Gülümserken bende hiç tükenmeyen bir hayatın izleri vardı, kırlarda yetişen çiçekler gibi kokan gülümsemen, yalnızlık kokan mazim den beni tutup çıkaran gülümseyen gözlerin gamzelerin değil miydi, sana koşarken yolda ayağım kayalara takılıp düşerken, sen değil miydin sevgilim elimden tutan gülümseyen gözlerinle beni kaldıran, sana sonsuz muhabbetle seven, iyi ki gönlüme geren sen, seni seven ben sana müteşekkirim...
Sararmış güz yaprakları gibi sararan gönlümdeki umutları gülümseyişinle yeniden yeşerttin, soluk yüzümde aşkçiçekleri gibi açtın ey sevgili, ey nur yüzlüm, gamzelim...
Kalan zamanımın gülümsemeyen son demlerinde sevda kokmayan sokakların kaldırımında dizlerim kanarken, yaralarıma gülümseyişinle, sevgi dolu gönlünle merhem olan, kaldırımlarımda solmayan çiçekleri açtırdın nur yüzlüm, çiçek gamzelim...
Tam umutsuz yıllarım benimle ağlamaya başlarken sen gülümsettin, bana yar olarak can olarak, eş olarak gönlümün kapalı kapısını neşen ile açtın, hayatıma ömrüme neşe sevinç kattın nur yüzlüm, çiçek gamzelim, sen hep gülümse, yiğitleri cömertleri yetiştiren yarının anneleri elleri öpülesi yüce Allahın bize emaneti çiçeklerimiz gülümsemelerimiz olan sizler başımızın tacısınız, yolumuzun ışığısınız, gönlümüze saray, sarayın koltuğuna oturmaya layık sultanlarsınız...Hakkı ödenemeyen...
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-
Şiir edebiyat öykü deneme güncel edebiyat aşk şiirleri,hayat,evet,röportaj,gönülden şiirler,...
Bu Blogda Ara
makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Eylül 2015 Pazartesi
Bedeni Hayatı Ömrü Savunmasız Bırakan Nedir? Bedeni Ömrü Hayatı Savunan Nedir?
Merhamet gönülde sabit değilse nefret sahibi hiç bir zaman önünü net bir şekilde göremez. Kimi zaman değil,
her zaman önünü net görmeyecek ve doğruları mutluluğu sevinci hiç
hissedemeyeceği, bir şekilde değişecektir. Bu ani değişim çok daha yavaş bir
şekilde salim aklını, fikrini, ömrünü yok edecektir, yokluğun uçurumuna sürükleyecektir.
Kabiliyet denilen becerisini yok ederek, bu nefretini kontrol altına alması da güçleşecektir.
Nefretle izole olmuş beyni bir zaman sonra duracak, çeşitli düşünce ve fikir
olmayınca akıl-stop-diyecektir bedene! Artık beden genetik olan nefret ile
hızla çökecek, zaten suni olan nefret ile mutluluk ve özgürlüğün kapısı
açılacağı, savlarının yalan olduğu gerçeği ile umutsuz desteksiz kalacaktır.
İşte bu nefretinde kurtulmak için bir adım attığında burada
en önemli nokta, şahsi yaşam amaçları ve fikirsiz fikirlerini terk ederek ne olursa
olsun, Yüce İslam dinin yaşam amacı olduğu gerçeğini anlaması ve ters olan
yönünü çevirerek, yeniden umutla dirilişle Yüce İslam'ın tek mutluluk ve
kurtuluş kapısı olduğunu idrak ederek yönünü Yüce İslam'a çevirmesidir. Bir anda yaşam alanındaki nefret ateşinin
söndüğünü ,insanların birbirine çok yakın olduğunu, mutluluğun çok ama çok
güzel olduğunu Yüce İslam dini içinde birçok çeşitte insan ve fikirlere
zorlamadan saygı duyduğunu içinde bin bir çeşitlilik olduğunu anlayacak.
Daha önceki nefret dolu hayatının içerisinde
hiçbir çeşitlilik olmadığı gerçeği ile pişmanlığı ile kalacaktır. Etkisiz kalan
nefret kin ve diğer olumsuzluklar etkisiz durumda kalacak ve hayret içinde
sevinç içinde kalacaktır.
Geniş bir imanlı bilgiye sahip olmayan insanlar, çok kolayca
aldatma ve yalanla insanların yalan ve manipülasyonlarına(kendi bilgileri
dışında veya istemedikleri hâlde etkilemesine )
hali ile kanarak, gerçekle alakası olmayan savların peşinde gidecek
gerçekten uzaklaşacak ve hayattan ve yaşamadan soğuyacaktır... Nefret ile gelen sinir ve hırs dalgaların sinir uçlarına ömre bedene
hayata tahribatı dışında, vücutta nefretin açısı, şiddetin acısı olarak kalıcı
olarak kalacaktır. Nefret etmeden önce nefretin bedenimize ömrümüze ne kadar zarar
vereceğini bilmemiz mümkün değildir ama sonucuna katlanmak ve acısını çekmek
pek mümkündür.
Her adım attığımızda fayda ve zarar ikilisini düşünerek yanına
veya gönlümüzde nur İslam alalım hiç bir zaman zararlı çıkmayız.
Sadece nefret neden zararlıdır dersek, açtığı hasarları tamir ve koruma mekanizmasının
olmamasındandır. Ama her an her zaman bedeni ömre karşı hasarları, düşünceye
karşı hasarlı olanları tamir eden Nur İslam'ı alalım yolumuza devam edelim
merhametle gülümseme ile. Selam ve dua ile kardeşlerim
Mehmet Aluç (Kul Mehmet)
13 Eylül 2015 Pazar
Ülkemizde Oynan Oyunlar İşte Yanlış Algılatma Yıkma Oyunudur.
İnsan aklının ve
nefsinin kör yanılgısı ile tutarlı olmayan- doğru olanı bırakarak- yanlışlığa
düşmeye görsün, gerçek olup olmadığını araştırmadan, haklılık payı var mı yok
mu araştırmadan, yanlış olan o fikrin peşine düşer gider, o yaşanılanları o
yalan dolan dolu hislerin peşinde haklı olanı, haksız görmenin yanılgısı ile
yalan olanı gerçek olarak bilir. Hastalıklı bilgilerin peşinde insanları
yanıltmanın peşinde koşan, nefret ve kin sahipleri, nefrete yıllardır uzak
olanları bir anda kendi safına çekerek olayları farklı algılatmanın yanlışlığına
sürükleyerek, kendi safında nefreti ülkeye yaymaya çalışırlar.
Akıl sağlığı
yerinde olmayanlar daha önce Çanakkale de ele geçirememenin hezimetini yaşayanlar,
ülkeyi tekrar ele geçirmek için, vatanı ve bayrağı esaretleri ile ele geçirmek için,
akıl sağlığına önem vermeyen her an ele geçirilmeye hazır, fikri her an
fikirsizliğe açık olanları da ele geçirerek yıkmanın ele geçirmenin peşinde,
ülkeyi yıkmaya masum insanları öldürerek, kan dökerek ele geçirmenin hisleri
ipotek altına alarak, görme algısını bozarak, insanların haklı olanı haksız
görmesini sağlar nefret ve kin sahibi olanlar...
Ülkemizde oynan oyunlar işte yanlış algılatma
tekniğini kullanan nefret sahibi insanların, oynadıkları ülkeyi kendi çıkarı
için yıkma planına insanlarımızın ortak olma oyunudur
Unutmayalım ki dünyada
kimin peşinde hangi işler ile meşgul olduğumuz hislerimiz ve duygularımızla
neler yaptığımız hakkında,yüce Allah'a hesap vereceğimizi unuttuğumuz için
böylesine nefret ve kin mensuplarının peşinde koşuyoruz.
“O ki, hanginizin daha
güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır…” (el-Mülk,
2)
“Sizi sadece boş yere yarattığımızı
ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız!” (el-Mü’minûn,
115)
“Sonra o gün, size
verilmiş olan her nimetten hesaba çekileceksiniz.” (et-Tekâsür, 8)
Biz kullar gönüllerimizi aklımızı fikrimizi imanın nehrinde,
vahyin terbiyesiyle terbiye etmeden onu olgunlaştırarak ancak nefret peşinde
koşanların ve nefis ve şeytanın hile ve desiselerine ve nefret saçanların
nefretini temizlemez isek, çok büyük günaha vebale kapılmaktan kendimizi
alamayız ve bunun hesabını yüce Allah C.C. veremeyiz...
Mehmet Aluç-Kul
Mehmet-
12 Eylül 2015 Cumartesi
Ayrılıp giderken geride bıraktığımız yüreğimizin bir parçasıdır.
Hiç düşündük mü bilmem
bir yerde üç beş yıl kaldıktan sonra, terk etmek zorunda kalınca arkamızda
bıraktığımız izlerimiz, gülüşlerimiz mi yüreğimiz midir? O kaldığımız yere
kendimizden bir şeyler katsak o güzelliği arkamızda bıraksak ta galiba geride
bıraktığımız yüreğimizin bir parçası galiba... Geride bıraktığımız düşünceye
mutluluk huzur kattığımızla beraber, terk edip giderken bizsiz bir sokağın
başında bizsiz kalan yüreğimizin bir parçasıdır arkamızda bizden ayrı kalan, bizden ayrı kalan yüreğimizin bir parçası,
bir daha ne zaman kavuşacağını bilmeden sessizce ağlayan ve ardımızda kalan...
Ne gariptir şimdiye
kadar hiç böyle düşüneniniz oldu mu bilmem? Kaldığımız o beldede kendimizden o
kadar şey kattık ki, oradaki insanlardan o kadar çok güzellikler aldık ki, en
sonunda yolcu yolunda gerek diyerek, başka bir şehre gitmek gerekir, ayrılığın
şafağında bizden ayrı kalan bir parçamız gözyaşı dökmeye başlar ama biz
görmeyiz hissetmeyiz, ta ki yola çıkıp yol alıncaya kadar...
Doldurduğun
pınarlardaki bidonların suyunun boşaldığında, seni dolmak için beklediğini
hayal ederken, geride bıraktığın o bir yanın gülümser, sokaklar adımlarınla
adım atarken çocuklara gülümsediğini o anlarına hasret kaldığını düşünürken
kaldırım taşlarına oturan çocuklarla beraber sana gülümser, kopmaz bir
parçandır geride bıraktığın, yüreğinden kopan ve seninle arasında binlerce
kilometre mesafede olsa kopmayan, gecenin karanlığını aydınlatan geride kalan
yüreğinin parçasındaki umudun ışığıdır sokakları aydınlatan, sen terk edip
gitsen bir daha dönmesen de seni hala orada temsil eden, gülümseyişinle orada
yaşadığın insanlara hatırlatan, giderken senden kopan yüreğinin bir
parçasıdır...
Ah İnsanın, kendi
elinde olmadan birden bire yaşadığı yörenin halkı ile gülümseyerek çok güzel
deneyimleriyle elde ettiği mutluluk dolu anları, olguların geride ötesinde
hiçbir zaman orada geride kalanların yaşamları hakkında varlığını
bilemeyeceğini düşündüğü anda, unuttuğu bir şey var orada kalan yüreğimizin bir
parçasıdır, her zaman bizimle irtibat halindedir, biz bir parça geride kalanları
düşündüğümüzde esen ılgıt rüzgârlarla bize haber gönderen, gülümseyen
insanların beyinde geçen algılar düşüncelerin huzurunu hissettirir geride
yüreğim, bizde koparak kalan o parçamız...
Kimileri şimdi buna anlamsızlık diye
bilir, saçmalıkta diye bilir, şöyle sakin bir kafa ile bir düşünün bakalım,
anlamsızlık mı, anlam mı dolu bu söylediklerim? Bu insanın toplumda yerleştiği
yerdeki değerlerden kopamama duygusudur. Kendi gerçeği ve birlikte olmanın
gerçek güzelliğini bilmek ve görmektir. Selam ve dua ile
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Yayınlarım
Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?
Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç
-
Ben Razı Değilem Hicrana Gama Ben razı değilem hicrana gama Garip gönlüm haldan hala salan var Sabavetten beri bir yol göz...
-
Yunus gelirde hakka doğru yürünmez mi? Gözlerde yaş akarda Yunus görmez mi? Hak yolda hakla olan Yunus görünmez mi? Hak yol...
-
1847’de Manisa'nın Kırkağaç ilçesi Gelenbe kasabasında dünyaya geldi. 1912'de aynı kasabada yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehme...

