Bu Blogda Ara

hapis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hapis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Hak Edene Hani Verin Hapis Cezası





Bitsin yeter cefalar
Hani nerede vefalar
Yetti artı kazanma kavgası
Hak edene hani verin hapis cezası

Herkesin dilinde karalama
Yapılan bu gönülde yaralama
Yeter artık direksiyonu boşa sallama
Hak edene hani verin hapis cezası

Nedir bu sen ben kazanması
Hani millet vatan sevgisi iyiliğin yaşanması
Her gün yaslı gönüllerin var kanaması
Hak edene hani verin hapis cezası


Kul Mehmet’im kalmadı insanlarda edep hayâ
Söyle söyle duymaz sanki olmuş kaya
Nefret kin gelir hep arka arkaya
Hak edene hani verin hapis cezası
Mehmet Aluç (Kul Mehmet)


3 Mayıs 2015 Pazar

Şimdi Sensiz, Ben Bensiz Yaşıyorum



Ah ne hayalim vardı bir bilsen,gözlerini gözlerime sabitleyip,gönlünü gönlüne yaslayarak seninle tek bir vucut olup,teninin sıcaklığında erimek isterdim,sensiz kuruyan sevdamı dudaklarında yeşertmek büyütmek isterdim,sana hasret dağların arasında sıkışmış iken sinene yaslanarak sana aşk şiirleri okumak isterdim ama olmadı,sen ah sen var ya sen vicdansız bir gün gülümsemedin çektin diyar illere gittin.

Paptyalardan sana taçlar yapmıştım,gönlümde sana saraylar kurmuştum sen tahtını boş bırakarak gittin vefasız!Benide kendinide hasretin prangaları ile karanlık hapishanelere gömdün,tahiiye edilmememeye mahkum ederek gittin!

Ney di seni benden soğutan? Ney di sımsıcak gülümseyen gönlümün gülüşünü beğenmemene sevk eden?Gönlümdeki bahar mevsimlerini kışa çeviren sen neden mevsimlerimi beğenmedin anlamış değilim!dilimde ahlar,hayal kırıklığında gülümsemeyen mevsimler saatler bırakarak beni canlı mezarlara gömdün,arkana bakmadan beni derin sancılı kederlerin içinde yalnız bırakarak çektin gittin...

Sana ben, kaprislerin,anlaşılmayan tutarsız  net olmayan sözlerin yüreğimi yakıyor dedim az kendini toparla dedim çok şey mi istedim? Az biraz gülümseyerek bana baksın gözlerin dedim,sen kaprislerin kıskançlığına takıldın beni terk ettin gittin...
Biraz aşkıma saygılı olman çok mu zordu ?Sana kucak açmış seni her hatanla seven gönlüme değer ver demem çok mu zoruna gitti?

Gidene git demek bana yakışmazdı,sana aylarca yalvardım, seninle ben umut doluyum ne olur sözlerimi yanlış anlama ,yıkma dedim seni seven gönlümü,gönül evimi sen inat ettin gideceğim dedin ve gittin,ne diyebilirdim ki ? Cümlelerin  hecelerin sözlerin bittiği andaki çaresiz mısraların çağlamayan, fayda sağlamayan anlamsız sözlerin  uçurumunda gezmenin çaresizliğinde ellerinde tutmak çok zordu!

Bana kızgın gözlerinin alevini özür dilemenin çağlayan ırmağında söndüremedim,umutsuz bakışını özür dilemenin gülümseyen deryasında özür dilemenin  gülümsemesinde gezdiremedim, bel ki haklısın sana dedim hata ettim dedim, sen af etmedin çektin uzak diyarlar gittin...Arkandan sana dilenciler gibi yalvardım,gönül köprümüzü yıkma dedim yalvardım dönüp yüzüme bakmadın cehennem alevleri içinde bıraktın gittin!

Şimdi sensiz , ben bensiz yaşıyorum,senli gülümsemesemde, umutlara ağır aksak yürüsem de...Gitmen mi gerekiyordu suratıma bir tokat atsaydın,bir süre konuşmasaydın bilemiyorum ! Kapatıyorum, çekiyorum senli düşlerin anıların yarınların fişini...

Mehmet Aluç

18 Şubat 2015 Çarşamba

Dondurucu Zemheriler'de Gül Yetiştirmenin Edepsizliği.



Bunca yıllık yalnızlıktan hasret ve hicrandan sonra, insanımız İslam ile iman ile yeniden kendine dönüyor kendini arıyor, özünü arıyor, yabancılaşmanın ıstırabını, anlayarak imansızlığın gönüllerde ve yaşamdan açtığı onulmaz yaraları görerek yaşayarak, imanı görerek kalbine hayatına ruhuna kalkan yaparak bunca yıllık yalnızlıktan hasretten hicrandan kurtuluyor kurtulup kendini, bulmaya çalışıyor Elhamdülillah. Vefa bizim semte çoktan beri uğramadı diyenlere nur nur geliyor imanlı gönüller, merhametleri ile umman umman merhamet ile coşmuş iman ile. 

Uzun zamandır ayrılık rüzgârı esen sokaklara, şer üstümüze kar gibi yağarak bedenlerimizi ruhumuzu tir tir titretiyor, benliklerimiz benlik kavgasında esir düşmüş diyenlere huzur dolu bahar iklimlerinin muştusu ile geliyor, ümit var olun. Özlemle bekleyen bir çift hüzün dolu gözlere, yüreğe ellerindeki vefa kokan gülleri ile geliyorlar. Sevgiyi ertelemiş, pişmanlıkları öbek öbek dizmiş, küsmenin okyanusunda boğulmuş bir adım atarak; sevgiyi hapse atmış gönüllerin kapısını açmaya sevgileri özgür bırakmaya küsmeleri barışmanın barış kanatları çırpan güvercinleri ile barıştırmaya, pişmanlıklar için tövbe kapısının varlığını hissettirmeye aday imanlı gönüllerimiz geliyor. Koşarak geliyorlar biliyorlar ki ölüm insanı ansızın çağırır gönüller geç kalmasın geç kalarak alev alev yanmasın köz olmasın diyerekten uçarcasına geliyorlar. 

Dünyanın en harika eserinin iman olduğunu göstermeye… Hep beyaz gecelerde tek başına yapa yalnız geçirdik yanı başımızdaki mutluluğun resmini mutsuzluğun gözyaşı ile değiştirdik utanmazcasına, soğuk kış gecelerinde esen soğuk yanına yalnızlığın boranını da katarak kutup soğuklarından daha soğuk gecelerde soğuğa karşı haykırdık acılarımızı çare gelir diye merhametin sıcaklığını yanı başımızda görememenin körlüğünde... Dondurucu zemherilerde gül yetişir diye buz tutmuş toprağa güller diktik yetişir diye hoyratça! Hasreti zindanlarda büyüttük. Gül büyütemedik koynumuzda yalnızlığın korkunç hüzün dolu meltemlerini zalimlik kokan, hüznünü büyüttük utanmadan edepsizce! Merhamet sevgi dostluk bir damla olsun imanı katarak damarlarımızda bir an olsun akmadı, akmasına izin vermedik. Tanıyamadık birbirimizi aşkı sevgiyi insanlığı, hep dikenlere sarıldık acımasızca kanatan, gülü sevmedik gülü sevseydik diken kanatmazdı hep dikenleri sevdik, umutlarımızda hayallerimizde geleceğimizde hep diken gibi oldu hep battı hep kanattı! 

Tutsak güvercinlerimiz gökyüzüne salmadık, karanlık dehlizlerde kafeslerde yaşamasına izin verdik, her sözümüze duygularımıza prangalar vurduk, bilinmezlik diyarlarına yolcu ettik yanımızda bilinenin yolu var iken. Gözlerimizde akan yaşlar sızladı, kalplerimiz taştan heykellerle süsledik, betondan setler çektik. Ayrılık bile bıktı kavuşmak yanı başında beklerken, vaveyla vaveyla. Kendi söylediğini işitmeyen sağırlar gibi, söylenenleri sunulanları duymadık kabul etmedik insafsızca!

Bu acıları gören imanlı gençler nesiller geliyor işte çare olmak sunmak için kapılarınızı sakın onlara kapatmayın, açmazsanız ömrünüz bu acıların içinde yok olup gidecektir ister inanın ister inanmayın. Öyleyse, bir kez daha her şeye olumlu olarak hataları kabul etmenin erdemine sarılarak, hayata insanlara gönüllere bakmalı değil miyiz kendimize siz ne dersiniz? Şu andaki yaşadığımız prangalarla mahkûm varlığımız bizi biz etmeye yetiyor mu acaba? Olduğumuzdan fazlası olmaya niyetli değil miyiz, hak etmiyor muyuz? Yetiyor muyuz kendimizi kendimiz mutluluğun kardeşliğin engin denizinde yüzmenin güzelliğinde yüzmeye kucaklaşmaya? 


Ayaklarımız varıyor mu fıtratımızın zirvelerine ulaşmaya merhameti kucaklamaya dağıtmaya ne dersiniz? Kendimizden birbirimizden ayıran kocaman bir dağın arkasına saklanmayı bırakarak küçük bir dağ olmalıyız engin ovaların önünü kapatmayan dağ olmaya ne dersiniz.. Ferhat olup Şirin olan yanımızı arıyoruz, oysa bu halimizle bizde Ferhat ’lığın izi yok ki şirini arayalım. Dağın öbür tarafında bırakıyoruz kör gözümüzle aslında kör olmayan iki elimizle kapayarak kapattığımız gözümüzle kendimizi; hep bu yamaçta kalıp kazıyoruz kazıyoruz kendi kuyumuzu. Kim bilir, belki de kendi kendimizi kesen kör bir bıçağız, hatta keskin bir kılıcız. 

Bu nedenle gelen imanlı gönüllere kapınız her zaman açık tutun ve korkmadan çekinmeden yaklaşın size sunduğu önce Allah'tan sonra Kurandan ve Resulden aldığı İslam'ı ve gerçek imanı alın korkmadan yaşayın, yaşatın zaten eksik bir şey varsa, önünüzde Kuran ve sünnet ve Âlimlerin ışığında tahlil ederek gerçek ve doğruyu zaten göreceksiniz. Az biraz cesaret edin haydi durmayın yarın çok geç olabilir hatta biraz sonrası bile geç olabilir. Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç



Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç