8 Şubat 2015 Pazar

Bir Çocuk Kayboldu




Bir Çocuk Kayboldu

Bir çocuk kayboldu
Kalabalık gözler içinde kayboldu
Yalnızlığın ortasında yok oldu
Sevgiye yönelince
Bulamayınca
İnsanların şehrinde
Gökdelenlerin
Rezidansların içinde
Koskoca şehirde
Yalnızlığın içinde bir çocuk kayboldu
Gözleri gökyüzünde
Sevgi umutları hangi yıldızda saklı, arar gözleri
Soramadı, diller suskun
İçinde geleni söyleyemedi
Söyleyemedi, esareti ağır oldu içinde ki sözlerin
Acımazıca saran düşlerinde yalnızlık
Ruhunu saran, yalnızlığın demir parmaklıklarında yalnızlık
Ateş düştü canına
Bir gelip hasretim sorsan, diye haykıran gözleri
Acımasızlığın zindanında
Sarıyor ruhunu zindanın soğuk parmaklıkları
Acımızca sarıyor
Yalnızlığı yıldızları deliyor
Kınalı saçlarında dökülen rüyaları
Hücre, hücre ruhu zindanlarda
Kurak bir ilkbaharın, kuruyan yaprakları gibi kuruyan gözleri
Hülyalara dalmıştı, kıvranan gözleri ile
Dumanlı sokaklarda aramıştı
Bulamamıştı
Uzun zaman sessiz kaldı, haykırdı
Duyan çıkmadı
Yalan vaatler, sözler
Bir avuç sevgi idi, istediği
Bulamadı
Bir çocuk, kayboldu
Yalnızlığın, ortasında kayboldu
Zincire bağlanmış, hülyaların mevsiminde
Yalın ayaklı
Bir çocuk, kayboldu
Geçmişin sancı dolu yolunda
Kırılmış hayalleri ile
Rüzgârda sallanan
Toprak, olamayan taşlarla betonlarla
Örülü şehirde
Paylaşmayı bilmeyen
Betonlarla sarılı
Çöl yorgunu şehirde
Geleceğin, şehrinde bir çocuk kayboldu
Hiç gören olmadı
Bilen olmadı
Susku orucu tutarak
Kaybolan
Saflığın, elbisesini şehirde bırakarak
İçindeki yaranın acısı ile
Hüsran mabedi, taş betonlara son defa hüzünle bakarak
Bir çocuk, kayboldu
Bir çocuk kayboldu, şehri sardı çığlık
Kapandı, yalnızlığın sonsuzluk kapısı
Gözlerde yaş
Rüsva, olan bedenler
Bir çocuk arıyordu, tüm şehir
Kayboluş ve mekânsızlığın
Uzaklığın ve yalnızlığın, hissi beton şehirler yıkıldı
Gömüldü, derin tünellere öfke ile
Yeniden, kerpiç evler yapıldı
Ağaçlar dikildi
Kerpiç evler nemli
Bir lokma aş için, insanlar ezilmedi
Sömüren, sömürgecilerde gömüldü
Dipsiz tünellere
Gömüldü, tüm teknoloji aletleri yalnızlık saçan
Koltuklar ranzalar, kanepeler yalnızlıkla yatılan
Yalnızlık, kokan atıldı
Serildi yere minderler
Döşendi hasırdan sevgi ile örülen, yastıklar duvarlara yan yana
Yere serildi, yünden döşekler yan yana
Sarılarak kucak kucağa yatıldı, kucak kucağa
Şehir bölündü, mahallelere
Mahalleler, cıvıl, cıvıl kuşlar kıskandı, katıldı şölene iç içe
Evlerde gaz lambası yanıyordu, sevgi tüten
Eski bir lambalı radyo
Arkası yarın dinlenen, pür neşe ile
Televizyonlar kırıldı, hınç ile küf yalnızlık saçan
Yerine, günlük hikâyelerin sohbetin aldığı sohbetler konuldu
Ocaklarda, tavalarda is sevgi kaplamış
Sofralarda fazladan, iki tabak konuldu
Biri misafir için, birisi komşusu için
Tüm, arabalar gömüldü,
Sömüren, benzin fiyatına inat, hınçla gömüldü
Paytonlar, ahenkli at sesleri ve zilleri ile
Neşe saçan mahallelerde gezinen
Artık gözlerde neşe
Bağırıyordu destancı amca
Zöhre ile tahirin aşkını alın, okuyun
Kalabalık mahallede, omuz omuza
Destancı amca sofrada, gönül sofrasında
Heybesine konulan çökelek, tereyağı
Aldı kazancını, sevgi ile ışıldayan gözlerde kalplerde
Anlatmaya başladı, Zöhre ile Tahirin aşkını
Dillendire dinlendire
Tıpkı arkası yarın gibi
Gözlerde, kalplerde yaş, akan sevinç içinde
Ağaçlar nemli sessizce ağlayan,
İnsanlar gözleri nemli hissiyat ile akan gözlerdeki yaşlar, muştulu
Aranan çocuk bulundu şölen ile muştu ile
Kalplerinde saklanan çocuk, bulundu şölen ile
Allah’ım sana iltica ettim
Tüm bedenimle
Bilemedim ömrümce
Göremedim ömrümce
Kavrayamadım olmayan aklımca
Kapın hep açıkmış göremedim
Nefsime uydum bilemedim
Hep gözyaşı döktüm
Hep ezildim
Hep sömürüldüm
Kahpe sömürü zindanların gardiyanlarınca
Bilemedim gözyaşının merhamet sahibi sensin
Bilemedim ezilenleri ezenleri, ezen sensin
Bilemedim sömürenleri soluksuz bırakan sensin
Bilemedim kahpe sömürü zindanların, gardiyanları
Zindanların karanlığında ateş ile yakacak olan sen
Bilemedim
Göremedim çok çileler çektim
Bilemedim seni, bilemedim çilenin içindeki muştuyu
Onlara bilemediler zulümde ki sancılı ateşi ızdırabın yok oluşunu
İsyan ettim
Çiledeki muştuyu kaçırdım
Allah’ım san iltica ettim
Kuranın ile
Ol Resulün sünneti ile
İmanın ile
Sana iltica ettim
Beni bağışla af et
Sen af edensin
Merhametinle kucaklayan, saransın
Sana geldim muştu ile
Sar beni muştulu merhametin ile

Mehmet Aluç
29-05-2301
03-30
Yorum Gönder

Yayınlarım

Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık

  Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık Zaferleri şanla biz tarihe böyle yazdık Silah yoktu bu elde o alnı karışladık İman toka...