bu nedenle mutlu bir günü mutlulukla yaşamadık

Rahman dedi kulum dertlere merhem ol
Sanki kul anladı merheme zehir kat sol
Mazlumun yanında sen her zaman ol
Sanki kul anladı mazlumun önüne engelden ol yol
Bunu bilemedik mutlu bir günü mutlulukla yaşamadık

Kul Mehmet’im tevhidi sökme dilinden
Merhameti sakın sökme gönül elinden
Mazlumla zalimi ayır karıştırma dünya gününden
Resul değil midir yol açan peşinden gidenler cennet ehlinden
 Bunu çözemedik mutlu bir günü mutlulukla yaşamadık

Mehmet Aluç

Konsam Gönül Dağına



Konsam Gönül Dağına

Ah bir gülsen yüzüme
Bülbül olsan bağında
Tenin değse tenime
Olsam gönül dağında

Sensiz rezil bu sefil
Oldum sensiz ben gafil
Aşkıma ol sen dâhil
Konsam gönül dağına

Açık koyma arayı
Sen gönlümün sarayı
Anlına sürme karayı
Olsam gönül bağında

Kul Mehmet dağları aş
Yârine olsan sen baş
Eline alma sakın taş
Dolsam gönül bağına
Mehmet Aluç

Merhametle Muhabbet İkizdir



Merhametle Muhabbet İkizdir

Yar kendi güzelliğinden geçme
Ömür bir gün biter kin nefretle ezme
Nefret bir anda sezilir hayatın çilesinden bir an bezme
Nesin kimsin bir an düşün taşın kendin olmadan gezme
Merhametle muhabbet ikizdir bir birinden ayırma

Cümle sözlerin ahvali nedir bir düşün
Tüm güzelliğiyle yaratılmış canına olma düşkün
Önüne gelirse mutlulukla gizlenmiş o güzel hüzün
Nefsini at bir kenara olma sakın ona düşkün
Merhametle muhabbet ikizdir bir birinden ayırma

Nefisle kinle olursan yoktur sana sözüm
Aşk ile yandı gönül aşk deryasında yanar közüm
Her çaresizliğin elbet vardır bir çözüm
Ahdine vefa göster haydi benim iki gözüm
Merhametle muhabbet ikizdir bir birinden ayırma

Buzdan sözler çıkar dilinde yakar dudağını
Aşktan öte manalar yüklü ötelere çevir yanağını
Giderken güzelliğin yolunda hızla at adımlarla bacağını
Atma gönlünü değersiz anların geçici hicran batağına
Merhametle muhabbet ikizdir bir birinden ayırma



Kul Mehmet’im ruh gidince değeri olmaz bedenin
Yakıp yıkmaya koşarsın söyle nedir nedenin
Toprağa düşünce beden sukuta hasret kalmasın bedenin
Yok değeri naaş ’ın yapılan iyiliklerle değer kazanır naaş ‘ın
Merhametle muhabbet ikizdir bir birinden ayırma
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yayınlarım

Sedat Uçan Müsaden Var mı Ya Rasulallah