27 Mart 2016 Pazar

Gönüllerimiz Zaten Birer Saray Sadece Kapısını Bir Birimize Açalım Yeter.



İnsan bunca hınca hınç nefreti savaşı ölümleri görünce okuyunca sormuyor acaba biz insan mıyız yoksa nefret dolu bir insan görüntüsüne bürünmüş bir vahşi bir varlık mıyız diye? Bizler dünyayı güzelleştirmek süslemek el ele gönül Gönül’e yaşamak için dünyaya gelen fani kullarız ve bu üç günlük dünya hanında bir nefes alarak ahirete yanımızda dünyada kazandığımız güzellikler iyiliklerle gidenlerden değil miyiz? Evet, aynen böyleyiz lakin yaşarken bunları unutan, sadece kendi çıkarı için yaşayan akıl ve duygusu ile hareket etmeyen vahşilere döndük, ne kadar korkunç ve ürkütücü değil mi? Acaba hangi hainlik nefretle dolu bir tesadüf bunları yolumuza çıkardı diye soranlarımız vardır ama yanlış sorudur bu! Doğrusu bizler hangi elimizle bu hainlik ve nefreti gönlümüze nasıl aldık şeklinde olması gerekirken, suçu başkalarında aramanın edepsizliği ile kendimizi aklayarak hala boş işler ve düşünceler içinde çırpınarak yaşamaya çalışıyoruz, pes doğrusu!

Aramızda yakınlaşmanın bir sonu yok ki sevgi saygı gülümseme ile birbirimize yaklaşmamız gerekirken her nedense umman umman bir birimizden kaçıyoruz! Kendimizi kendi suçumuzla aldatarak suçumuzu makul görerek tüm güzellikleri bir hiçlik uğruna feda ederek yaşamayı seçtik adeta! Her şey bitti mi acaba? Geri dönüşü mümkün değil mi acaba? O güzellikleri mutlulukları sevgiyi tekrar gönül gönül’e yaşamak içim? Elbette ki her şey bitmedi, geri dönüş yolumuz hala açık. Bir birimize sımsıkı sarılmanın acı dolu şiddetini yaşamadan, dönelim yanlış yolumuzdan sarılalım sımsıkı birbirimizi, kendimiz için değil hepimiz için çalışalım dost olalım gönülden dertlerimize çare olalım.

Zaten birbirimize vermek için fazla bir şeye de gerek yok, gülümseme sevgi saygı birbirimizin haklarımıza gasp etmeden yaşamak ve gasp edenlerinde dersini haddini el ele vermek den fazla bir beklentimiz de yok. Hiç birimiz, birimiz için saraylar kurmamıza zaten gerek yok zaten gönüllerimiz birer saray sadece kapısını bir birimize açalım yeter. Yoksa bu ayrılık nefret benlik sevdası bizi diri diri mezara gömecektir bundan da emin olalım. Muhabbeti yok ettik bilmeden gerek yok dedik, söylenecek birbirimize güzel bir söz ve yarın yok dedik kabuğumuza yalnızlığın karanlığına gömüldük, karanlık gibi karanlık olduk, ışıkları da kapattık karanlıkta sağa sola çarparak yıkarak yürümeye çalışıyoruz pes doğrusu! Nasıl düştük böyle yıkımla dolu bir zaafa anlaşılır gibi değil, insanlara insana nasıl utanmadan edepsizce iftira atılır hayret doğrusu! Nasıl yıktık bu gönlümüzü gönüllerimizi ellerimizde hala gezer birer adet kürek. Bırakalım elimizdeki kor alev yakan kürekleri, çıkaralım diri diri gönlümüzde yaşattığımız benlik kokan iğrençliğin leş kokan rehberini yol haritasını… Baksanıza iğrençlik leş kokuyor hala burunlarımızda mı koku almıyor? Haydi, sevmeye sevilmeye inanın bundan daha güzel bir adım ve gülümseme bulamayız bu dünyada.

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-
Yorum Gönder

Yayınlarım

Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık

  Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık Zaferleri şanla biz tarihe böyle yazdık Silah yoktu bu elde o alnı karışladık İman toka...