Bu Blogda Ara

kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2016 Pazartesi

Şiir Üzerine Birkaç Söz

şiir şair ve gönül ile ilgili görsel sonucu
  Bir şiirde, gönülde dilde şiir için geçen ve bu coşkun kelimelerle mısralarla yazılan şiir, gönlü ne kadar okşarsa o şiiri okuyan okuyucu için derin anlamlar manalar o kadar gönülden gönüle akan büyük bir hayat var derim. Şair ki gözünü daldan budaktan sakınmaz gönüldeki acıları yanlışlıkları haksızlıkları yazar böylesine derin manalar verir yazar. Şiiri seven milletin güzelden anlaması, gönülden sevmesi gönüllerle olması adına, okuyanların şiirle olması yaşaması ilgilenmesi bu açıdan gönülleri çok iyi anlaması demektir. Millet olarak güzelden anlayan ecdadın torunları olarak,  gönülleri böylesine iyi anlayan bir milletin ise şiirde, edebiyatta güzel eser vermesi adına gururu vericidir.
  
Hakkı seven hakkın kullarını seven millet olarak güzelden, güzel gönüllerin güzelliğini seven onunla yol alan bir milletiz. Güzele âşık olan güzelin kadrini kıymetini bilen ecdadın, yüzyıllarca dünyaya hükmetmiş bu gönül güzelliğini taşıyan bizlerde, ilahi güzelliğe âşık olmuş milletçe ve bu milletin içindeki şairlerle, ifade ettikleri ilahi güzellikleri anlatan şiirleri ile bizlere okurken büyük bir haz vermiştir.
  
  Hayatın çileli yokuşunda gönüllere bir nefes dinlenme güzelliğinde yazılan şiirler gönlü süsleyen, gönülde okurken haz veren şiirlerle olmak şairler(Kendimi şair olarak görmüyorum bu biline) olarak böylesine gönüllere mutluluk huzur verici bir misyonu taşıdığınızı da hatırlatırken gülümsüyorum… Gönlü okşayan gönlü parlatan mısraların güzelliğinde daha çok okuyucuya ulaşarak, gönüllerdeki güzelliklerin mahrum edilmeden gönül penceresinden birbirimize gülümsemenin hazını yaşayarak bu güzellikten mahrum kalmaması en büyük temennim duamdır.

 “Derinden derine ırmaklar çağlar
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi
Ey suyun sesinden anlayan bağalar
Ne söyle şu dağa çoban çeşmesi...” (F. Nafiz Çamlıbel

“Bana sor kâri; sana ben söyleyeyim,
 Ne hüviyyette şu karşımda duran eş'ârım;
Yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu bilirim, çünkü ne san'atkârım.
Şiir için "gözyaşı" derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım!
Oku, şayed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zirâ onu yazdım iki söz yazdımsa.” (Mehmed Akif Ersoy)

“Anlatamıyorum
 Ağlasam sesimi duyar mısınız,
 Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce
Bir yer var; biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.” (Orhan Veli Kanık)

AŞKIN İLE AŞKA DÜŞTÜM
Gülser HÜNÜK
Dostun sözü düşündürür yaralar
Âşık isen, has bahçede gör beni
Gelen göçer, ıssız kalır buralar
Nadan isen, gül şehrinden sor beni

Can evinde mahzun gönül sıkılır
Yâre hasret yaralarım sökülür
Söz dilimden şerha şerha dökülür
Dertli isen, saz teline sar beni

Aşk elinde sonu gelmez yoldayım
Yar gözünde meteliksiz puldayım
Dost dilinde sakız oldum, saldayım
Gafil isen, tek kurşunla vur beni

Paralandı, yandı yürek nedeyim
Kara bahtım için feryat edeyim
Cihan dardı, ilinizden gideyim
Kamil isen, sır çölüne sür beni

Suya hasret kaldı gönül, hardayım
Bir bilinmez diyardayım, dardayım
Aşkın ile aşka düştüm, serdeyim
İbret için, âlemlere yer beni

Çile doldu, tutamadım dilimi
O yar için terk eyledim ilimi
Taştı gönül, felek görsün halimi
Aşkın ile baştan yarat ör beni

Ben ilhamı gamı senden almışım
Aşk uğruna gurbet elde kalmışım
Gündüz gece hayallere dalmışım
Cahil isen, bir söz ile kır beni
Kamil isen sır çölüne sür beni (Gülser HÜNÜK)

Bu sitede okuduğum Harun Yıldırım, Ozan Miktadi, Çifti baba S. Samyeli Yıldız Gülüm… Ahmet Zeytinci Âdem Efiloğlu Elif Keskin kılıç ve diğerleri ismini sayamadığım şair kardeşlerim bu misyonu taşımak için yola çıkmış Şair kardeşlerimizdir. Hepsinin de bu bilinç içinde yazdıklarından da eminim. Selam ve dua ile.

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

12 Kasım 2015 Perşembe

Bendeki az buçuk delilik olmasaydı...







Aşk ile sevmek için ah bendeki az buçuk delilik olmasaydı nasıl, aşk vadisinde gözlerine bakarak yürür, yanına nasıl sokulurdum? Aşk bazen de az delilik olsa gerek, yoksa büyük bir cesaretle nasıl ilk görüşte âşık olduğuna inandığına yaklaşarak "seni seviyorum" diyebilir insan? Belki yiyeceğin aksi bir tokat, kötü gönül kırıcı bir sözle insanın dünyası yıkılacak iken, büyük bir cesaretle gözlerinin içine bakarak çekinmeden "seni seviyorum" diyebilir? Şu anda bu gülümseyen satırlarım yerine, acı dolu hüzün dolu satırları yazıyor olabilirdim!

İnsan bazen söylemeye korktuğu kelimeleri heceleri söylemeli, yoksa bir ömür boyu söylemediğine pişman yaşamak zorunda kalıyor. İlk bakışta bir tanem seni nasıl sevdim, nasıl kanım sana ısındı ve sen ilk sözümden sonra sana "seni seviyorum" dedikten sonra, öylesine güzel gülümsedin ki tüm dünyam gülümsedi, ben ömrü hayatımda hiç böylesine güzel gülüş görmedim ve ömrü hayatımda böylesine gönlüm sevinmedi, o gönlüm bir şahin gibi kanatlandı beni gökyüzüne çıkardı bir anda, bir anda geri yeryüzüne indirdi... Ah gözlerin aşk ile buluşunca ne kadar güzel bakıyor, ben kayboluyorum içinde resmen, heyecanla inip çıkan sinende açan gülleri sen görmüyorsun, ben gördüm o papatyaları gelincikleri laleleri sümbül renk renk açan o gülleri... Hepsinde sen kokuyordun gülüşlerin kokuyordu ah gözlerin aşk ile ne güzel ışıltılı bakıyor, ah ne kadar güzel gülüyordun gül tanem nur tanem!

Şimdiye kadar tadını alamadığım tüm tatları bir evet ile yani bende " seni seviyorum" deyişinle tattım ve hala tatmaya devam ediyorum... Artık hecelerim sensin, şiirlerim sensin, bakışlarım gülüşlerim sensin nur tanem... Hayatın avuçlarımda yalnızlığa doğru uçarken karşıma bir anda kader seni çıkardı, ah kader elleri öpülesi kader, sana nasıl teşekkür ederim bilmiyorum ama karşıma çıkardığın bu güzel gülüşlü sevgiliye ömür boyu, kendimden çok bakacağıma inanabilirsin... Onu sevmeye korumaya başım üstünde taşıyacağıma inanabilirsin, seni mahcup etmeyeceğim. Kaderimi yazan Yüce Rabbim, sana da binlerce kez şükürler olsun alnıma gönlüme yazdığın için, senin iznin yardımınla hep gönlümde seninle beraber taşıyacağım...

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-


Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

16 Ocak 2015 Cuma

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu-1.Bölüm

Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu


Yalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen YolcuYalnızlığa Arştan Sökülerek Gelen Yolcu

Susmak kabullenmekti, ama ya o bunu bilmiyorsa, yanlış anladıysa beni o zaman, ben boşuna mı terk ettim o yârin güzelliği ile parıldayan şehrini düşüncesi ile geri dönüp dönmemek arasında karasız kaldı. Ben küsmedim ki o yâre ve kelimelere sadece yârin söylediği ”Beni sen çok mu seviyorsun” sözüne, evet anlamında sustum ben, kelimeler aklıma bir anda dizilmedi susmak, kabullenmek dedim sustum, diye düşünceler arasında yoluna devam etti.

Döndü arkasına baktı çok uzun yol yürümüştü, dönmekten vazgeçti, kaderim bu benim diyerek yoluna devam etti. Acaba dilim neden sustu, kendimi ifade etmek için neden konuşamadım sorusu kafasında halay çekerek meşgul ediyordu.

Ah elimde bir fırça olsa da bu anları silsem mutlu anların resmini çizsem, şimdi acaba dipsiz kuyulara mı düştüm acaba derken az ilerideki yaylada bir kulübeyi gördü, sevindi uzun zamandır yürüyordu yol yorgunuydu ve açtı. Bir lokma yemek yerim az dinlenir yoluma devam ederim düşüncesi ile kulübeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Nefes nefese kulübenin kapısını çaldı. Açılan kapıyla mutluluğumu, mutsuzluğumu bulacağım diye düşünürken, kulübenin kapısı açıldı. On Yaşlarında bir çocuk kapıyı açtı.

-Buyurun hoş geldiniz gönül evimize.

Şaşırdı kaldı. Bu şaşkınlıkla içeriye girdi. Kulübe çok sade döşenmişti, yerde birkaç eski kilim, bir divan duvarda bir ceylan resimli küçük bir halı, ateşi yanan bir ocak… Vardı.

Merakla odayı süzerken çocuk

-Hoş geldiniz, ben Dumrul, uzun yoldan geliyorsunuz buyurun oturun bir soluk alın, ocakta aşımız kaynıyor şimdi karnınızı doyur azda dinlenirsiniz.

-inan çok şaşırdım akıllı kibar çocuk, ben Durmuş sen böyle güzel konuşmayı kimden öğrendin?

-Annem Gülümser den öğrendim, kendisi tarlada ekin ekmeye gitti birazdan gelir.

Annesini merak etmeye başladı. Dumrul’un konuşması misafirperverliği çok hoşuna gitti, yaklaştı yanına anlından öptü. Dumrul gülümsedi, ocağa doğru gitti, ateşin üstünde pişen çorbaya az birazcık tuz ekleyerek.

-Yemek birazdan hazır olur, söyle divana geçin oturun rahat edin, ben şimdi hazırlarım.

Durmuş endişeli bir ses tonu ile Dumrul’a

-Kapıyı açmadan önce bu gelen iyi birisimi kötü birisimi diye düşünmeden sen kapıyı nasıl açtın?

Dumrul gülümsedi

-Bu yaylaya kötü insanlar uğramaz, buranın insanı da çok az bizden başka kimse yok buralarda

-Yine de olsun ama dikkatli olmaz gerekirdi.

-Ben zaten dikkatliydim, sizi kapının üstündeki yarıktan dikkatlice izledim öyle açtım kapıyı.

Kulübenin kapısı açıldı içeriye Dumrul’un annesi girdi. Evde yabancı birisini görünce az duraksadı.

-Hoş geldiniz sefalar getirdiniz

Diye gülümseyerek elindeki tarladan koparılmış taze domates biber salatalıklar ile mutfağa geçti. Taze sebzelerin kokusu kulübeyi doldurdu.
İçeriye girdi

-Nereden gelir nereye gidersin sen ey yolcu? Yolunu mu kaybettin yoksa yârini mi kaybettin arar durusun?

Durmuş yine sustu ve şaşırdı.

Gülümser kadın otuz yaşlarında siyah saçlı uzun boylu kara kaşlı, alnında kederin vermiş olduğu birkaç çizgiler ve güler yüzlü dul bir kadındı. Kocası genç yaşta ölünce o kasabaya sığamamış, beş yıl önce almış başını küçük çocuğu ile bu yaylaya gelmiş bu boş kulübeye sığınmış, yarınlarını hayallerini burada kucaklamıştı, az ilerideki boş tarlayı adam ederek birkaç meyve sebze dikerek, bir küçük koyun alarak yaşamını sürdürüyordu.

-Yalnızlıklarla dolu kulübemize hoş geldin, yalnızlığımıza arştan sökülerek gelerek sen son verdin.

Dumrul’a dönerek

-Misafirimize ikramda bulundun mu nur yüzlüm?

Dumrul

-Aşın ocakta pişmesini bekliyordum, pişince hemen verecektim anneciğim, sen geldin.

Durmuşun dili sanki bir anda çözüldü.

-Kusuruma bakmayın sizlere rahatsızlık verdim.

Gülümser ve Dumrul aynı anda

-Ne rahatsızlığı, neşe getirdiniz!

Durmuş yine şaşırdı.
-Şey inanın ilk defa böyle güler yüzle karşılaşınca çok şaşırdım ondan dolayı mahçubum.

Gülümser

-Hayâ düşmedikten sonra gönülden siz mahcup olmayın. Bu yayla ova ağaçlar tarlalar bizim hayâmıza bakarak bitmez meyveler veriyor. Yeter ki günah çukurunda gözlerini gezdirmeyin ve açmayın. Bu arada ismim gülümser, sizin isminiz nedir?

-İsmim Durmuş memnun oldum gülümser kadın.

-Buyurun sofraya Rahmanın verdiği nimet ile açlıkla yanmadan, karnınızı nefsimizi doyuralım önce.

Hep birlikte yere serilen sofranın başına geçtiler, gülümser ve Dumrul besmele çekerek ve buna dâhil olan durmuş sıcacık mis gibi kokan tastaki yayla çorbasına kaşıkları daldırarak. Afiyetle yemeye başladılar.
Durmuş Gülümser’in gözlerin utanarak baktı. Gülümser’in gözlerinde hülyaları çalınmış, çalınmış hülyalarının üstüne dikmiş mutluluk çiçeklerini gördü. Gülümsedi. Yüreğini acılarla değil yeni umutlarla yakıyordu, sanki dedi kendi kendine Sofradan kalktılar. Gülümser ve Dumrul sofrayı kaldırdılar. Hepsi divanın üstüne oturdular.

Durmuş

-Ellerinize sağlık çok güzel olmuştu, sanki ilk defa böylesine tatlı ve mutluluk verici bir çorba içtim.

Gülümser ve Dumrul bir ağızdan

-Afiyet olsun.

Gülümser

-Değdiğiniz bir kuru dala, şefkatle bakarsan onu yetiştiriş isen, güzel meyve verir lezzeti sizin ve bizim gönül güzelliğimizi içine kattık ondan böyle leziz ve mutluluk verici bir tat oldu durmuş bey.

-inanır mısınız siz ve oğlunuz konuşurken böylesine güzel anlamlı ben şaşırıyorum, kusuruma bakmayın.

Gülümser

-Kusura bakmayız kusurları kapatırız dursun bey, siz rahatınıza bakın. Değil mi hayat bir gün yalnızlık, bir gün anlamsızlık bir gün neşeyi içine katarak yaşamak değil mi edeple gülümseyen gönlün ışığı altında.

-Sözleriniz güneş gibi doğuyor içimde ne olur beni yanlış anlamayın.

Dumrul söze girdi.

-Siz üzülmeyin annem ve benim konuşmalarım hep böyledir, dışarıda gelenler ve duyanlar sizin gibi hep şaşırıyor.

Gülümser

-Yanan ve sönmeye başlayan bir lambanın yorgunluğu var üzerinizde, size yere bir yatak sereyim az dinlenin. Hem gönüllere hizmet etmeyen gönüllerin sevgisini kazanmaz, Rahmanın merhametine ulaşmaz, gönül alırsanız Rahmanın merhametine ulaşırsınız, siz buyurun az istirahat edin.

Gülümser ve oğlu Dumrul hemen yere bir pamuk döşek ile yorganı serdiler.

Mehmet Aluç

Devamı Gelecek İnşAllah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

11 Mart 2014 Salı

Konuşamıyorum Sensiz


Aşk kavuşmak mı
Evet
Aşk kor ateşte yürümek mi
Evet
Aşk kendini bilmek mi
Evet
Gönülsüz müsün
Evet
Aşkı bilmezsen olursun gönülsüz
Sensiz aşk olur mu
Sevgili sensiz olur mu
Aşk sizsiz olur mu
Hayır
Konuşamıyorum sensiz
Kelimeler düğümleniyor boğazımda
Kelimeler kayboluyor
Nefes alamıyorum sensiz ve aşksız
Sadece yazıyorum seni yüreğime
Dilim lal olmuş ben sensiz
Aşk bensiz
Ben aşksız ve sensiz
Aşk bizsiz
Gönlümün ucundaki ince sızı
Hayatımın yönü divan sazımım dili
Aşkı yaratan Rahman
Aşk ve sen
Canımsın canıma can katan
Dünyamsın dünyama dünya olan
Gülümsün gönlüme neşe saçan
Sonsuzlukta yol arkadaşım olansın
Ömür boyu sürecek aşk gülümsün
Hasret dolu yollar bitecek
Gül bahçesinde buluşacağız
Aşk ile senli çiçekler açacak
Aşk hiç bitmeyecek
Aşk bitmeyendir
Ahirete göç ederek sürendir

Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç