Bu Blogda Ara

istiklal marşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istiklal marşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2017 Pazar

Hakkıdır Hakka Tapan Milletimin İstiklal

istiklal marşı yazilişi ile ilgili görsel sonucu 
Korkma yürü dedin
Yürüdük 15 Temmuzda başımız dik
Alnımız dik
Gönlümüzde imanımız bir kale gibi
Sönemez şafaklarda yüzen al sancak dedin
Sönmedi şafaklarda al sancak dalgalandı
Milleti kandırmaya çalışanlar aldandı
Sönmeden yurdumun üstünde korkmadan yürü
Sönmesin dedin en son ocak sönmedi tüttü
O vatan hainlerini zaten şeytan dürttü
Hissetin ta o günden yazdın
Bizde okuduk 15 Temmuzda yeniden okuduk
Okuduk yıkmaya çalışanları yıktık
Tankların önüne imanımızla durduk vurduk
O benim milletimin bayrağı dedim parlayacak
Parladı gönlümüzdeki imanla parlayacak
Ben ezelden beri hür yaşadım hür yaşarım dedin
Bize bu gerçeği ta o günden haykırdın duyduk seni
15 Temmuz gecesi çıktık hür yaşamak için meydanlara
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım dedin
Cumhurbaşkanı seninle aynı duyguları bizimle hissetti
Şaştı kaldı vatan hainleri bu direniş karşısında ezildi
Kükremiş bir sel gibiyim bendimi çiğner aşarım dedin
Bizlerde sen gibi kükredik bendimiz aştık
Düşmanı vatan hainlerini kendi ölüm tuzaklarında bastık
Yırtarım engin dağları enginlere sığmam taşarım dedin
Aynen dediğin gibi yırttık yıkılmaz sanılan dağları
Enginlere sığmadık kardeşlikle coştuk taştık
Tüm emanetin bizde gönül güzelliğinle üstadım
Hangi bir mısraını anlatayım
Bu güzel istiklal marşını yazarken hissettiklerini
Yazamam anlatamam ancak izinden gelebilirim
Oda layık olabilirsem
Son Mısra’nla ne güzel dedin
Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal
Hakka kul olan milletin yıkılmaz bileği
Olsun istiklali helal bende derim
Mehmet Aluç/Kul Mehmet




12 Mart 2016 Cumartesi

İstiklal Marşı Doksan Beş Yaşında








İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında
Ülkemiz yeni kurtuldu düşmanın feryadında
Üstadım mekânın cennet olsun deriz her duamızda
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

İstiklal için döküldü kan
Vatan için herkes verdi bir can
Vatan için boşa akmadı kan
Bayrağım dalgalandı onunla dirildi vatan
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Dalgalan bayrağım istiklal uğruna
Beraberliğimiz gitti düşmanın zoruna
İnanlar gelmedi düşmanın oyununa
Düşman boyun ölçüsünü aldı enine boyuna
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Al bayrağım dalgalan seninle sönmez ocak
Şehitlerine cennet açtı gülümseyerek kucak
Düşman kaçarken bulamadı köşe bucak
Dalgalandı şehit kanı ile hilal ancak
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Vatan kanlarımız olsun sana helal
Yalnız değilsin seninle her zaman Zülcelal
Sana hiç yakışmaz izmihlal
Akmasın milletim gözünde melal
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Üstat ne güzel demiş
Ben hür doğdum hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Göğsümüzde iman çelikten duvar
Düşmanın oyununu milletim bozar
Düşman yıkılır önümüzde azar azar
İman dolu sinemizde ki imanı kim bozar
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Üstadımız dedi bir daha bu ülkede
İstiklal marşı yazılmasını Rabbim nasip etmesin
Duana âmin deriz demeyenler kahır olsun
Vatan aşkı imanın aşkından dır bilmeyenler zail olsun
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Üstadım vatan için yollardayız akın akın
Gözün arkalarda kaldı sanma sakın
Sana koşarak geleceğiz bir gün yakın
İman dolu yürek ile vatan elbet hakkın
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında

Kul Mehmet’im millet olarak döküldük üstadın göz yaşında
İmanın cennet kokusu görünüyor milletimin bakışında
İstiklal marşını yazarken üstat gördü imanı her yazışında
İman ile yaşadık iman ile yazdı üstat her haykırışında
Seni milletimi anlamayanlar her zaman yok olsun
İstiklal marşı doksan beş yaşında
Yazılırken döküldü üstadın göz yaşında
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-



27 Aralık 2013 Cuma

Mehmet Akif Ersoy çilenin kalesi

           Mehmet Akif Ersoy çilenin kalesi

27 Aralık 1936 yılında vefat eden İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif ERSOY’U; ölümünün 77 yılında anıyoruz.
Milli mücadele günlerinde açılan "Milli Marş" yarışmasına o gün 724 şiir katılmıştır. Para ödülü olduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Akif, Maarif vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ısrarı üzerine "Kahraman Ordumuza" adadığı şiiriyle yarışmaya girer ve birinci olur. Türk halkının bağımsızlık duygusunu yansıtan ve milli mücadele azmini artıran "İstiklal Marşı" ile Mehmet Akif, içinde yaşadığı toplumun milli duygularını dile getiren "Millî Şair”imiz olarak anılmaktadır.
"Asım'ın nesli... Diyordum ya..."...
Ömrü boyunca, ilmin irfanın kucağında bir "Asım nesli" yetişmesi için çalıştı... Akif; doğruluktan şaşmayan, özü sözü bir, yılmaz bir hakikat savunucusu. Tevazu içinde yaşadı, şöhretin seline kapılmadı... Allah'tan başka kimseden korkmadı ve kimsenin önünde eğilmedi. Büyük milletin kahramanlık destanını o yazdı... "Çanakkale Harbi" ve "İstiklal mücadelesi", anlamını onun mısralarında buldu.

Safahat
Mehmet Akif'in Safahat ismini verdiği eseri, hayatından ve Türk insanının gerçekleriyle örülmüş canlı hayat tablolarından oluşmuştur. İslamcı şair olan Akif, zühd içindeki bir derviş değil, hayatın ve gerçeklerin içinde mücadele eden, bağıran, kendini ortaya koyan toplumcu bir şair ve dava adamıdır. Devrinin sosyal-siyasi yapısı, onun şiirlerinde büyük yer tutar. Mehmet Kaplan'ın ifadeleriyle "Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri, bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şair yoktur denilebilir. Safahat, adeta muayyen bir nokta-i nazardan tasvir edilen bir romana benzer: Sokak, ev, kulübe, saray, meyhane, cami, köy, şehir, fakir, zengin, dindar, dinsiz, cılız, pehlivan, korkak, kahraman, halk, yüksek tabaka, münevver, cahil, yerli, yabancı, Avrupa, Asya, ticaret, siyaset, harp, sulh, şehircilik, köycülük, mazi, hâlihazır, hayat, hakikat hemen hemen her şey Akif'in duyuş ve görüş sahnesine girer. Ve bunu yalnız şiirle değil, bütün ifade vasıtalarıyla anlatır: Tasvirler yapar, portreler çizer, hikâyeler söyler, fıkralar anlatır, konuşmalara başvurur, vaaz eder. Komik, trajik, öğretici, hamasi, lirik, hakimane her olayı, her tonu kullanır. Bu suretle Akif, şiirin hududunu nesir kadar, edebiyat kadar genişletir; hatta edebiyatı da aşar, onu hayatın da kendisi yapar."
Kelime olarak "Hayatın değişik yüzleri, görünümleri" anlamına gelen Safahat, yedi kitabın da ortak adıdır. 1911 yılında ilk şiir kitabı yayımlandığında "Safahat" adını taşımıştır. Şairin daha sonra yayınladığı diğer kitaplar "ikinci kitap", "üçüncü kitap" olarak adlandırılır ve kendilerine ait alt başlıklar taşırlar. Safahat adı altında bir araya gelmiş kitaplarının alt başlıkları sırasıyla şunlardır: 
Mehmet Akif Ersoy’u ne kadar tanıyoruz? Akif denilince yarım yamalak bir biyografi, safahatından bir iki şiir onu hakikaten anlamamıza yol açar mı bilmiyorum?  İstiklal Marşı ve birkaç destan şiirinin dışında millet olarak ne kadar biliyoruz? Üzerinde durulması gereken konular var Akif’le ilgili.  Akif’in esasında bir hüzün şairi olduğunu,  bir yalnız adam olduğunu, hayatının 11 yılını uğruna istiklal marşı yazdığı vatanından ayrı geçirdiğini, fakirlik içinde geçirilen bir ömür yaşadığını, oğlu emin ERSOY’UN hüzünlü hikâyesinin sonunda bir kamyon karoserinin içinde ölü bulunduğunu bilmeden anlayamayız Akif’i.  Tarihle yüzleşmek adına bunları bilmek durumundayız. Bu vatanın kendi evlatlarının kıymetini bilmesi adına gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Bu yüzden Hicran Şairi Akif’i tanımalıyız. Onu tanımanın en önemli yollarından biri Safahatını anlamakla gerçekleşecektir. Safahatının ara sokaklarında bir yolculuğa çıkarak aslında bilinen ancak tanınmayan Akif’le tanışalım. Tanımak içinde, Akif’in şiirlerini hangi bağlamda yazdığını anlamaya çalışalım.

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
 Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
"Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart 1329 (1913)



  İSTİKLÂL MARŞI

- Kahraman Ordumuza -

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
"Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkı'ın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Rûhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar - ki şahâdetleri dinin temeli -
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder - varsa - taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
----------------
 Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile...
Âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!
Kaç hakikî Müslüman gördümse: Hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
İstemem dursun o pâyansız mefâhir bir yana...
Gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana!
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr!
Çok değil ancak! Necip evlâda lâyık tek şiâr.
Varsa şayet, söyleyin bir parçacık insâfınız:
Böyle kansız mıydı – Hâşâ – kahraman eslâfınız ?
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına?
Benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına,
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr?
Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar?
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi?
Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bâri gülmekten utan!...
“His” denen devletliden olsaydı halkın behresi:
Pâyitahtından bugün taşmazdı sarhoş nâ’rası!
Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
Lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
Hasmı, derken, çullanmışlar yutmadan son lokmayı!..
Bir hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:
Hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!
Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
Vakit çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
Davranın haykırmadan nâkûs-ı izmihlâliniz...
Öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zirâ haliniz:
Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!
Davranın, zîra gülünç olduk bütün bir âleme,
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervâh, intikam;
Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram!
Kahraman ecdâdımızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa: İstikbâlinizden korkulur, pek korkulur!

13 Haziran 1329 (1913)



Ruhu şad olsun nurlar içinde yatsın çilenin kalesi vatan millet aşkı ile yaşayan çoğu zaman sürgünde hapislerde geçen dava adamı gönül dostu üstadımız nurlar içinde yatsın..

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç