Bu Blogda Ara

Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kamboçya da Ana Muhalefetle Yapılan Röportajım

 Ben Bilmem Bana Bildirenlerin Bildirdiğini Yaparım Genel Başkanı İle Yapılan Röportajımız



Ben Bilmem Bana Bildirenlerin Bildirdiğini Yaparım Parti Genel Başkanı İle Yapılan Röportajımız


Kamboçya da Ya da Uzayda bir ülkedeyiz. Sorularımızı soruyoruz defalarca iktidar olamamış, iktidarsızlıkla yaşayan Viyagra’nın varlığından haberi olmayan bir yer ülkede…
-Efendim hala iktidar olamadınız, bu iktidarsızlığınızı neye borçlusunuz?
-Öncelikle hoş geldiniz güzel bir soru, cevabı da bu kadar güzel olmazsa da açıklayayım. İktidar veya iktidarlık meselemiz değil zaten, beni bu koltuğa itenlerin yerleştirenlerin böyle bir amacın, benim için bir önemi olmadığını beyan etmişlerdi. Şimdi bana beyan edilmeyeni, ben nasıl beyan edeyim.
-Yani insan doğarken anne ve babasını seçemez ise, sevdiği parti başkanını da seçemez mi diyorsunuz?
-Aslında haklı olabilirsiniz, partime gönül verenlerde haklı olabilir lakin beni bu koltuğa sımsıkı yapış , kalkma gerisini biz hal ederiz dedikleri için, benim açımdan seçilip seçilmemenin bir değeri yok dediler, güçleri yetiyorsa indirsinler beni, bakalım kim iniyor kim inmiyor.
-Ama o zaman diktatörlük olmuyor mu?
-Yok, canım, zorla mı oturuyorum ben? Öyle görünse de gücü yeten yetene taktiği geçerli değil mi? Bana bu yönde görüş bildirmişlerdi.
-Lakin seçilmiş olanların hem seçtiğine hem de seçmenlere hakaret ediyorsunuz?
-Bu benim meselem değil, benim meselem bu koltuğu işgal pardon korumak, beni buraya layık görenler itenlerle bir sorunları varsa çözsünler. Hem bu partimiz ana muhalefet olmak için kurulmadıysa da yakışıyor, itici olmak yıkıcı olmak bazen adrenalin sağlıyor.
-Efendim problem mi çözüyoruz, insanların geleceği ile oynamanız sizin için suç teşkil etmiyor mu? Kamboçya veya uzay halkı bu partiye gönül verenlerin amaçları düşleri de mi önemli değil?
-Bana beyan edilenleri, edenlere ben bağlılığımı sunuyorum, tabi ki bu partiye gönül verenlerin fikri sadece seçimden seçime değerlidir, ondan sonrasında önemli değildir, bir anlam ve manada taşımıyor dediler bana...
-Ama siz neler söylüyorsunuz?
-Ben söylemiyorum, beni buraya dikenlerin beyanları çerçevesinde konuşuyorum, hala neden anlamıyorsunuz. Babanız size oğlum sen şu koltukta otur, sakın kalkma derse siz ne yaparsınız kalkmazsınız, işgal pardon sahiplenirsiniz yani, bunu neden anlamamakta ısrar ediyorsunuz?
- Yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı bize üç kelime ile tanımlayın desem?
-Geldim oturdun gitmem.
-Sizin ve partili üyeleriniz için idealiniz nedir?
-Partilileri bilmem ama benim idealim belli, açıklamama gerek var mı?
-Yok, çok güzel açıkladınız peki, Şu anda yapamadığın ve en çok yapmak istediğin şey nedir?
-Yapılması istenileni zaten yapıyorum, istenilen başka bir şey beyan edilirse bana, bu koltukta kalma pardon korumanın yanında onları da yapabilirim No problem No sıkıntı…
-Gündelik hayatında spor ile uğraşıyor musun?
-Koltuğumu korumak adına sabahtan akşama kadar etrafında kimseler kapmasın diye koşturuyorum, tabi siz buna spor demiyorsanız beni bağlamaz, bence bu uzun bir maraton koşusudur ideallerimize ulaşmak adına pardon seçmenlerimizin amaçları uğruna.
-Beraber yola çıktığınız arkadaşlarının sizin için genel düşüncesi ne yöndedir nedir acaba bunca gayretsizliğinize rağmen?
-Bu beni bağlamaz, kendi düşende ağlamaz, güçleri yetiyorsa indirsinler, ben gelirken nasıl geldiğimi biliyorlardı, kabul ettiler, etmeselerdi yani akıl fikir izan var.
-Yani biliyorsunuz sizi getirenler ülkeye darbe yapma girişiminde bulundu?
-Ne zaman nere de Kenan Evren mi yaptı?
-Efendim her halde dalga geçiyorsunuz?
-Evet, dalga geçiyorum, bir zamanlar fötr şapkalı ne demişti, darbe varsa vardır yoksa yoktur, darbe vardı da biz mi sakladık, vardı da biz mi gelmesin dedik.
-Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Hobileriniz nelerdir?
-Güldürmeyin bırakın bu klişe soruları, boş zamanım mı var koltuğumu korumaktan başka bundan güzel hobimi olur, siz görünen değil görünmeyene bakın, satır arasındaki kelimeleri seçin ve ana fikri çıkarın.
-Evet, Sayın Kamboçya ve Uzay da yaşayan seyircilerimiz dinleyicilerimiz okuyucularımız “Ben bilmem bana bildirenlerin bildirdiğini yaparım parti genel başkanı” ile yapılan röportajımız burada sona eriyor, hoşça kalın sağlıcakla kalın, ama gözü açık aklı fikri hür kalın.

Mehmet Aluç

19 Mart 2017 Pazar

Röportaj -Monolog Röportaj /ım 6



-Mısra-i Azade gibi tek başına başı boş anlamı olan ve hiçbir manzumenin parçası olmayan tek dizeler gibi tek başına yaşamamız bize ve topluma bir anlam ve mana vermeyecektir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

-Yüksek bir anlamı olan ve kolayca ezberlenen, ilgi çekici dizeler sözler heceler gibi, anlamlı olmalıyız, anlaşılır bilinir olmalıyız ki, birbirimize olan güvenimiz yüksek olsun. Zaten bu anlayış izan idrak irade çok sade fakat hiç bir benzerinin olmadığı bir gönül güzelliği zaten Osmanlıda o güzide ecdadın hayatında yaşantısında zaten vardı. Şiirlerimde bunu yakalamak için çok çaba sarf ediyorum, gönlün güzelliği için yazıyorum, birbirimize gönülden karşılıksız sarılmakla ilgili yazıyorum, bundan da ne kadar başarılı oluyorum bilmem bu okuyucularımın kararına kalmış bir olay. Her şiirim ’in kelimelerin mısraların gönülde söylenmesi gereken sözlerden olması için gayret gösteriyorum, çalışmak gayret bizden, başarıya ulaştırmak yüce Allah’tandır. Her sözün anlamın ifadenin ise dilde gönülde çıkan ve daha önce çıkmış olan önceki sözün gönül diline anlamca uyması gerekir diyorum.

-Bir şiirde metinde belirtilmek istenen ana duygu ve düşüncelerin kolay, anlaşılır, herhangi bir ek yoruma açıklamaya gerek kalmadan açılanabilir olması ve okuyucunun anında kavrayabilir olması hakkında neler söylemek istersiniz?

-İşte şimdi zurnanın zart zurt diye öttüğü yere geldik. Bu kolay anlaşılır olmak bu dünya hayatında tarihte pek kolay olmayan en zor olan bir durumdur. Hayatımızda tarihimizin her alanında önce insanları doğru yolda kandıranlar anlaşılmış ve daha sonrasında kör karanlık kuyuya düşünce gerçek olan anlaşılır olmuş, lakin bu anlaşılmada o anda olmadığı için şöyle gönüldeki yangını söndürecek bir kova su niyetin olmamıştır ve yüreklerdeki yangını tam manası ile söndürememiştir. Şiirde kolay anlaşılır olmak dizelerde ve hecelerde kendi fikrim yerine, toplumun yararına yarınına ait hecelerle dizelerle yazmanın daha anlaşılır olacağını bildiğim için bu anlamda bu yol üzerinde giderek yazıyorum. Toplumun gönlüne bakış açısına göre adapte olacak şekilde, düğümlenmiş sözlerdeki bakışlardaki bu düğümü çözmek için çaba sarf ederek yazmak ve anlaşılır olmak için, gayret sarf ettiğim söylenebilirim.

-Kısaca anladığım kadarı ile söz ve cümlelerin dile gönüle ayağa takılmadan, kolayca anlaşılır bir şekilde okunabilmesi için, şairin yazarın anlatılmak istenen düşüncesinin, rahatlıkla anlaşılır şekilde ifade etmesi pek kolay gibi gözükmüyor, ama bunu aşmakta zor gibi görünmüyor. Hayatın her zaman, zaman etrafında akarak gitmesi, şiirde de akıcılık, düşüncelerin bu kapsamında gönülde olması gerektiği şekilde, toplumun yararına olan, bu sözlerin hecelerin düşüncenin herkes tarafından bilinen ve kolay söylenebilen sözcüklerle anlatılması gerektiğini, cümlelerin kısa ve yapı bakımından toplumun geleceğine ve yaşadığı ana ait olmasının yönünde olması ile sağlanabileceğini mi söylemek istiyorsunuz?

-Evet, teşekkürler ederim siz kısaca özetlediniz.

-İnsan yaşadığı bu hayat içinde var olmak için, hakkın istediği bir varlık kazanmasının amacı "insan-ı kâmil" olmakta geçtiğini, şiirlerinizde sık sık dile getiriyorsunuz, bunu biraz daha açar mısınız, anlaşılır olması açısında?

-Biz insanlar bu dünyaya tek başımıza değil, birlikte beraberce yaşamak ve güzellikleri yaşatmak için geldiğimiz bir gerçek ve bun bilmeyenimizde hemen hemen yoktur. Yaşadığımız hayatın her adımında sürekli olarak, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ın yanımızda olduğunun idrakinde, bulunarak olarak, onun istediği emirler çizgisinde doğrultusunda, iyilikler sevaplar Salih ameller işleyerek İnsan-ı kâmil yani kâmil bir insan oluruz. Kendi yararımıza olacak bir şeyler yapmak bize pek bir şeyler kazandırmayacaktır, toplumu diğer insanları içine katmadıktan sonra. Her şiirimde bunu işleyerek hem kendime söyleyerek, bunun gerektiği olduğunu kendime söyleyerek de, okuyucularıma da bunu anlatmaya çalışıyorum. Hani biraz önce anlaşılır olmaktan bahis etmiştik, işte yüce Allah’ta bizim anlaşılır bir gönül ile insanlara karşı nasıl davrandığımız imtihan ederek, anlaşılır mıyız değil miyiz imtihan ederken bu dünyaya gönderirken daha sonrasında bizi sorguya çekecektir.
Mehmet Aluç


11 Mart 2017 Cumartesi

Röportaj -Monolog Röportaj/ım -5-



-Şair ve yazar istediği zaman yazdığı şiir ve yazısından dolayı bir süre sonra bu benim asıl fikrim düşüncem değildi diyerek çelişkiye düşer mi? O duygu ve hislerini bir an terk edebilir mi?

-Şair ve yazar olma dünyasında şimdiye kadar hiç kimse yazdıklarından dolayı bu benim duygu ve düşüncelerim değil deme lüksüne sahip olduğunu görmedim. Şair ve yazar şiir ve yazısını yazarken egemen olduğu gönlündeki bu duygularla yazar ve biçimlendirir, şiir yazı kalemden çıktıktan sonra döneklik yapan hiçbir şair ve yazar yoktur. Böylesi bir konuma girenler sahte bir kalemle gönül ile yazan sahtekârlardan başkası olamaz ve toplumda da pek itibar kazanamaz. Yazmakta ki gaye gönüllerin karanlığını ışıkla parlatmak ve gülümsetmektir. Yok, ben o gün sizleri güldürdüm ise de aslında ağlamak zorundaydık bir savı ile şair yazar bunu söyleyemez. Lakin şair ve yazarda yanılır ve yanıldığını itiraf edebilir bu itiraf, döneklikle hiçbir alakası olmayan samimi bir itiraftan başka bir şey değildir.

- Şair ve yazar söylemek istediğini mısraların içinde saklayarak gerçeği okuyucusunun bulmasını söylemesini ister mi?
-Tabi ki şairlik ve yazarlık bunu gerektirir her şeyi ben söylerim mantığından uzak her zaman okuyucusuna değer veren aramasını bulmasını zihnini çalıştırmasını ister ve bu yönden yazar eserlerini. Bir amaç ve gayeye tek başına söylemek yerine okuyucusu ile gönül birliği içinde bir yerlere gönül gönüle varmak şair ve yazarlığın vazgeçilmezidir. Her zaman ben senin gönlünü parlatırım ey okuyucum bu seferde sen gönlümü bu keskin zekân ve anlayışın ile parlat demektedir şair bu hareketi ile davranışındaki yazarlığındaki güzellik ile. Şair ve yazar her zaman tek başına yansıtamaz ışığı dünyaya bunun için okuyucusunun da buna destek olması gerekir.

-Şair ve yazar yazdıkları için övünç duymalı mıdır?

-Tabi ki hayatımızda aynaya bakarken kendimizden nasıl gurur duyuyor ve beğeniyorsak, şair ve yazarda yazdıklarından övünç duymalıdır, emin olmadığı gönlünü hislerini şiir ve yazısına koyarken seçkin davranmayan yazar ortaya bir eser çıkarması pek mümkün olmayacaktır haliyle. Kendini duygu ve hislerini sorumluluğunu bilen şair ve yazar bunları içine katınca ve okuyucusu da beraber onunla gönül güzelliği ile olunca elbette ki övünç duyacaktır.

-Şair ve yazar kendini şiir ve yazılarında arayan birisi midir yoksa hep gizleyerek yazan mıdır?

-Yazmaktaki amaç yazarın kendisini gönlündeki his ve düşüncelerinin doğru veya yanlışlığını şiir ve mısralarında veyahut ta yazılarında yazarken buna okuyucusunun okuması eleştirisi ile yön vermek bulmak ister. Kimi Şair ve yazarlar bunun telaşını hissetmez ve yazar kendi yazdığının doğru olduğu düşüncesi ve hissi ile yazmaya devam eder lakin bir süre sonra savlarının çıkmazında tıkanır kalır. Haliyle çıkış için bir kapı ararken çıkış kapısının okuyucusu olduğunun farkına varır ve görünmez olmanın yanlışlığından dönerek görünen hisseden hissettiren bir yazar pozisyonuna geçer. Sen görünmezliği seçersen kaybolursun okuyucu senin his ve duygularını gerçek isimi ile bakış açını yakalayamaz ve anlayamaz.

-Bize Aşktan söz eder misiniz?

-Ah aşk bir pınar akan hiç kurumayan damarlarda gezen coşturan koşturan Aşk, bütün kâinatı içine alan âleme sığmayan bir gönüle sığan, güldüren var eden gönülleri sevgi pınarına çeşmesinde birbirine bağlayan, evrensel bir duygu ve histir, tarif etmekle bitmeyen, asırlardır süren, Yüce Allah’tan gönüllere temas eden bir nurdur. Aşk gönülde toplumda aslında birliktir, ilâhî nurla saran nurun ta kendisidir. Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a ibadet edildiği en yüksek derecede gönülde duyulan, coşkun hissedilen tezahür aşktır. Güzellik aşkın görülen hissedilen duyulan gerçek yüzüdür, gönül onu bulunca ya da o gönüle girince, coşturan koşturan hoş eden bir pınardır çeşmedir kesilmeden damarlarda bir ömür boyu akan bir güzelliktir. Yüce Allah c.c. bütün yarattığı her şey güzeldir aşk ise bu güzelliklerin hepsini kapsayan ve yansıtan tüm güzelliktir...  Şairi yazarı yıllardır aşk üzerine şiirler yazar, bitiremez bitmesi mümkün olmayan bir nehir ırmak okyanustur aşk.

Âşık Eteğin Tutmak Gerek

Aşık eteğin tutmak gerek akıbet zeval olmaya
Aşkdan bir elif okuyan kimseden sual olmaya

Aşk dediğin bilir isen eğer aşka gönül verir isen
Aşk yoluna mal ne olur can dahi muhal olmaya

Asil zadeler nişanın eğer bilmek diler isen
Her sözün manası var sözü sebük-sal olmaya

Ariflerden nişan budur her gönülde hazır ola
Kendini teslim eyleye sözde kıyl-u kal olmaya

Görmez misinsen arıyı her bir çiçekten bal eder
Sinek ile pervanenin yuvasında bal olmaya

Eğer güher ister isen hizmet ile ariflere
Cahile bin söyler isen manada miskal olmaya

Miskin Yunus zehr-i katil aşk elinden tiryak olur
İlm-ü amel zühd-ü ta’at pes aşıksız helal olmaya

                                                  Yunus Emre
Âşık Oldum Erene Ermek İle

   
Âşık oldum erene ermek ile
Hakk’ı buldum ben eri görmek ile.

Ere erdim, erde buldum maksudum,
Bulamadım taşradan sormak ile.

Ne yere baktım ise er oturur,
Gönlün aldım yüz yere sürmek ile.

Hak’tan imiş canlara cümle nasip,
Olmaz imiş Kâbe’ye varmak ile.

Eşiğindir Kâbe bilirsen senin,
Bulamazsın yol çekip aramak ile.

Beni gören bir pula saymaz idi,
Şimdi gören gösterir parmak ile.

Bir göl idim, kıldı erenler nazar,
Deniz oldum dört yana ırmak ile.

Geldi ün Yunus, durdurdum uru,
Gözüm açtı kulağım burmak ile.

                           Yunus Emre

Mevlana’nı aşk dolu Sözleri

Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek.
Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak.
Sakın acında kaybolma.
Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.
                                                   Mevlana

Gerçek Aşk’ı bilen kalp bir damla suya bile hürmetle bakar.
Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.
Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim.
Ömrün ömrüme nasip olsun diye!
                                                             Mevlana
   Cemal Süreya Şiiri

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
                                       Cemal Süreya

Aşk


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

                                                Cemal Süreya


Bir Selama Değmedi

Bu gün ben seni gördüm
Selam vermek istedim
Yüzünü yana çevirdin
Söyle, yıllardan beri
Kalbimiz beraber duydu
Beraber vurduğu yılları
Peki, ne çabuk unuttun
Beş yıl gözümden akan o kanlı yaşları
Bir selama değmedi mi?
Hiç yüzüme bakmadan yanımdan nasıl geçtin
Sen aşkın selamını korkuya mı değiştin
Yoksa sen kendi yeminine sözüne sadık kalmadın mı?
O kadar yakın iken bu kadar uzak oldun
Tatlı gülüşlerimiz, acı feryatlarımız
Bir selama değmedi mi?
Kaygılı-kaygısız anlarımız
Bir selama değmedi mi?
Yalnız şimdi anladım ah sen daha benim için
Ulaşılmaz bir çiçeksin
Yaşanmış günlerim tekrar geri dönmeyeceksin
Kop ey tufan, es ey yel, Hazan oldum döküldüm
Tam beş yıl kalbimde
Beslediğim sevgi, bir selama değmedi
Bir günlük hasretime dayanamayan gülüm
Peki ne oldu bu hasret bir selama değmedi mi?
Gittin, arkandan baktım can ayrıldı canımdan
Sen nasıl sorumsuzca geçtin yanımdan
Ah çektim, üstümdeki yapraklar titredi gülüm
Senin kalbin titremedi
Arkana da bakmadın
Neden senin yolunu sevgi kesmedi?
Kazancımız söyle bu mu?
Söylenmemiş o selam elvedamız mı oldu?
Sen bana zulm ettin bana zulüm yakışır
Bir selama değmeyen aşka ölüm yakışır

                               Bahtiyar Vahapzade
Devam edecek İnşallah

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

Monolog Röportaj/ım-4-


                                
Gönlümüzü düşüncemizi farklı bir coğrafyaya götürmeden, yerinden canlılığı sıcaklığı ile bırakarak sizleri bu monolog röportajımla baş başa bırakıyorum. Düşünmek, düşünerek , kokuşmuş fikirleri alt üst eden, gönlünüzdeki hislerin, aklınızdaki düşüncelerinizin tüm dünya üzerinde etki görmesini değiştirmesini dileyerek, sizleri kendimle röportajımla sizlerle baş başa bırakıyorum.

-Aydının işlevi ne olmalıdır?

-Karanlığa bir ışık yakması gerekir ki, aydınlansın gönlü aydın olsun.

-Eleştirici tavırdaki olgu ne olmalıdır?

-Görmenin sonucuna, gülümseten bir pencere açıyorsa, eleştirici tavırdaki olgu bu olmalıdır. Yıkmak yerden yere vurmak yerine, yapıcı olmalı, karşısındaki insanları kendi penceresinde hayatı seyretmesini sağlamadan, insanların kendi gönül penceresinde penceresini açarak seyretmesini sağlamalıdır.

-Uzlaşmış bir toplum nasıl olmalıdır?

-Her türlü sorunları için meydanlara çıkan bunu kavga döğüşle değil, karşılıklı konuşarak karşımızdaki insanın düşüncesine saygı göstererek, bu dünya sahnesinin yalnız kendine ait olmadığı savını bıraktığımız anda, uzlaşmış bir toplum olabiliriz. Bunu bir savaştır tezini bırakarak bunu gözü peklik saymayarak, alkış toplamayı bıraktığımız anın ertesinde bu dediğiniz olur.

-Düşünmek mi acaba kafa yormak mı sorunlara çaredir?

-Köklü fakat saplantı haline gelmeyen, aydınlık bir ışığın insanlarca kabul görmüş bir düşüncenin ekseninde düşünmek, her zaman insanlığa fayda sağlamıştır. Kafa yormak, düşünceye nazaran yani düşünce oturarak yapılan bir eylemse, kafa yormak o düşünen düşünürken yorulan akla, kafa yormak jimnastiktir diyelim.

-İnsanın kendini bambaşka seçkin bir insan gibi görmesi sizce kışkırtıcı değil mi?

-Güzel bir soru, dünya bizim dünyamız hayat bizim hayatımız birlikte yaşıyoruz, birlikte sabah ve akşamı günü yaşıyoruz isek, neden bunları göz ardı ederek, kendimizi her şeyden üstün tutarak, diğer insanları hor görerek, sonu olmaya bir kargaşanın kavganın içine giriyoruz. Bizler kavga etmek için değil, yaşamak için geldik bu dünyaya öyle değil mi? Bu çirkin gönlü hoşlandıracak bir düşünce değil hatta coşturacak bir kavramda değil, çirkin bir adım ve yabancılaşmaya götüren, gönüldeki insana olan sevgiyi özlemi yok eden bir savdır, çirkinliktir diyebiliriz.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet

7 Mart 2017 Salı

Monolog Röportaj/ım-4-


                                               Monolog Röportaj/ım-4-

röportaj ile ilgili görsel sonucu

Gönlümüzü düşüncemizi farklı bir coğrafyaya götürmeden, yerinden canlılığı sıcaklığı ile bırakarak sizleri bu monolog röportajımla baş başa bırakıyorum. Düşünmek, düşünerek ,kokuşmuş fikirleri alt üst eden, gönlünüzdeki hislerin, aklınızdaki düşüncelerinizin tüm dünya üzerinde etki görmesini değiştirmesini dileyerek, sizleri kendimle sizlerle baş başa bırakıyorum.

-Aydının işlevi ne olmalıdır?

-Karanlığa bir ışık yakması gerekir ki gönlü ile, aydınlansın gönlü aydın olsun.

-Eleştirici tavırdaki olgu ne olmalıdır?

-Görmenin sonucuna, gülümseten bir pencere açıyorsa, eleştirici tavırdaki olgu bu olmalıdır. Yıkmak yerden yere vurmak yerine, yapıcı olmalı, karşısındaki insanları kendi penceresinde hayatı seyretmesini sağlamadan, insanların kendi gönül penceresinde penceresini açarak seyretmesini sağlamalıdır.
-Uzlaşmış bir toplum nasıl olmalıdır?

-Her türlü sorunları için meydanlara çıkan bunu kavga dövüş ile değil, karşılıklı konuşarak karşımızdaki insanın düşüncesine saygı göstererek, bu dünya sahnesinin yalnız kendine ait olmadığı savını bıraktığımız anda, uzlaşmış bir toplum olabiliriz. Bunu bir savaştır tezini bırakarak bunu gözü peklik saymayarak, alkış toplamayı bıraktığımız anın ertesinde bu dediğiniz olur.

-Düşünmek mi acaba kafa yormak mı sorunlara çaredir?

-Köklü fakat saplantı haline gelmeyen, aydınlık bir ışığın insanlarca kabul görmüş bir düşüncenin ekseninde düşünmek, her zaman insanlığa fayda sağlamıştır. Kafa yormak, düşünceye nazaran yani düşünce oturarak yapılan bir eylemse, kafa yormak o düşünen düşünürken yorulan akla, kafa yormak jimnastiktir diyelim.

-İnsanın kendini bambaşka seçkin bir insan gibi görmesi sizce kışkırtıcı değil mi?
-Güzel bir soru, dünya bizim dünyamız hayat bizim hayatımız birlikte yaşıyoruz, birlikte sabah ve akşamı günü yaşıyoruz isek, neden bunları göz ardı ederek, kendimizi her şeyden üstün tutarak, diğer insanları hor görerek, sonu olmaya bir kargaşanın kavganın içine giriyoruz. Bizler kavga etmek için değil, yaşamak için geldik bu dünyaya öyle değil mi? Bu çirkin gönlü hoşlandıracak bir düşünce değil hatta coşturacak bir kavramda değil, çirkin bir adım ve yabancılaşmaya götüren, gönüldeki insana olan sevgiyi özlemi yok eden bir savdır, çirkinliktir diyebiliriz.

Mehmet Aluç /Kul Mehmet




9 Şubat 2016 Salı

Şiirin Başlama Ve Bitmeme Anı Hakkın Da Röportaj –Monolog



Şiir, okuyucuların gönlünü hecelerle okşamak, gönlündeki dertleri yok ederek az gülümsetmek, bir folklor anlatımı ile yani geçmişten gelen ve onu yarınlara taşıyan değerlerine sahip çıkarak, onun güzelliğini anlatan inançlarına pranga vurmadan, şair kendi gözlemleri ile gönlün pınarından yıkayarak, okuyucusuna sunduğu edebiyatın bir kolu, güzelliği neşesi ve gülümsemesidir. Hecelerin tonunu ahengini seçerek gönlü ile okuyucuya sunması ve okuyucularına şiiri ile gülümsemesi, gönül kapısını açtırarak okuyucu ile düşünceler arasında bağlar kurdurarak, değişik düşünceleri birbirine bağlanması güzelliğin fark edilerek anlaşılmasıdır. Nefeslerimin kesildiği bizi sıktığı anlarda, şiirler ile hava almaktır, havayı derin derin çekerek rahatlamak huzura varmaktır şiir.
Sayın okuyucularımız bugün Kul Mehmet ile olan sohbetimize hoş geldiniz. Geçenlerde benimle sohbet ederek bu sohbeti röportaja çevirerek sesimi siz gönlü güzel okuyucu kitlesine ulaştıran bu yazar kardeşimizle uzun uzun sohbet ederek gönlünden geçenleri siz değerli okuyucularımıza sunacağız.
Nöbetçi Şair: Sayın kul Mehmet hoş geldiniz sizi herkes tanıyor geçmişinizden bahis etmeden direkt sorulara geçeceğim, öncelikle hoş geldiniz.
Kul Mehmet: Teşekkürler ederim kardeşim bana gönül kapınızı açarak bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürler ederim. Gönlümde saklı kalan hislerimi duygu ve düşüncelerimi açık bir şekilde anlaşılır bir şekilde değerli gönlü hoş okuyucularıma açtığınız için teşekkürler ederim.
Nöbetçi Şair: Öncelikle hayatınızı etkileyen şekillendiren edebiyat yani şiir öykü makale ile başlamak istiyorum. Bunlar hayatınızı ne kadar etkiliyor?
Kul Mehmet: Gündüz herkesindir yani ayık olanların, gece ise uyumayanların edebiyat ile haşır neşir olup bir şeyler yazmaya kendisini adayanların olduğu gibi gece nasıl uyumayan ben gibilerinin ise, şiirde beni böylesine etkileyerek geceleri herkes uyur iken gönül ferahlığı ile yazmaya davet ediyor. Allah insanın kalbine dokunur ve bu yazma işini sevdirirse insan hiç gocunmadan gece gündüz Allah’ın yardımı ile yazabiliyor.
Nöbetçi Şair: Geceleri daha çok sessizlik olduğu için mi yazmak bu saatlerde size huzur veriyor.
Kul Mehmet: Evet aynen dediğiniz gibi, duygu ve düşünceler sessizliğin huzurunda dillenerek gönlümü okşayarak kâğıda dökülüyor sessiz sessiz. Kelimeler heceler daha anlaşılır oluyor. Gündüzün o kalabalığından insanların koşturmasında ki acelelik evdeki işyerindeki telaş, onları hisseden gönül ve kalem gecenin huzurundaki gibi yazamıyor, düşünüyorsun etrafındaki insanların koşturmalarını hissedersin kaleme almak isterken, evin içinde çocuklar veya eşiniz hayatın ucunda tutmanız için sizden yardım ister ve bu nedenle o hisleri sakin bir kafa ile kâğıda dökemezsiniz, her şey yarım kalır. Ama gece öyle değil herkes tatlı uykusunda siz uykusuz kalsanız da eserlerinizi meydana getirirken, gündüz kaçırdığınız hedefinize ulaşmanın sevinci şimdi ulaşarak varırsınız ve yazarsınız. Yazdıklarınız o sessizliğin huzurunda kulaklarınıza ahenkle konuşur ve kendinizi yalnızda hissetmezsiniz. Siz bunu daha iyi bilirsiniz siz ki nöbetçi geceleri yazan şairsiniz.
Nöbetçi Şiar: Size katılmamak mümkün değil, Sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir mi?
Kul Mehmet: Dünyayı değil de önce ilk basamağı çıkalım, sonrasında çıkmaya gücümüz olursa en son basamağa çıkar dünyayı seyrederiz. İlk önce okuyucuyu sözlerin hecelerin okşayan elleri ile gönlünü okşayarak değiştirmek o okuyucunun monoton dünyasını şiirlerle daha doğrusu edebiyat ile süsleyerek değiştirdikten sonra gerisi basamak basamak gelir, geç gelir ama bir gün gülümseyerek gelir, gülümseyerek dünyayı kucaklar, bizim öncelikli amacımız yazarken okuyucuyu gülümsetmek, okuyucunun da arkadaşını eşini dostunu gülümsetmesini sağlamaktır.
Nöbetçi Şair: Çok güzel söylediniz sözleri ağzımdan benden önce aldınız ve söylediniz. Keşke şair olmayla hecelerle tanışmamış olsaydım, geceleri yatar dinç biri olarak uyanabilirdim dediğiniz oldu mu hiç?


Kul Mehmet: Zaten yazmak dinç olmaktır içindekileri saklamadan ortaya samimi bir dil ile aktarmaktır. Çoğu insan stresten kurtulmak için terapistlere para aktarırken sen gülümseyerek hecelerle dost olarak gönlündeki birikmiş olan sıkıntı ve dertleri hecelerin gülümseyen gülümsemesi ile okuyucularına anlatıyorsun. Sigara içer bırakırsınız, bir meyveyi çok seversiniz yarın usanırsınız yemezsiniz, ama yazmak bırakmazsınız, yolda iki adım yürürken aklınıza gelir birkaç mısra bir köşeye çekilir cebinizde hazır olan birkaç kâğıt ile kalemi alır oturur hatta duvara yaslanır yazarsınız. Allah'ın yardımı ile her gün her saat yazma ile usanılacak bir şey değildir buda Allah'ın hikmeti olarak biliyor ve ben böyle hissediyorum. Mesela aşkın başladığı anı ve bitiş anını insan bilir hisseder ama yazmak edebiyat ya da şiir öylesine güzel gülüşü vardır ki ve okuyucuyu öylesine memnun eder ki o güzelliğinden vazgeçemesin, kâğıda kaleme dökmesen de içinde gönlünde yazarsın, bazen de yazmak istersen yeter ki elinde kırık bir kalem küçük bir kâğıt parçası geçsin yetiyor yazmaya...

Devam edecek inşallah

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

29 Ocak 2016 Cuma

Gönül Gönüle Hem Sohbet Hem De Röportaj-4-monolog-

  

   Kul MehmetŞiirde her türlü ideolojiyi ve ideolojik sapmayı yazmak veya bunu dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiirler mi yazmalıdır şair?

   Gecelerin Şairi: Şair veya yazar yazarken çoğu zaman bireysel yönü ağır basar ve bu yönde yazar. Çoğu zaman içinde duyduğu çağrışımlara uyarak, bireyselliğine bağlı kalarak yazar. Bazen de toplumsal ve okuyucuya hitap edecek bir yaklaşımla beraber, evrensel insan diline gönlüne fikrine düşüncesine hitap eden eserler dile getirir. Saf olan, duru olan şiir yazarken, yazma anlayışında her zaman estetik olan güzellik ön plana çıkarılarak yazılır.Sıkıcı bilgiden uzak, bir şey öğrenme çağrısı uyandıran ve şair kendi ideolojisi ile göze fazla batmadan, toplumsal ideolojinin güzelliğinden kaçmadan, şiirsel bir anlatımla yazmasında bir sakınca yoktur. Şiirde okuyucuya uyandırdığı düşsel imgelerle süsleyerek, okuyan insanın estetik duyarlılığını tiksindirtmeden, onu okşayarak doyurmayı amaç edinmek adına, ideolojinin fayda ve zararları ne ise onu da belirterek, kararı okuyucuya bırakmakta hiç bir sakınca görmüyorum. Şair anlaşılmaktan öte, duyurmak ve hissedilmesi adına şiirler ve yazar okuyucuya sunar, artık gerisi okuyucuya kalmıştır, bunun dışındaki hislerle yazmak ise okuyucuyu zincire vurarak, kendi fikrini aşılamak veya kendi ideolojisi ve düşüncesine zincirlemekten başka bir şey değildir, bu ise şairi yazarı batıran yok eden bir yazma şeklidir.

Kul MehmetDüşüncelerin aktarılmasında şiiri bir anlatım aracı olarak yetersiz görüyor musunuz?

   Gecelerin Şairi: Şiirde belirtilmek istenen duygu ve düşünceleri bir anlatım aracı olarak görmek için o eserin kolay, anlaşılır, şairin kendine has anlatımı ile abartıya kaçmadan küçük bir ek yorum içine ekleyerek, düşüncelerini anlatmada anlatım aracı olarak tabi ki görür ve bu onun en doğal hakkıdır.Güzel, lâtif, ince anlamlı, okuyucuya empoze etmeden kolayca anlaşılır sade bir anlatımla tabi ki düşüncelerini aktarmasına hiç bir sakınca yoktur. Şiir bir anlatım aracı olarak yazar için şair için en güzel düşüncelerini anlatım aracıdır. Anlayış ve anlatışta ki yol haritası hecelerin kelimelerin seçimi gönül'e hitap etme özelliği taşımalı ve  şair ve yazar bunu hiç bir zaman unutmamalıdır.

   Kul Mehmet: Teşekkürler ederim, okuyucuları aydınlatmak adına bu güzel röportaj için bana zaman ayırdığınız, sabırla dinleyerek cevap verdiğiniz için. Size iyi çalışmalar dilerim kardeşim.
   
   Gecelerin Şairi: Bana bu imkânı ve olanağı verdiğiniz ve okuyucularımla gönül gönül'e buluşma imkânı verdiğiniz için, ayrıca gönlümden geçenleri kaleme aldığınız için asıl ben teşekkürler ederim, sabırla bizi okuyan değerli gönlü güzel okuyuculara selamlar ve sevgilerimi sunuyorum, cümleten Allah'a emanet olun kardeşlerim.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
 Monolog: Bir kişinin tek başına kendisi ile konuşması demektir.

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç