Bu Blogda Ara

hafif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hafif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2016 Pazar

Sözlerim

Görsel sonucu

Saracaksan yaranı yârine sardır, başkaları sararken kanatır, hiç kimse yar gibi hafif dokunuşlarıyla dokunamaz saramaz, incitir.

Sana içimi açamazken, nasıl ayrılıklara yelken açmamı benden isteyebilirsin? Nasıl ayrılığa doğru yürümemi benden bekleyebilirsin?

Gitmemi benden isteme, ben daha sana gelmenin tadına varamadım ki, gitmenin acısı ile bu gönlüm yakayım ıstırap içinde kalayım!

Gitmek bir yara, kalmak cennet bahçelerinde yâri ile gezintiye çıkmak var iken ey sevgilim gitmeleri sen ve ben unutalım…

Hayatım seninle son durağa kadar gidecekse şunu bil ey sevgilim, hayatımızda müsait bir durak olmayacak tek bir durak olacak bu da son durak, bunu iyi bil de beni öyle sev sevgilim.

Küçükken düşerdim dizlerim kanar acırdı annem öper geçerdi, şimdi aşka düştüm gönlüm kanıyor annem öpse de geçmiyor, bu gönlüm annen değil sevdiğin gelsin öpsün sarsın diyor.

Aşk ile gönlünde bahar çiçeklerini açtır, sonbahar mevsimi aşka yakışmaz, aşkı soldurur hicran kapısına götürür.

Ben yaramaz bir çocuktum çocukluğumda, şimdi hala yaramazım ve bu yaramazlığımı çok seviyorum, sen beni unut dedikçe ben hala yaramazlık yaparak seni unutmak istemiyorum. Gel sende benimle yaramazlık yap, iki yaramaz çocuk gibi birbirimize sarılalım.

Ben seninle karanlıklarımı gündüz yaptım, şimdi bana sakın ola ayrılık sözlerini söyleme hatırlatma, ben artık karanlıklarda yaşayamam, korkarım.

29 harften üç hece aldım gönlüne gönlüme “aşk” diye aşkı yazdım, geriye kalan 26 harfi başımıza nöbetçi diye diktim, ayrılık hicran gözyaşı etrafını etrafımızı sarmasın diye.

Ben saatin yelkovanında akrebinde dolaşırken her an her saat başı seni bekledim yolunu gözledim, dakikalar asır oldu, sen hala bir saniye olarak yanıma gelmedin…

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

3 Mart 2015 Salı

Bu Sorular Ne Kadar Ağır Oysa Cevabı Çok Hafif!





Zaman zaman düşünürüm, kar taneleri gibi bembeyaz sevgi çiçekleri, neden gönlümüzde yetişmez diye!

Etrafımıza dünyaya bakınca bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok sanırım.
Birbirimize yol vereceğimize birbirimizin yolunda açan sevgi çiçeklerini nedense edepsizce çiğner geçeriz, hatta gönlümüz de sevgi çiçeklerini açtırmak için ne yolumuzda bahçe açmamıza izin veririz nede dikilmesine tahammül ederiz!

Neden birbirimizin halini sormayız da, zorda kaldığında ona neden aklını kullanmadı diye zulüm eder bir tekmede arkasından biz vururuz?

Dilimizde sevgi sözcükleri yerine, dikenler gibi gönlü parçalayan değersiz bizi birbirimizden ayıran sözlerin peşinden koşarız?

Çok yakınız ama birbirimiz aramıyoruz arasak ta uzaklarda arıyoruz! Bak işte yanındayım görsene beni,  bizi, onu, bunu şunu…

Birbirimize yabancıyız tanınmak istemiyoruz acaba neden? Niçin? Niye? Bilmiyorum.
Bu sorular ne kadar ağır oysa cevabı çok hafif!

Bir gülümseme, bir nasılsın demek, bir ihtiyacın var mı demek ne kadar ağır geliyor, sanki sırtımıza ağrı dağı yükleniyor!

Körüz gördüğümüzü sanıyor, ama gerçekten kör olduğumuz gerçeğine kulağımızı tıkıyoruz.
Bazen düşünmek ve çaresini bildiğimiz halde düşünmenin eziyetinden dolayı düşünmek istemiyorum.

Hücrelerimiz ile yakıp yıkanın yanında gururmuş gibi duran bizler, merhamet ile gülümseyenin yanından kaçıyoruz!

Yok delidir, neden boş boş gülümsüyor, ajan mı yoksa falan filan! Sana bana bize gülümsüyor, gülümse gönlünde bahar çiçekleri açsın diyor, gülümse hayatına mutluluk gelsin bu mutluluğu da al dağıt diyor, ama insan her şeyi bilen ya, işte bilmediğinin anaforunda fikirsizlik veya fikri olmayanların uçurumuna düşmek için, var gücü ile koşuyor. Anlamak mümkün değil! Akılın neden bunu yaptığını anlamak hiç mümkün değil.

Rahmanın huzurunda bu dünyada yaşarken merhametten haberi olanlardan hatta farkında olanlardan, karışık olan yola gitmek yerine iman nuru ile aydınlanmış yola girmeyi görmeyi Rabbim cümlemize nasip eylesin. Selam ve dua ile…


Mehmet Aluç

13 Haziran 2014 Cuma

Dört duvar arasında

Dört Duvar Arasında
DÖRT DUVAR ARASINDA
Oturuyoruz hayatın dört duvarı arasında. İnsanları seyrediyoruz, insanlarda bizleri seyrediyor. Kimimiz hapishanede yaşamış gibi, kimimizde nerede olduğunu bilmeden yaşıyor, kimi ise hafiften gülümsüyor. Gerçi hepimiz kendi hapishanemizde yaşıyoruz istemesek te.  Yaşadığımız ağır yükümlülükle yaşamın içinde savaşıyoruz.

Kimi zaman sevda bağlarımıza kor ateş düşer, gönlümüz yanar sevda ile sevdiğimize ya kavuşuruz, ya da kor alev yanarız. 

Veyahut ta aradığımız sevdayı, gönlümüzü yakacak olan sevdayı ararız bulmak için adım adım, fersah fersah. Ararız yüreğimizi sevda ateşi ile yakacak olanı yüreğimize aşkı sevdayı ilmik ilmik saracak, bizi mutluluğa götürecek olan sevgiliyi. İsteriz ki gönlümüze saraylar, kursun gönül tahtımıza otursun. 

Küskün bakan gönlümüzü bizimle barıştırsın, karalar başına başlamış olan yas tutan gönlümüzün penceresini açsın, dünya ile irtibatı kurdurmasını arzu ile bekleriz ararız. 

Gönül bahçemizde, yetiştirdiğimiz güller solmadan sevdiğimiz yâre koklatalım, koklatalım ki yeniden yetişsin, çeşit çeşit laleler sümbüller laleler. 

Kolay değildir bu hayatta yaşamak, yaprak yaprak açılan gönül sarayımızda uçuşan hülyalar kurmaya çalışmak, onun gerçekleşmesi için gayret sarf etmek peşinden koşmak kolay değildir aslında.

Sevda bahçesinde yar senin için güller yetiştirdim
Gelip koklamasını istedim ona taktim için beklerim
Gönlü kapımı sana açtım gönül kapımın sahibi neredesin
Yalnızlığı Allah düşmanıma vermesin

Bu gönül sensiz hayatı neylesin
Tatsız aşa su neylesin,
Akılsız başa söz ne söylesin
Gel ey sevgili nerede isen gel gel de gönlümüz gülsün
Yalnızlığı Allah düşmanıma vermesin
Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç