Bu Blogda Ara

makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

Var Olmak Ve Var Olmanın Farklığı İle Yaşamak

                       
farklılık ile ilgili görsel sonucu
                    

İnsan olarak yaşadığımız bu dünya üzerinde, var olduğunu farklılığını iradesi ile bu hayatta olduğunu, merhameti hatta bu merhameti sağlayan Yüce İslam dini ve imanı gönülden gülümsemesi ile belli eder ve insan olarak var olduğunu ispatlar. Yoksa zulüm ederek düz yolu yokuş ederek karalayarak, falan filan insan olmadığını kendisinin bir değerinin varlığının bir hiç olduğunu ispatlar. Yüce Allah c.c gönderdiği İslam dini ve nur Kur’an ile biz insanların bilinçlenerek yaşadığımız her anı, bu İslam Ve Nur Kur’an ve nur Resul ile süslememizi ve hayatımızı da bu emirleri doğrultusunda uygulamamızı istemektedir. Bu emirler biz kulların, bu dünyada tüm güzelliği merhametin ekseninde imanın görüşünde Nur Kur’an ve Nur Nebinin peşinde giderek, sürdürmemizi istemektedir. Bu emirler ile kul aklını başına toplar izan ve akıl ile yol almasını sağlar ve dünya ahiret mutluluğun kapısını cennete açtırır. Gerçek hayatımıza ve bize özgürlüğün kapısını açacak tek şey, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah c.c. teslimiyettir.

İşte bu yüce dinimizin bize sunduğu farklılık, tüm hayatın her alanında insana ulaşmada yardım etmede, birinci vazifeli olarak bir yük yüklemektedir. Yalnız kendinin değil, insanlığın mutluluğu için derdine çözüm aramak için, sen bu âleme geldin derken, yalnız olmadığını Âlemlerin Rabbinin yardımını da yanında olacağını bildirmektedir, Nur Kur’an ve Nebisi ile. Hayatın her alanı, gönlündeki İman din Nur Kur’an Nur Nebi ile nüfuz etmeyi tüm sorunları bu görüşün bakış açısı ile çözmeyi, bize bir vazife olarak vermektedir. Cevapsız sorulara cevap, çözümsüz çözümlere çözüm, derdi olana derman deva üretmeyi aramayı biz kullara Rabbim birinci ve tek görev olarak, diğer kullarının mutluluğunu ve saadeti için çalışmamızı istemektedir. Öyle ise bu mükemmel din mükemmel Nur Kur’an ve Âlemlere Rahmet Peygamberin izinden, neden gitmekten zorlanıyoruz uzaklaşıyoruz? İşte var oluşumuzu farklılığımızı dünyanın daha güzel olmasını bununla sağlamak var iken, bize bu bir lütuf olarak sunulmuş verilmiş iken, bundan kaçmak sadece aptallık olacaktır, nefis şeytan ile arkadaşlık yaparak, geçici dünyanın yalanına aldanmış olacağız. Bilinmezliğe insanı sürükleyen insanın dünya çıkar ilişkisi ile örülmüş insan fikri düşüncesi peşinde sürüklenmek gitmek, bizi sonsuz hayata ve mutluluğa kesinlikle ulaştırmayacaktır.

Biz uzaklaştıkça, çözümler devalarda bizden uzaklaşmaktadır ve sancılar hayatımızın her alanın sararak bizi çaresiz soluksuz dermansız bırakmasına fırsat vererek, bizi yok etmesine olanak ve imkân vermiş olacağız. Eskiyen bizi aklımızı düşüncemizi her an canlı tutan bu değerlerimiz, bizi yeniden her an her saniye güncellerken diri tutarken yenilerken, bunun tam tersi, bizi eski kokuşmuş insanların peşinde gitmeye zorlayan fikirlerin düşüncelerin peşinde gitmek hem dünyada hem de ahirette ebedi saadete ulaştırmayacaktır, bu böyle biline vesselam. Selam ve dua ile.
Mehmet Aluç

20 Mart 2017 Pazartesi

Tahammül Etmenin Engin Sokaklarında Yürümenin Gezmenin Güzelliği Bilen Hiç Yok

tahammül etme ile ilgili görsel sonucu
   

Birbirimizi anlama konusunda, tahammül etme sınırını aşmak için neden beklediğimizi bir türlü anlamak mümkün değil. Bu sınırı aşarak, anlayışlı herkesin düşüncesini özgürce ifade etmek için adım atmasına karar vermesine tahammül etmenin engin sokaklarında yürümenin gezmenin güzelliğini bilenimiz sanki hiç yok. Sanki bu sokaklarda ihtilal yapılmış, girilmesi gezilmesi bir ömür boyu yasak ve bizlerde, hiçbir şeye uyma konusunda bu kadar hassas olmamıza rağmen, bu konuda o kadar hassas davranarak bu sokağa girmemek için üstün, üstünden de de daha güçlü bir irade ile girmemeyi, bir erdem bir yaşama şekli olarak gülümseyerek kabul ediyoruz! Bu sokağı her kim kapattı ise, şimdi evinde otururken keyif çatarken, bizlerin ne kadar aptal olduğu konusunda, uzun uzun kahkahalar atarak keyif çatarak oturduğundan hiç şüphem yoktur.

Birbirilerimizin açıklarını, kapatmak eksiklerini gidermek yerine, açıklarını ortaya çıkararak hem bu sokağı kapatanların hem de şeytanın ekmeğine tereyağı sürmeyi edepsizce sürdürüyoruz. Demokrasi denilen bu illeti anlamakta zorlanırken, ama tarif ederken o kadar bilgili bir insan gibi davranırken, bir anlamda katılımcı olmanın bu kadar geniş bir özgürlük alanında serbest olmasını bildiğimiz halde, hala dar olan sınırların içinde bu çizgiyi aşarak anlayışlı olmanın engin denizinde yüzemiyoruz ovasında gezinemiyoruz. Ben en iyisini bilirim saçmalığı bu üstün körü anlamsızlık duygusu bizde var olduğu sürece, bu engin anlayış hoş görü sokağına girmekten bir ömür boyu yine mahrum kalacağız, bu bahar havasını teneffüs etmeden, ölüp gideceğiz maalesef.

 Hayatımızı zamanın geniş sahasında geniş adımlarını takip ederek yürümüyoruz bu geniş sahalarında da, neden kısıtlı dar alanlarda paslaşmadan, birbirimizin gözünün içine bakarak, biraz sonra gözlerimizi oymanın hayalini? İşte bunu anlamakta hiç ama hiç mümkün değil. Aman her an benim için her şey adaletli olsun, davranılsın duygusu hassas olsun, başkaları için aman bu beni ilgilendirmez anlamsızlığı saçmalı ile birlikte beraberce ayrı ayrı düşüncelerin harmanında tarlasında, ürünlerimizin hasadını toprağın üzerinde kaldırarak, gönül ambarımıza yerleştiremiyoruz.

Baksanıza etrafımıza aynı kışlada askerlik yaparak vatana hizmet ederken, düğünlerde kol kola halaylar çekerken gülümserken, bir ara, cenazelerde bir birimize başsağlığı dileyerek, ölümün hak sorgu sual vermenin çetin olduğunu o an anlarken, neden bir adım sonra bu sınırlı sandığımız aslında sınırı olmayan, ama sınırı güzelliklerle çevrili olarak engin hoşgörü sokağının, herkese açık olduğunu, sokak üzerinde “Herkese kapalıdır” levhasını, her hangi şerefsiz birinin koyduğunu aklımıza getirerek, alıp paramparça ederek bu sokaklarda özgürce gülümseyerek bir birimize sarılmadan, hala yaşıyoruz bunu anlamak yine pek te mümkün değil! Bunu anlamak ve bu sokaklarda birlikte beraber gezmek umudu ile haydi dar sınırları aşarak, bu sokaklarda gülümseyerek anlayışlı güler yüzlü düşüncelerin özgürce tartışıldığı, insanların kalbinin kırılmadığı, bu güzel sokakta yürümek için bir adım atmaya hazır mısınız acaba?
Mehmet Aluç


Not: Şimdi bunu yazdım ama birçok kimsenin haydi bunu az düşünelim diyeceği yok diyecek ve beni bu anlamsız sözleri yazdığım için anlamadan yerin dibine gömecek, ama bazıları hariç, ben onları biliyorum, onlar bu sokağa girmek için can atarken kalabalığın toplanmasını birlikte bu güzel sokağa birlikte gülümseyerek girmeyi istediğini biliyorum hissedebiliyorum.

19 Mart 2017 Pazar

Gerçekçi Olmayan Savlarımız ve Karanlıklarımız




    Çoğu zaman, aşağı tabakadan fakir olan, bizim şimdilik bir anlığına varlıklı olmamızın sanki bir ömür süreceği yanlışlığına kapılarak, o fakir insanları hiçbir şeye sahip olmayan kimselerin bulunduğu bu toplumun, bakış açısındaki doğruluğunun gerçekçi olmayacağı savı ile her daim, yanlışlığa kör karanlığın kuyularına düşerek, kendimizi bakış açımızı karanlıklar içinde bırakabiliyoruz.

   Bir takım çabalar kendi gücümüzle ortaya çıkarmak için gayretler gösteriyor olsak ta, bazen bu gücün hissettirdiklerini kendimizde gönlümüzde duymayabiliriz, çünkü çabalar tek taraflı olunca anlam ve mana taşımıyor tezine karşı gelmemizin de hiç anlamı yok. Aşağı tabaka yukarı tabaka diye bir şey yoktur, bu çirkinliği kendi çirkinliği ile gün yüzüne çıkaran batının söylemlerinden başkası da değildir. Bir zamanlar zenci kardeşlerimizi köle yapan işkencelerle zulme uğratan ve halen şimdide parası gücü ile insanları yok etmeye çalışan batın bir yalanı ve aldatmacasın dan başka bir şey değildir bu.  Bu mukaddes vatan topraklarında kardeşçe birliktelik içinde yaşamamız en doğru olanıdır. Aman birileri Ötekileri rahatsız olacak bu söylemlerle yerine karşısında aynı vatan topraklarında yaşayan bu kardeşlerimiz bizim için en düşünecek biz onun için ne düşünmeliyiz sancısını çekmek hissetmek yerine, batının o çirkin niyetli insanı insan saymayan fikirsiz fikirleri ile o insanları memnun etmek için yaşamak boşuna bir heves ve uğraşı olacaktır.

   Hayatın boy aynasında veya cetvelinde boyumuzu ölçerken, kısalan boyumuzun ölçüsü ile gurur duymak pek doğru ve yerinde olmayan bir hayat anlayışı olacaktır. Geçmiş ile gelecek zamanı arasında hatalarımızı görerek ders almıyorsak eğer yıkılmaya mahkûm olduğumuzu da bilmemiz gerekir. İrademizi sorgularken ölçerken kendimize vatanın toprağın birlikte yaşadığımız insanların gönlüne çare sunmak için kendini yenileyemiyorsa, bu akıldan ziyade bu başa ağır bir yüktür. Hezimettir yok oluşun kapısına koşmaktır. Karanlığa koşturan karanlıkta oturtan, karanlık bir zihniyete hizmet etmek bence ahmaklıktır yokluktur. Aydınlıkta oturarak, görünür olmak var olmak bu hayatta en güzel olan yaşanılması ve yapılması gereken bir hayat ve bakış açısı olacaktır diyorum, vesselam.


Mehmet Aluç

Ana Muhalefetin Gereksiz Açıklamaları




                                
Birileri, yani Ana muhalefet Referandum için, sandığa aklımızla gideceğiz diye açıklama yapmış, siz aklınızla giderken, bizler akılsız mı gideceğiz yani? Çok Ayıp! Yani bunu söylemek marifet mi, yakışıyor mu? Sözüyle duruşuyla bir muhalefet ancak ülkeye bu kadar hafif olur anlamsız durur. Birbirimize karşı, saygı ve sevgimiz gönül tepemizde rakımı çok yüksek tutmak zorundayız, çünkü aynı vatan topraklarında var olma mücadelesi veriyoruz. Bu var olma mücadelesi, yalnız kendimiz için değil Mazlumlar içinde olduğunu çok iyi bilmemiz ve idrak etmemiz gerekir. Amacımız, en güzel olanın birbirimizin hakkı olduğunu, sadece benim söylemlerimin doğru olduğu savını bırakarak, vatan millet için gerekli olan ne ise, onu yapmak boynumuzun borcudur.

Toplumda tanınmış bir otorite sahibi insan diğer karşıt görüşler için, onun dik durmasını nasıl hazım edemez anlamak mümkün değil! Kendi kendisi için oluşturdukları gündemle, gülünç duruma düşen, aynı zamanda da insanları küçük düşürecek söylemlerde bulunması, pek yakışmıyor! Kendi özgür düşüncemizle yenik düşer veya kazanırız bununla alay ederek, kendini akıllı göstererek diğer insanları akılsızmış gibi bir imaj vermek hiçte yakışmıyor! Önce kendimizi karşımızdaki insanı kendimiz gibi bilmeliyiz, özgür ifadesinde özgür olduğunu bilmeliyiz ve sorgulamalıyız. Hele ki şu günlerde bizlerle batı nefretini kusmak için, atını dörtnala üstümüze süren batının çirkin davranış ve tutumu karşısında kenetlenmemiz gerekirken, böylesi söylemler küçük düşürücü bir havaya atmosfere sokuyor bu söylemi söyleyenleri. Aynı vatanın toprağını havasını solurken bunları da az bilmek görmek ve hissetmek gerekir.

Üstelik güçlerimizi aynı çatı birleştirecek gücümüz yoksa da, kimsenin özgür ifadesini ipotek altına alacak söylemlerden kaçarak, birlikteliklerde karar vermeliyiz. Kimliğimiz duruşumuz her zaman dik birbirine saygılı davrananlardan olmamız, birinin kaybetmesi ve kazanması yerine, kazandıran ne iste vatan millet için o tarafta olmamız gerektiğini de, çok iyi idrak etmek zorundayız. Batının, oluşturduğu çirkin karalayıcı gündemlerle üzerimize saldırırken, bizlerinde asıl olması gereken kimliğimizle duruşumuzu dik olarak birlikte sergilememiz gerekiyor. Çirkin yüzü ile batıya söylememiz gereken sözleri, biz kendimiz için söylersek batının bu acımasız düşmanların ekmeğine yağ sürerek, bizlere bakın bunlar ne kadar aptal kendilerini o kadar karalamalarımıza rağmen, hala birbirlerine sıkıca kenetlenmiyor bizim yanımızda yer alıyorlar gerçeğini onlara söyletmiş olacağız. Aman ha dikkat! Bu yıkıcı olan eskilerde kalan hiç kimseye faydası olmayanı bırakarak iki başlılığı yok edecek olan ne ise onda buluşmalıyız ve aklıselim konuşmalıyız. Raydan çıkmış tren vagonları gibi olmak yerine, aynı ray üzerinde yoluna devam eden tren gibi yolumuza birlikte aynı vagonların içinde birbirimize zarar ziyan vermeden yolculuk yapmak zorundayız. Kargaşa olursa aramızda tren rayından çıkar ve devrilir, altında kalabiliriz, Allah korusun.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

18 Mart 2017 Cumartesi

Çanakkale de Ecdadım yazdı

Destan yazılırdı ancak, başkasının yazması için beklenilemezdi 
                 Çanakkale de Ecdadım yazdı


Görsel sonucu


Milletimi yıkmak mı istiyordu o batı
Milletim yıkılmazdı vardı imanla sabrı
O zalim ki düşmanın yüreği taştan katı
Yorgun olsa da millet umutluydu canları
Çanakkale de Millet yeter dedi bu zillet
Mehmet Aluç /Kul Mehmet

Destan yazılırdı ancak, başkasının yazması için beklenilmezdi Çanakkale de Ecdadım yazdı

Çığlık çığlığa hezimete uğratmak için koşuyordu topuyla bombasıyla tüfeğiyle düşman, üzerimize o an, bu nasıl bir nefretti ki ne tarifi ne da anlatımı vardı! Sanki bu vatan onlara emanetti, kendi atalarından kalmıştı, işgal eden bizdik! Bunu anlatsak ta size ait değil bu cennet vatan bize ait desek te, ölmek için koşuyordu düşman. Milletimin göğsünde yıkılmaz bir kale çelikten bir zırh iman ile koştu cepheye, vatansız yaşamak zillet dedi ölüm dedi, şehadet bize onur dedi, şehadete koştu vatan millet için yıkmaya çalışanları yıktı.

Yedi değil on yedi tepeden hücum etseler de alamayacaklardı bilmiyorlardı, kendileri gibi sanıyordu bu asıl imanlı milleti, yanıldılar yıkıldılar gittiler. Kapı önünde mahallede kadın çocuk hiç kimse yoktu, herkes cephedeydi, ya da cephe için çalışıyor ter döküyordu son nefesini veriyordu. Zafere adım adım aksak yürüsek te, düşman bir an zafere yaklaştım derken, binlerce “Seyit” Osman cephedeydi, ama bir tanesi bambaşkaydı, omuzunda bir mermi tonlarca ağırlıktaydı, ya Allah bismillah dedi kaldırdı yerden, sallandı imanında ki güç ile dağlar taşlar cephe… Aradan yüz yıl geçse de hala o ağırlıkta bir mermiyi kaldıracak bir insan çıkmadı, alıp kaldıramadı.

Aziz cefakâr milletimin imanı ile Yaradan’ın olan ilahi aşkı hiç söner miydi, kim söndürebilirdi ki? Vatan iman İkisi bir aradaydı, ama düşmanda bu yoktu, bilemedi kestiremedi yıkamadı, yıkılmaz olan iman yıkılır mı? O çocukların gençlerin ninelerin gözlerinden gözyaşları iri iri damlıyordu şevkle zafere ulaşmak düşmanı yıkmak yenmek arzusu içinde, dilde dua “Allah Allah” nidalarıyla, cepheye koştu. Sanki hepsi bir çocuk özlemi içinde, uçurumun kenarında bir ağaca takılmış uçurtması elinden alınıyor muş şaşkınlığı heyecanı içinde birazdan gelecek olan ve gelmesi kesin muhtemel olan kahramanını beklerken, kendisi kahraman oluyordu…

Destan yazılırdı ancak, başkasının yazması için beklenilmezdi, zaten başkasının yazdığı destan değil, havada tayyare selam söyle o yâre olurdu ancak. Gönüllerde imanla açan sulanan güller hiç solar mıydı, hele el ele gönül gönüle olmanın güzelliği kardeşliği var iken… Yüce Yaratanın yardımı ile adım adım, Çanakkale de zafere ulaştık, cephedeki bu imanı gören Melekler kıskandı, cennet kokusu, vatanı şehadet eden milletimin gülümsemesi ile sardı vatanı, hala kokusu vatanın üzerinde kokuyor ve bu ecdadın bu torunları olduğu müddetçe, melekler cephede bu imanın şehadetle güzelliğini kıskanacak, cennetin kokusu kıyamete kadar, burcu burcu vatan toprağında gönlümüzde kokacaktır. Hakkıdır Hakka Tapan Milletimin İstiklal.
Mehmet Aluç

 
 
 


13 Mart 2017 Pazartesi

Geçen gün Almanya’nın Hitlerleri ile itleri havlarken Bugün Hollandanın…





Geçen gün Almanya’nın Hitlerleri ile itleri havlarken, dünde Hollanda’nın itleri havlayarak saldırmaya başladı Türklere… Bakanlarımızın, vatandaşlarımızla karşılıklı hasbihal etmesini referandumu “Evet-Hayır’ı-anlatmak için giderken ”Evet” in ne olduğu gerçeğini bilerek, koltukları amaçları gayelerinin yok olduğunu gördükleri için, köpeklerini üstümüze vatandaşımıza kardeşlerimize doğru salarak parçaladılar. Artık her seçimden sonra kandırdıkları birkaç siyasetçiye üç ay koalisyon kurdurarak, her istediklerini ülkemiz içinde gerçekleştirerek ülkeyi kaosa götüren kargaşa ile hükümetler yıkarak artık gerçekleştiremeyecekleri gerçeği içinde, etekleri tutuşunca böylesine köpekleşebiliyorlar.

Eleştirici tavır bu olmazsa gerek, hem onları neden ilgilendiriyor demeyin aslında bu “Evet” onların oyunlarının işgal ederek kaosla ikilik çıkararak meclisi ülkeyi karıştıramayacakları için böylesine, hırçın eleştiriden uzak havlayarak, itlerini vatandaşlarımızın üstüne salabiliyorlar. Batının gerçek yüzü budur arkadaşlar. Yıllardır “Batı Batı” diye çırpınanlar görsünler diyeceğim ama göremezler onlarda var aynı zihniyet…

Zaman değişimin sevinç rüzgârlarını estirirken, bundan rahatsız olan birileri elbette boş durmayacak, yitireceği sandalyesini elinden alına oyuncağı için elbette havlayacak itleri üzerimize sürecek, ama o ne kadar çırpınırsa çırpınsın, zaman değişim sevincinin rüzgârını estirmiş ise bu rüzgâra karşı durması boşunadır beyhudedir, zavallılığı içinde ağlamasıdır yıkılırken son feryadı ile toprağa gömülmesidir. Bundan sonra, hiçlik içinde hiç olacaklar bunu hazım etmek elbette kolay değildir bu nedenledir bu öfke çırpınış öfke…

Gerçeğin gerçekliği o kadar gerçektir ki bu onları korkutuyor ve yıkıyor. Kendi utancınızdan yerin dibine girme, çabanız en sonunda başarılı olacak, utancınızla yerin dibine gömüleceksiniz. Siz çaresizliğinizin farkına varamazsanız da, herkes şimdi düşen maskenizin ardında çaresizliğinizi gerçek pisliklerle sıvanmış yüzünüzü apaçık gördü, artık gizleyemezsiniz bu pisliğinizi utancınızı rezilliğinizi. Aramızdaki fark dün aşikâr belli iken sizin yıllardır kendi pisliğinizi gizlemenize rağmen bugün görüldü ve farkımız dün olduğu gibi bugünde tertemiz ak pak olduğunu tüm dünya gördü, artık bu gerçeği değiştiremezsiniz, battınız batmaya mahkûmsunuz bunu hiç kimse değiştiremez. Dün Almanya bugün Hollanda yarın bir başkası havlayarak kendi çöküşünü batışını gerçekleştirecektir.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

4 Mart 2017 Cumartesi

Asıl Olan Bizlerin Ruh Ve Vicdanen Hak Yolunda İman Ederek Yaşamamızdır.

       


Dünyada Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın emirlerini iyilik ve güzelliklerin gönüllerde bir ömür kalıcı kılmak için, gönderilmiş peygamberler ve gönderilen vahiyler, bizlerin daha iyi bir dünya içinde yaşamamız içindir. Bu gelen vahiyle belirlenmiş yaşama ortamı belirtilen kriterler doğrultusunda hayatımıza uygulandığımızda, mükemmel bir hayat düzenini mutluluğunu gülümsemesini kesin olarak sağlayacaktır bunda hiç şüpheye yer yoktur. Dünyamızı cennete çevirmek kendi elimizde. Dünya ve ahiretin mutluluğuna huzuruna ulaşmak için, çeşitli zorlukların içerisinde olduğu bazı imtihanlar da olacaktır bizim için. Dünya bizler için, bir imtihan dünyasıdır. İnsan olarak bizler bu dünyaya gönlümüzde ne var ne yok, kiminleyiz neredeyiz samimiyetimizin ölçülmesi için geldik ve geldiğimiz gibide, gideceğiz. Bu yaşadığımız hayatın neticesinde hesap verirken, Yüce Allah c.c. bizler bizi yaratan Yüce Allah’ın emrine uygun mu yaşadık, yaşamadık mı diye hesabını vereceğimiz kesin, bundan da şüpheye kesinlikle yer yok.

Bizi her türlü vesvese ile çeşitli tuzaklar kurarak yoldan çıkarmaya çalışan “Lain” şeytan, bilindiği üzere insana secde etmemiştir üstünlük teorosi içinde isyana düşmüştür ve hâlen de düşmeye devam ediyor bu düşüşü ve insanı yoldan çıkarması, kıyamete kadar devam edecektir. Bununla beraber şeytanın, insanı yoldan çıkararak sürekli bir zorluk çıkaracağı anlamına gelmiyor bu, çünkü Âlemlerin Rabbi af edicidir, af için tövbe kapısına gelen kulunu hiçbir zaman geri çevirmemiştir. ”Lain” şeytan isyanı gereği, Rabbimin izin verdiği ölçülerin çerçevesinde biraz bizlere vesvese ile doğru olmayan yanlışların, doğru olduğu yalanı ile gizli gizli, fısıltılarıyla yoldan çıkarmaya devam edecektir lakin Âlemlerin Rabbi, yoldan çıkan kul pişmanlıkla tekrar tövbe ederse, tekrar doğru olan hak yolda yoluna tertemiz devam edecektir. Asıl olan bizlerin ruh ve vicdanen hak yolunda iman ederek yaşamamız ve tüm insanlara karşı merhamet sâhibi olmamızdır.

Merhamet gönülde akan berrak bir pınardır
Onun pınarında suyunu için dermansızlığa dermandır
Merhametsiz olmak bir cehennem azabıdır
Bu üç günlük dünya hiç kimseye kalmayacaktır

 Osmanlı, dört bir kıtaya İslam’ı imanı merhameti götürürken, iradesine sahip çıkamayan dünyaya gönül bağlamış dönek insanların kulağına şeytan, sessiz fısıldaması kandırması ele geçirmesi durmadan mütemadiyen devam ediyordu. İman yönünden insanlık yönünden mahrum olan bu insanların hatta batının diyelim insanlarının, adımlarında düşüncelerindeki geniş boşluğu gören şeytan, toplumu değil kendi çıkarını düşünmenin daha gerçekçi olduğu yalanı ile doldurunca, fitne ve fesat, Osmanlının son zamanlarında toplumun içine karışarak çökmesine dağılmasına sebebiyet vermiştir. Padişahlarımız ferasetli ve dirayetli olmasına rağmen bu ayaklanmalar çöküşler ara sıra bu çetin gayretleriyle bir ara sakinleşmeler yaşandıysa da, en büyük fitne kaynağı olan bizi temelinden yıkan yok eden dünya çıkarı, para, hepsi benim olsun yanlışlığı işin içine girince, fitneye ön ayak olan perde arkasındaki o feraset ve insanlıktan eser bulunmayan zavallıların, bol paralar vererek araya nifak sokanların girmesi ile çoğunluğun ümmet olma bilinci ile halk tarafında fazla itibar bulmasa da,  bunun neticesinde ülkeler arasındaki ilişkiler ve çıkarların zedelendiği haliyle de yönetim ekseninde çok büyük çatlamalara kısır çekişmelere sebebiyet verdi. Bu hak ile batılın savaşı ve her zaman Âlemlerin Rabbi, izan ve idrak sahibi Müslümanların, toplumu insanlığı barışa huzura götürmesindeki şevki inancı coşkuyu yok etmesine izin vermeyeceği gibi, Hak galip gelecek batıl zail olacaktır. Selam ve dua ile kalın kardeşlerim. Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

3 Mart 2017 Cuma

Hayatımıza hayata egemen olmak için koşan batı

                    

                
Toplum olarak, bizler İslam’ı hayatımızda yaşama yaşatma anlamda, bize vermiş olduğu konumu görevi nedeniyle, âlemin sorunları üzerinde düşünmeye davet ederken, bizler hiç düşünmeyen, kendini düşünmenin ötesine geçmeyerek, bu konuda düşünme gereği duymayan toplum olarak, nefis şeytan dünya üçgeninde kaybolmuş karanlık bir hayatın içinde, yaşamamızın sonucunda, yaşadığımız hayat bizi mutluluğa götürmüyor.

Kendimiz için duygusallıkları güçlendirsek de toplum için, insanlığın geleceği duygusallıktan uzak uyumsuz yaşayabiliyoruz. Oysa İslam’ın bize verdiği sorumluluk, iman bilinci, taşıdığımız bu bünyede bilinçli bir değişimin anaforunda, toplumu geleceği uzlaşma ekseninde kardeşlik bağı ile sardırarak ümmet olmanın kapısına götürecektir. Yoksa nefis şeytan dünya üçgeninin, mantıkla alakası olmayan sömüren bitiren mantığı ile bu dünyada kendimiz için yaşarsak eğer, her şey değersiz yaptığımız gibi bizde değersiz kalıyoruz.

 Hayatımıza hayata egemen olmak için koşan batı, kendi kültürsüzlüğü ile bize kültür satacağı savı ile hem kendini, hem de bizi yanıltma peşinde koşmaktadır. Kültürel değerden mahrum olan bu batı yani küresel sermaye güç, bayağı ucuz iyimserlikten uzak, iyimser görünerek sömürmenin yolunu açarak sömürmek için, küçük küçük duygusal tatminler ile bizleri tatmin ederek, sonundaki tatminsizlik duygusu ile vurarak şirin görünmeye çalışmaktadır, aslında şirin görünmek nedir onu da bilmemesine rağmen. İslam toplumsal olarak, her durumla uzlaşılabilecek bir dünya bize sunarken, herkesin eşit olduğunu herkesin mutlu olmasını… Sömürülmeden yaşamamasını istemektedir. Batının duygusallıktan uzak olan samimiyetsiz istekleri, insanı hatta dünyayı kaos ortamı ve terör ortamı ile korku salarak, etkisi altına almaya çalışmaktadır. Bilmezler ki, biz Müslümanlara ne kadar baskı yaparsanız yapın, bizler birbirimize iman ve kardeşlik gücüyle, daha sıkı sarılacağımızdan hiç mi hiç haberleri yok, onların bir hesabı varsa, Âlemlerin Rabbi olan güç ve kudretin sahibi olan Yüce Allah’ında bir hesabı da var. Bizler bunu bilip bu doğrultuda hareket edersek, samimiyetsiz duygudan eseri olamayan o zalimler, batmaya mahkûm olacaklardır. Selam ve dua ile kalın kardeşlerim.
Mehmet Aluç/Kul Mehmet

8 Ekim 2016 Cumartesi

Mübarek Muharrem Aşure ayı

Mübarek Muharrem Aşure ayı
 
       muharrem ayı nedir ile ilgili görsel sonucu
    muharrem ayı nedir ile ilgili görsel sonucu
   Mübarek Muharrem ayı bize sancılarımızı hatırlatsa da, bizler kalamayız birbirimize yabancı, bizleri bölmek yutmak isteyenlere her çeşit aşlarımızı birbirine katarak tatlı bir yiyecek yaptığımız aşuremiz gibi, acılarımızı sancılarımızı kardeşliğimize imanımıza katarak birlik ve beraberliğimizi tatlı gülüşlerimizle tatlandırarak sürdürmek imanımızın gereğidir. Muharrem ayımız biz Müslümanların İslam tarihinde bir takvim başlangıcı olması, Hz. Ömer'in halifeliği döneminde yapıldığı tespit edilmiş, o tarihten bu yana da pek çok İslam ülkesince kutlanmaktadır.  Muharrem ayının Hicrî yılbaşı olması, Noel kutlaması gibi bir geleneği çağrıştırmamaktadır, bununla beraber, yılın ilk günü olması açısından biz Müslümanlar için bir önemi de bulunmaktadır. Yüce Kur’an’da ise Muharrem'in ayının farklı bir özelliğinden söz edilir.
  Tövbe Süresinde "Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah'ın yazdığı şekilde, on ikidir. Bunlardan dördü haram aylarıdır, dosdoğru hesap işte budur" şeklinde bildirildiği gibi, bu dört aydan biri de şu anda kavuştuğumuz mübarek Muharrem ayıdır.
  Hz. Âdem olmak üzere, Hz. Nuh, HZ. İbrahim Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Eyyub, Hz Yunus ve Hz. İsa gibi peygamberler bu mübarek ayda ve Aşure günü, özel olarak bazı nimetlere ermişler, bazı sıkıntılardan kurtulmuşlardır.
Muharrem ayı sıkıntılardan kurtulma ayı
Gönüllerde hüzün takviminde kurulsa da yayı
Hz Hüseyin canımız ciğerimizin akıtıldı hunharca kanı
Ağla gönlüm gözlerim unutulur mu böylesi acı
 
Hazreti Âdem babamızın bolca hikmeti onda
Nuh’un gemisinin karaya varınca kalan nimeti burada
Yüce Efendimiz Âlemlere Rahmet ’in sünneti onda
Muharrem ayına kavuştuk cümlemizle beraber şükür bu aya
 
Âlemlere Rahmet ‘in biricik gülü soldu
İnsanlık bu zulümle o anda soldu bu yolu neden buldu
O an o vakit zaman dünya bu zulümle durdu
Hak edenler cezasını elbet aradı buldu
Muharrem ayına kavuştuk cümlemizle beraber şükür bu aya
 
 Bu yönüyle mübarek Muharrem ayımız bir yıl dönümü kabul edilmektedir. Hz. Hüseyin (r.a) ve evlatlarının zalimce hunharca şehit edilmesi meselesine gelince, burada ölen şehitleriz mükâfatını almış, en yüce mertebelere ulaşmıştır, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden hiçbir kimsenin de şüphesi yoktur. Bu Vesile ile Kaderi hükme boyun eğen her mümin olarak hepimiz bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmeyiz diyorum. Bu acı duygular hisler bazılarının vücuduna verdiği işkenceyi kabul etmeyiz ve bu acı his ve duyguları bizi taşkınlıklara götürmemesini dilerim
 
Bugün varız yarın yokuz bunu neden acep sanki hiç bilen yok
Dost arayan dost kapısını bir muhabbetle neden çalan hiç yok
Bir selam ile bu âlemde yanımıza gülümsemeyle neden gelen yok
Gam yükünü yüklenmeye bu dünyada ey kul hiç gerek yok
Muharrem ayına hürmetle aşlarımızı birleştirelim
Birleştirdiğimiz aşlar ı paylaşalım gülelim güldürelim
On iki ayımızı aşure ayı Mübarek Muharrem ayı bilelim
 
   Burada meydana gelen bütün bu acı olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bizler bunu bir "yas töreni" haline dönüştürmek gayreti ile sünnetin ruhuna ters düşmemeye çalışmamız imanımızın gereğidir düşüncesindeyim. Bu vesile ile mübarek muharrem ayımız İslam âlemine mübarek olsun yeniden dirilişle kardeşliğimiz daim olsun kardeşlerim. Selam ve dua ile.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet 

10 Nisan 2016 Pazar

Kendi Kurduğumuz Boş Hayallerin Takıntıların Akışını Terk Ederek…






Ömrümüzde önümüze gelen sayılı günlerimiz içinde, bize müjde diye sunulan kaç günümüz vardır? Hele ki kendi elimizle kurduğumuz veya yerleştirdiğimiz olmamasına rağmen! Sayılı günlerimizi heba edercesine yaşarken, bizi yaratan Yüceler Yücesi Rahmanın bize sunduğu müjdeli günlerinden olan, Mübarek Recep ayına girmiş bulunmaktayız. Doğru olan hayatımızda hep var olandır görsekte görmesekte, yalan ise uydurduğumuz çıkarlarımız için arkasına saklandığımız kara bir perdedir hep saklansak ta... Kendi ellerimizle hayatımızın akışını yıkacağımızı bilen yüce Allah, bu nedenle biz kullarını sevdiği için böylesine güzel müjdeli sevap nur dolu günleri, biz kullarına sunarak faydalanmamızı elbette ki istiyor.
   Yıllardır biz unutsak ta görmesek te, yaşadığımız ömrün her senesinde mutlaka tekrar karşımıza çıkarak, bizi davet ederek bir parça nurdan nur almamızı istemektedir. İlgisizliğimiz karşısında Yüce Allah bize azap etmemek için, hala bu gülümseyen nurdan aylardan olan ayların içine girerek, hala bir parça nurdan faydalanmamız için beklemektedir, bizi mutlu mesut görmek istemektedir. Dünyayı değil, sadece Yüce Allah ve Resulünü içine sığdırmamız gereken kalbin içine, dünyayı binlerce kez sığdırarak bu kadar duyarsız hissizlik akılsızlıklarla doldurmamıza rağmen hala bize Bu mübarek ay ile çağrı yapmaya devam ediyor Merhameti Rahmeti Keremi… Sonsuz Yüceler yücesi Allah. Aptallığımızı bırakarak bu kutlu ayın içinde sevinçle nura koşan olmak en güzeli doğru olanı değil midir? Ölümlü olduğumuzu ve öldükten sonra yaşadığımız bu hayatın hesabını vermekte olacağımız gerçeği karşısın da, ne dersiniz?
   Yüce Allah biz kullarına idrak edin diyor, bilin öğrenin faydalanın diyor. Farkına varın farklı olun benimle kalın mutlu olun diyor bunu anlamak bu kadar zor mu acaba? Bazen karşımızda olan ve bize sihirli cümlelerle bir şey anlatanları dinlemeden geçer gideriz ,ama lütfen bu defa bu mübarek ayın söylediği güzel nurdan sözleri az dinleyelim ve biraz duyarlılıkla elimizden geleni yapalım hiç olmazsa da asık suratımıza bir gülümseme dahi olsa da ekleyelim.
Nedir Recep ayı derseniz Üç ayların başlangıcı Yüce Allah’ın nurdan ayı, işte nurdan nur Nur Resulün ağzından Recep ayı ile ilgili hadisler.
• Allahü Teâlâ, Recep ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
• Recep-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recep’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]
• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]
• “Recep-i Şerif’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)

   Böylesine müjdelerle dolu mübarek aylardan daha biri olan Nurdan Recep ayıile kendi kurduğumuz boş hayallerin takıntıların akışını terk ederek,Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın bize sunduğu bu güzel nurdan ayların güzelliğini kıymetini bilmenin şuuru ile olalım. Her şeyimiz bizde var iken hiçbir şeyimiz yokmuş gibi garip garip garipliği yaşamayalım, her an bizimle bizim yanımızda olan Yüce Allah bizi gerçekten sevdiği için böylesine müjdeli günleri senemizin içine cennet kokusunu serpiştirmiştir. Ne mutlu bu cennet kokusunu duyarak onun hakkını verenlerden olmak için az çaba sarf ederek bu mübarek ay ve gecelerden bir parça nur alarak gönlüne yerleştirenlere ne mutlu. Haydi, kendi ellerimizle bedenimize vurduğumuz dünya sevgisi zincirlerini böylesi nurdan gülümseme ile kıralım yok edelim, yoksa bu zincirlerle yaşamak çok zor olacak ömrümüz boşa gelip geçecektir. Selam ve dua ile.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

27 Mart 2016 Pazar

Gönüllerimiz Zaten Birer Saray Sadece Kapısını Bir Birimize Açalım Yeter.



İnsan bunca hınca hınç nefreti savaşı ölümleri görünce okuyunca sormuyor acaba biz insan mıyız yoksa nefret dolu bir insan görüntüsüne bürünmüş bir vahşi bir varlık mıyız diye? Bizler dünyayı güzelleştirmek süslemek el ele gönül Gönül’e yaşamak için dünyaya gelen fani kullarız ve bu üç günlük dünya hanında bir nefes alarak ahirete yanımızda dünyada kazandığımız güzellikler iyiliklerle gidenlerden değil miyiz? Evet, aynen böyleyiz lakin yaşarken bunları unutan, sadece kendi çıkarı için yaşayan akıl ve duygusu ile hareket etmeyen vahşilere döndük, ne kadar korkunç ve ürkütücü değil mi? Acaba hangi hainlik nefretle dolu bir tesadüf bunları yolumuza çıkardı diye soranlarımız vardır ama yanlış sorudur bu! Doğrusu bizler hangi elimizle bu hainlik ve nefreti gönlümüze nasıl aldık şeklinde olması gerekirken, suçu başkalarında aramanın edepsizliği ile kendimizi aklayarak hala boş işler ve düşünceler içinde çırpınarak yaşamaya çalışıyoruz, pes doğrusu!

Aramızda yakınlaşmanın bir sonu yok ki sevgi saygı gülümseme ile birbirimize yaklaşmamız gerekirken her nedense umman umman bir birimizden kaçıyoruz! Kendimizi kendi suçumuzla aldatarak suçumuzu makul görerek tüm güzellikleri bir hiçlik uğruna feda ederek yaşamayı seçtik adeta! Her şey bitti mi acaba? Geri dönüşü mümkün değil mi acaba? O güzellikleri mutlulukları sevgiyi tekrar gönül gönül’e yaşamak içim? Elbette ki her şey bitmedi, geri dönüş yolumuz hala açık. Bir birimize sımsıkı sarılmanın acı dolu şiddetini yaşamadan, dönelim yanlış yolumuzdan sarılalım sımsıkı birbirimizi, kendimiz için değil hepimiz için çalışalım dost olalım gönülden dertlerimize çare olalım.

Zaten birbirimize vermek için fazla bir şeye de gerek yok, gülümseme sevgi saygı birbirimizin haklarımıza gasp etmeden yaşamak ve gasp edenlerinde dersini haddini el ele vermek den fazla bir beklentimiz de yok. Hiç birimiz, birimiz için saraylar kurmamıza zaten gerek yok zaten gönüllerimiz birer saray sadece kapısını bir birimize açalım yeter. Yoksa bu ayrılık nefret benlik sevdası bizi diri diri mezara gömecektir bundan da emin olalım. Muhabbeti yok ettik bilmeden gerek yok dedik, söylenecek birbirimize güzel bir söz ve yarın yok dedik kabuğumuza yalnızlığın karanlığına gömüldük, karanlık gibi karanlık olduk, ışıkları da kapattık karanlıkta sağa sola çarparak yıkarak yürümeye çalışıyoruz pes doğrusu! Nasıl düştük böyle yıkımla dolu bir zaafa anlaşılır gibi değil, insanlara insana nasıl utanmadan edepsizce iftira atılır hayret doğrusu! Nasıl yıktık bu gönlümüzü gönüllerimizi ellerimizde hala gezer birer adet kürek. Bırakalım elimizdeki kor alev yakan kürekleri, çıkaralım diri diri gönlümüzde yaşattığımız benlik kokan iğrençliğin leş kokan rehberini yol haritasını… Baksanıza iğrençlik leş kokuyor hala burunlarımızda mı koku almıyor? Haydi, sevmeye sevilmeye inanın bundan daha güzel bir adım ve gülümseme bulamayız bu dünyada.

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

6 Mart 2016 Pazar

Geçmiş Dün Öldü İse Can Çeke Çeke Elimizde, Bugün Gülümseyerek Ölmesine Katkıda Elimizde.



   Hiç düşündüğünüz oldu mu acaba, bin bir çile ile geçen dünün acısı için bugünümüzü yani bir anda hayal olan ve ilerisi için bizi bağlamayan, gereksiz bir anlık fikirsizlik ile bu günümüzü heba ederek yarının pişmanlıklarını yaşadığımızı benim gibi düşündünüz mü acaba? Belki siz benden önce düşündünüz, benim ise şimdi aklıma geldi! Ne akıl almaz boş olan dünler için bu günümüzü yıkıyoruz!

   Dün, bugüne bakmak varmak için kapı yol adım, e eğer kapıyı açamadık ise yola çıkamadık ise açmak için gayret göstermeyelim mi yola çıkmak için adım atmayalım mı? Oh ne ala dün baktım kapı kapalı yol ise sisli dumanlı, artık ben bittim tükendim artık az daha gayret ememe ne gerek var ümitsizliği ile çırpınarak yarınları yok etmenin lüksü yok bu fani ömrümüzde. Geçmiş dün öldü ise can çeke çeke, bugün gülümseyerek ölmesine katkıda elimizde… Mademki bugün yarın ölü olacak elimizde değil,  dün öldüğü için feryat ettirerek katkıda bulunduğumuz için, bugün onu gülümseterek yarın etmek için çaba göstermek kul olarak görevimizdir ve bundan da kaçış yoktur…

   Dün eli kolu bağlı olarak karşımızda duran bugünümüz eli kolu çözülerek yarınımız olmadı ise, bugün olabilir, dün hayal olan az bir gayret iman gücü ile yani Yüce Rahmanın izni ve az çaban ile bugün gerçek olabilir.  Burada ki ince çizgiyi nükteyi anlayabildik değil mi, elbette ki sizler benden önce çözdünüz, ben ise yeni çözmeye başladım… Hayat her gün bir yeni adımla başlar ve son bir adımla biter ve yarın yeniden başlar veya sonsuzluğa varmak için, yeniden doğar ve sonsuzlukta bitmeden devam eder. 
   
Her gün yeniden bir adımla, hiç yolunu yönünü kaybetmeden kâinat yoluna devam ediyorsa, iman etmeyenler az idrak etsin ki yarın sonsuz yürüyüş için diriliş ve hesap günü var… Yak yık viran et keyfince hayat sür öldür, e ondan sonra ölümden sonra hayat yok de kendini kandır sen ey salak oğlu salak… Zaten kâinat, yaratılmış olan her kula istediği sorunun cevabını vermiş, yaz ve kış, yazın canlı olan kâinat kışın beyaz kefenle ölüyor ve yazın yeniden dirilişle canlanıyor, bak gör anla, bak görme kör yaşa fikirsiz ‘liginle…

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

9 Şubat 2016 Salı

Çözemedim!



Bir kıpırtı mıydı, yüreğimin yerinde kopuşu muydu, bilmem seni severken duyduğum hissettiğim. Tarifi mümkün olmayan sen miydim? Yüreğindeki aşk mıydı? Sadece aşk mıydı? Yoksa delicesine seven yüreğim miydi? Çözemedim ama aşk ile sevişin ile düğüm düğüm olan gönlüm çözüldü, gerisi de sadece teferruat onunla da fazla uğraşmadım.

Daha düne kadar çıkmaza çıkan yollarım şimdi hep sana hep gülüşüne gönlüne çıkıyordu. Bom boş avuçlarıma zülfünden kokan mutluluk dolu bereket ile doluyordu, ben o mutluluğu yudum yudum içtikçe yeniden doluyordu.

Gönlümde tüm sokaklar yollar çukurdu, bir köprüm bile yoktu, oysa şimdi sana çıkan binlerce köprüm var ve her köprünün başında gülümseyen kollarını açmış olan sen varsın. Hayat beni yormuştu sen güldürdün, gülmek bu gönlüme yasaktı sen zincirlerini kırdın güldürdün. Yollarım ve sen, köprülerim ve sen hep bana gülümseyen gülümseten…


Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

7 Şubat 2016 Pazar

Aradım Buldum Kapkara Taşları Sen Diye Ben Gönlüme Bağladım




Sana gönül bahçemde aylarca bin bir titizlikle güller yetiştirdim koklarsın diye kendi ellerimle, burcu burcu sen koksun istedim, bekledim gelir kokunu verirsin dedim ben severek o tatlı sen ben kokan gülüşünle, aylarca bekledim gelirsin diye, beklerken neler çektim ben bir bilsen. Gözlerim kor bir ateşin içinde yanmayı göze alarak yollarını gözledi. Ne sen geldin nede senin için yetiştirdiğim güller yetişti soldular terk edişinle. Gözlerden uzak bir sevdiğim var demiştim, şimdi uzaklarda bana yar olmayan bir sevgilim var.

Aradım buldum kapkara taşları sen diye ben gönlüme bağladım kara bahtım gibi kara gözlerin kapkara saçların gibi. Ayrılık hasretiyle bu yaralı gönlümü dağladım, Gelirsin diye gönlümde sana bu aşkımı sakladım, Yine sen gelmedin, senin için yetiştirdiğim güller yetişti soldular gönlüm ile senin terk edişinle artık ben oldum bir zavallı terk edilmiş bir âşık. Ah bu aşk senin gönlünde gülümseyerek, seni hep gülümseterek yanağıma o bal dudaklarından öpücükler bırakmasını istedim, hiç olmadı, sanki öpücüğü tokat olarak aldı, yüreğime bir Osmanlı tokat’ı vurarak seninle birlikte terk etti gitti.


Aylarca rüzgârlarla haber saldım duymadın çağrımı, kor alev yakan hasretinle beni bıraktın ellerinle sırtımdan hançerledin paramparça ettin sen bu bağrımı, oysa ben seni severken aşk ile yıkmıştım gönlümdeki yüksek dağlarımı. Ne sen geldin ne güller yetişti soldular vefasızlığınla terk edişinle, oysa ben sana gözümü kırpmadan ömrümü hayatımı verdim sana o gülüşünün uğruna. Bekledim bekledim bir gün yaslamadın omzuma o zülfün saçlarınla acaba ne gitti zoruna başını omzuma yaslamadın. Bende bir gün koşarak sevinçle gül sinene yaslanamadım hiç sarılamadım o sen kokan boynuna, Yine sen gelmedin ne sen geldin ne güller yetişti soldular terk edişinle.

Sana günlerce bin bir dil ile yalvardım gitme diye sana bin kere, sen seni seven bu gönlümü beni yıktın geçtin bitirdin gittin göz göre göre, gözyaşlarımla doldurdum taştı gönlümdeki dere, Ne sen geldin ne güller yetişti soldular terk edişinle, kul Mehmet’in boşa gitti tüm uğraşlarım emekleri boşuna, görmedin arzularını peşinde koştun gittin.

Giderken belki güldün bu çaresizliğim gitti sanki çok hoşuna, Ne diye terk ettin gittin beni bilmem beni sen ne uğruna, Ne sen geldin ne güller yetişti soldular terk edişinle. Kuruyan güllerin arasına gönlümü koydum aşkımı koydum, toprağa gömdüm, güllerle yeniden yeşersin diye, ya da sonsuza kadar çürüsün diye, aynı sen gibi… Benimki toprağa gömülmeye layık yüreğime hapis olmuş bir aştı bana ve sana faydası olmayan.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-






Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç