Bu Blogda Ara

Özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2016 Cuma

Bilge Kişi Ve İnsan-4- Özgürlüğü Arayan İnsanın Kendisi İle Buluşması

    
 
İnsan şaşkın bir ses tonu ile
-Tek başına kendi kendimle konuştuğumu mu gördünüz? Yanımdaki kişiyi görmediniz galiba?
-Hayır, kendi kendinize konuşuyordunuz!
-Siz yanımdaki kişi gidince gördünüz galiba? Hem siz burada ne arıyorsunuz?
-Biz az ilerideki kulübede babamla beraber yaşıyoruz
Eli ile ilerideki kulübeyi işaret ederek gösterdikten sonra
-İşte şu ilerdeki kulübede babam ile beraber yaşıyoruz. Evde su kalmamış, babam bu pınarın suyundan başka su içmez, gördüğün gibi elimde testi ile su almaya gelmiştim, sizi az ilerde tek başınıza konuşur görünce merakımdan sizi izlemeye koyuldum, gerisini biliyorsunuz artık.
İnsan sinirli, sinirli
-Hala tek başına diyor.
Diyerek!ten içinden sinirlenerek
-Buyurun suyunuzu doldurun
Diyerek'ten kenara çekilerek genç kızın pınarın başına geçmesi için yol verdi. Bu arada tepeden tırnağa, baştan aşağı genç kızı göz ucu ile hayranlıkla bakmaya devam ederken, genç kız kendisini süzerek baktığını görünce hafiften gülümsedi, gülümsemesi ile gamzelerinde bahar çiçekler açtı, Elindeki testiyi su ile doldurmaya devam eder iken kendisi de göz ucu ile insanı süzerek ilkbahar çiçeklerini gamzelerinde açmaya devam etti. Genç kız gülümseyerek
-Siz buralarda ne arıyorsunuz, üstelik tek başına. Burada yakınlarınız var desem bizden başka hiç kimse yok!
İnsan ilk önce dalmış olduğu bu güzelliğin karşısında şaşkınlıkla bakmaya devam eder iken, birden irkilerek.
-Sorunuzu tekrar alabilir miyim? Kusuruma bakmayın bir an dalmışım?
Nefise gülerek sorusunu tekrar sordu. İnsan ise şaşkınlık ve hayret içinde
-Ben bugün burada neden bulunduğumu ve bu sorulara kaçıncı defa maruz kaldığımı ve cevap verdiğimi hatırlamıyorum! Neyse önemli değil, gezintiye çıktığımı var sayalım. Siz sizin gibi böylesine güzel bir genç kız sabahın bu erken saatinde tek başına buradasınız ve korkmadan geldiniz!
-Ben alışığım, sık, sık gelirim hem burada babam ve benden başka kimse yok taa ilerde veler var ama hiç kimse buradan geçmez, geçerse sizin gibi yabancılar binde bir geçer. Siz aylardan beri gelen tek kişisiniz.
-B u dağ başında kulübede babanızla tek başınıza yaşamak zor olmuyor mu? Ne bileyim yalnızlık, herkesten uzakta hemde sizin gibi bir güzel genç kızı tek başına hiç anlam veremiyorum!
-Yalnızlığa alıştık, babam ile kulübemizde ilerdeki tarlamızda çalışarak ihtiyacımız karşılayarak, sessizlikte huzur bularak yaşıyoruz.
-Sessizlik ve huzur evet çok haklısınız
Diyerekten derin bir ah çekti
Nefise
-Annem vefat ettikten sonra babam yaşadığımız şehirde sığamaz oldu, her nereye gitse annemden bir iz bir hatıra ile karşılaşıyordu.
Nefise'nin gözünde iki damla yaş süzüldü. Sözüne devam etti
-Babamı şehirde kalması konusunda pek başarılı olamadım, baktım ki nefes alamıyor buraya yerleştik, ama buraya nasıl nerede bulduk bende bu konuda hala şaşkınım dersem inanın. Bu konuda zavallı babama fazla soruda soramadım. Siz ne arıyorsunuz hala anlatmadınız?
-Beni boş verin benimki uzun hikâye, pek önemi de yok bugün yaşadığım en güzel rastlantıda siz oldunuz. Sizin gibi güzel bir kızı ömrü hayatımda ilk defa görüyorum.
Nefise başın öne eğdi. Yanakları kırmızı elma gibi yanmaya başladı. Gözlerinin içi gülüyordu. Nefise pınarda taşan testisini alarak tam gider iken
-Bu ıssız yerde ne yapacaksınız? Nereye gideceksiniz? İsterseniz buyurun bize gidelim, bize misafir olun evimiz şenlensin fazladan bir ses duyalım, babamda çok sevinir. Size şöyle bir şölen gibi bir köy kahvaltısı hazırlarım, daha sonra nereye gideceğinize karar verirsiniz.
Bu teklif karşısında heyecanlanan insan, büyük bir mutluluk içinde
-Bugün duyduğum en güzel söz bu oldu, çok teşekkür ederim!
Beraberce gülüşerek yola koyuldular.
Bir birlerine kıyıya yanaşmış bir gemi gibi yan yana sokularak kulübeye doğru yürümeye devam ettiler.
İnsan eli boş gittiği için içinde bir üzüntüsünü ve kırıklık lığını duymaya başladı. Yaşamış olduğu med cezir olayların da bir an kurtulmanın sevinci ve yeni insanlarla tanışmanın huzuru gözlerinde okunuyordu. Kâinatın küçük bir parçası gibi olan her an binlerce hücre ölüyor ve binlerce hücre yeniden doğuyordu. Sanki tıpkı o bir kâinatın bir yanı doğume vi, bir yanı mezarlık gibi idi, vücudumuz gibi yaşadığımız hayat gibi idi yaşam ve hayat. Her an tazelik ve ölüm yan yana devam ediyordu. Gönül gözü ile kâinata bakılınca ve görülünce bu gerçek daha iyi görülüyordu, tabi ki bakan göze değil hem bakan ve de gören göze göre idi. İnsan yaratılış gayesi olarak Rabbin'e kulluk ederek nefsini kontrol altına alarak Rabbini bilmesi ve kötülüğü meyilli olan nefsini ve şeytani heveslerin kontrol altına alarak terk ederek ölümün ve yalnızlığın korkunçluğun da kurtulsun ve tüm güzellikleri yaşayarak haz alsın ve mutluluk ile yoluna devam etsin diye düşüncelerle yoluna devam eder iken. Nefise
-Çok dalgınsınız? Canınızı sıkan bir şeyler mi var?
Dalgınlıktan bir an sıyrılarak
-Hayır, öylesine düşünüyordum! Kâinatı diyorum zıtlıklar üzerine kurulmuş, ebedi bir nöbetleşme gibi sürekli nöbet değiştiriyor.
-Haklısınız, kâinatı devam ettiren ve elinde tutan Yüce Allahın mutlak kanunlarından birisidir.
İnsan genç kızdaki bu değerli bilgilerin olmasına şaşırdı ve hayretler içinde
-Evet, sizde çok doğru söylediniz!
-Eğer kâinat ve insanlar nöbetleşme halinde olmasa idi hayat çekilmez bir hal alırdı. Bu nöbetleşme ile rahatlık, tazeleniş ve ferahlık getiriyor, insanlara.
Bu hoş sohbet kulübeye varana kadar tatlı, tatlı devam etti.
Nefise kendine dikkatli bakan ve süzen insana
-Bu uzaktan bakışın ok gibidir, zehir gibidir yüreğimi dağlar neden öyle bakarsın? Böyle bakarak benden uzaklaşırsın ve de sabrın azalır, gir gönlüme, gir gönlüme gönlümü yaratanı gör, görkü neler yaratmış dünyaları içine sığdırmış, bir ben seni mi içine sığdıramayacağım.
İnsan bir anda bu sözler üzerine şoke oldu, dondu kaldı. Ne diyeceğini her şeyi unuttu kaldı.
-Gerçekten sen bu âlemin esirisin mahkûmusun, canın bu âlemin içinde hapistedir, böyle olduğu halde seni özgür yaratan seni kendini arayarak bulup, bulmaman konusunda özgür bırakmış iken özgür iken neden özgürlüğü ararsın arasana baksan yüreğine aklına özgür değil mi?
-….!?
-Sen kendi içinde bulunan özgürlükten haberin yok iken nasıl diğer insanlar için özgürlüğü aramaya çıkarsın çare olmak için, sen kendine çare olamamış iken? Yüreğinde aşkın derdi olmayan sen ve diğer insanlar, var git söyle onlara sen ve onlar âşık olsun, bedeninizi ve ruhunuzu aşk ile merhamet ile donatın, aradığınız şey zaten sizde mevcut neden boş işlerle meşgul olursunuz?
-Şe. Şey sen hakikatleri söylersin ey dilber, sen kimsin bunları nereden bilirsin? Ben şimdi sende aşkı buldum, seni gördüm.
-Sen gözünle gördün ey insan, gönlünle görsen yanardın, kül olurdun. Sizlerin hırsı ateştir yakar etrafı, ateş kömürün karanlığını gizler ama kömürde ateş olur ortalığı yakar.
İnsan hayranlıkla nefise ye bakarak
-Simdi benim ve diğerlerinin yaptıklarını ateşe mi benzetirsin, ey güzel?
 
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

31 Mart 2015 Salı

Koğuşun Masum Çiçekleri

Koğuşun Masum Çiçekleri

Adını ne korsan koy, onlar kader mahkûmları
Hayat, özgürlük, güneş, hayaller mahkûm prangalı
Şeytana uydu, nefsine uydu, merhameti elden bıraktı, 
gözleri ağlamaklı
Ve bu yaşamı hak etmeyen, masum koğuşun çiçekleri, 
çocuklar masumluk abidesi

Suç kimde, hiçbir zaman çözülmeyen
bilmecelerle her an sunulan hayatlara
Önlem nedir adını bilmeyen, 
yasa koyucu yasacılar, özgürlükler içinde kalemler prangalı
Karalama yasa yazan, 
özgürlüğü içinde özgür olmayan yasa çıkaranlar
At gözlüğü ile hayata ve yaşama bakan, 
yaşarken bu gözlüğü çıkaran, üç boyutlu gözlük takanlar

Mahkûm gözlerinde saflık, 
seçilmeyen yaşamın, 
yaşamını parmaklıklarda yaşayan masum gözler
Gökyüzünü bilmeyen, uçurtmayı bilmeyen,
gülmeye mahkûm parmaklılar ardında koşan
İç dünyasında esen fırtınalar dinmeyen
Hayaller nedir hiç bilmeyen
Özlemlerine kavuşmayı bilmeyen
Masum, koğuşun çiçekleri çocuklar, masumluk abidesi
Özlemleri dolambaç, sancıları kırık, 
oyuncakları prangalar, hayalleri körebe oynamaya çıkmış
Masum koğuşun çiçekleri, çocuklar masumluk abidesi
Hayallerine sokulmayan, oynamasına izin verilmeyen
oyuncaklarından, mahrum
Burası benim evim diyerek çıkmak istemeyen, 
sevgiden güneşin sıcaklığına, mahrum
Tüm hayatını annesi ile kader mahkûmunu oynayan
gülmeyen, koğuşun çiçekleri masum çocuklar
Hayalleri içeriye sokulmayan, yasak oyun parkında 
oynayan mahzun, koğuşun çiçekleri çocuklarımız.
Pencere parmaklarında gökyüzünde uçan kuşları gördü, 
insanları gördü
Ve sordu annesine
Anne bu nedir diye gösterdi, 
gökyüzünde özgür uçan kuşu garip gözlerle
Anne çaresiz, yutkundu boğazına düğümler saplandı, kalın şişlerle
Özgür, uçan kuş diyemedi, özgürlüğü unutmuştu
Sordu çocuk, insanlar neden böyle koşturuyor, 
gözlerinde çaresizlik bitkinlik mutsuzluk
Çağıralım gelsinler, mahkûm yaşamasınlar
bizimle beraber, mutlu olsunlar
Anne boş gözlerle ve şaşkın, çaresizliğin kıskacında kırık,
sözler kırık, gözlerde akan yaşlar kırık
Anlatmak zordu, özgürlüğü soruyordu, 
yaşanıyor görünen özgür olmayan yaşamı soruyordu
Kızım onlar annelerini kızdırmış,
cezalılar gerisini getiremiyordu, 
özlemler yoktu çareler yoktu
Çocuk sarıldı korku ile annesine
Ben seni hiç kızdırmadım, 
kızdırsam beni cezalandırma, 
dışarıya bırakma
Kimseyi tanımıyorum, onlar gibi yürüyemem, 
onlar gibi gideceğim bir yer yok, cezalandırma
Yere düşen kuru yaprak, gibi rüzgârın peşine takılır 
o kuş gibi yok olurum beni bırakma
Hüsran gözler, gözlerde dökülen iki damla kırık gözyaşı,
ızdırab''ın can çekişmesi çaresizlik ve sessizlik
koğuşta halay çekmekte, çaresizce alınan nefesler
çaresizlikte hayalet dolanmakta koğuşta
Kul Mehmet kime söylüyorsun bu sözleri
Gözler görmez feryatları, görmez acıyı gözleri, 
görmesi gereken gözler
Bir gün çıkar, bu feryatlara derman olur,
merhametli olan sözleri ve özleri
Rabbim kurtarsın tüm kader mahkûmları 
ve koğuşun masum çiçeklerini
Mehmet Aluç

11 Mart 2015 Çarşamba

Zafer İle Özgürlük Yeşerdi Yüreğinde Çanakkale’m

Çanakkale,zafer,iman,




Eski dünya yenidünya
Nedir bu nefret ile yalancı dünya
Çanakkale de istenilen talan
Yedi dünya üstüne gelirken acımasız
Ecdadım vermez geçit yok der iman ile
Sen ve ecdadım asil düşman ise sefil
Geldikleri gittiler oldular rezil ey Çanakkale’m
Düşman yüreğinde nefreti tavaf ediyor
Senin yüreğinde Çanakkale’m ecdadım vatan aşkı ile
İmanla toprağın ediyor tavaf
Toprağın secde ile şehit kanıyla coşar
İzin vermez esarete
Melekler şehitlere gülümserken
Sen Çanakkale’m yarınlara özgürlük için gülümsüyordun
Sustu lal oldu düşmanın dili
Hayret etti düşman bu gönüldeki imana vatan aşkına
Yedi cihana gülümserken şehitlerim semada
Allahu Ekber semada yankılandı kükredi ecdadım
Yıkıldı düşman kendi nefreti içinde o anda
Gecede ay ve bir yıldız doğdu
 Şehadet kanıyla yıkanmış al bayrağımın üzerine düştü
Çanakkale’m yüzünde gülümseyen nurla açtı solgun yüzün
İsmin yankılandı hayret ve şaşkınlık içinde
Nefret kini söktün arşta
Zafer ile özgürlük yeşerdi yüreğinde Çanakkale’m
Semada dalgalanan bayrak altında

Mehmet Aluç

4 Mart 2015 Çarşamba

Hasret Rüzgârında Yok Olduk Bittik



Sevmek mutluluk ise
Neden mutlu olamadık
Haydi, biraz gülümse dedimse
Hiç gülümseyen olamadık

Sen ayrı bir dünyadan
Ben ayrı bir yoldan
İkimiz ortadan buluşamadık
Hiç buluşamadık

Buluşmak kavuşmaktı
Bil buluştuk ve kavuşamadık
Acı içinde yaşamak özgürlük derdin
Hiç özgür olamadık duygularımızı yaşayamadık

Paylaşmak yan yana olmaktı
Hiç yan yana gelemedik ki
Geldikse de yüreğimizdeki sevgiyi göremedik
Ayrılığın hasret rüzgârında yok olduk bittik
Mehmet Aluç



5 Ocak 2015 Pazartesi

Özgürlük Sarayının Kapı Kilidi

Özgürlük Sarayının Kapı Kilidi

Özgürlük Sarayının Kapı Kilidi


Hayatta önemli olan değil midir gönlümüzde hissettiğimiz, gönlümüzdeki iman dolu bakış açısının gözü ve gözlüğüyle bakılan, oluşan düşünceler değil midir? Yoksa başkalarının düşüncelerini hangi gözle bakacağız? Nefis gözüyle mi? Şeytani gözlemi? Her an değişken olan insan gözüyle mi?

Bence, her şey iman gözüyle ve gözlüğünü takarak yarınlara bakmalıyız, mademki Müslümanız öyleyse ölçümüz bu olmalıdır.

Yoksa insanların sunduğu daha sonra acılarla sarılı olan sızıntı verilen, çaresi olduğu halde çare aranılmayan, düşünceler mi bize mutluluk verecek?

Bizi Yaratan Yüce Rahmanın bize uygun olanı sunduğu, düşünce yapısı elbette dünya ve ahirette mutluluk verecek. Gerçi dünya Müslümana biraz zindan, Ahirette mutluluk veren kapı olsa da biz, imanın bakış açısı ve gözlüğü ile düşüncelerimize sünnet, Kuran’ı katarak yön vereceğiz.

İnsanın düşüncesinde derin yalnızlık sızıntı veren sadece kendine layık bildiği düşünceler, kendisinden başka insanları, sürgünde yaşamaya mahkûm eden duygusuzluk yüklüdür hep ve bundan da hiç sızı duymaz!

Şeytani düşünce, yakıp yıkmayı değer vermemeyi, yok saymayı karşısındakini, hep zihnin güzel düşünen derinliğindeki yerini işgal eder, yıkar viran eder geçer!

İmanlı bir düşünce Kuran ve sünnete uygun olan, komşusu aç içen yatmamayı, insanların mutluluğu için uğraşmayı, herkes tarafından sevilmek için uğraş vermeyi, merhameti kesinlikle elinde, dilinde, gönlünde… Bırakmamayı… Emir eder.

Yol iki tane sunulmuş, seç beğen yaşa sonucuna katlan denilmiş, müdahalesiz biz insanlara.

Yalnızlığın bulvarlarında yaşamamak, bitmeyen yolların sancılarını yaşamamak, yaşatmamak var oluşun gereğini yapmak ve yaşamak bizim elimizde lakin birlik ve beraberliğimiz yanımızda olursa.

Özgürlük sarayının kapısının kilidi sadece bana aittir, benim istediğim olur mantığı dayatmadır, hödük'lüktür… Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç

Hödük: Saygısız, görgüsüz…

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç