Bu Blogda Ara

yolcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2016 Salı

Acıyla Yandık Hicranla Kavrulduk


 haddini bilmek ile ilgili görsel sonucu


Bilemedik haddimizi insan bilmez haddini
Yolcu etmedik yola çıkıp yola gideni
Gördük mü ağlarken biz güleni
Gülü vermeden hep batırdık dikeni
Acıyla yandık hicranla yandık gülmedik
Güldüreni görünce deli dedik peşinden gitmedik

Bilemedik bu dünya yalan yalan
Yığdıkça yığdık bilemedik hepsi geride kalan
Arayıp gönlü var mıdır arayıp bulan şu an
Kalem yazdı tükendi mürekkebi artık yazamaz
Acıyla yandık hicranla yandık gülmedik
Güldüreni görünce deli dedik peşinden gitmedik

Istırabı duvarlara astık karşısında yattık
Benliğimizi büyüttük insanlığımızdan kaçtık
Beşikten mezara yürüyemedik kırgın kaldık
Tenha ve korku dolu yollarda neden yatt
Acıyla yandık hicranla kavrulduk gülmedik
Güldüreni görünce deli dedik peşinden gitmedik
Mehmet Aluç-Kul Mehmet





22 Mayıs 2016 Pazar

Bilinir Kim Hancı Kim Yolcu


 
gelip geçiyor ömür biten zaman içinde
açıyor merhametle gül gönül bahçesinde
merhamet yoksa boşa yaşarsın sen dünyada
bilinir kim hancı kim yolcu zaman içinde
 
hayat dersen hancıdır bu dünya aleminde
bizde giden yolcuyuz bu öz hayat içinde
imandan başka güzel kapı var mı içinde
bilinir kim hancı kim yolcu zaman içinde

Hasreti hep çekilir Rahmanla nur Resulün
varmak için hak yolda yürür kullar gün be gün
iman yoksa varamaz kul hak yola hiç bir gün
bilinir kim hancı kim yolcu zaman içinde
 
hayat içinde bilmez kul neden nasıl gider
Rahman ile olursa ekip dağıtır gider
Rahman ile olmazsa hepsini saklar biter
bilinir kim hancı kim yolcu zaman içinde
 
kul mehmet'im hak yola uğrasın artık yolun
merhametle insanı sarmak için aç kolun
merhametle sen kazan biter bir gün bu yolun
bilinir kim hancı kim yolcu zaman içinde
 
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

21 Nisan 2016 Perşembe

Tövbe Kapısı


''Günahlarından hâlis olarak tövbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.
 Kul günahtan tövbe ettiği zaman Cenâb-ı Hak
Bu günahı Kiramen Kâtibin meleklerine,
Kulun günah işlediği mekâna ve zamana unutturur.
Böylece kıyamet gününde o tövbe eden kulun
İşlediği günah için bir şahit bulunamaz.'' Hz. Muhammed(sav)

Duy ey kul duy
Yüce Allah’ın hoşnutluğunu duy
Âlemlere Rahmet söylüyor
Tövbe ile ol Nurlu yolda yolcu ol
Kendini bulmak için yürü
Koyun gibi olma sürü
Günahların tövbe ile kürü
Bulmak hakkı sana yakın
Hak yolda geri kalma sakın
Tövbe kapısına ol yakın
Etrafına bakın Rahman izi her yerde
Uzak kalma yakın ol geride kalma sakın
Hep ol yakın
Şeytanın ezgisini duyma
Onda yok sevgi ona koşma
Haksızlık karşısında susma
Günahın varsa tövbe kapısında kaçma

Bak ömrüne hep kar yağdı
Seni ısıtmak için şeytan yanında kaçtı
Ağladığında kim yüzüne baktı
Derdine kim çare sundu
Yüce Rahman her an seni duydu
Hak yolu gösterdi dedi
Kulum yolun buydu
Madem şaşırdın şeytana uydun
Tövbe et bak ben seni her an duydum
Seninle ben her an oldum
Gördüm gönlündeki gözlerindeki yaşları
Bırak elindeki şeytana ait taşları
Şeytanın ezgisini duyma
Onda yok sevgi ona koşma
Haksızlık karşısında susma
Günahın varsa tövbe kapısında kaçma

Gittiğin mezar sana son durak
Şeytanın yolunu bırak
Tövbe kapısı değil ırak
Haydi, cennete ait düşler kurak
Gül Kokan nur Resule varak
Mazlumların hali ne diye sorak
Bu dünyada elimiz gönlümüz boş olmayacak
Rahman derse ey kulum hani eserin
Günaha daldım duymadın görmedin neredesin
Duymazsın tövbe kapısına gidenlerin ayak seslerini
Şeytanın ezgisini duyma
Onda yok sevgi ona koşma
Haksızlık karşısında susma
Günahın varsa tövbe kapısında kaçma

Kul Mehmet’im açan ezan çiçeklerinin kokusunu hisset
Hissetince açılacak bulunacak sende basiret
Gör işte şeytan yolunu kesti
Tövbe kapısının nur kokan rüzgârı esti
Doğru cevap ile haydi çöz testi
Yoksa bak ömür gelip geçti
Şeytanın ezgisini duyma
Onda yok sevgi ona koşma
Haksızlık karşısında susma
Günahın varsa tövbe kapısında kaçma
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-




10 Aralık 2015 Perşembe

Bu Nasıl Bir Yok Oluş ?


Avare düşlerin içinde gezen yolcu
Dur bak bir etrafına nereye gidiyorsun
Kimsin
Günahkârlık kokan yolların içinde
Düştüğün çukurları görsene
Hangi zalim yolunu çevirdi
Seni bu yola gönderdi
Dur ve düşün
Az silkelen
Bak her adımda ölüyorsun ve diriliyorsun
Sancılarının eşliğinde
Nasıl bu sancıya dayanır bu beden
Cennet kokan sokaklar karşıda
Ne gezersin bu yollarda
Aç sana az gözünü
Dağılmışlığından kurtul
Dirilişle var ol yeniden
Bak bakalım yaşadığım dediğin
Bu hayat yaşıyor mu?
Az hisset ne olur
Şükür kapısına uğramadan
İsyan kokan ısırgan otları ile yakan
Yıkık kapıların önünde
Acılarınla daha hala ne beklersin
Bu nasıl bir yok oluş
Var olmak var iken seni yandıran
Paslı duvarların acısı'damı
Yüreğine işlemiyor
Parçalamıyor bedenini
Batarken her an yerin dibine
Yeniden çıkarken feryatla
Bitmeyecek mi bu sancıların
Son vermeyecek misin hala
Bak sana cennet kokan sokaklar elini uzatmış
Gör artık
Koskocaman karanlığı yırt
Kâinatı aydınlatan nura koş
Sevgiye koş
Mühürlemesinler izin verme gönlünü
Dön yüzünü sevgiye
Hatta bir adım at yeter
Yığınla biriktirdiğin sancılarından kurtul
Doğrul belin günahlarının ağırlığında
Ölç biç öfkenin desibelini
Hançerinin uzunluğunu
Akan kanların ne kadar aktığını
Ne olur çok zor değil
Nedir seni döndürtmeyen
Uzat elini ya da kırp gözlerini sevgiye
O ulaşır sana
Kendi günahlarının kefaretini veremezsin tek başına
İçinde yanan nefret mumlarını söndür
Kangren olmuş yaralarına derman için gel
Sönmesin umudunun gözlerindeki feri
Gel az gerisin geri zor değil
Kolayda değil
Ama sen adım atmazsan
İstemezsen
Bu olmaz
Çığlıklar kulaklarına feryatla
Çirkinlik kokan sözleri fısıldamasın
Haydi, dön gel gerisin geri
Sevgi limanına
Sahiline
Ovasına
Yaylasına

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

5 Eylül 2015 Cumartesi

Aşk İle Olursan Her Zaman Olursun Diri



Gönlüm yar ile can ciğer ol âlem duymasın
Bağrında güller açsın aşkınla sula solmasın
Gam bağında sultan olursan sırrı sende kalsın
Aşk yoluna çıktınsa kefenin giy öyle yola çık

Aşk için yürüyeceksen durma yolcu yolunda gerek
Aşk için unutma onu taşmak için gerek yürek
Aşkı zorlama ona uy yıkamaz onu hiçbir bilek
Aşk yoluna çıktınsa kefenin giy öyle yola çık

Aşk ile olursan her zaman olursun diri
Taşı onu yüreğinden haydi kalma geri
Allahın gönülde nimetidir yürü daima ileri
Aşk yoluna çıktınsa kefenin giy öyle yola çık

Gönül aşka bulaşınca olur duru
Aşkta gözyaşı olur sanma kalır kuru
Gönül çiçekleri ile dolsun yârin gamze çukuru
Aşk yoluna çıktınsa kefenin giy öyle yola çık

Kul Mehmet'im haydi aşkın etrafından dolaş
Gönülde onunla kalmaz sanma hiç bir telaş
 Gönül ahu zar ile ağlar hele bir nazlı yardan az uzaklaş
Aşk yoluna çıktınsa kefenin giy öyle yola çık

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

1 Nisan 2015 Çarşamba

Musalla Taşında Son Yolcu Gibi Sessiz Kalmayın



Dilim sustu, bari sen susma kalemim, ey gönlüm siz susmayın konuşun… Ey kalemim ey gönlüm, Hz Yusuf’un edebi ile yazın güzellikleri gönüllere mısra mısra…

Yüreğine ağlayış çökenlerin gözyaşlarını sil ey kalemim ey gönlüm, durmak susmak size yakışmaz… Damla damla ölüme, ölüm gelmeden mahkûm edilenlerin zincirlerini kır ey kalemim ey gönlüm…

Vuslat için, yola çıkanların yollarına diken eken gönüllerin suratına tükür ey kalemim ey gönlüm, tükürde tükürüğünde boğulsunlar nefessiz kalsınlar yok olsunlar…

Her yalnız kalışında dost yolu gözleyen masum yalnızlara dost ol ey kalemim ey gönlüm bu sana yakışır, sizler dilimin sukutuna aldanmayın, neyi ispatlayacak suskunluğum bilemiyorum sizler susmayın, musalla taşında son yolcu gibi sessiz kalmayın, bekleyeniniz var bekleyenlere vuslat için koşun…

Ey kalemim ey gönlüm kelimeleri dinlenmeye almayın, konakladığınız konaklarda bırakmayın, yaralanmış kelimelerin yarasını sarın öyle sunun okuyucularıma, dudağı bıçak kesmiş gibi mühürlü sözcükleri de sakın kullanmayın sevinç, merhamet, yarınlara mutluluğu taşıyacak sözleri mısraları taşıyın okuyucularımın o güzel gönüllerine…

Yüreğinde ezilmiş satırların arasında kaybolanları gün ışığına ulaştır, istikamet yönünü kaybedenlere yön olun, ulaşmak istediği yöne ulaştırın ey kalemim ey gönlüm, sizin göreviniz budur.

Mehmet Aluç 

27 Mart 2015 Cuma

Garip Bülbül Gönül Bağında



Yüreğinde har ile yola çıkan yolcu, acele etme gönlün baharları görecek sen sabırla sevmek için gönül kapını açık tut.




Garip bülbül gönül bağında çiçek yok diye feryat figan eylese de üzülme sen, umutla gönlünde bahar çiçeklerini yetiştirmeye başla, hem bülbülün figanı durur hem de gönlündeki bahar çiçeklerinin kokusunu güzelliğini gören seni candan sevmek için sana koşarak gelir.

Sen muhabbet için, muhabbete gönül ver, muhabbeti aşk çiçekleri ile donat, bakarsın muhabbetin güzelliğine çekiciliğine hayran olan bir sevgili sana hayran hayran bakar, gönül güzelliğinin sarayına kurulmak, seninle bir ömür yaşamak ister, sen yeter ki gönül kapını aç, aşk çiçekleri ile donat…

Gönlünde aşk türkülerini badı sabah gönder esen yel ile bu türkülerine kulak veren olacaktır ve duyan sana gelecektir. 

Seni gönülden senin ummadığın bir aşk sevgi seli ile kucaklayacak mutluluğun deryasında yaşatacaktır bir ömür boyu, sen yeter ki umudunu kaybetme, gönlünde aşk çiçeklerini sevgiyi aşkı soldurtma, yalan dolan sevgisizlik ile donatma…

Yüreğinde kanayan yarana tabip bulunmaz deme sakın. Rahman her an seninle seni bir süreliğine sınamak ister, hatta gönlünün duvarlarını çelik zırh ile donatman için bir süreliğine yalnızmışsın hissi verdirse de, unutma her an seninle. 

Çaren her an sabırla şükürle yürüdüğün yolun ya ortasında ya sonundadır, az çilede olsa sabırla devam et, senin gönlünün, kanayan yaranın tabibi muhakkak vardır ve Rahman, kimseyi yalnız ve çaresiz bırakmaz. Selam ve dua ile…

Candan sevmeyince canan bulunmaz
Aşk ile aranmayınca aşkın yoluna çıkılmaz
Sefa için çile çekmeyen yolun sonuna varamaz
Sen aşk için yan gönül seven karşına elbet çıkar gönül


Mehmet Aluç
__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile... - See more at: http://www.yazarlartoplulugu.com/oku/12024/garip-bulbul-gonul-baginda.html#sthash.ecllnImU.dpuf

11 Mart 2015 Çarşamba

Sana ve Yalnızlığına Elveda...

elveda,yolcu,



Sevgi miydi böylesine yüreğimi paramparça eden, yoksa senin sonu bitmek bilmeyen arzuların ve kör ihtirasların anlamsız bakışların mıydı yüreğimi paramparça eden?

Sevgi gönle huzur veren bir duygudur, evet evet sendin yüreğimi paramparça eden ve bana sırıtarak gülen…

Umutlarım kapımı gülümseyerek çalar iken, sen suratlarına kapıyı kapattın, görmedim sanma o tutarsız davranışların hissiz bakışların ve sözlerinin rüzgârında hep üzgün baktın, soğuk durdun gönül kapını dikenler ile kaplattın, yaklaşamadım sana.

Şimdi anlıyorum ne sen bendin, nede ben sendim, aynı yolların yolcusunu olmayan yanlış durakta indirilmiş iki yabancı idik biz seninle.

Kıskançlıkların yersiz tavırlarınla yıktın dünyamı, tüm suçlusu sensin, sevginin hiçbir suçu yok şimdi anlıyorum sana uzaktan el sallarken, seni yüreğimde kazıyarak silerken anlıyorum…

Sakın arkamdan koşarak gelme, yüzüne bakacak yüz yok bende. Yıllarca itiraf etmeni hata benim demeni bekledim, ama sen umursamaz tavırlarınla yıktın gönül dünyamı.

Yollar, beraber yürüyen yolcularla yol olur gelene gülümser bunu sakın unutma. Damarlarımda gezen yalnızlığı paramparça ettim sana bıraktım, sen onunla benden fazla mutlu olursun.

Kalbimi tutan melekler, beni yeni mutluluğun deryasına doğru götürürken sana acıyorum, ama elimden bir şey gelmiyor senin için, hiçbir şeyi kabullenmeyen ret eden senin için. Elveda sana elveda yalnızlığına…


Mehmet Aluç

22 Şubat 2015 Pazar

Garip Bülbül Gönül Bağında

                            


Yüreğinde har ile yola çıkan yolcu, acele etme gönlün baharları görecek sen sabırla sevmek için gönül kapını açık tut.

Garip bülbül gönül bağında çiçek yok diye feryat figan eylese de üzülme sen, umutla gönlünde bahar çiçeklerini yetiştirmeye başla, hem bülbülün figanı durur hem de gönlündeki bahar çiçeklerinin kokusunu güzelliğini gören seni candan sevmek için sana koşarak gelir.

Sen muhabbet için, muhabbete gönül ver, muhabbeti aşk çiçekleri ile donat, bakarsın muhabbetin güzelliğine çekiciliğine hayran olan bir sevgili sana hayran hayran bakar, gönül güzelliğinin sarayına kurulmak, seninle bir ömür yaşamak ister, sen yeter ki gönül kapını aç, aşk çiçekleri ile donat…

Gönlünde aşk türkülerini badı sabah gönder esen yel ile bu türkülerine kulak veren olacaktır ve duyan sana gelecektir.  Seni gönülden senin ummadığın bir aşk sevgi seli ile kucaklayacak mutluluğun deryasında yaşatacaktır bir ömür boyu, sen yeter ki umudunu kaybetme, gönlünde aşk çiçeklerini sevgiyi aşkı soldurtma, yalan dolan sevgisizlik ile donatma…

Yüreğinde kanayan yarana tabip bulunmaz deme sakın. Rahman her an seninle seni bir sürekliğine sınamak ister, hatta gönlünün duvarlarını çelik zırh ile donatman için bir süreliğine yalnızmışsın hissi verdirse de, unutma her an seninle. 

Çaren her an sabırla şükürle yürüdüğün yolun ya ortasında ya sonundadır, az çilede olsa sabırla devam et, senin gönlünün, kanayan yaranın tabibi muhakkak vardır ve Rahman, kimseyi yalnız ve çaresiz bırakmaz. Selam ve dua ile…

Candan sevmeyince canan bulunmaz
Aşk ile aranmayınca aşkın yoluna çıkılmaz
Sefa için çile çekmeyen yolun sonuna varamaz
Sen aşk için yan gönül seven karşına elbet çıkar gönül



Mehmet Aluç

16 Ocak 2015 Cuma

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-1.Bölüm

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu


Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

7 Ocak 2015 Çarşamba

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-2.Bölüm-



Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-2.Bölüm-Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-2.Bölüm-


Hani bir gün gelir hiç beklemediğin bir gündür o gün, birisi gelir gönül eliyle sana elini uzatır tutar sımsıkı sana sarılır, bu sarılma ile buz tutan bedenin bir anda ısıtır sana gülümser sende gülümsersin hayata, sımsıkı sarılırsınız hayata, işte o anda hayat sizinle gurur duyar, hayatın gözlerinde birkaç damla yaş süzülür yüreğinize, işte o birkaç damla yaşa hayatın sevincidir yüreğinize coşku olan, sığmayan sizi mutlu eden. Hayat bu yarının ne olacağını ancak ve ancak Allah(C.C.) bilir. Kula yaşamak düşer sabırla, beklemek düşer umutla. Bütün sıkıntılara derman merhem ise Yüce Rahmandan dua ile istemek, acizliğini bilerek istemektir.
Durmuş ölüm yorgunluğundaki yorgun bedeni ile yumuşacık yatağa uzandı ve gözlerini yumarak uykuya daldı.

Gülümser sessizce oğluna.

-Nur yüzlüm az sessiz ol durmuş beyi rahatsız etme, uyusun dinlensin. Ben mutfaktayım, bir şey olursa bana haber ver.

-Tamam, annem sen merak etme, bir kelebek gibi sessiz olacağım.

Gülümser oğluna sarılarak anlından öptü ve mutfağa geçti.

Biraz sonra Dumrul mutfağa geçti.

-Annem sana bir şey soracağım dün verdiğin kitapta okudum: “Uykusuna nefsine arzusuna ram olanlar yarına yürüyemezler” diye yazıyordu. Ben anlayamadım, bana açıklar mısın annem?

Gülümser bulaşıktan elini çekti, elini kuruladıktan sonra.

-Nur yüzlüm, çok güzel bir soru anlamaman da normal daha küçüksün, sana açıklayayım, şimdi uykusuna nefsine arzularına boyun büken yani ram olan, sadece yolda kalır yolda yürüse bile sadece kendi isteklerine çare olur, diğer insanları düşünmez bencil bir insan olur. O nedenle her zaman ayakta ”kıyamda” dimdik, kendin için değil herkes için istediğini kendin içinde istemelisin nur yüzlüm.

-Anladım annem, teşekkürler ederim. Akşam için durmuş bey için az bahçede yer elması toplayabilir miyim annem?

-Tabi nur yüzlüm, ama çabuk ol fazla dışarıda durma.

-Tamam annem.

Akşam ezanı ufukta okunurken gülümser mutfaktan çıktı. Durmuş bir çocuk saflığında hala uyuyordu. Akşam namazı için gülümser abdestini tazeledi, yan odaya geçerek akşam namazını eda etmek için Rahmanın huzuruna vardı. Tekbirini aldı namaza başladı. Merhamet kokar namazda, aşk kokar, gül gibi kokan Resul kokar namazda. Varmanın, varmak için yola çıkmanın güzelliği kokar namazda, kavuşmanın huzurunda olmanın kokusu siner namazla odaya namazı kılanın tenine. Rahmana yönelerek yolsuz yollara yol bulmak yürümektir gönüllere dua dua namazda. Sen susarsın gönlün konuşur Rahman seni dinler namazda.
Durmuş uyandığında çok çok rahatlamış buldu kendini, etrafına baktı kimseler yoktu. Yan odaya baktı gülümser namaz kılıyordu, sessizce divana geçti oturdu.

İçinde fısıldayan çığlık karamsarlık sanki yok olmuştu. Bedeninde tatlı bir huzur vardı. Buraya uğramadan önce sanki etrafında tipi esiyordu, görünmüyordu yürüdüğü yolun dibi. Yola çıktığına pişman gibiydi, tıpkı çocuklar gibi birisi dokunsa ağlayacak gibiydi. Sevdiğim beni anlamadı terk etti gitti bıraktı, beni kederle gamla diye düşünürken, sevdiğini peşini bırakıp yola çıktığına çok pişmandı, oysa şimdi bu kederden hiçbir şey kalmamış, yüreğinde sevinç huzur vardı.

Gülümser içeriye akşam namazını eda edip girdiğinde, durmuşu uyanmış olduğunu görünce, gülümseyerek.

-Rahat uyuyabildiniz mi?

-Evet, çok güzel uyudum, sanki ilk defa uykunun bağrında uyumuş gibiyim!

-Ölü beden, ölüm kokan yatakta yatınca rahat etmez, gül kokan bir buselerin havasını teneffüs edince insan böylesine huzurla yatar ve kalkar.

-Bak bu konuda çok haklısınız, buralarda ne arıyorsunuz diye bana sormuştunuz ya, ben sevdiğimi sandığım sevgilinin gözlerinde gönlünde kendimi bulamadım, kaybolan beni yani kendimi arıyordum.

Sokaklardayım yine bugün sokak çok ıssız
Aradığım ise ben kendimi ben ararım
Sormayın kaybettin de kendin nasıl sızısız
Aşkın narına yandım yâri kendimde bulmam
Ben kendimi ararım gurbet sokaklarında

Gezerim işte böyle ben gurbet yollarında
Aradığım bulmadım yârin ben kollarında
Gönlün zoruna gider çıktım o an yanında
Aşkın narına yandım yâri kendimde bulmam
Ben kendimi ararım gurbet sokaklarında

Benimdir dedim çıktım yola bu alın yazım
Gurbet sokaklarında çaldığım gönül sazım
Neyleyim nazlı yâre geçmedi benim nazım
Aşkın narına yandım yâri kendimde bulmam
Ben kendimi ararım gurbet sokaklarında

Kar tipi yağar her gün benim dertli başımda
Dedim yar durayım az senin sağ yamacında
Dedi ben ölürsem sen durursun başucumda
Aşkın narına yandım yâri kendimde bulmam
Ben kendimi ararım gurbet sokaklarında

Kul Mehmet’im dedim yar az gölgende durayım
Gül yüzüne bakayım seni senden sorayım
Konuşmasan da ayda bir boyuna bakayım
Olamaz dedi güldü saldı gurbet ellere
Aşkın narına yandım yâri kendimde bulmam
Ben kendimi ararım gurbet sokaklarında

Gülümser
-Çok güzel anlatınız gönül halinizi, şairsiniz galiba?

-Biraz karalıyorum kendi halimde.

Gülümser.

Sen gel bu sensizliğin çaresizliğini yor
Aşk yüreğimde yanan bir alevden sönmez kor
Bu çareyi ey gönlüm sen gel şimdi kimde sor
İstediğin kadar yan gören Rahman’sa kolay

Aşk kalemimle seni şiirlere yazdığım
Seni nakış nakış bu gönlüme kazıdığım
Sensiz bendim hep yalnız geceler ağladığım
İstediğin kadar yan gören Rahman’sa kolay


Aşk ile yaşadığım değildir dertler yükü
Yazdığım ise benim aşka dair bir türkü
Sen ister dinle ister dinleme budur ülkü
İstediğin kadar yan gören Rahman’sa kolay

Aşkın peşine düş sen sarmakla onu doyur
Aşk sen terk edince o sanma tatlıca uyur
Aşk altındır unutma atılmaz ona çamur
İstediğin kadar yan gören Rahman’sa kolay

Kul Mehmet aşk isminle hep türküler söyleyen
Gelmediğinde gece hasretinle özleyen
Sinemde çocuk gibi saran ninni söyleyen
İstediğin kadar yan gören Rahman’sa kolay

Durmuş

-Siz benden de daha güzel ifade ettiniz, işte siz şairsiniz! Bir şey söyleyeceğim size, sizden özür dilerek.

-Buyurun.

-Galiba ben kaybettiğim kendimi buldum, burada sizin gözlerinizde gönlünüzde.

Gülümser hafiften gülümsedi.

-Aşk insanın gönlüne düşer, diline, bakışlarına düşer karanlık geceye doğan ay gibi, sabah doğan güneş gibi. Gönlün kırık kanatları bir anda iyileşir, güvercin kanatları gibi gönlün kanatları açılır uçurur seni götürür aşkın vadilerine, lakin orada sevdiğin seni beklemiyorsa arayıp da bulamıyorsan yakar yüreğini kor alev, diyar diyar gezdirir ta ki sevdiğini bulana kadar, gönlündeki aşkı alıp gönlüne alana kadar. Aşk, önce sevdiğinin gönlüne konar onun gamzesi varsa gamzesinde çiçekler gülücükler açtırır, gözlerinde bahar çiçeklerinden çiçekler açtırır bakınca görürsün, hissedersiniz.

-Aşkımın alnında öptünüz, sinemde yanan alevi söndürdünüz. Umarım böylesine açık konuştuğum için beni yanlış anlamazsınız?

-Aşk yanlış anlaşılmaz, aşk gönlün duasıdır, Rahmanın gönlümüze bıraktırdığı nurdan misafiridir. Ben o misafiri senden alıp gönlümde, birlikte gönlümüz de birlikte misafir etmeye hazırım.

Mehmet Aluç

Devamı gelecek inşALLAH

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

6 Ocak 2015 Salı

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu




Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

30 Aralık 2013 Pazartesi

Alınlarında Secde İzi İle Şafak Parıltısı





Yollar yolcusu kalmamış yolar gibi ıssız
Uğrayan yolcusu kalmış hanlar gibi viran ışıksız
Gelişi ile domur domur bahar çiçekleri açtıracak
Başkalarının dertleri ile dertlenecek ağlayacak
Gönül süvarileri neredesiniz
Gelişinizle kâinat gönüller baharı yaşayacak
Karanlık şafaklar aydınlığa boğulacak
Fecre kapalı yarınların ufukları açılacak
Ateş düştüğü yeri yakar değil
Ateş düştüğünde hepimizi yakar diyen
Gönül dostları Resul âşıkları
Yüreğimize sevgiyi yazacak olan nur yürekliler neredesiniz
Okyanuslar gibi olan yüreğimiz bomboş
Viran oldu,
Talan oldu
Kapkaranlık
Yollarımız yolcusuz kaldı
Ovalarımız yasla inliyor kurudu kaldı
Mahzun gönüller
İnsanlar
İnim inim iniler
Yollarınızı bekler
Gecelerimiz gündüzlerimiz suskun
Sizsizliğe alışmak zor herkes birbirine küskün
Yollarımızda vahşi kurtlar uluyor
Rüzgârlarımız ağıtlaşmış halimize ağıt türküsü ile esiyor
Ovalarımızı bekleyen ağaçlarımız üşüyor
Gözyaşlarımız sızlıyor
Mezarda yatan yiğitlerimiz üşüyor
Bereketli ömrümüz hayatımız bereketsiz kaldı
Yalnızlık vahşeti andıran zifiri karanlık gibi yarınlarımızı esir aldı
Yetimliğin yıkımı ile yıkıldık dostsuz kaldık
Gönül dostu Resul sahabe âşıkları neredesiniz
Yarınlarımızın yiğitleri neredesiniz
Gönlü gülistan olanlar
Soğuk yürekleri ısıtanlar
Yolcusuz yollara yol ışık olanlar
Bir avuç kömürle evini ısıtamayanları gönülleri ile ısıtanlar
Çaresizliğe çare olmak için gece gündüz çare arayanlar
Bereketli yüzü ile ışığı sönmüş ışıksızlara yön olanlar ışık saçanlar
En zifiri karanlıklara an be an saniye saniye ışığı taşıyanlar
Alınlarında secde izi ile şafak parıltısı ile gezenler
Soğuk kış gecelerinin ayazına aldırmayan 
Yüreklerinde fışkıran umutla umut olan sıcakkanlı yiğitler
Fırtınalar kumlar ayak izlerinizi
Nefret kin zülüm yüreğinizdeki gül kokusunu Resul kokusunu silemedi
Hala kokunuz taptaze kokuyor
İman ışığınız hala kandil kandil yanıyor
Güllerin efendisi Resul kokunuz hala kokuyor
Yıllardır
Aylardır 
Kışlardır
Baharlardır yollarınızı bekliyoruz
Yolcusuz kalmış yollarda kutlu kervanınızı bekliyoruz
Siz gelmezseniz
Yüreğimiz
Zamanımız
Dünyamız
Ahretimiz bom boş
Hiçbir şeyimiz yok
Bom boş
İpotek altında
Issız
Talan oldu
Viran
Sizler ki mutluluğu yüreğine sığmayan
Yüzlerinde sevinçleri okunan
Dünya malını sevgisini terk ederek
Allah sevgisi ile değiştirenler
Gönüllere Allah sevgisini yazanlar
Allah sevgisi için yurtların terk edenler
Hicreti muştulu vuslat gibi karşılayanlar
Karanlığa sonsuz ışıktan ışık alarak sevinç dalgası yayanlar
Gözümüze bakacak gözlere yüzlere ellere hasret kaldık
Sonu görünmeyen karanlık ıstırap dalgasına yakalandık
Yarınlarımızı ıstırap sarmış soluksuz bırakıyor
Yalnızlığı gariplik hırkası gibi üzerimize giydirdiler
Çıkaramıyoruz
Çıkmıyor
Hasretle özlemle vuslata kavuşamıyoruz
Gecelerimiz
Sabahlarımız 
Zamanımız
Her anımız
Zehir saçıyor
Öldürüyor
Yok ediyor
Hayatımızın ışıkları sönüyor
Yaralarımız Hint okyanusundan büyük iyileşmiyor
Allah Resul aşkına gelin yetişin
Alınlarında secde izi ile şafak parıltısı ile gezenler yetişin
Nerelerde iseniz gelin
Yüreğimiz yok
Yürek olmak için gelin
Sevincimiz yok yanmışız
Sevinç olmak için gelin
Tutsak olmuşuz
Özgürlüğümüz olmak için gelin
Bekliyoruz gelin
Allah Resul aşkına gelin yetişin
Alınlarında secde izi ile şafak parıltısı ile gezenler yetişin

Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç