Bu Blogda Ara

meşgul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meşgul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2017 Salı

Hacivat İle Karagöz - 3, Bölüm.




Karagözümüz Hacivat’ı çok sevdiğinden, Hacivat kendisine gelmeden her zaman kendisi giderek, gönlünü halını hatırını sorarak, kendinden büyük olan Hacivat’ına saygısın belli etmek için yine her zaman ki gibi, sabahın erken saatinde kapısını yine alacaklı gibi hızlı hızlı çalarken, elindeki keşkülün tadına bir an önce Hacivat’ı ile bakmak için can atmaktadır. Hanımı keşkülü yaparken.
-Karagözüm, Hacivat’ın çok sever keşkülü, al iki tabak götür önce o yemeye başlasın sonra sen.
Dedikten sonra iki adet kâseyi kaparak, Hacivat’ının kapısına işte bu nedenle bugün koşmuştur. Pencereye yine ürkek azda korkmuş çıkan Hacivat, Karagözü kapının önünde görünce. Kızgın bir lisan ile.
-Karagözüm, ne alacaklı gibi çalıyorsun kapıyı? İnsan bira engin olur, kapıyı tıklayarak çalar.
-Hacivat’ım iki gözüm, ben kapıyı tıklatsam sen duymazsın, haftalarca kapıyı açmazsın.
-Tamam, anladım Karagözüm, yine kusurumu yüzüme vurdun, söyle ne istiyorsun, neden geldin?
-Hacivat’ım in aşağıya, bak benim hanım Keşkül yaptı, gel aşağıya da tadına bakalım.
-Müşkül bir halin mi var? Ondan mı kaçtın yanıma geldin?
-Yok, Hacivat’ım keşkül, diyorum!
- Kadımı meşgul? Karagözüm, sende bekleyeydin ondan sonra, müşkülünü anlatırdın.
Hacivat Karagözün elinde ki kâselerdeki keşkülü görünce.
-Bekle Karagözüm, yardıma geliyorum.
Hacivat kapıyı açtı ama yine Karagözü az kızdırmak için, umursamaz tavrı ile.
-Söyle Karagözüm, hangi fasikülü okudun cilt cilt, anlat ta az bilgilenelim.
-Hacivat’ım ne fasikülü ne müşkülü, bak elimde iki kâse keşkül var, gel beraber yiyelim bir tanesini, bir tanesini de hanımınla çocuğuna al götür diyorum, ama kime diyorum hem de çatlıyorum.
-Karagözüm ben keşküle bayılırım, ama sen niye yemeden kaçıyorum diyorsun, yoksa sevmiyor musun? Sen bilirsin Karagözüm.
-O kadar ayağına kadar getirdim, iki kâse keşkül az teşekkür et diyorum, Hacivat’ım, sağır duymaz uydurur gibi karşımda duran Hacivat’ım.
-Ben mi durmam yerimde, ben her gün evdeyim, gelip çağıran beni aşağıya indiren sensin, öyle ise Alsana bir Osmanlı tokadı al sana karagözüm.
-Ah Hacivat’ım yeter vurma, gel Keşkülünü ye artık, yoksa halim olacak gerçekten olacak müşkül… Kapattık perdeyi eylemedik viran, Kul Mehmet’in kusuru varsa af ola, devamı derseniz hele bir yarın ola.

Mehmet Aluç © Kul Mehmet 

11 Haziran 2016 Cumartesi

Eğer

 
Varıp bir gönüle girip saraylar kurmayacaksan eğer
Yolda durup yolu düşman gibi boşa işgal eyleme
Varıp bir gönül sevip yarasını sarmayacaksan eğer
Varılan yolları viran bırakmış gibi boşa meşgul eyleme
Var git bir gönüle samimi gülüşünle gir doğrul
Hak yolunda hakka vardıran hakkın sesi olan kul ol
 
Kanma bu dünyanın yalan olan viran malına
Asma umutlarını dünyanın kırılan zindan dalına
Var git imanla merhametle Yüce Allah’ın yanına
Bu âlemde imandan başka bir şey kalmaz yanında
Var git bir gönüle samimi gülüşünle gir doğrul
Hak yolunda hakka vardıran hakkın sesi olan kul ol
 
İman eden gösterir imanıyla gerçek kuvvetini
İman etmeyen imansızlığıyla yaşar rezaletini
Dünyaya malına gönül veren yaşar esaretini
Nur Kuran Sünnetle yaşa Nur Resulün sünnetini
Var git bir gönüle samimi gülüşünle gir doğrul
Hak yolunda hakka vardıran hakkın sesi olan kul ol
 
Kul Mehmet’im ne kadar yaşarsan yaşa sonun ölüm
İmansız merhametsiz yaşamak bil ki en acı zulüm
Var imanla yak gönlünü ömrünü külünde yeşerir gülün
Hak yolda yürü haksızlığa uğrayana uzansın nur elin
Var git bir gönüle samimi gülüşünle gir doğrul
Hak yolunda hakka vardıran hakkın sesi olan kul ol
 
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

16 Ocak 2015 Cuma

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-1.Bölüm

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu


Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç