Bu Blogda Ara

roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2017 Cumartesi

Hacivat Ve Karagöz Evet mi Hayır mı...



Karagöz, heyecanlı heyecanlı Hacivat’ın yanına varmak için adımlarını sıklaştırdı. Bir an önce varmak, 16 Nisandaki referandum için oyunun rengini öğrenmek istiyordu. Gerçi biliyordu. Vatan için  “evet” diyeceğini, en önemli özelliği, yürütmeyi iki başlı olmaktan çıkarması, koalisyon ihtimali yok etmesi ve istikrar üretmesi açısından… Evet diyeceğini biliyordu, biraz ona takılmadan edemeyeceği için kafasından da planlar uyguluyordu. Kararı evet ise, hayır kelimesini hiç kullanmayacağınızda biliyordu. Karagöz Hacivat’ın kapısına vardı, yine hızlı hızlı alacaklı gibi çaldı. Hacivat yine telaşla pencereye çıktı. Karagözü gördü, kızgın bir ifade içinde.

-Karagözüm bu ne hız sabahın köründe, yine alacaklı gibi kapıyı çaldın.
-İn aşağı Hacivat’ım sana soracağım sorularım var.
-Ne borusu aldın Karagözüm, evde su borusu mu patladı.
-Sen bir aşağıya in gel hele.
-Kaşık alıp yanına mı geleyim, bekle hemen geliyorum, sakın bensiz yemeği yeme…
Hacivat elinde iki kaşıkla aşağıya indi, şaşırdı, Hacivat’ın eli boştu.
-Kaşığı al gel dedin ama senin elin boş, sen benimle dalgamı geçiyorsun, al san al sana iki güzel tokat.
-Yapma Hacivat’ım, aşağıya gel dedim, sen yine yanlış anladın kaşık anladın.
-Peki, neden çağırdın beni aşağıya sabahın köründe.
-Hacivat’ım 16 Nisanda referandum var biliyorsun, rengini öğrenmek istedim. Hayır, oyumu vereceksin.
Hacivat hemen cevap vermedi, Karagözün niyetini anladı.
-Evet karagözüm.
-Her şeyde bir hayır vardır, sence de hayır mıdır Hacivat’ım?
-Evet, karagözüm, âmâ bu dediğin senin dediğinle alakası yok.
-Ben ne diyorum ki?
-Sen biliyorsun, biraz önce söyledin ya sen?
-Neyi söyledim “Evet”?
-Evet, söyledin, kaynana size geliyormuş hayırdır.
-Ne hayrı?
 Hacivat’ım gelmesin, bunun neresi hayır.
-Hayır, mı diyeceksin?
-Evet diyeceğim kaynanama gelmesin.
-Hanımın hayır bilmez ama karagözüm.
-Ben ona da anlatırım evet imi.
-Yani referandumda “Evet” mi diyeceksin?
-…
Karagöz, Hacivat’ı gırgıra almaya çalışırken bir anda kendisinin gırgırla alay edildiğini anladı. Ansızın yakalanmak bu olsa diye düşündü, hafiften gülümsedi. Çözmek isterken daha fazla dolanmamak adına karagöz.

-Hayır, Hacivat’ım Evet.
-Evet, mi hayır mı?
Karagöz

Evet, Hacivat’ım evet
Evet’te vardır Rahmet
Kula çektirmez zahmet
Birlik beraberlik istiyor
Sende katıl bir zahmet

Aldı Hacivat

Evet’te var diyorsun Rahmet
E haydi verelim Evet’i bir zahmet
Birbirimize de verelim kıymet
Madem bizden birlik istiyor Evet
Haydi, katılalım başımıza yağsın Rahmet

-Ağzına sağlık Hacivat’ım, Evet, Hacivat’ım tabii ki evet olacak oyumuz, yıllardır bize zor bulmacayı önümüze koyarak çözemeyeceğimizi sanıyorlardı, yanıldılar, işte çözdük bulmacayı, bundan sonra az da onlar zor bulmacayı çözmek için uğraşsınlar bakalım … Kapattık perdeyi eylemedik viran, Kul Mehmet’in kusuru varsa af ola, devamı derseniz hele bir yarın ola.
Mehmet Aluç/Kul Mehmet



23 Ekim 2016 Pazar

Sonuca Odağa Kapalı Suçlama


 sonuçsuzluk  ile ilgili görsel sonucu
İnsan bilmediği tahmin edemeyeceği karışamadığı bir suçtan dolayı sorumlu tutulabilir miydi? Sorumlu tutmuşlardı, dolaylı yollarla tanışmış olması sanki ona bu hakkı veriyormuş gibi suçlu bulmuşlardı. Neyin içinde neye karıştığını bilmeden, iki gün olmuş odasında aç susuz konuşmadan ölmekte olan, son nefesini bekleyen bir ceset gibi düşünmeye anlamaya çalışıyordu. Kapalıydı tüm kapılar, kapatmışlardı suratına bir bir. Anlatmak isterken, dinlemiyorlardı. Soğuk bir taştan ibarettiler, his duygu anlam manaları olmayan taştan daha katıydılar. Oysa bu dünya kâinat bile ölene, yeni bir kapı açıyordu, sonsuz bir hayatla, bilinçli olarak yaptıklarından dolayı hesaba çekmek için fırsat sunuyordu. Onların bunu bilmemesi dünyanın da bu halde olmadığı, yaşamında böylesine acımasız olmadığını anlatmalıydı. Ama nasıl?
İşte böylesine bir çıkmazın içinde iki gün olmuş hala bir ceset gibi sadece nefes alarak, hiçbir hayati bağa dokunmadan anlama çıkmaya çalışıyordu. Aslında düşmek, çıkmak içindir biliyordu ama onlar bilmiyordu… Kahramanımız Suat, bir danışmanlık şirketinde yatırım yapanlar için danışmanlık yaparak, gelen müşterilere kazançları için daha iyi olabilecek yatırımlar için yön veriyor, onlara yeni imkânlar sunuyordu. Yani borçla batık durumda olmayanlara batmış durumda bir şirketin kurtulması için pekte yasal olmayan yasal olan ama yasal olmayan bir portföy-Para çantası da diyebildiğimiz anlamda- sunarak yardımcı olarak, yeni projeler olanakları sunarak batmalarını yani batmayanı batmış göstererek önlüyor, düzlüğe çıkmalarını sağlıyordu. Oysa şimdi kendi elinde olmadan bilmediği karışmadığı bir olay yüzünden, batmasına göz yumuyorlardı. O insanların hayatlarını yatırımlarını iyileştirmeleri için gece gündüz çalışarak, çalıştığı şirketin müşterilerine memnuniyet sunarak, şirketin büyümesine katkıda bulunuyordu. En son yardımcı olduğu yeni yatırımlar sunduğu müşterisinin oğlu, bilgisayarındaki kayıtlı müşterilerin borçlarını ödeme süre ve tutarlarını gelecekte nasıl yol izleyerek düzlüğe çıkacakları, adresleri, inandırıcı olsun diye batmamakta olan şirketlerin, nasıl batırılacağına yön veren dokümanları kopyalayarak ele geçirmiş, hatırı sayılır bir mafya babasının bilgilerini alarak medyaya ya sunmuştu. Oysa bilgisayara giriş şifreleri günlük şirket tarafından değiştirilerek, mesai saatinde çalışanlara verilir ve her saat başı değiştirilirdi. Yine o gün hatırı sayılır son müşterisi ile çalışırken bilgisayarı kapatmış, yanında ki müşterinin oğlu olacak zat, izin isteyerek lavaboya gitmesi gerektiğini söyleyerek, onlardan önce büroyu terk etmişti. Suat her gün çıkışta kartını okutarak kapıyı kapatmak üzere idi ki telefonu çaldı, arayan ise yeni bir müşteri Kemal bey
-Suat Bey telefonunuzu Serhat beyden aldım, ben Haydar Sönmez Holdingin patronu, güç veren Holdingin sahibi olan Serhat beyden.
Suat
-Tamam, şimdi hatırladım, buyurun nasıl yardımcı olabilirim size?
-Şirketimizin geleceği hakkında, sizden bilgi almak için randevu almak istiyorum.
Suat saate baktı mesainin bitmesine beş dakika vardı.
-Mesai bitmek üzere bugün görüşmemiz mümkün değil, isterseniz yarın ofisime buyurun görüşelim.
Haydar
-Hayır, öyle olmaz siz akşam saat sekiz gibi hazırlıklı olun, şoförüm sizi evden alacaktır.
Suat kararlı bir ses tonu ile.
-Ben eve iş götürmüyor ve mesaiden sonra, iş konusunda danışmanlık yapmıyorum Haydar bey.
-Biliyorum Suat Bey, her şeyin bir ilki vardır…
Konuşmayı yürüyerek yaparken, ofisin kapısını kapatmayı unutarak ofisten çıktılar. İşte ne oldu ise bu mesainin bitmesine, beş dakika kala,  bu telefon konuşması arasında lavabodan çıkan müşterisinin oğlu tarafından bilgi ve haberi olmadan, bilgisayarını kapatmasına ve şifresinin geçersiz olmasına rağmen bu işi yapan ve bilgileri medyaya sızdıran ismi Ruşen olan müşterisinin oğlunun yapmış olduğu hırsızlıktan dolayı sorumlu tutulmuştu. Karısı ve çocukları kaçırılmış, bu olayla ilgili aramadığı hiç kimse kalmamış ve her bir kapı, teker teker suratına halini anlatmadan kapanmıştı.
Oysa en son aradığı ona milyon dolarlar kazandırdığı hatırı sayılır Gürkan beyle villasında konuşurken ona.
-Gürkan Bey, beni tanırsınız, sizin için milyon dolarlar kazandırdım ve bu milyon dolarlarınıza hiçbir zaman göz dikmedim, eğer dikmiş olsaydım size kazandırmadan önce yüzde ellisini sizde biliyorsunuz komisyon olarak alırdım. Ben Kamil Babayı tanımam ama o beni sizin aracılığınızla tanımış ve sizin ricacı olmanızla onun şirketini batık şirket göstererek, hisselerinin değerini düşürerek, yeniden başka bir paravan şirket kurarak satın almış, tekrar kendisine iade etmiştik, büyük kazançlarla sattığı hisseleri çok ucuza düşmesi ile tekrar eline geçmesine fırsat vermiştim. Daha önceden medyaya, bu holding iflas ediyor haberini ben yayarak, hatırı sayılır medya patronlarını çevirdiğimiz işlerden habersiz oldukları için, onlarında yardımı ile bu yalan haberle hisselerin satışını düşürerek, yeniden almış ve daha sonrasında, iflasa gerek olmadığın yetkili makamlara bildirmiştim. Eğer ona karşı bir yanlışım olsaydı o zaman yapardım. Şimdi bana açık olan tüm kapıları kapattınız ve ortada benim gibi hiç suçu olmayan, karım ve çocuklarımın kaçırılması ile onlarda suçlu durumdaymış gibi muamele gördüler. Bana bunu açıklaya bilir misiniz?
-Suat’ım biliyorsun böylesi bir durumda, size bunu izah edecek bir söz ve açılacak bir kapının olduğunu sanmıyorum.
Suat kızgın bir ifade içinde.
-Bunu söylerken sizler kendinizde misiniz? Ne demek açık bir kapı yok, üstelik hiç suçumuz olmamasına rağmen! Bun söylerken insan olmadığınızı mı bana söylemek istiyorsunuz?
Gürkan Bey sinirlenerek ama gülerek
-Ha şunu bileydin, bu insanlar bu şirkete gelen insanlar böyle insanlar Suat’ım, anlamazlar ama anlaşılmakta isterler, çare kapısını kapatırlar ama sıkışınca, çare kapısının tüm kapıları kendilerine açılsın isterler.
-Ama bu nasıl nasıl olabilir? Bunu açıklayacak bir kelime yok bu dünya üzerinde! Taş olsa anlayacağım cansız ama taş, ama bun…
Hırsla ceketini kanepenin üzerinde alarak villayı terk etti.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
Arkası yarın veya dahada arkası ertesi gün inşaAllah...

26 Temmuz 2016 Salı

Kalkışma Ya Da Darbe Her Ne Halt İse-2.Bölüm

                         Kalkışma ya da Darbe Her Ne Halt ise
                       Vatana İhanet şebekesi



-Size katılıyorum, bu yaşanalar hakkında neler söylemek istersiniz?
-Çok sevinçliyiz gururluyuz, yine el ele omuz omuza kardeşlik bağımızla, destanlar yazmaya devam ediyoruz. Zaten bunlar içimizde bir habis urdu, insan olarak kulanım sınırları dolmuş, insanlıktan vazgeçerek nefreti yüklemişlerdi bedenlerine ruhlarına, onlar yıkmak için dediler bıçak kemiğe dayandı. Şimdi haydi yüklenelim nefreti en koyusundan en yükseğinden- birde içlerinden” Nasılsa dinden döndük mürtet olduk bari bu mürtetliğin gereğini yapalım”- yüklenerek bu aziz mukaddes vatanı kirli ayakları ile çiğnemeye kalkıştılar. Uçaklarla ses sınırını aştılar ama milleti gönülleri aşamadılar. Bu kalkışmayı ilk başta önleyen aziz şehitlerimizi canını feda ederek, önlemesi bozguna uğratması ile Allah’ın yardımı inayetiyle püskürttük Elhamdülillah. Şunu da söylemek isterim ki bu elim acının utancın adını koyan ve Müslüman olduğunu söyleyen, o lain Fethullah bilmem gülmeyenin, gülmeyesice ve ne melun bir nefretle dolu cemaat ki bu, devletin her noktasına gizlice sızmış bu vatan haini kadroları eliyle yapıldığı da bir gerçektir.
-Teşekkürler ederim, sayın seyircilerimiz bir başka vatandaşımızın yanına daha yaklaşalım, onunda duygu his ve düşüncelerini alalım. Efendim merhaba bu yaşananlarla ilgili siz neler söylemek istersiniz?
-Öncelikle bu kalkışmayı önleyen ve yardımı ile bizlerin püskürtmesi için yardım eden, Yüce Allah’a şükür ediyorum ve aziz şehitlerimize de Allah’tan Rahmet diliyorum. Zaten onlar canlarını feda etmeseydi bu kalkışma son hızıyla devam edecek bu mukaddes vatanımız kirlenmiş ayaklar altında ezilecek ve kirlenecekti. Öncelikle milletimize geçmiş olsun diyorum. Meydanları boş bırakmadıkları içinde teşekkürler ediyorum. Aziz şehitlerimiz dağların yamacında açan bir çiçek değillerdi, gönüllerimizde açan vatan çiçekleridir onlar. Meleklerin ellerinde giderken cennete bize el sallar iken sahip çıkmamızı istediler bu vatanımıza, bizlerde milletçe sahip çıkmak için buradayız. Vatanımızı bölerek ezerek büyük bir kazanç ve yıkım peşinde olan içteki ve yurtdışındaki o hain uzantısı olan insan olmayan insan, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın ve sonra kahramanlarımızın sayesinde yıkımı yaşadılar elhamdülillah. Milletin birden diriliş ve silkinme ile devletin ve bizlerin Cumhur Başkanı Başkomutanın gayreti ile püskürtüldü. Sokakları terk etmeyin diyen Başkomutanın yanında vatanın her köşesinde nöbetteyiz. Asında şanlı tarihimizi bildikleri halde bir anlık nefretle gaflete düşerek “belki” yıkarız düşüncesi ile yola çıkanlara o belki’lerini daha ağızlarında söz olarak çıkmadan boğazlarından midelerine en acı tokatla indirdik. Haydi, bakalım sindirebilirseniz sindirin bakalım. Bir şey daha eklemek istiyorum, 15 Temmuz darbe ya da kalkışma ya da yürüme ile girişimi, silahlı kuvvetler adına, anlatımı telaffuzu çok zor olan, tespit edilmesi bunun silahlı kuvvetlerin her ne kadar işi olmazsa da derinden birçok bir zararlar verdiği kesin. Şimdi Askerimizle komutanlarımızla milletçe el ele omuz omuza birlikteliğin kardeşliğin şölenini yaşıyoruz.
-Teşekkürler ederim, evet sayın seyirciler burada herkesin bir derdi var oda ”Vatan” derdi. Yaklaşalım ilerdeki vatandaşımızın yanına onunda duygu ve düşüncelerini alalım. Efendim merhabalar bu yaşananlarla ilgili sizde bizlere neler söylemek istersiniz acaba?
-Teşekkürler ediyorum, yaşanılan coşkuya sizlerde şahitsiniz kısacası ”Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünü şu an yaşatan aziz milletin vatana sahip çıkmasını hep birlikte izliyoruz ve yaşıyoruz. İki dudakları arasında pis pis sırıtarak çıkardıkları ve düşündükleri bu ayaklanmanın sözlerini, daha hayata geçirmenin ilk adımında Yüce Allah’ın yardımı azizi kahramanlarımızın sayesinde despot bir ayaklanma ile masum insanlara silah sıkarak bunu gerçekleştirmeden yüreklerine milletin birlik beraberlik kardeşlik okları ile sapladık çok şükür. Bu nasıl bir mantık insanlık ve yaşadıkları nasıl bir Müslümanlık ve din ise insanı masum insanı öldürmeyi mubah görüyor ve yüreklerini dahi sızlatmıyor, bunlar Ebu lehebi, Ebu cehili firavunu bile geçtiler insafsızlıkta zalimlikte… Bu hüzünden sonra ülkemizde yaşanılan cennet kokusu ile kokulanmış istiklalin bayramıdır, daha düne kadar herkes kendi derdinde kendi çıkarı için ayrı ayrı mücadele ederken bugün tek bir derdi var ”Vatan”. Çıkar kavgası bitmiştir, gönüllerin birbirinden ayrı kalarak donması bu samimi sıcak iman ve kardeşlikle ısınmış ve erimiştir yok olmuştur. Yüce Allah-Her hayırda şer her şerde de hayır olabileceğini ayetini gerçeğini şu an bize yaşatıyor Nur Kur’an ‘ın nur kokusu ve havası ile. Gönül sandallarımızı delerek bizi denizde boğmaya yelteneler kendileri nefretlerinin denizinde boğulmuştur. Şehitlerimizi Meleklerin elleri ile cennete uğurladık onlar biz gülelim rahat yaşayalım diye canlarını feda ettiler ve bende diyorum ki, yaşasın zalimler için cehennem. Ayrıca Üstadın dediği gibi ”Hakkıdır hakka tapan milletimin İstiklal. Aynı dili ve dini yaşadığımızı sandıklarımız tarafından hançerlenmek, işte bu af edilir gibi değil! Birbirimize aynı dil ile aynı iman ile güzellikleri yaşatmamız gerekirken, böylesine nefret kusan şer ocakları bizden olamaz. Yaşadıkları bu dinde hiçbir dinde yoktur, uydurma şeytanın başrolünde olduğu yalancı bir sapıklıktır diyebilirim ancak. Türk toplumun kültürel olan değerlerinden, ayrıca birleştirici insanları birbiri ile kucaklaştıran din, ahlak ve tasavvuf anlayışından uzak, şeytani bir fikirle vahşetle beslenen bu hainlerin elbette yaptıkları yanlarına kar kalmayacaktır. İnsanın bireysel olarak karşısındaki arkadaşına karşı kusurları olabilir ama bunlar bunu da aşarak hatta her şeyi insanı ezerek öldürerek af edilmesi mümkün olmayan bir hareket ve düşünce ile yıkım için yola çıkıyorlar, yıkım için çıktılar, yıkıldılarrrr. Halkın milletçe vatan toprağında aynı nefesi aldığı bir atmosferde bunların solukları havayı boğuyor, bizleri havasız bırakıyor. Bilinen belli kalıpları, insanlığı yok etmeyi aşarak özgürlüğü kısıtlayarak düşüncelere fikirlere hayata pranga takmak isteyen bu zavallılar, ceza kanunumuzda kalıbı yani belli kalıbı varda rafa kaldırılmış olan, idam kalıbı ile şekil alacaklardır.
-Teşekkürler ediyoruz efendim.
-Rica ederim, sizlerde sağ olun, bizlerle nöbettesiniz.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
Devam edecek İNŞALLAH

17 Nisan 2016 Pazar

Bilge Kişi Ve İnsan-3- Özgürlüğü Arayan İnsanın Kendisi İle Buluşması

        
 
-Daha önce baktığın için göremedin ve buralara kadar geldin ve bana sorular soruyorsun.
-…
-Nedense bugün hep haklı çıkıyorsun! Ben ise hep yanılan ve şaşıran çıkıyorum!
-Bunu bilmekte erdemdir, tebrik ederim!
-İşte günün, ilk haklı çıkışım bu galiba!
-Bak ilerde akan küçük bir pınar var istersen git elini ve yüzünü yıka kendine gel, daha sonra konuşuruz.
İlerde akan şırıl, şırıl akan pınara doğru ilerlemeye başlarken yüzünde tebessümler çiçek açıyordu. Düşünceleri ile boğuşması sona ermiş huzura kavuşmuştu. Aklındakiduman, duman olan sisten bulutlar dağılmış, hakikatlerin gerçekleşme cesareti ile karşılaşmanın mutluğundan olsa gerek hafiften gülmeye başlamıştı bile. Bir zindan gibi olan yaşadıklarında merhametten eser olmayan bir anlayışla hicap duymadan gönül sazında aradığı perdeyi nağmeyi aramak yerine boş ve abes işlerle uğraşmanın pişmanlığı yüzünden belli oluyor ve bu pişmanlığın belirtisi olan alın teri alnından boncuk, boncuk yüreğine damlayarak yere dökülüyordu berrak ve tertemiz yere ve toprağa karışıyordu. Tıpkı aç aman bilmez misali idi bu yaşananlar. Hayatın, anlamsız ve manalarla dolu atmosferinde bir an önce kurtulup bu manasızlıkla dolu olan yaşamı zorlaştıran düşüncelerden kurtulup, mana dolu olarak; hayatta anlam ve ifade katan, hayatı anlamlı kılan hayal kırıklıklarını sevince dönüştüren hayal kırıklığına uğratmayan, yaşanabilirlik katan manalarını anlatan, manalarla bürünmüş olarak geri dönmenin arzusu ile huzur bularak ilerdeki çeşmeden bir avuç su alarak yüzünü yıkamaya başladı.
Gökyüzü masmavi; cömert gönül yapıcı, bulutlar; bembeyaz küçük narin adımlarla gezintide, istekli görüntüsü içinde; sakinleşmiş gönül rahatlığı ve huzuru sunmaya hazır,  samimi görüntüsü eşliğinde gökyüzünün maviliği ile nazlı, nazlı uyum içinde dolaşıyordu. 
Kabul görünen, reddedilmeyen beğenilen hoşa giden bu mana ve anlam yüklü gökyüzü ve bulutların bilinen yüzüne aşina olan onlarca ağaçlar, çimenler yemyeşil, ilerde otlayan kuzular; sessizliğin ve huzurun hâkim olduğu hoşnutluğa ayak uydurarak otlanmakla meşgullerdi. İlerde şirin küçük bir ev; kutlu saadetli bahtiyar mutlu görüntüsü içinde,  yaşayanları ve yaşantıları yükselten vasıfları donamış hazır hale gelmiş,  boş içinde mutlu şen seçkin mümtaz insanların gelerek yaşamasını, bekleyen mahzun ama keyif ve sevinç sarhoşluğu görüntüsünde; yumuşak kalpli yufka yürekli, hisli yolcusunu bekleyen hancı gibi bekliyordu. 
Ağaçlar rüzgârın lirik ılık esen coşkusu içinde dallarını özgürce; gaye ve beklenti zenginliğine engel tanımayan edası içinde usulca gayretli olarak sallandırıyordu. Kuşlar; uçmalarında gerekli olan salahiyeti eşsiz güzellikte özgürlükte sınır tanımayan gökyüzünde süzülerek uçuyorlardı. İlerde bir ağaç dibine oturmuş genç kız neşe ve mutluluk elbisesine bürünmüş bu manzarayı, parıltılı şen gözlerle gönül rahatlığı içinde seyrederken, nereden nasılda aklına neden nerden geldiği belli olmayan ve şimdi sırası mı idi düşüncesi içinde suratı bir anda alıngan bir eda ile mahzunlaştı.
 
 Rüzgâr; hayatımızda, yaşamımızda bazen sert, bazen tatlı, bazen hafiften esen rüzgârlar; ihtiras, tutku, endişe, avuntu, gelecekten gelmiş bir haberci gibi esen rüzgârlar. Saygıdeğer bezen'de cömertçe, baş eğmez dirençli olan bezende hayret uyandıran, gönül kırıcı bezende teselli verecekmiş gibi esen rüzgârlar. Burada ihtiras rüzgârında bahsedelim isterseniz. Aydınlık, aydınlık verici olarak hayatımızı ve yaşamımızı idame ederken; gösterişsiz heybetlikten uzak olduğumuzu gösteren içli, samimi; gönül insanı olmak için yolumuza devam ederken; bu çetin, yırtıcı muammalarla bezenmiş yolda, sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde yürürken tek başımıza olmadığımızı kendimize ve topluma, ailemize olan sosyal sorumluluğumuz bilincinde olmalıyız. 
 
Bu topluma veya tüm insanlara; saygı duyulan, sağlam kişilikli, ender insanlar olduğu düşüncesi içinde olgun hareketler ve düşünceler içinde olmalıyız. Etrafımda esen sert rüzgârlara kapılarak karşımızdakini dinlemeden kendimize verdiğimiz değerden daha aşağı değer vererek değil de, daha yüksek değer vererek; içtenlikle apak yıkanmış gönül gözümüzle tartmalıyız ki; toplumda saygınlığı hak ettiğini, imrenilecek güzellikte, erdemli olduğunu görmeli, hissetmeli. İhtiras rüzgârı esmeden bu rüzgâra kapılmadan önce bilmeliyiz ki ihtiras; gözleri kör eden, insan ilişkilerini ve toplumu bitiren, öldüren;  önündeki derin çıkılması mümkün olmayan çukuru görmeye engel olan genelde patlamaya hazır bir güç veya sonu olmayan akıntıya kapılası bir duygudur ihtiras. 
 
Bu iradeye" yani ihtiras rüzgârına kapılmış" sahibi olmak duyarsız başıboş, vurdumduymaz yırtıcı bir kuş gibi uçarak etrafına zarar vermek sendeki değerleri yok ederek; sert uçarcasına esen rüzgârdan ve yağan yağmurda kaçan düşmemek için olağan üstü gayret sarf edenler; seni sığınılacakmış bir liman gibi çekici ve cazip görenler, gönül insanı olduğunu sergileyen görüntüne aldanarak sana yaklaşınca batmakta olan çamur deryasında olmanı ve bedenini saran ihtiras duygusunun çıplak bir şekilde görmeleri ve en acısı, en kederlisi de baltaya sap olmamış sap gibi; ahenksiz uzlaşmasız tavırla durmak olsa gerek. Söz söylenecek ve söylenecek sözün değer görülmediği, vurdumduymaz, duyarsız olmak bezenmiş olan ihtiras rüzgârına kapılmadan; olgun, mütevazı, kucaklayan farklı olduğumuzu hissettirecek; tüm kötülüklerden arınmış temiz pak, yılmaz irade sahibi yol gösterici sağlam kişilikli olmak en güzeli ve en alasıdır yani alüyyül ala' dır.
Basiretimizi bağlayan toplumu yok eden yaşanmazlık katan bu ihtiraslarımızdan uzak durmak gerekir. Bariz olanı görmek; bir durum muhasebesi yapmalıyız en başında. Bıkkınlığa usanmış yaşama sevincini umudunu yitirmişliğe sahip olmak, cehaletin havuzunda yıkanmakla eş değerdir ihtiras. Öz esas maya, bakış açısı. Zekâ, bilgi kavrayış nimetleri ile bize sunulan düşüncelerimizi ve düşünceleri yok etmek yerine saygı duyarak, erdemli olarak karşımızdaki insanı dinleyerek değer vererek yaşamalı ve bu yaşamda gönül huzuru, bolluk bereketle fışkıran toprağımızdaki hazineleri paylaşarak" hakimane" irade içinde yaşantımıza yön vermeliyiz.
Dünya hepimizin dünyası, hepimiz; üstünlük sağlamadan bu yaşamda taraf olmadan üzgünlük gam ve kederi yok eden özgür olan düşüncelere karşı cömert alçak gönüllü, olarak akarsak sadece" kendi düşüncelerimizi" -despotça- hazince; sonunda heder olacak bir güçle kabul ettirmeye çalışırsan hengâm'a'' "seslerin birbirine karışmasına"  neden olan zamanda, mevsimde yaşamaya benzer ki kimin ne söylediği anlaşılmadığı gibi kavga ve gürültü ile de bu zorbalıkla devam etmez ve devam etmesini beklemekte aptallıktan başka bir şey değildir.
Hisler ve duyuşlar; çok önemlidir insan hayatında ve yaşamında. Bunları duymakta daha da çok, çok önemlidir. Iskarta ve ızdırap dolu bir yöne götüren kulakla, bir duyuşla ve hissiyatla değil, ihya edici, inayetli bir duyuşla, hislerle duymalıyız ki bu duyuşları ve hisleri; toplumda, yaşamda"inkişaf"halinde olmalı ve çekirdek gibi gelişmeye geliştirmeye müsait olan kabiliyetle hissiyatla duymak gerekir ki; toplumda huzur mutluluk, gelecekteki tedirginlik son bulsun yaşam ve hayat latiflik ve hoşlukla ihya edilmiş manidar olarak devam etsin. 
Hem bunu" idame" ettirmede engel olacak olanlar; buna engel olacağı kabiliyetine sahip olduğunu düşüncesinde olanlar ve bu güzellikleri yalnızca kendisine has veya kendi düşüncesi içinde eriterek başka anlamsızlıklar katarak empoze etmek gafletinde bulunanlar bu "Hisler ve duyuşları" mikro derecede görenler, toplum tarafında bir anda kendini bela ve felakete götürecek olan " muhteşemlikle bezenmiş saf arı, naziklik ve zarafetle ve incelikle bezenmiş"- tokat-ı ile uyanmamacasına yok olacaklardır. 
Bunu iyi bilsinler ve bir yere not etsinler veya silinmez mürekkeple yazsınlar; akıllarına yazsınlar diyeceğim olmaz çünkü- akıllarında kırk tilki dolaşıyor ve bu kırk tilkinin kuyrukları birbirine değmesin diye uğraş içinde oldukları - için not alsınlar diyorum. Bırakın bunları düşünmeyi kırk tilki bir arada yaşarsa muhakkak ki kuyrukları birbirine değecek. Çok kurnaz oldukları için midir nedir tilkinin kuyruklarında, kuyruk değil de sanki başka bir şey takılı olabilirmiş düşüncesi ile bu kuyruklarla uğraşıyorlar galiba zannımca. Açın tıkalı kulaklarınızı bre gafiller niye sucusun, bucusun, ilericiyim, dar görüşlüsün veya İzemlerle uğraşıyorsun ?"Âlemlerin rabbi olan sonsuz kerem ve kudret sahibi olan Allah "insanın düşünce ve yaşam özgürlüğünü serbest- bırakmışken iyi ve kötü olan yolu, ışık gibi gözler önüne sermiş iken ve bu iyi ve kötüyü seçmede insanları özgür bırakmış iken- ,benimki daha iyi diye neden uğraşıyorsun? Dostça yol alarak düşüncelerinizi özgürce; aydınlık olan bu yolda, paylaşarak iyi ve kötüyü bularak ve seçmeye müdahale-özgürlüğe ve özgür iradeye müdahale- etmeden, doğru olanı kabullenin olsun bitsin. Bu çok kolay ve anlaşılır olandır. Dünya malında gözü olmayan kanaatkâr olanla, yola dostça çıkıp; tilki gibi kurnazım diyerek düşünürsen sakın ha böyle bir düşüncede olma, ava giderken avlanırsın. Dünya yeryüzü geniş korkma dolaş geniş olduğunu görürsün.
Hikâyemize devam edelim. Pınardan elini yüzünü yıkadıktan sonra tam kalkmak üzere iken arkasında duran genç kızı görünce irkilerek.
-Allah!!
Diye bağırarak kenara çekildi.
Genç bir kız yirmiyaşlarında, başıörtülü, şalvarlı zayıf esmer karakaşlı kara üzüm gözlü, bir güzeller güzeli genç kız elinde testi bekler görünce. Yine hayretler içinde.
-Bugün bu kaçıncı hayret edişim bende unuttum!
Diye söylenirken genç kız kendisini hayretler içinde baktığını görünce
- Sende kimsin? Burada ne arıyorsun?
İçinden bu bugün sorduğum kaçıncı soru diye geçirirken genç kız
-Benim ismim nefise, sizi biraz önce kendi kendinize konuşur iken gördüm ve sizi izliyordum!
İnsan şaşkın bir ses tonu ile
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

30 Mart 2015 Pazartesi

Kayalıklardaki Tesadüf 1.Bölüm



Kayalıklardaki Tesadüf 1.Bölüm

Kayalıkların kenarında yürüyen genç kadın çok dalgındı. Gözlerinde dökülen yaşlar yanağında sinesine süzülüyordu.

Esen fırtınadan saçları dağılmış, rüzgâr estikçe gözün önünde eserek yüzünü kaplıyordu. Uzaktan bakınca dertli olduğu her halinden belirli idi.

Bir gölge gibi kendini takip eden geçmişinden kaçarcasına kaylıkların ucuna geldi. Uçuruma geldiğinin farkında değildi âdeta.

Bir demet gülmenin mutlu olmanın eseri yüzünde ve yüreğinde yok tu.

Tam adımın uçurumdan atacağı an kolundan yapışan bir el onu yakaladı. O an birden ürperti içinde ayıktı, etrafına bakındı, şaşkındı. Buraya nasıl ne zaman geldiğini hatırlamıyordu. Karşısındaki delikanlı heyecan ve endişe dolu ses tonu ile.

—Hanım efendi ne yaptığınızın farkında mısınız? İntihar etmek istiyorsanız hem çok gençsiniz, hem de intihar etmek problemlerinizi çözmez ki.

Şaşkındı konuşamıyordu.

—Tesadüfen bugün kulübenin tamiratı için uğramıştım, sizi öylesine dikkatsiz şaşkın yürüdüğünüzü görünce koşarak yetiştim, yoksa az kalsın. Neyse çok şükür bir şey olmadı belirli ki ne kadar sevdiyseniz çaresizliğin ıstırabına yakalanmışsınız, hayat bu bazen yakamıza yapıştı mı bırakmıyor. Neden konuşmuyorsunuz? Bana yaslanın kulübeye kadar gidelim biraz uzanın kendinize gelince konuşuruz. Genç kadın delikanlının omzuna yaslanarak kulübeye doğru yürümeye başladılar.

Kulübenin kapısından içeriye girdiler. Delikanlı genç kadını tahtadan yapılmış sedirin üzerine oturttu. Bir bardak su getirerek içmesini sağladı. Genç kadın iki yudum suyu içti tahta sedirin üstüne uzandı.

Karanlık mazinin derinliğinde yavaş yavaş uyanıyordu genç kadın. Alnında terler, gözlerinde yaşlar boşanmaya başladı. Delikanlı hemen koşarak uzanarak yatan genç kadını kaldırdı.

—Ağlamasanız diyeceğim ama ağlamak en güzeli ama fazla ağlamayın, alın gözyaşlarınızı silin.

Delikanlının elinde uzattığı mendili genç kadın alarak akan gözyaşlarını sildi. Delikanlı

—İsmim Remzi, onu çok sevdiğiniz belirli ama onun gittiği yere böyle gidemezsiniz ki. Haydi, bana neler olduğunu anlatın hem böylelikle rahatlamış olursunuz.

—Özür dilerim, inanın o an oraya nasıl hangi duygular içinde geldiğimi hatırlamıyorum. Tek hatırladığım onunla buralara gelmekten çok hoşlandığımızdı, o eski günleri yâd etmek ve rahatlamak için arabamla buraya geldim. Gerisini hatırlamıyorum. Siz ümitsiz aşkımın bende yarattığı derin acıların izini yaşadığım anda yetiştiniz, gelmeseydiniz belki de o uçurumun dibinde cansız yatacaktım. Size müteşekkirim. Bu arada ismim fulya, tanıştığımıza memnun oldum.

Çok şanlısınız her ay buraya gelerek bu kulübede bende sizin gibi o eski mesut mutlu günlerimizi hayal ederek o günleri yaşamaya çalışıyordum. Arabadan inerken gözüme takıldınız. Oysa buralarda yalnız bir genç kadının dolaşması pek hayra alâmet değil diyerekten peşinizden geldim, lâkin siz bir serseri ayyaş gibi kayalıklara doğru yürürken arkanızdan koşarak sizi son anda yakaladım.

Remzi

—Bende memnun oldum, böylesine tanışmak istemezdim, ama nasip kısmet böyle imiş. Şimdi sıyrılın sizi saran umutsuzluk ve hasret örtülerinden. Yeniden bir güneş doğdu artık bundan sonra sizin için. Az önce ölüme giden siz ve şimdi capcanlı hayatı yaşayan siz.

Fulya

—Çok haklısınız, saatlerce yüreğimi parçalayan hoyrat ayrılığın acılarından kurtulmak öyle birden bire olmuyor, ama bundan kurtulmaya çalışacağıma inana bilirsiniz, çünkü sizin dediğiniz gibi az önce ölüme giden ben ve şimdi capcanlı hayatı şimdi yaşayan ben. Biliyorum yapmaya çalıştığım hoş bir davranış değildi ama.

Mehmet Aluç

Devam edecek...

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

9 Mart 2015 Pazartesi

Edebiyat Haberleri-Güncel-

Ünlü yazarın gizemli aşk romanı gün yüzüne çıktı,roman

Ünlü yazarın gizemli aşk romanı gün yüzüne çıktı

 Gizli aşk romanı ortaya çıktı! Ünlü yazarın gizemli romanı gün yüzüne çıktı
Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un kızı Şirin Aytmatova babasının basılmayan romanını bulduğunu söyledi.
Aytmatova, kendisi dışında kimse tarafından okunmamış olan romanın Büyük Çüy Kanalı'nın inşa döneminde yazıldığını ve tarihî aşk romanı olduğunu iddia etti.
Aytmatov'un çalışma odasında el yazması şeklinde bulunan romanın basılı halinde 200 sayfalık kitap haline geleceğini belirten Aytmatova, romanın iki sayfasının ise kayıp olduğunu söyledi.

"Yeryüzü ve Flüt" adlı romanın 1940'lı yıllarda Büyük Çüy Kanalı'nın inşa çalışmaları dönemini hatırlayan baş kahramanın anısı şeklinde yazıldı. Söz konusu çalışma İpek Yolu üzerinde gerçekleştiğinden aynı zamanda arkeolojik kazılar da gerçekleşmişti. Romanın baş kahramanı Budda heykeli bulur ve hikâye örgüsü devam eder.

Şirin Aytmatova'ya göre Sovyetler Birliği dönemindeki Kırgızistan hakkında çok az bilgi var. Roman o dönemi göz önüne seriyor.
Aytmatova, "Roman tarihî olmakla beraber aşk romanıdır," sözleriyle romanın heyecan dolu olacağını dile getirdi.
"Cemile" gibi dünyanın en güzel aşk romanlarını yazan Cengiz Aytmatov'un "Selvi Boylum Al Yazmalım" adlı romanı, 1976 yılında yönetmen Atıf Yılmaz tarafından sinemaya uyarlanarak, Türk sinemasının efsaneleri arasına yerleşmişti.

CHA
Kaynak:http://kaanil.blogcu.com/unlu-yazarin-gizemli-ask-romani-gun-yuzune-cikti/12996880

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç