Bu Blogda Ara

kavga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kavga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2016 Cuma

Zerre Zerre Bu Kâinat Biz Gülen İnsan Kokmalı


zerre zerre kainat gül kokmalı ile ilgili görsel sonucu

Kavgalı gürültülü olsa da bu şehirler
Bizi alıp bizden götürse de bu iller
Yaşamak zorundayız bir lokma ekmek kavgası için
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Ne şenlik kaldı ne bir tatlı gülümseme
Yuttu bu şehirle çok kazanma hırsıyla kendini bilmeme
Akşam yatış sabah kalkış bir telaş kimseyi görmeme
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Ne toprak kaldı ne bir açan taze bir çiçek
Bu güzellikler acep ne zaman geri gelecek
Yoksa farkına varmadan bu hayat böyle çiçeksiz mi geçecek
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Gönüller ki gülmenin sevmenin varmanın kapısı
Vatan toprağında vatanın gönüllerde bir yansıması
Aynı din iman vatan bayrak ile bir yöne birlikte varılması
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Zerre zerre bu kâinat biz gülen insan kokmalı merhametle
Söyler misiniz bu göğsümüzde taşıdığımız bu kin nedir
Var imanınla birlik kardeşlikle bu kin nefreti devir
Yüce Rahman sana verdiği imanla her yaptığını bilir
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

11 Ekim 2016 Salı

Reyting Uğruna

             
            Görsel sonucuGörsel sonucuGörsel sonucu
   Adı lazım değil bir televizyon kanalında, kanalın sahibi olduğunu sanan zat yüreğindeki sevinçten uzak olan, hırs yıkım dolu sevinçle, tüm çalışanları yöneticileri çalışanları toplayarak, toplantı yapacağını bildirmişti. Büyük bir telaşla toplantı salonu hazırlandı. Masalara donatıldı, masaya layık olmayan çiçekler yiyeceklerle donatıldı. Herkes kanalın sahibi zatı bekliyordu. Kendi aralarında fiskos yaparak toplantının ne amaçla yapıldığı hakkında fikir yürütüyorlardı. Az sonra o zat göründü, suratında anlamı çözülmeyen bir ifade yani ifadesizlikle salona girdi. Herkes ayağa kalktı. Odası şöyle yıkan bakışıyla süzdü. Oturdu o pahalı deri koltuğuna, arkasına yaslandı. İfadesiz bir gülümseme ile.
-Arkadaşlar oturabilirsiniz. Hepinizin merak içinde olduğunu biliyorum, bugün bir devrim yapacağız, kanalımızda izdivaç programı formatında, ”Benim istediğim sensin” adlı bir programa başlayacağız. Sizden istediğim, izleyenleri kıskandıracak bir süit oda daire, içinde yok yok, altı tane oyuncu kadın altı tane erkek oyuncu, bu kadın erkek oyuncuların her birinden beş tanesi uysal birer tanesi kavgacı dedikoducu, hiçbir şeyi beğenmeyen olmasını istiyorum. İzleyen izleyicilerin içine karanlık fikirleri kavgayı zihinlerine kazıyacak cinsten ve bu yönde yazılacak senaryo ile izleyicileri aileleri etkileyerek, huzurlu aile ortamlarını yerinden derinden sarsarak huzurlarını aile saadetlerini yerinden oynatmak istiyorum.
Herkes şaşkınlıkla birbirlerinin yüzüne baktı.
-Torağın yağmuru emdiği doyduğu gibi bu kavga hırs dedikodu dolu programımızı izleyicilerimiz emsin, huzurlu sakin fikirlerini hayatlarını darmadağın etsin istiyorum, şimdi sizler bana bunu neden yaptığımı ne amaçla hatta kötü bir amaçla yaptığımı aileleri dağıtmaktan zevk aldığımı düşünerek kızıyorsunuzdur, ama öyle değil. Zamanla anlayacaksınız, aileler kendi fikirlerine huzurlarına sevgi ve saygılarına ne kadar güçlü olduğunu hatırlatarak, sağlam olmayanları bu arada ortaya çıkarmış olacağız, bir nevi eleme yapacağız…
Bunu söylerken yalan söylediğini çok iyi biliyordu.
-Mesela sen sevgili yönetmenim, film çekerken senaryoya bağlı kalmayan içten samimi bir şekilde oynamayan oyuncuyla filminize devam etmek ister misiniz?
Yönetmen az düşündü
-Tabi ki devam etmek istemem!
-Peki ya siz senaristimiz, senaryonuza bağlı kalmayan oyuncu ve yönetmene senaryo yazar mısınız? Yazmış olduğunuz senaryoyu istediği gibi değiştiren sizin yazdığınız ruhu kökten yok eden bir yönetmen ve oyunculara yazar mısınız?
-Tabi ki yazmam efendim, lakin sizin bu söylediğiniz düşündüğünüzle aynı şey deği…
-Siz şu an fevri düşünüyorsunuz geniş düşünün… Sağlam olan ailelerle sağlam olmayan ailelerin bir sınavı şeklinde düşünün. Oyuncular özellikle kadın oyunculardan bir tanesi, erkeğin egemenliğini aile içinde yıkacak onu yerle bir edecek şekilde her sözüne karşı çıkan, onun fikirlerine düşüncelerine ters hareket eden bir senaryo ile lanse edelim. Her an kavga eden erkeğin yorgun eve geldiğinde onu pişman eden, kendisiyle her an ilgilenmesi gerektiği saçmalığını bir ülkü edinmiş bir kadın ve erkeğin o an biraz huzurla oturduğu kanepesinde oturduğuna pişman edecek bir şekilde yazalım. Artık kadınlarında söz hakkı olduğunu hatırlatalım, bol kavga bol dedikodu ve isyan dolu olsun, reytingleri alt üst edeceğimizden eminim. Bu başarının sonucuna göre herkese bir ikramiye vermeyi taahhüt ediyorum, çok çalışın, haydi yıkmaya pardon sağlam olanla çürük olanı ayırmaya haydin kalkın ve bir an önce bana, yeni fikirlerle senaryolarla gelin bakalım.
Masada oturan stajyer olan genç delikanlı, hırsla ayağa kalktı.
- Aile terbiyesi ortadan kalkar bu yayınlarınızla, bununla sizin millet aile bilincini ortadan kaldırmak istediğinizi ben anlıyorum, sizin tamamen çeşitli oyunlar entrikalar ile beyin yıkama ve cinsel dürtü oluşturma içindeki bu düşünceniz izleyiciler tarafında pek değer verilmeyecek ve gereken cevabı reyting dediğiniz o zırvanızın yıkılması ile bu gerçeği anlayacaksınız.
Şaşırdı, içinden demek ki evet demek ki sen derken.
-Siz yenisiniz galiba.
-Evet stajyerim.
İçinde hem de stajyer.
-İşte bizlerde bu entrika dediğiniz ama bizim bir çeşit elemeyle böylesi sağlam aileleri ortaya çıkarak, ailenin temelini sağlamlaştırmayı amaçlıyoruz.
-Hayır, buna beni inandıramazsınız, hem size mi bize mi kalmış ailenin temellerinin sağlam olup olmadığını test etmek?
-Seni anlıyorum daha gençsin, toplantıdan sonra yanıma gel bunu uzun uzun tartışalım, bana hak vereceksiniz. Bu alanda büyük adımlar atmalıyız hatta bundan geç kaldık, herkes ne düşündüğünün neyle karşı karşıya olduğunun farkına varmalı. İlk anda bir sarsıntı etkisi yapsa da, uzun vadede haklı olduğumuzu anlayacaksınız. Adımlarımızla düşüncelerimizle büyük adımları artık atmak zorundayız.
-Hayır, ben buna inanmıyorum, sizin fikrinizin temelinde bu yatmıyor ve bundan da eminim. İstifa ediyorum ve bu televizyonculuk bölümünü de buradan itibaren okumaktan vazgeçiyorum, sizin gibi fikirsiz aile kurumuna saygısı olamayan, ailenin temeline dinamit koyarak parçalamak isteyen insanın yanında staj görerek hayatımı dünyamı karartamam.  Ayrıca bu yapacağınız programın çirkefliğini, insanlara anlatmak için sizden daha fazla dürüst bir kanal bularak halka anlatacağımdan eminde olabilirsiniz.
Odanın soğuk rüzgârları eserken herkes biraz tedirgin içlerine sinmemiş olarak kalkarken, kanalın sahibi o zat bunu fark edince.
 -Haydi, hemen başlayın, bu genç arkadaşınız beni yanlış anladı, herkese iki ikramiye sözü veriyorum.
Bir anda telaş başladı, biraz önce asık suratları gülümseme sardı. Herkes en güzelini en yıkımını yazmak hayata geçirmek seyirciye sunmak için koşmaya koşuşturmaya başladı.
O zat yine odasına giderken sinsice düşünüyordu. Daha öncede kariyer dokusu ile kadınları çocuklarında anne kokusundan uzaklaştırarak, kreş adı altında uzaklaştırmayı başardık şimdide aile ortamının güzelliğinden kokusundan dokusundan ayırır isek amacımıza ulaşmış olacağız. Bireylerin kendi kendine yabancılaşması, aralarındaki bu güçlü aile bağının koparılması, hayatlarında sımsıkıya bağlı oldukları aile yapılarındaki bu bağlılığı çözdüğümüz zaman, onları istediğimiz her yöne yönlendirerek bir kukla misali tüm ipleri hayatlarını ele geçirmiş olacağız. Dopdolu hayatlarını boşluklarla doldurarak kendi fikirlerimiz ideolojimizle doldurduğumuz an, yıkılmış olacaklar. Kendi kimliklerinden özlerinden uzaklaştıkları an davranışları yaşantıları anlamsız bıraktığımız zaman, Türkleri Çanakkale’de yıkamadığımız Türklerin torunlarını yıkarak, amacımıza ulaşmış olacağız.

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

3 Mart 2016 Perşembe

Sözlerim

   
                      

Yaşadığımız hayatta var oluşu, hayatta kavga etmeden birbirimizi candan severek kazanabiliriz ve hayatın peşinden gülümseyerek gidebiliriz, bundan gayrısı yaşadığımız hayatı mutluluğu sevinci yarınlarımızı yok ederek bitirmektir. Doğuştan bize verilen ağlama ise gülümsemenin güzelliğini göstermek içindir.

Hayatın gülümseyerek yaşamamız için verdiği cevapları dinlememek ona uyum sağlamamak sonucunda, yıkımı ve hezimeti yaşamak kaçınılmaz oluyor. Hayat âlem ile bize huzurun şarkısını kardeşliğin birlikteliğin enfes tadına doyum olmaz melodisini mırıldanırken, biz şeytanın kulak tırmalayan iğrenç melodi olmayan melodisini dinlersek, her zaman kaybetmeye mahkûm oluruz.

Hayat bize yaşarken yaşantımızda her an bir boşluk bırakır ve bunu bizim birbirimizi severek gülümseyerek içini doldurmamızım ister. Oysa biz bunu yanlış anlayarak, kendi çıkar ve arzularımız ile doldurmaya çalışarak hem kendi dünyamızı, hem de diğer insanların dünyasını yıkarak mutlu olacağımızı sanıyoruz. Ömrümüzün son anına kadar bize alay ederek gülen, kendi ellerimizle ördüğümüz sahte mutluluklarla, kendimizi yok eden uçurumlara atarak güldüğümüzü mutlu olduğumuzu sanıyoruz!

Hayat bize binlerce çıkış kapısı açarken, biz onları beğenmeyerek hatta o kapıdan içeriye girip, içinde ne olduğuna bakmayarak, ne var ne yok içinde bilmeden, kapısını kendi egomuzun baskısı benliğimizin şımarık egosu hatta hissettirmeden yıkımı ile kapatarak, hep çıkmaz sokaklarda çıkmazı yaşıyoruz. Bu nedenle bizim için başarı diye bir kazanımımız olmamakla birlikte, başkalarının başarılarına imrenerek hatta kıskanarak bakarken, bizi başarıya götürmeyenin ne olduğunu bildiğimiz halde salaklığımızla, bilmemenin ekseninde kendimizi her şeyi bilen görerek, suçu kadere yüklemenin saçmalığını yaşıyoruz.

Gün gibi aşikâr olan gerçekleri, nedense bitmek tükenmeyen cahilliğimizle, ak olana kara, kara olana ak, haksız olanı hak diye görme bilme saçmalığı ile gönüllerimizi edepsizce yıkarak, birbiri ile çelişki ve saçmalık dolu acıları yaşayarak, hem güveni kaybediyoruz hem de saçma kavgalar birbirimizden kuşkular duymanın saçmalığı ile insanlığımızı yitirerek, bizi yıkmaya çalışan düşmanın zalimin eline bizi yıkacağı kapıyı açmış bulunuyoruz.

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Hak Edene Hani Verin Hapis Cezası





Bitsin yeter cefalar
Hani nerede vefalar
Yetti artı kazanma kavgası
Hak edene hani verin hapis cezası

Herkesin dilinde karalama
Yapılan bu gönülde yaralama
Yeter artık direksiyonu boşa sallama
Hak edene hani verin hapis cezası

Nedir bu sen ben kazanması
Hani millet vatan sevgisi iyiliğin yaşanması
Her gün yaslı gönüllerin var kanaması
Hak edene hani verin hapis cezası


Kul Mehmet’im kalmadı insanlarda edep hayâ
Söyle söyle duymaz sanki olmuş kaya
Nefret kin gelir hep arka arkaya
Hak edene hani verin hapis cezası
Mehmet Aluç (Kul Mehmet)


24 Şubat 2015 Salı

Ey Canlar



Duyan bilen gören yok mu ey canlar
Tüm ülkelerde ülkemde akıyor kanlar
Buna sebep nedir bilen var mıdır ey canlar
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?

Ey canlar dünyaya yaşamaya gelmedik mi?
Canları güzelliğin içinde yaşatmaya gelmedik mi?
Kin nefret karşısında durmak yakışmaz mı biz kullara
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?

Nedir bu fikir ayrılık uçurumuna koşarız
Değersiz birkaç söz için gönülleri yıkarız
Ölüm gelince Rahmanın yanına nasıl neyle gideriz
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?

Nedir bu dünya malına heves hiç doymayız
Gönüllere merhametle bakan insan neden olmayız
Ecel gelince elimizden alacakları ile kavga ederiz
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?

Aramızda nifak sokanlar neden görülmez?
Nifak sokanların niyetleri nasıl bilinmez?
Merhamet ile gönüller neden sevilmez?
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?

Üç beş kuruş için dünya çirkefliğe tercih edilir mi?
Kefenin cebi yok cehennem için bu kadar odun toplamaya değer mi ?
Hepimiz din kardeşiyiz kardeşlikle dünya ahiret bağı kurulmaz mı?
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?

Nefret kin akar gönüllerde ey canlar
Haykırıyorum bitsin bu nefret kin akan kanlar
Kul Mehmet der yaşanacak günler gelmez mi ey canlar
Birbirimizle can olmanın zamanı gelmedi mi?
Mehmet Aluç



18 Şubat 2015 Çarşamba

Dondurucu Zemheriler'de Gül Yetiştirmenin Edepsizliği.



Bunca yıllık yalnızlıktan hasret ve hicrandan sonra, insanımız İslam ile iman ile yeniden kendine dönüyor kendini arıyor, özünü arıyor, yabancılaşmanın ıstırabını, anlayarak imansızlığın gönüllerde ve yaşamdan açtığı onulmaz yaraları görerek yaşayarak, imanı görerek kalbine hayatına ruhuna kalkan yaparak bunca yıllık yalnızlıktan hasretten hicrandan kurtuluyor kurtulup kendini, bulmaya çalışıyor Elhamdülillah. Vefa bizim semte çoktan beri uğramadı diyenlere nur nur geliyor imanlı gönüller, merhametleri ile umman umman merhamet ile coşmuş iman ile. 

Uzun zamandır ayrılık rüzgârı esen sokaklara, şer üstümüze kar gibi yağarak bedenlerimizi ruhumuzu tir tir titretiyor, benliklerimiz benlik kavgasında esir düşmüş diyenlere huzur dolu bahar iklimlerinin muştusu ile geliyor, ümit var olun. Özlemle bekleyen bir çift hüzün dolu gözlere, yüreğe ellerindeki vefa kokan gülleri ile geliyorlar. Sevgiyi ertelemiş, pişmanlıkları öbek öbek dizmiş, küsmenin okyanusunda boğulmuş bir adım atarak; sevgiyi hapse atmış gönüllerin kapısını açmaya sevgileri özgür bırakmaya küsmeleri barışmanın barış kanatları çırpan güvercinleri ile barıştırmaya, pişmanlıklar için tövbe kapısının varlığını hissettirmeye aday imanlı gönüllerimiz geliyor. Koşarak geliyorlar biliyorlar ki ölüm insanı ansızın çağırır gönüller geç kalmasın geç kalarak alev alev yanmasın köz olmasın diyerekten uçarcasına geliyorlar. 

Dünyanın en harika eserinin iman olduğunu göstermeye… Hep beyaz gecelerde tek başına yapa yalnız geçirdik yanı başımızdaki mutluluğun resmini mutsuzluğun gözyaşı ile değiştirdik utanmazcasına, soğuk kış gecelerinde esen soğuk yanına yalnızlığın boranını da katarak kutup soğuklarından daha soğuk gecelerde soğuğa karşı haykırdık acılarımızı çare gelir diye merhametin sıcaklığını yanı başımızda görememenin körlüğünde... Dondurucu zemherilerde gül yetişir diye buz tutmuş toprağa güller diktik yetişir diye hoyratça! Hasreti zindanlarda büyüttük. Gül büyütemedik koynumuzda yalnızlığın korkunç hüzün dolu meltemlerini zalimlik kokan, hüznünü büyüttük utanmadan edepsizce! Merhamet sevgi dostluk bir damla olsun imanı katarak damarlarımızda bir an olsun akmadı, akmasına izin vermedik. Tanıyamadık birbirimizi aşkı sevgiyi insanlığı, hep dikenlere sarıldık acımasızca kanatan, gülü sevmedik gülü sevseydik diken kanatmazdı hep dikenleri sevdik, umutlarımızda hayallerimizde geleceğimizde hep diken gibi oldu hep battı hep kanattı! 

Tutsak güvercinlerimiz gökyüzüne salmadık, karanlık dehlizlerde kafeslerde yaşamasına izin verdik, her sözümüze duygularımıza prangalar vurduk, bilinmezlik diyarlarına yolcu ettik yanımızda bilinenin yolu var iken. Gözlerimizde akan yaşlar sızladı, kalplerimiz taştan heykellerle süsledik, betondan setler çektik. Ayrılık bile bıktı kavuşmak yanı başında beklerken, vaveyla vaveyla. Kendi söylediğini işitmeyen sağırlar gibi, söylenenleri sunulanları duymadık kabul etmedik insafsızca!

Bu acıları gören imanlı gençler nesiller geliyor işte çare olmak sunmak için kapılarınızı sakın onlara kapatmayın, açmazsanız ömrünüz bu acıların içinde yok olup gidecektir ister inanın ister inanmayın. Öyleyse, bir kez daha her şeye olumlu olarak hataları kabul etmenin erdemine sarılarak, hayata insanlara gönüllere bakmalı değil miyiz kendimize siz ne dersiniz? Şu andaki yaşadığımız prangalarla mahkûm varlığımız bizi biz etmeye yetiyor mu acaba? Olduğumuzdan fazlası olmaya niyetli değil miyiz, hak etmiyor muyuz? Yetiyor muyuz kendimizi kendimiz mutluluğun kardeşliğin engin denizinde yüzmenin güzelliğinde yüzmeye kucaklaşmaya? 


Ayaklarımız varıyor mu fıtratımızın zirvelerine ulaşmaya merhameti kucaklamaya dağıtmaya ne dersiniz? Kendimizden birbirimizden ayıran kocaman bir dağın arkasına saklanmayı bırakarak küçük bir dağ olmalıyız engin ovaların önünü kapatmayan dağ olmaya ne dersiniz.. Ferhat olup Şirin olan yanımızı arıyoruz, oysa bu halimizle bizde Ferhat ’lığın izi yok ki şirini arayalım. Dağın öbür tarafında bırakıyoruz kör gözümüzle aslında kör olmayan iki elimizle kapayarak kapattığımız gözümüzle kendimizi; hep bu yamaçta kalıp kazıyoruz kazıyoruz kendi kuyumuzu. Kim bilir, belki de kendi kendimizi kesen kör bir bıçağız, hatta keskin bir kılıcız. 

Bu nedenle gelen imanlı gönüllere kapınız her zaman açık tutun ve korkmadan çekinmeden yaklaşın size sunduğu önce Allah'tan sonra Kurandan ve Resulden aldığı İslam'ı ve gerçek imanı alın korkmadan yaşayın, yaşatın zaten eksik bir şey varsa, önünüzde Kuran ve sünnet ve Âlimlerin ışığında tahlil ederek gerçek ve doğruyu zaten göreceksiniz. Az biraz cesaret edin haydi durmayın yarın çok geç olabilir hatta biraz sonrası bile geç olabilir. Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç



Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç