Bu Blogda Ara

hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2016 Pazar

Hala Sana Koşuyorum

 
Gözlerim de akar hüzün sanki çeşme
Giderken sen mi açık bıraktın bilmem
Gizli gizli değil ağlarım aşikâr
Nice anlar sana baktı seni gördü bu gözler
Şimdi anlar mı sözler çaldıkça ayrılık bestesini
 
Bu kadar güzel yapmışsın ki bu ayrılık bestesi
Notaları mısraları yüreğimi yakar
Çılgın gecelerde hep seni hatırlatır sinsi sinsi
Dinledikçe gönlüme şiir olursun hece hece
Seni düşünürüm hala her nedense bilinmez
Terk edip gittin amma ben unutamadım
 
Hasretin tuzağına yakalanıyorum ben gündüz gece
Sanki o gözlerin hasretin içinde gizli bana bakıyor
Hasrete yalnızlığa yürürken korkuyorum
Kendime hâkim olamıyorum ağlıyorum ben hala
Yüreğim karalar bağlarken üşüyorum tir tir
Hasret seni bana getirir diye hala bekliyorum
 
İnsan hasrete koşarken gülümser mi ben gülümsüyorum
İçinde sen varsın biliyorum sana kavuşmak için koşuyorum mütemadiyen
Yağmur rüzgârla boğuşurken terk edemiyorum bilmem neden muamma
Belki benim gibi ağlamanı istemiyorum
Hata yaptınsa düzeltmeni isterim hissediyorum ben
Ayaklarım koşma dese de gönlüm koş diyor sana koşuyorum
 
Gözlerimde akan her damlada sen varsın
Ağlamazsa gönlüm çatlayacak söz dinlemiyor
Hasretle geceler gündüzler rüzgârla seni bana fısıldarken
Hasret beni seninle yoğururken yeniden senle oluyorum
Belki sana çılgın sözler gibi gelecek bu sözlerim seninle sensiz böyle oluyorum
Kollarım açtım rüzgâra beni sana getirmesi için arkama aldım sana uçuyorum
 
Yıkmasın içimizi hasretin karı boranı susuzluğu
Aşkı sensiz daha güzel anlıyorum sende anlamışsındır biliyorum
Gözlerin sanki ufukta beni anlarken görüyorum gülümsüyorsun adeta
Acaba aşkta hasret mi hakikat hasret ’siz kalmamak mı bu âlemde anlamsızlık
Ben neler konuşuyorum hayret ederken kendime hala sana koşuyorum
Aç kolların hasret içinde sevdiğim var ben onunla olmak istiyorum
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Miraç

Hakikate inanmadı birkaç zalim
Zaten gayeleri değildi inanmak
Alay etmekti muratları
Yıkıldıklarını görmekti maksatları
Heyhat
Hep kendileri yıkıldı
Muratları gerçekleşmedi
Boğazlarında kaldı
Hep alay konusu oldular
Yıkıldıkça yıkıldılar
Görmediler
Görmedikçe yıkıldı zelil oldular
Zaten onlar bilmezdi hakikati
Zalimden zaten olmazdı ki âlim
Miraç ile göğe çıkmış dediler
İnanmadılar alay etmeye çalıştılar
Hz Ebu Bekir’e söylediler
Eğer Hz Muhammed s.a.v.
Söylediyse doğrudur dedi
Onlar yine yıkıldılar başları önlerinde idi
Hz Ebubekir yükseldi oldu Sıddık
Onlar dediler eyvah yine yıkıldık
Yanıldık
Kandıramadık
Bilmezlerdi ki onlar
Cahiller
Hakikat nurdan ışıktır
Karartılmaz o
Saklanılmaz o
Karartılmazdı o
Miraç Gecesi
Nurdan nur yağıyordu semada
Nur Nebi üstüne âleme
Hüzünlüydü o sene
Hüzün yılıydı
Gönlünde hüzün vardı
Hüzün Rahman’dan bir misafir
Kaplamıştı bedenini
Nurdan Resulün
Semadan gökyüzüne inen Burak
Meleklerden Cebrail
Sanki gök kubbe inecekti yıldızlarla yeryüzüne
Melekeler bekler semada
Taif te üzüldün bu dünyada
Ahiret âlemini görmelisin
Huzura ermelisin der gibiydi Yüce Rahman
Bir anda zaman silindi
Mekânlar yok oldu
Başladı yolculuk nurdan nura yolculuk
Teselli edenlerin en büyüğü en yücesi
Yüceler Yücesi Rahman teselli edecek seni
Ey nur Nebi
Yüce Rahman İsra dediği bu gece
Açıldı semada yedi kat kapı
Miraç olayı akıl ve mantıkla anlaşılacak değil bir yapı
İdrak edilebilecek bir hadise değildir bu kapı
Ancak müminler ki o inananlar
Âlemlere Rahmet Efendimize karşı olan
Gönülden aşk ve muhabbetleri izinde olmaları sebebiyle
Nurdan namazın sırrı ile hikmeti içinde
Miracı hissedip yaşayabilirler ancak
Anlaşılır imanla teslimiyetle ancak
Nurdan namaz emir olundu odur gönülde sancak
Ve inanmayan diğerleri anlamaz ancak
Yıkıldılar
Yıkılanlar yine yıkıldı
Ve inan diğerleri
İnanalar yükseldi
Oldu Sıddık
Aklın kılıcı inanmaktı Nurdan nebiye
Zalimlerin akıl kılıçları körlenmişti
Görünen görünmez onlara
Hakikat onlara görünmez
Kör olan görmez
Bilmez
Anlamaz
Anlatılsa da anlamaz
Ve inanmayan diğerleri
Yıkıldılar
Yıkılanlar yine yıkıldı
Ve inan diğerleri
İnanalar yükseldi
Oldu Sıddık
Zaman aman vermez zalime
Aman olmaz zalime zaman
Zalime zaman mekân zulmet olur
Yıkıldıkça yıkılır anlamaz
Hakikat onların umurunda mı?
Tek hakikat onların çirkefliği
Bilemediler
Battılar
Bilenler hakikati bildi yüceldiler
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
 

24 Nisan 2016 Pazar

Bunlar Değil Midir Sonsuz Rahmete İlahi Aşkla Yürüyen?



Aşkın güzelliğinde Gönül’e gelse de ince sevinçten bir sızı, âşık aşka doğru yürüdüğün de, o sızı aşkın içinde kaybolur, gecenin karanlığında olsa da karanlık yollar, aşkın nurdan ışığıyla aydınlanır yollar. Gecenin karanlığında yürüdüğünü görenler, bilmezler âşık gibi aşkın nurdan cennet kokusunu, ona ya deli ya da divane derler ama bilmezler görmezler anlamazlar… Dünyalık aşk dünyada kalan, ilahi aşk ise ötelere Yüceler Yücesi Rahmana ulaştıran, ona vardıran aşk ile karıştırmamak gerekir.
   Aşk Yüce Rahmanın tecellisi Rahmeti merhameti ile gönülleri inşa ettiren, saraylar kurdurtan, dünyalık işleri malı yok ettiren, bir lokma aş ile hak ile yolda olmak için kulu yola çıkaran, dağları çölleri aştırandır… Benlikten kurtararak ille de sen sen dedirten, İşte o gönül dostları Yunus Emre, Hz Mevlana, Ahmet Arvasi, Ahmet Yesevi… Gönül dostları saymakla bitmez… Bunlar değil midir sonsuz Rahmete ilahi aşkla yürüyen ve gönüllerde, sönmez meşale olarak hala yanan… Hep nurdan bahs eden sözlerinde nurlar çıkan, gönüllerimize nurlanarak yerleşen ilahi aşkın nurun yolcusu değil midir bunlar? Dünya da huzur olması için yolları yayan kat eden, gönül dertlerine derman çare olmak için, Nur Kur’an Nur Sünnet ile çare olan âleme yayan, kendi huzuru yerine insanlığın huzuru neşesi için yolda aylarca yürüyen yol kat ettiren, ilahi aşk değil midir? Sonsuz Rahmete yürüttüren gönülleri huzurla doldurtan?
 
   Şimdilerde bizler dünyalık aşkı bile yaşamaktan aciz, illaki benim hoşuma gidecek olanı severim, ama bana uyan aşkı da severim mantığı ile bunları anlamaktan uzak yaşayan insanlarız… Bizimde bundan dolayı suçumuz hiç yok, bize bunları imanı sonsuz Rahmeti öğretmediler, sadece dünya için yaşamayı sevmeyi öğrettiler, gerisini boş ver öğrenmesin dediler! Hep bir dünya ve geçim telaşı derdine düşün dediler, gerisini bilmeseniz de olur dediler bizlerde kabul ettik ki veya zorla ettirildik ki bu haldeyiz, ama tüm dertler sıkıntılar bilmemezlik geçer Yüce Allah’ın yardımı ile dermanı çaresi ile… İşte bazen hüzünleniriz işte budur yüce Rahmanın gönlümüzdeki misafiri işareti, hüzün anında, Yüce Allah sakın üzülme ben seninleyim ey kulum der ve kula huzur rahatlık ve dertlerin sonundaki derman yolunun kendisine varmakla son bulacağını hatırlatır… Aciz olduğumuzun ruhumuza yansıması ve gerçek güç sahibinin, Yüce Rahman kendisinde olduğunu kuluna bildirmesidir… Ey kul günahlarından dertlerinden düşme karamsarlığa, az yaklaş bana tövbe kapıma ben sana çok yakınım senden daha yakınım sana, gel der bana Yüce Rahman her kuluna, bizdeki ilahi aşk Rahmandan bir zerre ve Aşkı Yaratan Yüceler yücesi Rahmandaki aşkı varın siz idrak edin edebilir isek ne mümkün ama idrak edemeyiz!- Allah’u Ekber-Sözlerimde yanlışlık var ise bana aittir kardeşlerim, hatasız kul olmaz, sizin de aşka dair benim sözlerim gibi sözleriniz düşünceleriniz var ise okumak için o güzel gönlünüzle yazarsanız okumak isterim. Selam ve dua ile kalın kardeşlerim.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

4 Nisan 2016 Pazartesi

Sözlerim-2-


Her acıya alışacağına, acıyı merhamete alıştır acı ortalıkta yok olsun.

Fark edilmek için çabalayacağına fark etmek için uğraş, hem fark edilirsin hem takdir edilirsin hem de sevap kazanırsın. Bir taşla üç kuş vurmak demeyelim de yakalamak budur.

Hayatta üzüleceğine, seni üzenleri sevinç kapısında bırak, üzmeye son verirler, çünkü onlar sevincin ne olduğundan habersizlerdir.


Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

16 Şubat 2016 Salı

Ya Ağlarım Ya Da Gülerim



Giderken gönlümde kaldı yüzün
Yüzünle baktıkça gönlümde başladı hüzün
Hani gidip gelecektin bu güzün
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim

Gece olunca gelmiyorsun nede gündüzün
Yaşadığım bugün değil hep geçmiş dün
Beklemekten usandım seni ben her gün
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim

Seni ben candan sevdim yok mu üstünde bir hakkım
Şimdi ben seni yollarda beklerim kaldım şaşkın
Deliler gibi severdik birbirimizi hasreti gönlüme taktın
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim

Beklerim bugünde gelmezsen şayet
Seni ederim ben yüce Allah’a şikâyet
Aşkımız adına bu olur sonu nihayet
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim

Çektin gittin sanki işledin cinayet
Gitti gelmez diye başladı rivayet
Gel de bitsin artık bu dedikodu şikâyet
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim

Gelmezsen en sen ne ben kalır şimdilerde
Gezerim sokakları seni ararım yüzüm yerde
Arar bulamam seni ben hiçbir yerde
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim

Kul Mehmet’im gelişin bin bir deva derde
Aramıza neden çektin tülden perde
Ararım bulamam ey sevdiğim izlerin nerede
Bekliyorum yolunu ya ağlarım ya da gülerim
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-



12 Eylül 2015 Cumartesi

Ayrılıp giderken geride bıraktığımız yüreğimizin bir parçasıdır.



    Hiç düşündük mü bilmem bir yerde üç beş yıl kaldıktan sonra, terk etmek zorunda kalınca arkamızda bıraktığımız izlerimiz, gülüşlerimiz mi yüreğimiz midir? O kaldığımız yere kendimizden bir şeyler katsak o güzelliği arkamızda bıraksak ta galiba geride bıraktığımız yüreğimizin bir parçası galiba... Geride bıraktığımız düşünceye mutluluk huzur kattığımızla beraber, terk edip giderken bizsiz bir sokağın başında bizsiz kalan yüreğimizin bir parçasıdır arkamızda bizden ayrı kalan,  bizden ayrı kalan yüreğimizin bir parçası, bir daha ne zaman kavuşacağını bilmeden sessizce ağlayan ve ardımızda kalan...

   Ne gariptir şimdiye kadar hiç böyle düşüneniniz oldu mu bilmem? Kaldığımız o beldede kendimizden o kadar şey kattık ki, oradaki insanlardan o kadar çok güzellikler aldık ki, en sonunda yolcu yolunda gerek diyerek, başka bir şehre gitmek gerekir, ayrılığın şafağında bizden ayrı kalan bir parçamız gözyaşı dökmeye başlar ama biz görmeyiz hissetmeyiz, ta ki yola çıkıp yol alıncaya kadar...

  Doldurduğun pınarlardaki bidonların suyunun boşaldığında, seni dolmak için beklediğini hayal ederken, geride bıraktığın o bir yanın gülümser, sokaklar adımlarınla adım atarken çocuklara gülümsediğini o anlarına hasret kaldığını düşünürken kaldırım taşlarına oturan çocuklarla beraber sana gülümser, kopmaz bir parçandır geride bıraktığın, yüreğinden kopan ve seninle arasında binlerce kilometre mesafede olsa kopmayan, gecenin karanlığını aydınlatan geride kalan yüreğinin parçasındaki umudun ışığıdır sokakları aydınlatan, sen terk edip gitsen bir daha dönmesen de seni hala orada temsil eden, gülümseyişinle orada yaşadığın insanlara hatırlatan, giderken senden kopan yüreğinin bir parçasıdır...

  Ah İnsanın, kendi elinde olmadan birden bire yaşadığı yörenin halkı ile gülümseyerek çok güzel deneyimleriyle elde ettiği mutluluk dolu anları, olguların geride ötesinde hiçbir zaman orada geride kalanların yaşamları hakkında varlığını bilemeyeceğini düşündüğü anda, unuttuğu bir şey var orada kalan yüreğimizin bir parçasıdır, her zaman bizimle irtibat halindedir, biz bir parça geride kalanları düşündüğümüzde esen ılgıt rüzgârlarla bize haber gönderen, gülümseyen insanların beyinde geçen algılar düşüncelerin huzurunu hissettirir geride yüreğim, bizde koparak kalan o parçamız... 
  
Kimileri şimdi buna anlamsızlık diye bilir, saçmalıkta diye bilir, şöyle sakin bir kafa ile bir düşünün bakalım, anlamsızlık mı, anlam mı dolu bu söylediklerim? Bu insanın toplumda yerleştiği yerdeki değerlerden kopamama duygusudur. Kendi gerçeği ve birlikte olmanın gerçek güzelliğini bilmek ve görmektir. Selam ve dua ile

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-


26 Şubat 2015 Perşembe

Kahırda olsa yanında olsun

                 



Kaç gece aynı düşü gördüm
Aynı heyecanla uyandım
Beraber yürüyorduk yollarda
Sahilde beraberdik sen ve ben
Gemilerimiz limanda bizi bekler iken
Sular gemimizi aldı götürdü bizsiz
Martılar uykuda idi
Sadece Yüce Rahman sen ve ben vardık
Birde bahar vardı aynı sen kokan
Hüzün arkamızda gözyaşı döküyordu
Hayat sert yumruklarını vuran o da ağlıyordu
Mutluluğumuz karşısında
Bu düşü kaç defa gördüm
Her uyandığımda avuçlarımda sıcaklığın duruyordu
Gözlerimde gamzelerinin gülücükleri takılmıştı
Şimdi yoksun boğuk bir bakışın içinde kayboluyorum
Bir girdabın derinliğinde param parça oluyorum
Yok, böyle yaşanmaz
Beni terk etsen de ben geliyorum
Beni günde binlerce defa kovsan da kapında
Ben yine geliyorum
Kapında her sabah ağlasam da
Ben yine geliyorum
Hem senden hem gönlünden uzak olmaktansa
Senin yanında gönlünden uzak olmak en güzeli
Kahırda olsa yanında olsun
Mehmet Aluç

18 Şubat 2015 Çarşamba

Dondurucu Zemheriler'de Gül Yetiştirmenin Edepsizliği.



Bunca yıllık yalnızlıktan hasret ve hicrandan sonra, insanımız İslam ile iman ile yeniden kendine dönüyor kendini arıyor, özünü arıyor, yabancılaşmanın ıstırabını, anlayarak imansızlığın gönüllerde ve yaşamdan açtığı onulmaz yaraları görerek yaşayarak, imanı görerek kalbine hayatına ruhuna kalkan yaparak bunca yıllık yalnızlıktan hasretten hicrandan kurtuluyor kurtulup kendini, bulmaya çalışıyor Elhamdülillah. Vefa bizim semte çoktan beri uğramadı diyenlere nur nur geliyor imanlı gönüller, merhametleri ile umman umman merhamet ile coşmuş iman ile. 

Uzun zamandır ayrılık rüzgârı esen sokaklara, şer üstümüze kar gibi yağarak bedenlerimizi ruhumuzu tir tir titretiyor, benliklerimiz benlik kavgasında esir düşmüş diyenlere huzur dolu bahar iklimlerinin muştusu ile geliyor, ümit var olun. Özlemle bekleyen bir çift hüzün dolu gözlere, yüreğe ellerindeki vefa kokan gülleri ile geliyorlar. Sevgiyi ertelemiş, pişmanlıkları öbek öbek dizmiş, küsmenin okyanusunda boğulmuş bir adım atarak; sevgiyi hapse atmış gönüllerin kapısını açmaya sevgileri özgür bırakmaya küsmeleri barışmanın barış kanatları çırpan güvercinleri ile barıştırmaya, pişmanlıklar için tövbe kapısının varlığını hissettirmeye aday imanlı gönüllerimiz geliyor. Koşarak geliyorlar biliyorlar ki ölüm insanı ansızın çağırır gönüller geç kalmasın geç kalarak alev alev yanmasın köz olmasın diyerekten uçarcasına geliyorlar. 

Dünyanın en harika eserinin iman olduğunu göstermeye… Hep beyaz gecelerde tek başına yapa yalnız geçirdik yanı başımızdaki mutluluğun resmini mutsuzluğun gözyaşı ile değiştirdik utanmazcasına, soğuk kış gecelerinde esen soğuk yanına yalnızlığın boranını da katarak kutup soğuklarından daha soğuk gecelerde soğuğa karşı haykırdık acılarımızı çare gelir diye merhametin sıcaklığını yanı başımızda görememenin körlüğünde... Dondurucu zemherilerde gül yetişir diye buz tutmuş toprağa güller diktik yetişir diye hoyratça! Hasreti zindanlarda büyüttük. Gül büyütemedik koynumuzda yalnızlığın korkunç hüzün dolu meltemlerini zalimlik kokan, hüznünü büyüttük utanmadan edepsizce! Merhamet sevgi dostluk bir damla olsun imanı katarak damarlarımızda bir an olsun akmadı, akmasına izin vermedik. Tanıyamadık birbirimizi aşkı sevgiyi insanlığı, hep dikenlere sarıldık acımasızca kanatan, gülü sevmedik gülü sevseydik diken kanatmazdı hep dikenleri sevdik, umutlarımızda hayallerimizde geleceğimizde hep diken gibi oldu hep battı hep kanattı! 

Tutsak güvercinlerimiz gökyüzüne salmadık, karanlık dehlizlerde kafeslerde yaşamasına izin verdik, her sözümüze duygularımıza prangalar vurduk, bilinmezlik diyarlarına yolcu ettik yanımızda bilinenin yolu var iken. Gözlerimizde akan yaşlar sızladı, kalplerimiz taştan heykellerle süsledik, betondan setler çektik. Ayrılık bile bıktı kavuşmak yanı başında beklerken, vaveyla vaveyla. Kendi söylediğini işitmeyen sağırlar gibi, söylenenleri sunulanları duymadık kabul etmedik insafsızca!

Bu acıları gören imanlı gençler nesiller geliyor işte çare olmak sunmak için kapılarınızı sakın onlara kapatmayın, açmazsanız ömrünüz bu acıların içinde yok olup gidecektir ister inanın ister inanmayın. Öyleyse, bir kez daha her şeye olumlu olarak hataları kabul etmenin erdemine sarılarak, hayata insanlara gönüllere bakmalı değil miyiz kendimize siz ne dersiniz? Şu andaki yaşadığımız prangalarla mahkûm varlığımız bizi biz etmeye yetiyor mu acaba? Olduğumuzdan fazlası olmaya niyetli değil miyiz, hak etmiyor muyuz? Yetiyor muyuz kendimizi kendimiz mutluluğun kardeşliğin engin denizinde yüzmenin güzelliğinde yüzmeye kucaklaşmaya? 


Ayaklarımız varıyor mu fıtratımızın zirvelerine ulaşmaya merhameti kucaklamaya dağıtmaya ne dersiniz? Kendimizden birbirimizden ayıran kocaman bir dağın arkasına saklanmayı bırakarak küçük bir dağ olmalıyız engin ovaların önünü kapatmayan dağ olmaya ne dersiniz.. Ferhat olup Şirin olan yanımızı arıyoruz, oysa bu halimizle bizde Ferhat ’lığın izi yok ki şirini arayalım. Dağın öbür tarafında bırakıyoruz kör gözümüzle aslında kör olmayan iki elimizle kapayarak kapattığımız gözümüzle kendimizi; hep bu yamaçta kalıp kazıyoruz kazıyoruz kendi kuyumuzu. Kim bilir, belki de kendi kendimizi kesen kör bir bıçağız, hatta keskin bir kılıcız. 

Bu nedenle gelen imanlı gönüllere kapınız her zaman açık tutun ve korkmadan çekinmeden yaklaşın size sunduğu önce Allah'tan sonra Kurandan ve Resulden aldığı İslam'ı ve gerçek imanı alın korkmadan yaşayın, yaşatın zaten eksik bir şey varsa, önünüzde Kuran ve sünnet ve Âlimlerin ışığında tahlil ederek gerçek ve doğruyu zaten göreceksiniz. Az biraz cesaret edin haydi durmayın yarın çok geç olabilir hatta biraz sonrası bile geç olabilir. Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç



Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç