Bu Blogda Ara

Şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2016 Cuma

Zerre Zerre Bu Kâinat Biz Gülen İnsan Kokmalı


zerre zerre kainat gül kokmalı ile ilgili görsel sonucu

Kavgalı gürültülü olsa da bu şehirler
Bizi alıp bizden götürse de bu iller
Yaşamak zorundayız bir lokma ekmek kavgası için
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Ne şenlik kaldı ne bir tatlı gülümseme
Yuttu bu şehirle çok kazanma hırsıyla kendini bilmeme
Akşam yatış sabah kalkış bir telaş kimseyi görmeme
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Ne toprak kaldı ne bir açan taze bir çiçek
Bu güzellikler acep ne zaman geri gelecek
Yoksa farkına varmadan bu hayat böyle çiçeksiz mi geçecek
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Gönüller ki gülmenin sevmenin varmanın kapısı
Vatan toprağında vatanın gönüllerde bir yansıması
Aynı din iman vatan bayrak ile bir yöne birlikte varılması
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Zerre zerre bu kâinat biz gülen insan kokmalı merhametle
Söyler misiniz bu göğsümüzde taşıdığımız bu kin nedir
Var imanınla birlik kardeşlikle bu kin nefreti devir
Yüce Rahman sana verdiği imanla her yaptığını bilir
Uzaklaşmak şehirden varmak eski mahalleye dersen
Ne eski mahalle kaldı nede o eski mutluluklar

Mehmet Aluç-Kul Mehmet

9 Mart 2016 Çarşamba

Yar Olamadım



Dar geldi giydiğim bana bu yelek
Bu boş gönlü doldurmadı aşk ile felek
Şimdi yediğim çok şükür kuru bir çökelek
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Gönlüm sanki viran şehri nasıl inşa edeyim
Kendime söz söylemezken kime ben ne diyeyim
Gideceğim yer aynı olacak ben nereye gideyim
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Dudaklarım kilitli sanki aşk dili ile konuşmaz
Sanki ben başka bir dilde konuşurum kimse anlamaz
Anladım ki bu boş Gönül’e kimse yar olmaz
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Belki ben ben olamadım bu gidiyor zoruma
Bir seven takamadım bu kırık koluma
Arasam aşk diyarında bir seven çıkar mı yoluma
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Kimse duysun istemem avazımı
Kendim musallada kıldım sanki namazımı
Nasıl söyleyeyim seven olmayınca aşkın kelamını
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Artık kara taş bağlarım bu bağrıma
Çıkan olmadı aşk ile çağrıma
Artık çıkıp oturayım karlar yağan dağıma
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Bu kalan ömründe yine bir seven bulamadın
Akan aşk çeşmesinde bu gönlünü aşk ile doldurmadın
Gönlümde açan çiçekleri koklayan çıkar diye soldurmadım
Bu gönlümü dolduracak bir formül bulamadım
Ne kendime nede başkasına bir yar olamadım

Kul Mehmet’im evet evet Yüce Rahman beni sınadı
Bu gönlümde aşka yer var mı yok mu diye baktı aradı
Belki ben aşkı yerleştirmeden kendime bir sevgili aradım
Bu gönlümü dolduracak bir formül buldum artık yaşadım
Şimdi kendimde başkasına bir yar olurum artık
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-




2 Mart 2016 Çarşamba

Kimse Halim Bilmez




Yarden ayrı kaldım yar beni andı kulağım çınladı
Şehir şehir gezdim yari saklamış bana geri vermez
Anlattım derdimi dağa taşa kuşa kimse anlamadı
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Arayan aradığını bulup rahata ermez mi erer elbet
Aradığım bulunmaz bilinmez neden ne olur akıbet
Her yer bana oldu gurbet adımlarımda yok isabet
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Gülmeyen talihim gibi yollarda bana gülmez
Gelmek istemeyen gelmez şansım çağırırım gelmez
Hasret çileyi çile dertleri çağırır git derim gitmez
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Beklerim dua ile Yüce Rahmandan bir ihsan
Yanar yüreğim bedenim sinem bilmem bende ne noksan
Kurudum kaldım yok mu yudumla kanacağım bir pınar yüce Rahman
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Kururdu salkım salkım gönlümde üzüm bağım
Çökmüş  un ufak olmuş gönül dağım
Yaşadığımı hiç sanmıyorum sanmayın ki ben sağım
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Ey insanlar kalkın yari benimle beraber arayın
Alın beni talihimle kaynar kazanlarda kaynatın
Değişmez isem bulamazsam zemzemler ile yeniden yıkayın
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Gelin bakın benim asıl gönül vatanım
Bulamazsanız vatanım nerede nuruaynım
Nuruaynımsız ben param parça parçandım
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Söyleyin ey erenler seven sevdiğine kıyar mı
Sevdiğini ateşlerde yakar kor alevlerde yakar mı
Çaresiz kalıp öldüğünü bilip kör gözleri ile bakar mı
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Yolumu şaşırdım acep yolum hakka varır mı
Hak yolunda kaybettiğim yarim karşıma çıkar mı
Yar çıkmazsa yoluma kadir mevlam yaralarımı sarar
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Gelin göründe bu garip aşığa bakın ne olmuş
Yaz ayında açan tüm çiçekleri kurumuş solmuş
Bakın bakalım yollara gelen var mı vadem mi dolmuş
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Artık ben kendi kendime yetmem bir adım daha gidemem
Artık gelmezsin  çağırmasın nazlı yar çağırsa da gidemem
Artık tükendim hiç bir şeyi bilmiyorum ben bendeyim diyemem
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Artık anladım ben bu hasret ile bittim tükendim
Belki hata bendedir onuda şimdi farz edin ki bildim
Amam inanınki o nazlı yari ben kendimden fazla sevdim
Galiba çok fazla sevdim biraz hata ettim
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Artık terk ettim onunla beraber düşlerimi
Kimse barıştırmadı bu gönül ile küslerimi
Anladım ben garip bir sevendim kimse dinlemedi sözlerimi
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Aşık sevdiğine varmayınca mutlu olur mu
Hak yolunda aşk ile yürümeyen kul olur mu
Merhamet ile olmayan insan insan olur mu
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Kul Mehmet'im vardın mevlaya aramayı bırak ver bir karar
Aradın bulamadın artık aramakta bulma bir yarar
Mevla sardı  seni yaralarını merhametle gönlüne bakar
Dil sanki başka gönül sanki başka söyler kimse halim bilmez

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-





11 Ocak 2016 Pazartesi

Nasıl Unutulur?



Koskoca şehri diyar nasıl unutulur
Koskoca şehir içinde insanlar bulunur
İnsanlarla beraber umutları korunur
İnsanlar umutları ile yola koyulur
Koskoca şehri diyar nasıl unutulur
İnsanı insanlığınla ed yâd
Yâd etmezsen hep çıkar feryad


İnsanlık dersen bilen varsa bulunmaz eşi
Güneş gibi doğar gönülde üçü bin beşi
Muhabbetle insanlık ne güzel yapılır söyleşi
Yoksa insanlık dolaşır nefretin leşi
Koskoca şehri diyar nasıl unutulur
İnsanı insanlığınla ed yâd
Yâd etmezsen hep çıkar feryad


Eyle gönülleri candan et teselli
Ölüm ne zaman gelir Rahmanda tecelli
Korkma çekinme az ol eli açık ağır elli
İnsanlık belli ölüm sonumuz belli
Koskoca şehri diyar nasıl unutulur
İnsanı insanlığınla ed yâd
Yâd etmezsen hep çıkar feryad


Can gözünü insanlık ile açtır
Nefret şeytanı kaçtırt arkasına baktır
Merhametin yolunu açtır
İmanla merhameti âlemi donat
Koskoca şehri diyar nasıl unutulur
İnsanı insanlığınla ed yâd
Yâd etmezsen hep çıkar feryad


Kul Mehmet’im yol yokuşsa düzü arama
Yol düz ise yokuşu da arama
Hangisi çıkarsa karşına yürü derman ara yarana
Zorda kalırsan yol yok deme yürümek için Rahmana
Koskoca şehri diyar nasıl unutulur
İnsanı insanlığınla ed yâd
Yâd etmezsen hep çıkar feryad

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-








27 Aralık 2015 Pazar

Selam Olsun


Selam olsun benden tüm insanlara
Gözü yaşlı bağrı kara olanlara
Geldik dünya hanına muhabbete
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetle

Ne şehir dedik ne köy gezdik hürmetle
Gördüklerimiz insanlarda gezerdi merhametle
Hiç biri gezmezdi basmazdı toprağa heybetle
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetle

Bir güzel sözümüz gezdi ummanda
Sevgiyi aşkı bindirdik gönderdik insanlara limanda
Birbirini seven insanları gezer gördük ummanda
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetle

Kâinatı gördük yürür ayaksız
Gökyüzünü gördük durur direksiz
Rahmanın yarattığı gönlü gördük aşk çiçekleri açar topraksız
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetle

Ne güzel onlarla camide safa dururduk
Nefis şeytanı iman ile boğdururduk
Nefret ile gezen olmazdı gül eker dağıtırdık
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetle

Şimdilerde herkes birbirinin hayatı ile oynuyor
Bilmem ne oldu da insanlık nefret ile bir oluyor
Gönüller gülmeden bir bir soluyor
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetimizi kaybederek

Kul Mehmet’im güzel insanlar gitti dönmez artık
Onları takip ederken yolumuzu kaybettik battık
O güzel günleri ararız bulamayız her şeyi edepsizce dağıttık
Gidiyoruz dönülmez yola hüsnüniyetimizi kaybederek
Mehmet Aluç-Kul Mehmet



9 Kasım 2015 Pazartesi

Çok Şükür Mevla'ya...


Manadan anlamayan maneviyattan dem vurur
Meydanı yıkan gönül şehir inşa etmeye durur
Aşkı bilmeyen yaşamayan aşk ile sevmeyi arar
Çok şükür Mevla'ya aşk ile gönlü bedeni korur

Âşık aşığım demekten utanır hayâ eder gezer
Sevmeyi bilmeyen aşığım diye gönlü ezer
Cahil olan sıkıntısında canından bezer
Çok şükür Mevla'ya aşk ile gönlü bedeni korur

Şuurlu imanlı olan tüm kötülüğü sezer
Aşk yolunda çile ile sanmayın aşk biter
Kara gündür elbet bir gün gelir geçer biter
Çok şükür Mevla'ya aşk ile gönlü bedeni korur

Aşk dersen gönülde açan bir güldü
Nice âşıklar onunla gece gündüz güldü
Aşkı bilmeyenin gönlünde aşk öldü
Çok şükür Mevla'ya aşk ile gönlü bedeni korur

Aşk dersen gönül'e ömre olur yoldaş
Aşk gönlü ömrü güldürür odur gönüldaş
Aşk ile yenilir bir lokma helalinden aş
Çok şükür Mevla'ya aşk ile gönlü bedeni korur


 Kul Mehmet'im şimdilerde aşk ile güleni görmedik
Aşkı bir günlük sevmek bildik kıymet vermedik
Karşımızdaki sevmezse de bizde onu sevmesini bilmedik
Çok şükür Mevla'ya aşk ile gönlü bedeni korur

Mehmet Aluç-Kul Mehmet-

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Ezgi Dolu Bakışınla




Beni sana sürükleyen ruhumu okşayan rüzgâr mıydı
Yoksa benim gönlümün güzelliği miydi bilinmez
Buzdan kafesimde ömrümü tamamlar iken çıktın karşıma
Ufukta kuşların kanadını okşarken sen yüreğimi ısıttın
Aramızda oturan beni esir eden buzdan kafesimin kilitlerini açan
Buz tutmuş ejderha gözü ile bana bakan yarınıma ışık olan sen ne güzel geldin
Beklentilerim
Zaman yerine geçen asırlar
Hamile ve doğuran bir kadın feryadı düşlerim
Karamsarlığımın imgesi
Lezgin olmayan adımlarım
Ürkütücü'lüğümün anlamsızlığı
Bir anda gelişinle yok oldu
Kuşkum ile yanına sokuldum
Tutkum akrep gibi sokar iken bedenimi
Tümülüs gibi yüksek Toroslar gibi gönlüme girdin
Anadolu oldum Trakya orta Asya oldum gönlünde
Tek düze doğal yapısının güzelliği ile süsleyen, 
Anadolu gibi ömrümü süsledin bakışınla
Kendimi bir anda holde gözlerine bakarak buldum
Arsız şehirlerim sokaklarım yok oldu
Lirik kaderimin kalem seslerini duydum o anda
Saçlarının Lüle’sinden tutundum
Dağlar sisli ovalar bahar çiçekleri ile açtı
Sevgi kırlangıçları başımızda uçarken
Öptüm dudaklarında asırlık bir öpüşle
Meteor hissizliğimi gökyüzüne fırlattım
Bir seyyah gibi damarlarında dolaştım
Sende bir Leyla misali damarlarımda coştun
Aştık tüm sarp yokuşları bir solukta
Sıcak iklimlerin sıcaklığı ile tenimiz sevgiye doyunca
Kelebek kanatlarımızla usulca yeryüzüne indik
Ezgi dolu bakışınla el ele yenidünyamıza doğru yürüdük

Mehmet Aluç

21 Mart 2015 Cumartesi

Sürgülü Kapılarla






Gurbet eldeyim yar bana haber yollamış
Dokunduğum her yerde yaram sızlıyor demiş
Bir lokma ekmeği soğan ile yeriz demiş sızlanmış
Savrulmuş kırgınlık dolu gurbeti bıraksın yanıma gelsin demiş

Yârin derin nidaları kulağımı tırmalar
Yâre güzellikleri verememek yüreğimi parçalar
Gurbet elin sessiz yolları gönlümü yaralar
Savrulmuş kırgınlık dolu gurbeti bıraksın yanıma gelsin demiş

Kul Mehmet’im sürgülü kapılarla kapattım gurbet kapısını
Gülümseyerek karşıladı yârim sardım aşk ile gülen yapısını
Kimsesiz şehirde bırakmadım ömrümü hayatımın yarısını
Artık yârin gözlerine bakarak karşılıyorum gülen sabahı

Mehmet Aluç

13 Mart 2015 Cuma

Günahına Ağlayan Şehir ve Gökyüzü




Gözler, mahzun ve kederli, utangaç,

Geceleri karanlıkta ağlıyor gizli, gizli sessiz, sessiz.

Çocukları ve eşi görmesin diye üzüntülü, mahzun, kederli

Ağlıyor, ağlıyor o ağlıyor şehir ağlıyor gökyüzü ağlıyor.

İnsanlar yataklarında rahat uykuda o ise ağlıyor gökyüzü ve şehirle

Şehir ağlıyor; bu kadar vicdansız ve duyarsızlıklarla beraber olduğu için

Gökyüzü ağlıyor, feryatlar duyulmadığı için.

Çocuk ağlıyor baba ayakkabım delindi yenisini al diye.

Baba çaresiz, mahzun, kederli üzüntülere gark olmuş,

Hasta ve yatalak, eşi ancak kendisine bakmakta

Şehir ağlıyor günahına, gökyüzü ağlıyor,

Baba,  anne, çocuk ağlıyor.



Herkes suskun, kulaklar kapalı, gözler kapalı, gönüller mühürlü.

Duygu ahlakı yoksun, duygu alışverişi mahzun, duygu ayağı kırık,

Dertler, sıkıntılar coşmuş, duygu sezgisi virane, duygu tonlaması sessiz, boğulmuş…

Yollar kapalı, yollar çitle çevrilmiş, dikenli ulaşılmaz, çığlık çığlığa sessiz feryatta.

Bir yağmur ve gökyüzü anlıyordu ve sağanak, sağanak yağıyordu bahçeye.

Bahçede açan çiğdem, yemlik, dereotu açtı bolluk ve bereketi ile kucak, kucak,

Koştu insanlar öbek, öbek tadını almak için…

Artık şehirde ağlamıyordu günahı için, gökyüzü de babada, anne de çocuk ta.

Tüm evrenden önce evlerinde güneş açmıştı, mutluluk için sevinç için yaşamak için.

Duygulu komedya, oynanıyordu artık evlerinde, gözlerinde

Dudaklarında,

Bahçelerinde…

MEHMET ALUÇ


ANKARA-SİNCAN

8 Şubat 2015 Pazar

Bir Çocuk Kayboldu




Bir Çocuk Kayboldu

Bir çocuk kayboldu
Kalabalık gözler içinde kayboldu
Yalnızlığın ortasında yok oldu
Sevgiye yönelince
Bulamayınca
İnsanların şehrinde
Gökdelenlerin
Rezidansların içinde
Koskoca şehirde
Yalnızlığın içinde bir çocuk kayboldu
Gözleri gökyüzünde
Sevgi umutları hangi yıldızda saklı, arar gözleri
Soramadı, diller suskun
İçinde geleni söyleyemedi
Söyleyemedi, esareti ağır oldu içinde ki sözlerin
Acımazıca saran düşlerinde yalnızlık
Ruhunu saran, yalnızlığın demir parmaklıklarında yalnızlık
Ateş düştü canına
Bir gelip hasretim sorsan, diye haykıran gözleri
Acımasızlığın zindanında
Sarıyor ruhunu zindanın soğuk parmaklıkları
Acımızca sarıyor
Yalnızlığı yıldızları deliyor
Kınalı saçlarında dökülen rüyaları
Hücre, hücre ruhu zindanlarda
Kurak bir ilkbaharın, kuruyan yaprakları gibi kuruyan gözleri
Hülyalara dalmıştı, kıvranan gözleri ile
Dumanlı sokaklarda aramıştı
Bulamamıştı
Uzun zaman sessiz kaldı, haykırdı
Duyan çıkmadı
Yalan vaatler, sözler
Bir avuç sevgi idi, istediği
Bulamadı
Bir çocuk, kayboldu
Yalnızlığın, ortasında kayboldu
Zincire bağlanmış, hülyaların mevsiminde
Yalın ayaklı
Bir çocuk, kayboldu
Geçmişin sancı dolu yolunda
Kırılmış hayalleri ile
Rüzgârda sallanan
Toprak, olamayan taşlarla betonlarla
Örülü şehirde
Paylaşmayı bilmeyen
Betonlarla sarılı
Çöl yorgunu şehirde
Geleceğin, şehrinde bir çocuk kayboldu
Hiç gören olmadı
Bilen olmadı
Susku orucu tutarak
Kaybolan
Saflığın, elbisesini şehirde bırakarak
İçindeki yaranın acısı ile
Hüsran mabedi, taş betonlara son defa hüzünle bakarak
Bir çocuk, kayboldu
Bir çocuk kayboldu, şehri sardı çığlık
Kapandı, yalnızlığın sonsuzluk kapısı
Gözlerde yaş
Rüsva, olan bedenler
Bir çocuk arıyordu, tüm şehir
Kayboluş ve mekânsızlığın
Uzaklığın ve yalnızlığın, hissi beton şehirler yıkıldı
Gömüldü, derin tünellere öfke ile
Yeniden, kerpiç evler yapıldı
Ağaçlar dikildi
Kerpiç evler nemli
Bir lokma aş için, insanlar ezilmedi
Sömüren, sömürgecilerde gömüldü
Dipsiz tünellere
Gömüldü, tüm teknoloji aletleri yalnızlık saçan
Koltuklar ranzalar, kanepeler yalnızlıkla yatılan
Yalnızlık, kokan atıldı
Serildi yere minderler
Döşendi hasırdan sevgi ile örülen, yastıklar duvarlara yan yana
Yere serildi, yünden döşekler yan yana
Sarılarak kucak kucağa yatıldı, kucak kucağa
Şehir bölündü, mahallelere
Mahalleler, cıvıl, cıvıl kuşlar kıskandı, katıldı şölene iç içe
Evlerde gaz lambası yanıyordu, sevgi tüten
Eski bir lambalı radyo
Arkası yarın dinlenen, pür neşe ile
Televizyonlar kırıldı, hınç ile küf yalnızlık saçan
Yerine, günlük hikâyelerin sohbetin aldığı sohbetler konuldu
Ocaklarda, tavalarda is sevgi kaplamış
Sofralarda fazladan, iki tabak konuldu
Biri misafir için, birisi komşusu için
Tüm, arabalar gömüldü,
Sömüren, benzin fiyatına inat, hınçla gömüldü
Paytonlar, ahenkli at sesleri ve zilleri ile
Neşe saçan mahallelerde gezinen
Artık gözlerde neşe
Bağırıyordu destancı amca
Zöhre ile tahirin aşkını alın, okuyun
Kalabalık mahallede, omuz omuza
Destancı amca sofrada, gönül sofrasında
Heybesine konulan çökelek, tereyağı
Aldı kazancını, sevgi ile ışıldayan gözlerde kalplerde
Anlatmaya başladı, Zöhre ile Tahirin aşkını
Dillendire dinlendire
Tıpkı arkası yarın gibi
Gözlerde, kalplerde yaş, akan sevinç içinde
Ağaçlar nemli sessizce ağlayan,
İnsanlar gözleri nemli hissiyat ile akan gözlerdeki yaşlar, muştulu
Aranan çocuk bulundu şölen ile muştu ile
Kalplerinde saklanan çocuk, bulundu şölen ile
Allah’ım sana iltica ettim
Tüm bedenimle
Bilemedim ömrümce
Göremedim ömrümce
Kavrayamadım olmayan aklımca
Kapın hep açıkmış göremedim
Nefsime uydum bilemedim
Hep gözyaşı döktüm
Hep ezildim
Hep sömürüldüm
Kahpe sömürü zindanların gardiyanlarınca
Bilemedim gözyaşının merhamet sahibi sensin
Bilemedim ezilenleri ezenleri, ezen sensin
Bilemedim sömürenleri soluksuz bırakan sensin
Bilemedim kahpe sömürü zindanların, gardiyanları
Zindanların karanlığında ateş ile yakacak olan sen
Bilemedim
Göremedim çok çileler çektim
Bilemedim seni, bilemedim çilenin içindeki muştuyu
Onlara bilemediler zulümde ki sancılı ateşi ızdırabın yok oluşunu
İsyan ettim
Çiledeki muştuyu kaçırdım
Allah’ım san iltica ettim
Kuranın ile
Ol Resulün sünneti ile
İmanın ile
Sana iltica ettim
Beni bağışla af et
Sen af edensin
Merhametinle kucaklayan, saransın
Sana geldim muştu ile
Sar beni muştulu merhametin ile

Mehmet Aluç
29-05-2301
03-30

4 Aralık 2014 Perşembe

Viran Olmuş Şehir Olurum



Ey gül yüzüne hayran olduğum
Yüzün çevirme bedbaht olurum

Ay bakışınla bak yüzüme can bulduğum
Kaçırma bakışını hayal olurum

Uzat pamuk ellerini kaçırma ellerimden hayat bulduğum
Bakışlarında çiçek gibi solar kurumuş yaprak olurum

Ilık nefesin yüzümde bahar gibi gezinsin gönlü nakışlım
Kaçma benden musallada yatan ceset olurum

Seni sevdiğim hakikattir inan sözlerime bahar bakışlım
Kaçma benden viran olmuş şehir olurum

Mehmet Aluç



Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç