Bu Blogda Ara

deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2021 Cuma

 

  İmkânsızlık İçinde Gönülde İmkânı Bulmak

 


İnsan bazen hayatın zorlukları karşısında öylesine zorlanıyor ki çıktığı dik yokuşun bir düz yola çıkacağından emin olmazken birden düz yola çıkıyor. Bu dik yokuş öylesine bir günde bazen bir ayda düzlüğe çıkamıyor. Biraz sabır çaba özveri istiyor. Bu dik yokuşta bunlarla olmak bazen zordan öte sanki imkânsız gibi oluyor. Hayat sana yürü derken, fikrinde düşüncende nefsin fısıltıları içinde hayat denilen hücrende sanki bir adım atarak dışarıya çıkamayacağını, nefsin arzu ve isteklerin bu telkinlerin benimle uzlaşı içinde ol, ben ne dersem yap diye fısıldarken, senin iki koluna yapışmış tutmuş jandarma gibi kollarında istediği yöne çekerek götürüyor sanırsın, sanmaktan öte öylede oluyor! Karşında hayatın gerçeklerine giden kapıyı üzerine kapatarak, kurduğu mahkeme de yargılarken bulursun! Sıraya dizilmiş çıkar ilişkilerinin temsilcileri, bana ne diyen şirketin yöneticileri, aman sende diyenlerin gözü açıkları beklerle seni yargılamak gerçeklerden uzaklaştırmak için!

 

Tek suçun gerçeklere ulaştıran kapıyı açmak için az zorlaman, onları terk ederek kurtulman! Ellerin de somut kanıt var, terk etmeyi gönülden istemek, yalanlarından gerçek olmayan söylemlerinden bir an önce kurtulma isteğin…Sanki gönlün bir avukat seni savunmak için bekliyor karşılarında güçlü duruşuyla, lakin onların çoğunluğu bu işin zorluğunun kırmızı lambasını yakarken, peş peşe sıraya dizilmişler seni içeride tutarak, gerçeklere ulaşman engel olmak için yoğun çaba içindeler.

 

Diğer seyirciler onlara kanmış onların peşinde giden seyirciler onların odaya girmesiyle ayağa kalkarken, bir tek sen ve gönül olan avukatın kalkmıyor. Şaşırıyorlar…Salonda karışık hayret dolu şaşkınlık ifade eden sözler yankılanıyor. ” Neyine güveniyor bu kaçınılmaz olandan”.

 

Tarafsızlık dersen arama bunlardan bulamazsın tek tarafları kendi yanları! Bunlar varlıklarıyla günümüzde yankı yapmış popüler olmuşlar, kitleleri peşinden sürüklüyorlar! Yükseklerde otursalar da alçaklardan daha alçak görünüyorlar yaptıkları yanlışlıklarla haksızlıklarla…Karşıda oturan çıkar ilişkilerinin patronu sanki ona “Aslanım aslan gibi kükreme, kedi gibi miyavla gel yanıma otur dizimin dibinden, benden kurtulamazsın kaçışın yok, bir kartal gibi seni yakalayarak kendime av yapacağım, bak etrafına görürsün binlerce avımı!” Bir an ürperirsin bunca gördüklerinin karşısında, gönül sana sakin ol dava bizim kazanacağız der…

Mehmet Aluç

Devam edecek İnşallah

2

Bütün hepsi bakışlarıyla seni esir almak için bakıyor, kaçışın yok gibi. Senin gerçeği istemen ona ulaşman onları tahtından edecek onlar için senin isteklerinin bir önemi yoktur. İğrenç değersiz birikimleriyle seni geçeğin yolunda ayırmaktır tek gayeleri. İnsanı adeta parça parça yiyen parçalayan adımlarıyla sana yaklaştıkça odan küçülüyor duvarların üzerine yıkılacakmış gibi oluyor. Çürümüşlük kokan sokaklarda seni çürütmek değerinden ne varsa yok ederek değersiz yapmanın peşindeler. Tam kendini savunmak için izin istersin” Otur yerine hadsiz” diyerek karşı gelir kendileri hadsiz olanlarca! Gönlün seni savunur, sunduklarının gerçekten çok ayrı apayrı olduğunu söylese de mahkûm ederler bir ömür sürünmen için.

 

Bir anda hakikatin tek sahibi Yüce Allah C.C. Sığınırsın “Rabbim ben bittim sen yettin” diye. Açılır mahkemenin kapısı büyük bir gürültü içinde, yıkılır mahkeme platformular, koltuklar, çıkar ilişkisinin patronları yöneticileri, benlik vs. Gelen aşktır ne varsa içinde atar dışarıya çöplüğe, yerleştirir içine “imanı, hakkı, hak sevgisini, Resul sevgisini, kendisini, insanı sevmeyi…Yıkar bencilliği çıkarı, tıkarı, sıkarı, bilmem kıçı dört buçuk atarı… Artık oyun bitmiştir bir anda dik yokuşlar düz yola çıkmıştır, Rabbin yardımıyla…Oysa onlar” Sanık ayağa kalk” demeden önce, aşk bağrı hak aşkıyla dolu olanların yangını hakkın yardımıyla söndürmüştür. Biraz önce şaha kalkmış egolarıyla kalkışmada bulunarak kendini bir şey sanalar yok olmuştur bir anda…Hayat bu az sabır ister, az özveri çaba tabi ilk önce gerçeği istemek ve aramak ve yola çıkmak, Vesselam.

Mehmet Aluç


28 Şubat 2021 Pazar

Eskilerini Çöpe Atın Yenilerini Alarak Hayatınıza Devam Edin!

 


       Eskilerini Çöpe Atın Yenilerini Alarak Hayatınıza Devam Edin!
 



Pandemi den önceki ayrılık kapıları kapanarak, dostluğa sevgiye birbirimizi anlamaya açılır mı acaba? Hayır hayır, dönmek olmaz diyerek, dönmeyenlerden mi oluruz acaba? Yoksa bu dündeki ayrılıklar hiç olmamalıydı diyerek, koşarak birbirimize muhabbetle koşar mıyız acaba? Gönüller sevgiyle aşkla yeşermeli, insanın saran ellerindeki gönlündeki sevgiyle bulutlara değmeli diyerek, sevgi ile koşanlardan olur muyuz acaba? Ne çok zor sorular bunlar! Rabbim yardım ederse elbette ki dündeki ayrılık kapılarını kapatarak, anlayış sevgi hoş görü kapısını açarız, yoksa dünden daha kötü benliğimizle hırsımızla ders almadan daha kötü günlere Rabbim korusun, gideriz yoksa!


Bu günlerde dündeki yalnızlığımızı dostluk neşeyle gerçekten sevdiğimizi/sevildiğimizi nasıl anlarız? Tabi ki pandemi ’ye bakarak, bize kazandırdığı yasakları tedbirlerin dünde de var olduğunu anlatarak, aradaki boşluğu sevgi ile muhabbetle doldurarak her şeyi sileceğimiz mesajını anlayarak…


Dezenfekten anti bakteriyel yönde çok güzel buluşlarla çalışmalarla ilerlemek adına bayağı yol kat ettik lakin hep vatandaş daha fazla tüketsin diye, yeni bardaklar tabaklar demlikler tavalar çıkarak dezenfektanlar, eskilerini çöpe atın yenilerini alarak hayatınıza devam edin diyen tüketim çılgınlığıyla, zaten zor geçinen vatandaşın omzuna sırtına yükleri ekleyerek devam etmek, mesajdan çok kazanımlar için koşmak adına sevindirici olmasa da çalışmalar adına sevindirici ve bizi cebimizde olmayan para ile borca girerek, devam etmeyen virajlı yollar içinde kaybolmamıza sebebiyet verirken, inşallah virajı yollar düz yollara çıkar Rabbim izni yardımıyla inşallah.


Üstat Sezai Karakoçun dediği gibi:
 
Ben geldim geleli açmadı gökler;
Ya ben bulutları anlamıyorum,
 Ya bulutlar benden bir şeyler bekler.
Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum...
Ben geldim geleli açmadı gökler.
Bir yağmur bilirim, bir de kaldırım:
 Biri damla damla alnıma düşer;
Diğerinde durur göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler:
Bir yağmur bilirim, bir de kaldırım.


Bulutlarla gökyüzü içini sevgi ile doldurmamızı dostlukla kardeşlikle beraberlikle doldurulmayı bekler doldururuz inşallah üstadım inşallah…
 
Bulmak için teselliyi birbirimizde var olmamızla ararken, birileri hala bu teselliyi saklayarak biraz maddiyat yükleyerek, paran varsa teselliyi bulursun kendini korursun mantığıyla inşallah çalışmalar yapmıyordur! İnsan oğlu benliğinden sıyrılmak yerine ona sarılarak hayatına devam ettikçe, teselliyi daha çok arayacağız gibi, inşallah hemen buluruz birbirimizi muhabbetle dostluk kardeşlikle bu pandemili günleri atlatırız. Aramızda bıraktığımız boşluğu inşallah pandemi ile değil, dostlukla berberlikle sevgiyle doldurarak pandemili günler beraberce yok edenlerden oluruz inşallah, selamlarımla.


Mehmet Aluç
 
 


4 Eylül 2018 Salı

Düşlemek Duayla İstemek Beklenti İçinde Olmak Var Oluşumuzun Gereğidir.




Sonbahara girince havalar serinleyecek derken, odalarda hala sıcaklık devam ediyor. Balkon odaya göre daha serin, sıcakta çok ter döken ben-herkes sıcaklığı hissederken ben sıcaklıkla döktüğüm avuç avuç terleri hissediyorum- gecenin saat üçünde balkonda az serinleyerek bu yazımı yazarken bir demlikte  ada yeşil ve siyah çayı karıştırarak demli demli yudumluyorum. Diyeceksiniz ki ne alaka üç adet çayı karıştırıyorsun. Ada çayı terlemeyi önler yeşil çay bir antioksidan siyah çayı da çok seviyorum üçünü bir arada demleyerek yudumluyorum. İşte ben böyle serin havanın içeride esmesini beklerken-Vantilatörde çalışıyor fayda etmiyor- balkonda yazıyorum. Yarın aklıma koydum bir klima yapacağım kendi ellerimle inşallah, başarılı olursam yazacağım nasıl yaptığımı.

Düşlemek en güzeli, kulunu bu hal üzerine düşündüren Yüce Allah elbet bir çaresini olurunu vermiş nasip etmiştir ki düşündürür, bilirim diyerek düşleyerek serinlemenin yollarını arıyorum. Ne demişler bekleyen değil, yola çıkan arayan bulur. Böylesine tutarsız değildir bu aşırı terlememin vardır bir hikmeti… Mevla’nın izni yardımıyla, beklentilerimizi dualarımızla isterken yüce Mevla verendir. Farkındaysanız düşlemek beklentilerimizle istemek tüm olumsuz tutarsız sandıklarımız bir dua ile yok olurken, bizi çok seven Mevla’nın büyüklüğünü ve bizi çok sevdiğini güç ve kudretini saymakla bitirilmeyecek yüceliğini keremini ihsanını… Karşılığı oluyor, binlerce kez şükürler olsun Yüce Mevla’ya, serinleyeceğimin düşüncesi bile şimdiden beni üşütmeye başladı desem yeridir.

Kimileri vicdansızlığıyla var oluşumuzun bir sonu yokmuş gibi, bizim doğumla ölüm arasında yol alan olduğumuzu unutarak, insanların temel beklenti ve umutlarını yok etmek sömürmek için savaş kaos darbe, kur baskısı ekonomik çöküntü içinde oyunlar oynarken, en acısı da içimizde beraber yaşadığımız insanları da kandırarak, safına almasını görmek, onların bu var oluşumuzun ölümle sonlanacağı ve hesaba çekileceğimizin gerçeğinden uzak olmaları acı ve ıstırap veriyor. Gerçi asırlardır “Hak ile Batılın” savaşı devam ediyor ve kazanan hep hak oluyor ve bu gerçek hiç değişmiyor. Farkındaysanız yine bu savaş içinde düşlerimiz beklentilerimizi istediklerimizi yok etmeye çalışanlar dua’nın gücünden habersiz yol alırken, bizler gönlümüzde dilimizde dua ile birbirimize dua ederken onlar kaybeden oluyor, buradaki sırra vakıf olabildiniz mi acaba?
Onlar var oluşumuzun anlamsız olduğunu ispatlamak için ha bire saldırırken yok etmeye çalışırken kendileri kaybederek, bizim var oluşumuzun anlamalı, kendilerinin cehennem çukuruna giderek anlamsız olduğunu bize Yüce Allah yenilgileriyle gösteriyor. Açın bakın tarihe hep kaybeden batıl olmuştur. Bizde kaybetmedik değil lakin tekrar dirilişle imanla kalkarak kazanan biz olduk Mevla’nın yardımıyla keremi ihsanı lütfü ile. Onlar nefretleriyle yeri göğü doldurmaya çalışırken bizler merhametle yeri göğü hep dolduranlar olduk çok şükür…

Konu nereden nereye geldi Mevla’nın hikmeti keremi ihsanıyla, son bardak çayımı yudumlarken yazıma son noktayı koyarken sizleri cümlesiyle Mevla’ya emanet ediyorum, selamlarımla.

2 Temmuz 2017 Pazar

Hayatın Sırrı Sensin Değerlisin Ve Özelsin



Elimize geçen mutluluk anları, bizim için uzun boylu bir servet değildir. Hafifi hafif yudum yudum içerek, zamana yaymamız gereken bir an ve zaman dilimidir. Bu mutluluk gönülden sevmeyle gönüle değer vermeyle, elde edilen bir duygudur. Öylesine lafta kazanılacak bir duygu değildir, paylaşmak vermek kucaklaşmak ile elde edilendir bir ömür boyu. Bundan gayrısı uzun süreli değil, kısa olan bir mutluluktur, parayla anlık alınan mutluluk insanı bir an mutlu eder, ileriye taşımasına izin vermez, mutluluk vermekle paylaşmakla mutluluk olur anlam ve mana taşır. Karşındaki insanları gerçekten düşünen birisi olmak, mutluluğun bir ömür boyu sürmesine yetiyor. İstediğimiz hayatı kendi tercihlerimiz doğrultusunda bencilce yaşamak, yaşamak değil ama yaşıyoruz? Kendimiz için istemek kazanmak değil, en sonunda kaybetmektir bilmiyoruz, ya da biliyoruz belki değişir zaman o anda benim sadece benim olur egosu ile mutluluğun kapısını, kapatarak yaşıyoruz… 

Hayır, bu hayat bu ömür dünya benim değil, bizim demeyi öğrendiğimiz zaman mutluluk, hepimizin bir ömür boyu olacak ve ahirette de mutlu olmamızı sağlayacak, ama gel gör ki bunu söylemekten itiraf etmekten de uzağız! Ulaşılması mümkün olmayana ulaşmak, katlanılması tek başına zor olan sıkıntılara tek başına katlanmak, ne kadar aptalca ve delice olduğunu bilmemize rağmen hala peşindeyiz, tek başına ulaşılması mümkün olmayanın peşine… Oysa bizler beraberce yaşamak zorunda iken nasıl aptalca, insanları hayatımız merkezinde, sahilinde bir kalemde siliyoruz? Aslında onları silmek, kendimizi silmektir ama lakin iş işten geçtikten sonra öğreniyoruz, lakin buda fayda vermiyor, geri dönüşün kapısını açmıyor.

 Önce kendimiz için değil, toplum için yarınlarımız ailemiz için biz iyi bir vatandaş olmalıyız, iyi ve güzeli önce karşımızdaki için hissetmeliyiz ki, karşımıza da kendini iyi hissetsin ki bizde güzeli yaşayalım hissedelim mutlu olalım… Elimde olanları almaya geliyorlar mantıksızlığı ile köprüleri yıkmak, kendini yolunu yıkmaktır… Kendin için değil toplum için yaşamaya çalışırsan, yaşamayı mutluluğu gülümsemeyi bulursun ve anlarsın yaşarsın yaşatırsın…

Nefes alıp vermek dışında nefes olmak, hayatı boş görmek yerine, hayatın dopdolu olduğunu göstermek zor olsa da, seni o an anlayanların olması üzücü olsa da sen vazgeçmeden devam et, bu güzelliği insanlara vermeye kapısını açmaya girin gelin demekten vazgeçmeden anlatmaya göstermeye gayret et… Bakarsın bir süre sonra insanlar yanlışlarını görür, sana doğru koşarak gelirler, mutluluğa vererek sararak kucak açarlar… Yapmak istediğin bu güzellik, her zaman istediğimiz gibi olmasa da sen görevini yap insanlığın ne olduğunu göster, ömür boyu gayemiz öğrenme gayreti içinde olmakla öğrendiğimizle, insanlara ulaşmakla varmakla yanında olmakla alakalı.

 Hayat, acısıyla tatlısıyla, iyi günleri, kötü günleri ile var olan bizi saran, sabırla olmamızı birlikte el ele gönül gönüle yenmemizi hatırlatan, bir rehberdir. İnsan gülümseyemiyorsa onunla ağlamalı, acılarının yanında olduğumuzu göstermeliyiz, çaremiz varsa sunmalıyız yoksa da acısına ortak olmalıyız, budur insanlığın mutluluğun kaynağı. Ağlayanla ağlayabilmeli güldürmeli, gülenle gülmeli ağlatmamalıyız. Hayatındaki benlik duvarlarını hep bana bana mantığını yıkarak, insanları kucaklayarak yolumuza devam etmeliyiz. Yoksa kendi ördüğümüz duvarın altında kalarak mutsuz yalnızlığın havasızlığında ölür gideriz, elimiz gönlümüz ömrümüz boşa harcamış olarak. Ölümden sonra Yüce Allah “Ey kulum bana gelirken dünyada gönlünle elinle fikrinle ne getirdin diye sorduğunda” ne cevap veririz bunu da düşünmek zorundayız. Hayatın sırları gizemleri sensin ve sen bu değerlerinle değerlisin ve özelsin.
Mehmet Aluç

22 Mart 2017 Çarşamba

Var Olmak Ve Var Olmanın Farklığı İle Yaşamak

                       
farklılık ile ilgili görsel sonucu
                    

İnsan olarak yaşadığımız bu dünya üzerinde, var olduğunu farklılığını iradesi ile bu hayatta olduğunu, merhameti hatta bu merhameti sağlayan Yüce İslam dini ve imanı gönülden gülümsemesi ile belli eder ve insan olarak var olduğunu ispatlar. Yoksa zulüm ederek düz yolu yokuş ederek karalayarak, falan filan insan olmadığını kendisinin bir değerinin varlığının bir hiç olduğunu ispatlar. Yüce Allah c.c gönderdiği İslam dini ve nur Kur’an ile biz insanların bilinçlenerek yaşadığımız her anı, bu İslam Ve Nur Kur’an ve nur Resul ile süslememizi ve hayatımızı da bu emirleri doğrultusunda uygulamamızı istemektedir. Bu emirler biz kulların, bu dünyada tüm güzelliği merhametin ekseninde imanın görüşünde Nur Kur’an ve Nur Nebinin peşinde giderek, sürdürmemizi istemektedir. Bu emirler ile kul aklını başına toplar izan ve akıl ile yol almasını sağlar ve dünya ahiret mutluluğun kapısını cennete açtırır. Gerçek hayatımıza ve bize özgürlüğün kapısını açacak tek şey, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah c.c. teslimiyettir.

İşte bu yüce dinimizin bize sunduğu farklılık, tüm hayatın her alanında insana ulaşmada yardım etmede, birinci vazifeli olarak bir yük yüklemektedir. Yalnız kendinin değil, insanlığın mutluluğu için derdine çözüm aramak için, sen bu âleme geldin derken, yalnız olmadığını Âlemlerin Rabbinin yardımını da yanında olacağını bildirmektedir, Nur Kur’an ve Nebisi ile. Hayatın her alanı, gönlündeki İman din Nur Kur’an Nur Nebi ile nüfuz etmeyi tüm sorunları bu görüşün bakış açısı ile çözmeyi, bize bir vazife olarak vermektedir. Cevapsız sorulara cevap, çözümsüz çözümlere çözüm, derdi olana derman deva üretmeyi aramayı biz kullara Rabbim birinci ve tek görev olarak, diğer kullarının mutluluğunu ve saadeti için çalışmamızı istemektedir. Öyle ise bu mükemmel din mükemmel Nur Kur’an ve Âlemlere Rahmet Peygamberin izinden, neden gitmekten zorlanıyoruz uzaklaşıyoruz? İşte var oluşumuzu farklılığımızı dünyanın daha güzel olmasını bununla sağlamak var iken, bize bu bir lütuf olarak sunulmuş verilmiş iken, bundan kaçmak sadece aptallık olacaktır, nefis şeytan ile arkadaşlık yaparak, geçici dünyanın yalanına aldanmış olacağız. Bilinmezliğe insanı sürükleyen insanın dünya çıkar ilişkisi ile örülmüş insan fikri düşüncesi peşinde sürüklenmek gitmek, bizi sonsuz hayata ve mutluluğa kesinlikle ulaştırmayacaktır.

Biz uzaklaştıkça, çözümler devalarda bizden uzaklaşmaktadır ve sancılar hayatımızın her alanın sararak bizi çaresiz soluksuz dermansız bırakmasına fırsat vererek, bizi yok etmesine olanak ve imkân vermiş olacağız. Eskiyen bizi aklımızı düşüncemizi her an canlı tutan bu değerlerimiz, bizi yeniden her an her saniye güncellerken diri tutarken yenilerken, bunun tam tersi, bizi eski kokuşmuş insanların peşinde gitmeye zorlayan fikirlerin düşüncelerin peşinde gitmek hem dünyada hem de ahirette ebedi saadete ulaştırmayacaktır, bu böyle biline vesselam. Selam ve dua ile.
Mehmet Aluç

21 Mart 2017 Salı

Bugün Şiir İle Olun Ve Bir Hayal Kurun Onunla Beraber



Şimdi geçin oturun koltuğunuza şöyle genişçe yayılın şiir ile kendinizi dünyanızı şöyle bir güzel hayal edin. Şiirdeki güzellik gülümseme gönül güzelli ile bir mutluluk denizinin sahilinde gezintiye çıkın.
Şimdi bu gönül güzelliği içinde gönüllere ulaştığını birbirinize sarıldığınızı tüm nefret ve kinlerin yok olduğunu görünce gülümsemenin özgürlüğü ile uçtuğunuz kavuştuğunuz hayali olsun. Bir anda bizi çepeçevre saran bireysel hatta bencilce bitmez tükenmez isteklerimizden kurtararak, toplumsal mutluğun kapısını açmaya götürdüğünü hayal edin tabi şiirdeki gönül gibi sizin gönlünüzde tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Hayal edin haydi korkmayın çekinmeyin…

Şiirdeki hecelerin mısraların güzel dokunuşları ile geleceğe bakın gözünüzdeki gülümsemeleri hissedebiliyor musunuz? Bu hayalin içine tüm ecdadı yaşanmış olan tarihi, geçmişi,  katın içine. Hatta bazen çok sıkıcı gelen anımızı koyarak onu mutluluğa dönüştürmesi için içine bunu da, ne buldunuzsa ne kadar üzücü anınız yaşantınız varsa koyun içine gülümsetsin aynı sizin şu anda gülümsediğiniz gibi. Bir anda şiirin gülümsemesi ile sizde dünyada gülümseyecek siz bu şiirle bu hayalinin ortağı olmak istemez misiniz? Haydi, bu hayali kurun ve ortağı olun sadece kendiniz için değil bir yerde bir köşede sıkışmış hasretle yol gözleyene ağlayana koşmak ona şiirle kazandığınız kendi özgürlüğünüzle “özgürlüğüne” kavuşmasına yardımcı olun inanın ve hayal edin kendinizi bir anda içinde bulacaksınız. Tüm dünyanın aradığı ama bir türlü bulunamayarak insanlığa yetmeyen özgürlüğün kapısını açmış olacaksınız şiir ve şiirle beraber kurduğunuz hayal ile. Şiir tadında şiir dokunuşu gülüşü tadında bir hayat ile bugün Şiir günümüz kutlu mutlu şiir tadında olsun.

Mehmet Aluç

20 Mart 2017 Pazartesi

Tahammül Etmenin Engin Sokaklarında Yürümenin Gezmenin Güzelliği Bilen Hiç Yok

tahammül etme ile ilgili görsel sonucu
   

Birbirimizi anlama konusunda, tahammül etme sınırını aşmak için neden beklediğimizi bir türlü anlamak mümkün değil. Bu sınırı aşarak, anlayışlı herkesin düşüncesini özgürce ifade etmek için adım atmasına karar vermesine tahammül etmenin engin sokaklarında yürümenin gezmenin güzelliğini bilenimiz sanki hiç yok. Sanki bu sokaklarda ihtilal yapılmış, girilmesi gezilmesi bir ömür boyu yasak ve bizlerde, hiçbir şeye uyma konusunda bu kadar hassas olmamıza rağmen, bu konuda o kadar hassas davranarak bu sokağa girmemek için üstün, üstünden de de daha güçlü bir irade ile girmemeyi, bir erdem bir yaşama şekli olarak gülümseyerek kabul ediyoruz! Bu sokağı her kim kapattı ise, şimdi evinde otururken keyif çatarken, bizlerin ne kadar aptal olduğu konusunda, uzun uzun kahkahalar atarak keyif çatarak oturduğundan hiç şüphem yoktur.

Birbirilerimizin açıklarını, kapatmak eksiklerini gidermek yerine, açıklarını ortaya çıkararak hem bu sokağı kapatanların hem de şeytanın ekmeğine tereyağı sürmeyi edepsizce sürdürüyoruz. Demokrasi denilen bu illeti anlamakta zorlanırken, ama tarif ederken o kadar bilgili bir insan gibi davranırken, bir anlamda katılımcı olmanın bu kadar geniş bir özgürlük alanında serbest olmasını bildiğimiz halde, hala dar olan sınırların içinde bu çizgiyi aşarak anlayışlı olmanın engin denizinde yüzemiyoruz ovasında gezinemiyoruz. Ben en iyisini bilirim saçmalığı bu üstün körü anlamsızlık duygusu bizde var olduğu sürece, bu engin anlayış hoş görü sokağına girmekten bir ömür boyu yine mahrum kalacağız, bu bahar havasını teneffüs etmeden, ölüp gideceğiz maalesef.

 Hayatımızı zamanın geniş sahasında geniş adımlarını takip ederek yürümüyoruz bu geniş sahalarında da, neden kısıtlı dar alanlarda paslaşmadan, birbirimizin gözünün içine bakarak, biraz sonra gözlerimizi oymanın hayalini? İşte bunu anlamakta hiç ama hiç mümkün değil. Aman her an benim için her şey adaletli olsun, davranılsın duygusu hassas olsun, başkaları için aman bu beni ilgilendirmez anlamsızlığı saçmalı ile birlikte beraberce ayrı ayrı düşüncelerin harmanında tarlasında, ürünlerimizin hasadını toprağın üzerinde kaldırarak, gönül ambarımıza yerleştiremiyoruz.

Baksanıza etrafımıza aynı kışlada askerlik yaparak vatana hizmet ederken, düğünlerde kol kola halaylar çekerken gülümserken, bir ara, cenazelerde bir birimize başsağlığı dileyerek, ölümün hak sorgu sual vermenin çetin olduğunu o an anlarken, neden bir adım sonra bu sınırlı sandığımız aslında sınırı olmayan, ama sınırı güzelliklerle çevrili olarak engin hoşgörü sokağının, herkese açık olduğunu, sokak üzerinde “Herkese kapalıdır” levhasını, her hangi şerefsiz birinin koyduğunu aklımıza getirerek, alıp paramparça ederek bu sokaklarda özgürce gülümseyerek bir birimize sarılmadan, hala yaşıyoruz bunu anlamak yine pek te mümkün değil! Bunu anlamak ve bu sokaklarda birlikte beraber gezmek umudu ile haydi dar sınırları aşarak, bu sokaklarda gülümseyerek anlayışlı güler yüzlü düşüncelerin özgürce tartışıldığı, insanların kalbinin kırılmadığı, bu güzel sokakta yürümek için bir adım atmaya hazır mısınız acaba?
Mehmet Aluç


Not: Şimdi bunu yazdım ama birçok kimsenin haydi bunu az düşünelim diyeceği yok diyecek ve beni bu anlamsız sözleri yazdığım için anlamadan yerin dibine gömecek, ama bazıları hariç, ben onları biliyorum, onlar bu sokağa girmek için can atarken kalabalığın toplanmasını birlikte bu güzel sokağa birlikte gülümseyerek girmeyi istediğini biliyorum hissedebiliyorum.

19 Mart 2017 Pazar

Gerçekçi Olmayan Savlarımız ve Karanlıklarımız




    Çoğu zaman, aşağı tabakadan fakir olan, bizim şimdilik bir anlığına varlıklı olmamızın sanki bir ömür süreceği yanlışlığına kapılarak, o fakir insanları hiçbir şeye sahip olmayan kimselerin bulunduğu bu toplumun, bakış açısındaki doğruluğunun gerçekçi olmayacağı savı ile her daim, yanlışlığa kör karanlığın kuyularına düşerek, kendimizi bakış açımızı karanlıklar içinde bırakabiliyoruz.

   Bir takım çabalar kendi gücümüzle ortaya çıkarmak için gayretler gösteriyor olsak ta, bazen bu gücün hissettirdiklerini kendimizde gönlümüzde duymayabiliriz, çünkü çabalar tek taraflı olunca anlam ve mana taşımıyor tezine karşı gelmemizin de hiç anlamı yok. Aşağı tabaka yukarı tabaka diye bir şey yoktur, bu çirkinliği kendi çirkinliği ile gün yüzüne çıkaran batının söylemlerinden başkası da değildir. Bir zamanlar zenci kardeşlerimizi köle yapan işkencelerle zulme uğratan ve halen şimdide parası gücü ile insanları yok etmeye çalışan batın bir yalanı ve aldatmacasın dan başka bir şey değildir bu.  Bu mukaddes vatan topraklarında kardeşçe birliktelik içinde yaşamamız en doğru olanıdır. Aman birileri Ötekileri rahatsız olacak bu söylemlerle yerine karşısında aynı vatan topraklarında yaşayan bu kardeşlerimiz bizim için en düşünecek biz onun için ne düşünmeliyiz sancısını çekmek hissetmek yerine, batının o çirkin niyetli insanı insan saymayan fikirsiz fikirleri ile o insanları memnun etmek için yaşamak boşuna bir heves ve uğraşı olacaktır.

   Hayatın boy aynasında veya cetvelinde boyumuzu ölçerken, kısalan boyumuzun ölçüsü ile gurur duymak pek doğru ve yerinde olmayan bir hayat anlayışı olacaktır. Geçmiş ile gelecek zamanı arasında hatalarımızı görerek ders almıyorsak eğer yıkılmaya mahkûm olduğumuzu da bilmemiz gerekir. İrademizi sorgularken ölçerken kendimize vatanın toprağın birlikte yaşadığımız insanların gönlüne çare sunmak için kendini yenileyemiyorsa, bu akıldan ziyade bu başa ağır bir yüktür. Hezimettir yok oluşun kapısına koşmaktır. Karanlığa koşturan karanlıkta oturtan, karanlık bir zihniyete hizmet etmek bence ahmaklıktır yokluktur. Aydınlıkta oturarak, görünür olmak var olmak bu hayatta en güzel olan yaşanılması ve yapılması gereken bir hayat ve bakış açısı olacaktır diyorum, vesselam.


Mehmet Aluç

Ana Muhalefetin Gereksiz Açıklamaları




                                
Birileri, yani Ana muhalefet Referandum için, sandığa aklımızla gideceğiz diye açıklama yapmış, siz aklınızla giderken, bizler akılsız mı gideceğiz yani? Çok Ayıp! Yani bunu söylemek marifet mi, yakışıyor mu? Sözüyle duruşuyla bir muhalefet ancak ülkeye bu kadar hafif olur anlamsız durur. Birbirimize karşı, saygı ve sevgimiz gönül tepemizde rakımı çok yüksek tutmak zorundayız, çünkü aynı vatan topraklarında var olma mücadelesi veriyoruz. Bu var olma mücadelesi, yalnız kendimiz için değil Mazlumlar içinde olduğunu çok iyi bilmemiz ve idrak etmemiz gerekir. Amacımız, en güzel olanın birbirimizin hakkı olduğunu, sadece benim söylemlerimin doğru olduğu savını bırakarak, vatan millet için gerekli olan ne ise, onu yapmak boynumuzun borcudur.

Toplumda tanınmış bir otorite sahibi insan diğer karşıt görüşler için, onun dik durmasını nasıl hazım edemez anlamak mümkün değil! Kendi kendisi için oluşturdukları gündemle, gülünç duruma düşen, aynı zamanda da insanları küçük düşürecek söylemlerde bulunması, pek yakışmıyor! Kendi özgür düşüncemizle yenik düşer veya kazanırız bununla alay ederek, kendini akıllı göstererek diğer insanları akılsızmış gibi bir imaj vermek hiçte yakışmıyor! Önce kendimizi karşımızdaki insanı kendimiz gibi bilmeliyiz, özgür ifadesinde özgür olduğunu bilmeliyiz ve sorgulamalıyız. Hele ki şu günlerde bizlerle batı nefretini kusmak için, atını dörtnala üstümüze süren batının çirkin davranış ve tutumu karşısında kenetlenmemiz gerekirken, böylesi söylemler küçük düşürücü bir havaya atmosfere sokuyor bu söylemi söyleyenleri. Aynı vatanın toprağını havasını solurken bunları da az bilmek görmek ve hissetmek gerekir.

Üstelik güçlerimizi aynı çatı birleştirecek gücümüz yoksa da, kimsenin özgür ifadesini ipotek altına alacak söylemlerden kaçarak, birlikteliklerde karar vermeliyiz. Kimliğimiz duruşumuz her zaman dik birbirine saygılı davrananlardan olmamız, birinin kaybetmesi ve kazanması yerine, kazandıran ne iste vatan millet için o tarafta olmamız gerektiğini de, çok iyi idrak etmek zorundayız. Batının, oluşturduğu çirkin karalayıcı gündemlerle üzerimize saldırırken, bizlerinde asıl olması gereken kimliğimizle duruşumuzu dik olarak birlikte sergilememiz gerekiyor. Çirkin yüzü ile batıya söylememiz gereken sözleri, biz kendimiz için söylersek batının bu acımasız düşmanların ekmeğine yağ sürerek, bizlere bakın bunlar ne kadar aptal kendilerini o kadar karalamalarımıza rağmen, hala birbirlerine sıkıca kenetlenmiyor bizim yanımızda yer alıyorlar gerçeğini onlara söyletmiş olacağız. Aman ha dikkat! Bu yıkıcı olan eskilerde kalan hiç kimseye faydası olmayanı bırakarak iki başlılığı yok edecek olan ne ise onda buluşmalıyız ve aklıselim konuşmalıyız. Raydan çıkmış tren vagonları gibi olmak yerine, aynı ray üzerinde yoluna devam eden tren gibi yolumuza birlikte aynı vagonların içinde birbirimize zarar ziyan vermeden yolculuk yapmak zorundayız. Kargaşa olursa aramızda tren rayından çıkar ve devrilir, altında kalabiliriz, Allah korusun.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

18 Mart 2017 Cumartesi

Çanakkale de Ecdadım yazdı

Destan yazılırdı ancak, başkasının yazması için beklenilemezdi 
                 Çanakkale de Ecdadım yazdı


Görsel sonucu


Milletimi yıkmak mı istiyordu o batı
Milletim yıkılmazdı vardı imanla sabrı
O zalim ki düşmanın yüreği taştan katı
Yorgun olsa da millet umutluydu canları
Çanakkale de Millet yeter dedi bu zillet
Mehmet Aluç /Kul Mehmet

Destan yazılırdı ancak, başkasının yazması için beklenilmezdi Çanakkale de Ecdadım yazdı

Çığlık çığlığa hezimete uğratmak için koşuyordu topuyla bombasıyla tüfeğiyle düşman, üzerimize o an, bu nasıl bir nefretti ki ne tarifi ne da anlatımı vardı! Sanki bu vatan onlara emanetti, kendi atalarından kalmıştı, işgal eden bizdik! Bunu anlatsak ta size ait değil bu cennet vatan bize ait desek te, ölmek için koşuyordu düşman. Milletimin göğsünde yıkılmaz bir kale çelikten bir zırh iman ile koştu cepheye, vatansız yaşamak zillet dedi ölüm dedi, şehadet bize onur dedi, şehadete koştu vatan millet için yıkmaya çalışanları yıktı.

Yedi değil on yedi tepeden hücum etseler de alamayacaklardı bilmiyorlardı, kendileri gibi sanıyordu bu asıl imanlı milleti, yanıldılar yıkıldılar gittiler. Kapı önünde mahallede kadın çocuk hiç kimse yoktu, herkes cephedeydi, ya da cephe için çalışıyor ter döküyordu son nefesini veriyordu. Zafere adım adım aksak yürüsek te, düşman bir an zafere yaklaştım derken, binlerce “Seyit” Osman cephedeydi, ama bir tanesi bambaşkaydı, omuzunda bir mermi tonlarca ağırlıktaydı, ya Allah bismillah dedi kaldırdı yerden, sallandı imanında ki güç ile dağlar taşlar cephe… Aradan yüz yıl geçse de hala o ağırlıkta bir mermiyi kaldıracak bir insan çıkmadı, alıp kaldıramadı.

Aziz cefakâr milletimin imanı ile Yaradan’ın olan ilahi aşkı hiç söner miydi, kim söndürebilirdi ki? Vatan iman İkisi bir aradaydı, ama düşmanda bu yoktu, bilemedi kestiremedi yıkamadı, yıkılmaz olan iman yıkılır mı? O çocukların gençlerin ninelerin gözlerinden gözyaşları iri iri damlıyordu şevkle zafere ulaşmak düşmanı yıkmak yenmek arzusu içinde, dilde dua “Allah Allah” nidalarıyla, cepheye koştu. Sanki hepsi bir çocuk özlemi içinde, uçurumun kenarında bir ağaca takılmış uçurtması elinden alınıyor muş şaşkınlığı heyecanı içinde birazdan gelecek olan ve gelmesi kesin muhtemel olan kahramanını beklerken, kendisi kahraman oluyordu…

Destan yazılırdı ancak, başkasının yazması için beklenilmezdi, zaten başkasının yazdığı destan değil, havada tayyare selam söyle o yâre olurdu ancak. Gönüllerde imanla açan sulanan güller hiç solar mıydı, hele el ele gönül gönüle olmanın güzelliği kardeşliği var iken… Yüce Yaratanın yardımı ile adım adım, Çanakkale de zafere ulaştık, cephedeki bu imanı gören Melekler kıskandı, cennet kokusu, vatanı şehadet eden milletimin gülümsemesi ile sardı vatanı, hala kokusu vatanın üzerinde kokuyor ve bu ecdadın bu torunları olduğu müddetçe, melekler cephede bu imanın şehadetle güzelliğini kıskanacak, cennetin kokusu kıyamete kadar, burcu burcu vatan toprağında gönlümüzde kokacaktır. Hakkıdır Hakka Tapan Milletimin İstiklal.
Mehmet Aluç

 
 
 


16 Mart 2017 Perşembe

Ben Büyümenin Çocukluk Gibi Oyun İçinde Oynayacağım Oyunlarla Geçeceğini Sanırken,Hayatın Oyununa Dâhil Oldum.


Ben Büyümenin Çocukluk Gibi Oyun İçinde Oynayacağım Oyunlarla Geçeceğini Sanırken,Hayatın Oyununa Dâhil Oldum.
 
   Hayatımda zaman ne çabucak geldi geçti farkına dahi varamadım, çocukluğumun etrafında rengârenk çevirdiğim o topaçlar misali hayat zaman döndü döndü, birden büyüdüm. Çok istemiştim büyümeyi, büyümeyi hüner saymıştım. Hayat bana tüm sorumlulukları yükleneceksin, sırtında taşıyacaksın baba olacaksın dememişti ki, birden evlendim baba oldum, sevindim neşelendim, onların sorumluluk bilinci sırtıma tatlı bir yük olarak bindi. Ben büyümenin çocukluk gibi oyun içinde oynayacağım oyunlarla geçeceğini sanırken, hayatın oyununa dâhil oldum, hayatın sunduğu içinde imtihanında bulunduğu bir yola soktu, çetindi kolay değildi, âmâ yol bana Âlemlerin Rabbi yanında demeden önce Yüce Nur Kur’an ve Nurdan Nebi anlatmış söylemişti zaten. Dikkat et nefsine şeytana dünya ya uyarsan bu hayat bu emirler, senin için can sıkıcı bir anlaşmaya döner, onlara uyarsan kaybedersin dedi, emirleri aldık başım üstünde dedim, bu hayatın yükünü onlara tabi olarak hafiflettim çok şükür.

   Nefis şeytan, neden devamlı ha bire bu anlaşmanın çok renksiz kazanlı olmadığı söyleyerek yoldan çıkarmaya uğraşıyor ve mütemadiyen usanmadan konuşuyor? Anladım ki bu hayatı bir masal olarak düşün, her masalın kötü bir adamı ve kahramanı vardır, kahraman gönülleri fetih eder, kötülükleri yener. .Kötülüğü anladım ki karanlık yüzü ile ömrü karanlık içinde bıraktığı ve onu gönlündeki merhametin imanın nuruyla aydınlattığı ve yok ettiği için kahraman oluyormuş, Rabbim bunu da anlattırdı anladım çok şükür. Bizim yerimize kötü adamlarla uğraşıyor çabalıyor, bizim mutluluğumuz için savaşıyor. Sonra dedim bu kadar cesareti nerden buluyor, anladım ki Âlemlerin Rabbi olan yüce Allah Sonsuz Merhamet sahibi olan, imanın içine o gücü ve tokadı yerleştirmiş zaten kötü insanlar için. Kötü adamın cesareti ne kadar deli ve hırçında olsa, imanın tokadı da dünyanın ağırlığı gibi ağır ve etkili yıkıcı oluyormuş, çok şükür Rabbime, şimdi anladım hayat çok ama çok güzelmiş, çocukluğum ayrı güzel, büyüklüğüm daha ayrı bir güzelmiş.
    Başkalarının mutluluğu için yaşamak ve yaşatmak çok anlamlı ve harika bir yaşama tarzıymış. İşte bu güzellik, kendi kendini düşünme ve nefsi şeytanın deliliğini esaretini yıkan bir cesaret onurmuş. İşte bunu anladığım an gönlümde elimde gezdirdiğim topaçları savurdum uzaklara, çocukluğumun o günlerine, sizler dedim o güne aitsiniz bu ana ait değilsiniz. Siz çocukluğum o anın içinde güzeldiniz…

   Rabbimin imtihan için gönderdiğine sabırla evime gönlüme misafir ettim sizler yabancısınız demedim. Bazen ben yabancı kalsam kaybetmemde Rabbim mücadeleye devam yıkılsan da devam yıkılmazsan da devam diyerek çok şükür her kulunun yanında olduğu gibi yanımda oldu. Binlerce günahım var iken “Af” kapısına koştum hiç geri çevirmedi, gelmem için elimden tuttu çok şükür.
Selam ve dua ile
Mehmet Aluç
        

7 Mart 2017 Salı

Monolog Röportaj/ım-4-


                                               Monolog Röportaj/ım-4-

röportaj ile ilgili görsel sonucu

Gönlümüzü düşüncemizi farklı bir coğrafyaya götürmeden, yerinden canlılığı sıcaklığı ile bırakarak sizleri bu monolog röportajımla baş başa bırakıyorum. Düşünmek, düşünerek ,kokuşmuş fikirleri alt üst eden, gönlünüzdeki hislerin, aklınızdaki düşüncelerinizin tüm dünya üzerinde etki görmesini değiştirmesini dileyerek, sizleri kendimle sizlerle baş başa bırakıyorum.

-Aydının işlevi ne olmalıdır?

-Karanlığa bir ışık yakması gerekir ki gönlü ile, aydınlansın gönlü aydın olsun.

-Eleştirici tavırdaki olgu ne olmalıdır?

-Görmenin sonucuna, gülümseten bir pencere açıyorsa, eleştirici tavırdaki olgu bu olmalıdır. Yıkmak yerden yere vurmak yerine, yapıcı olmalı, karşısındaki insanları kendi penceresinde hayatı seyretmesini sağlamadan, insanların kendi gönül penceresinde penceresini açarak seyretmesini sağlamalıdır.
-Uzlaşmış bir toplum nasıl olmalıdır?

-Her türlü sorunları için meydanlara çıkan bunu kavga dövüş ile değil, karşılıklı konuşarak karşımızdaki insanın düşüncesine saygı göstererek, bu dünya sahnesinin yalnız kendine ait olmadığı savını bıraktığımız anda, uzlaşmış bir toplum olabiliriz. Bunu bir savaştır tezini bırakarak bunu gözü peklik saymayarak, alkış toplamayı bıraktığımız anın ertesinde bu dediğiniz olur.

-Düşünmek mi acaba kafa yormak mı sorunlara çaredir?

-Köklü fakat saplantı haline gelmeyen, aydınlık bir ışığın insanlarca kabul görmüş bir düşüncenin ekseninde düşünmek, her zaman insanlığa fayda sağlamıştır. Kafa yormak, düşünceye nazaran yani düşünce oturarak yapılan bir eylemse, kafa yormak o düşünen düşünürken yorulan akla, kafa yormak jimnastiktir diyelim.

-İnsanın kendini bambaşka seçkin bir insan gibi görmesi sizce kışkırtıcı değil mi?
-Güzel bir soru, dünya bizim dünyamız hayat bizim hayatımız birlikte yaşıyoruz, birlikte sabah ve akşamı günü yaşıyoruz isek, neden bunları göz ardı ederek, kendimizi her şeyden üstün tutarak, diğer insanları hor görerek, sonu olmaya bir kargaşanın kavganın içine giriyoruz. Bizler kavga etmek için değil, yaşamak için geldik bu dünyaya öyle değil mi? Bu çirkin gönlü hoşlandıracak bir düşünce değil hatta coşturacak bir kavramda değil, çirkin bir adım ve yabancılaşmaya götüren, gönüldeki insana olan sevgiyi özlemi yok eden bir savdır, çirkinliktir diyebiliriz.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet




4 Mart 2017 Cumartesi

Asıl Olan Bizlerin Ruh Ve Vicdanen Hak Yolunda İman Ederek Yaşamamızdır.

       


Dünyada Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın emirlerini iyilik ve güzelliklerin gönüllerde bir ömür kalıcı kılmak için, gönderilmiş peygamberler ve gönderilen vahiyler, bizlerin daha iyi bir dünya içinde yaşamamız içindir. Bu gelen vahiyle belirlenmiş yaşama ortamı belirtilen kriterler doğrultusunda hayatımıza uygulandığımızda, mükemmel bir hayat düzenini mutluluğunu gülümsemesini kesin olarak sağlayacaktır bunda hiç şüpheye yer yoktur. Dünyamızı cennete çevirmek kendi elimizde. Dünya ve ahiretin mutluluğuna huzuruna ulaşmak için, çeşitli zorlukların içerisinde olduğu bazı imtihanlar da olacaktır bizim için. Dünya bizler için, bir imtihan dünyasıdır. İnsan olarak bizler bu dünyaya gönlümüzde ne var ne yok, kiminleyiz neredeyiz samimiyetimizin ölçülmesi için geldik ve geldiğimiz gibide, gideceğiz. Bu yaşadığımız hayatın neticesinde hesap verirken, Yüce Allah c.c. bizler bizi yaratan Yüce Allah’ın emrine uygun mu yaşadık, yaşamadık mı diye hesabını vereceğimiz kesin, bundan da şüpheye kesinlikle yer yok.

Bizi her türlü vesvese ile çeşitli tuzaklar kurarak yoldan çıkarmaya çalışan “Lain” şeytan, bilindiği üzere insana secde etmemiştir üstünlük teorosi içinde isyana düşmüştür ve hâlen de düşmeye devam ediyor bu düşüşü ve insanı yoldan çıkarması, kıyamete kadar devam edecektir. Bununla beraber şeytanın, insanı yoldan çıkararak sürekli bir zorluk çıkaracağı anlamına gelmiyor bu, çünkü Âlemlerin Rabbi af edicidir, af için tövbe kapısına gelen kulunu hiçbir zaman geri çevirmemiştir. ”Lain” şeytan isyanı gereği, Rabbimin izin verdiği ölçülerin çerçevesinde biraz bizlere vesvese ile doğru olmayan yanlışların, doğru olduğu yalanı ile gizli gizli, fısıltılarıyla yoldan çıkarmaya devam edecektir lakin Âlemlerin Rabbi, yoldan çıkan kul pişmanlıkla tekrar tövbe ederse, tekrar doğru olan hak yolda yoluna tertemiz devam edecektir. Asıl olan bizlerin ruh ve vicdanen hak yolunda iman ederek yaşamamız ve tüm insanlara karşı merhamet sâhibi olmamızdır.

Merhamet gönülde akan berrak bir pınardır
Onun pınarında suyunu için dermansızlığa dermandır
Merhametsiz olmak bir cehennem azabıdır
Bu üç günlük dünya hiç kimseye kalmayacaktır

 Osmanlı, dört bir kıtaya İslam’ı imanı merhameti götürürken, iradesine sahip çıkamayan dünyaya gönül bağlamış dönek insanların kulağına şeytan, sessiz fısıldaması kandırması ele geçirmesi durmadan mütemadiyen devam ediyordu. İman yönünden insanlık yönünden mahrum olan bu insanların hatta batının diyelim insanlarının, adımlarında düşüncelerindeki geniş boşluğu gören şeytan, toplumu değil kendi çıkarını düşünmenin daha gerçekçi olduğu yalanı ile doldurunca, fitne ve fesat, Osmanlının son zamanlarında toplumun içine karışarak çökmesine dağılmasına sebebiyet vermiştir. Padişahlarımız ferasetli ve dirayetli olmasına rağmen bu ayaklanmalar çöküşler ara sıra bu çetin gayretleriyle bir ara sakinleşmeler yaşandıysa da, en büyük fitne kaynağı olan bizi temelinden yıkan yok eden dünya çıkarı, para, hepsi benim olsun yanlışlığı işin içine girince, fitneye ön ayak olan perde arkasındaki o feraset ve insanlıktan eser bulunmayan zavallıların, bol paralar vererek araya nifak sokanların girmesi ile çoğunluğun ümmet olma bilinci ile halk tarafında fazla itibar bulmasa da,  bunun neticesinde ülkeler arasındaki ilişkiler ve çıkarların zedelendiği haliyle de yönetim ekseninde çok büyük çatlamalara kısır çekişmelere sebebiyet verdi. Bu hak ile batılın savaşı ve her zaman Âlemlerin Rabbi, izan ve idrak sahibi Müslümanların, toplumu insanlığı barışa huzura götürmesindeki şevki inancı coşkuyu yok etmesine izin vermeyeceği gibi, Hak galip gelecek batıl zail olacaktır. Selam ve dua ile kalın kardeşlerim. Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

3 Mart 2017 Cuma

Hayatımıza hayata egemen olmak için koşan batı

                    

                
Toplum olarak, bizler İslam’ı hayatımızda yaşama yaşatma anlamda, bize vermiş olduğu konumu görevi nedeniyle, âlemin sorunları üzerinde düşünmeye davet ederken, bizler hiç düşünmeyen, kendini düşünmenin ötesine geçmeyerek, bu konuda düşünme gereği duymayan toplum olarak, nefis şeytan dünya üçgeninde kaybolmuş karanlık bir hayatın içinde, yaşamamızın sonucunda, yaşadığımız hayat bizi mutluluğa götürmüyor.

Kendimiz için duygusallıkları güçlendirsek de toplum için, insanlığın geleceği duygusallıktan uzak uyumsuz yaşayabiliyoruz. Oysa İslam’ın bize verdiği sorumluluk, iman bilinci, taşıdığımız bu bünyede bilinçli bir değişimin anaforunda, toplumu geleceği uzlaşma ekseninde kardeşlik bağı ile sardırarak ümmet olmanın kapısına götürecektir. Yoksa nefis şeytan dünya üçgeninin, mantıkla alakası olmayan sömüren bitiren mantığı ile bu dünyada kendimiz için yaşarsak eğer, her şey değersiz yaptığımız gibi bizde değersiz kalıyoruz.

 Hayatımıza hayata egemen olmak için koşan batı, kendi kültürsüzlüğü ile bize kültür satacağı savı ile hem kendini, hem de bizi yanıltma peşinde koşmaktadır. Kültürel değerden mahrum olan bu batı yani küresel sermaye güç, bayağı ucuz iyimserlikten uzak, iyimser görünerek sömürmenin yolunu açarak sömürmek için, küçük küçük duygusal tatminler ile bizleri tatmin ederek, sonundaki tatminsizlik duygusu ile vurarak şirin görünmeye çalışmaktadır, aslında şirin görünmek nedir onu da bilmemesine rağmen. İslam toplumsal olarak, her durumla uzlaşılabilecek bir dünya bize sunarken, herkesin eşit olduğunu herkesin mutlu olmasını… Sömürülmeden yaşamamasını istemektedir. Batının duygusallıktan uzak olan samimiyetsiz istekleri, insanı hatta dünyayı kaos ortamı ve terör ortamı ile korku salarak, etkisi altına almaya çalışmaktadır. Bilmezler ki, biz Müslümanlara ne kadar baskı yaparsanız yapın, bizler birbirimize iman ve kardeşlik gücüyle, daha sıkı sarılacağımızdan hiç mi hiç haberleri yok, onların bir hesabı varsa, Âlemlerin Rabbi olan güç ve kudretin sahibi olan Yüce Allah’ında bir hesabı da var. Bizler bunu bilip bu doğrultuda hareket edersek, samimiyetsiz duygudan eseri olamayan o zalimler, batmaya mahkûm olacaklardır. Selam ve dua ile kalın kardeşlerim.
Mehmet Aluç/Kul Mehmet

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç