Bu Blogda Ara

buluşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buluşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2016 Pazar

Bilge Kişi Ve İnsan-3- Özgürlüğü Arayan İnsanın Kendisi İle Buluşması

        
 
-Daha önce baktığın için göremedin ve buralara kadar geldin ve bana sorular soruyorsun.
-…
-Nedense bugün hep haklı çıkıyorsun! Ben ise hep yanılan ve şaşıran çıkıyorum!
-Bunu bilmekte erdemdir, tebrik ederim!
-İşte günün, ilk haklı çıkışım bu galiba!
-Bak ilerde akan küçük bir pınar var istersen git elini ve yüzünü yıka kendine gel, daha sonra konuşuruz.
İlerde akan şırıl, şırıl akan pınara doğru ilerlemeye başlarken yüzünde tebessümler çiçek açıyordu. Düşünceleri ile boğuşması sona ermiş huzura kavuşmuştu. Aklındakiduman, duman olan sisten bulutlar dağılmış, hakikatlerin gerçekleşme cesareti ile karşılaşmanın mutluğundan olsa gerek hafiften gülmeye başlamıştı bile. Bir zindan gibi olan yaşadıklarında merhametten eser olmayan bir anlayışla hicap duymadan gönül sazında aradığı perdeyi nağmeyi aramak yerine boş ve abes işlerle uğraşmanın pişmanlığı yüzünden belli oluyor ve bu pişmanlığın belirtisi olan alın teri alnından boncuk, boncuk yüreğine damlayarak yere dökülüyordu berrak ve tertemiz yere ve toprağa karışıyordu. Tıpkı aç aman bilmez misali idi bu yaşananlar. Hayatın, anlamsız ve manalarla dolu atmosferinde bir an önce kurtulup bu manasızlıkla dolu olan yaşamı zorlaştıran düşüncelerden kurtulup, mana dolu olarak; hayatta anlam ve ifade katan, hayatı anlamlı kılan hayal kırıklıklarını sevince dönüştüren hayal kırıklığına uğratmayan, yaşanabilirlik katan manalarını anlatan, manalarla bürünmüş olarak geri dönmenin arzusu ile huzur bularak ilerdeki çeşmeden bir avuç su alarak yüzünü yıkamaya başladı.
Gökyüzü masmavi; cömert gönül yapıcı, bulutlar; bembeyaz küçük narin adımlarla gezintide, istekli görüntüsü içinde; sakinleşmiş gönül rahatlığı ve huzuru sunmaya hazır,  samimi görüntüsü eşliğinde gökyüzünün maviliği ile nazlı, nazlı uyum içinde dolaşıyordu. 
Kabul görünen, reddedilmeyen beğenilen hoşa giden bu mana ve anlam yüklü gökyüzü ve bulutların bilinen yüzüne aşina olan onlarca ağaçlar, çimenler yemyeşil, ilerde otlayan kuzular; sessizliğin ve huzurun hâkim olduğu hoşnutluğa ayak uydurarak otlanmakla meşgullerdi. İlerde şirin küçük bir ev; kutlu saadetli bahtiyar mutlu görüntüsü içinde,  yaşayanları ve yaşantıları yükselten vasıfları donamış hazır hale gelmiş,  boş içinde mutlu şen seçkin mümtaz insanların gelerek yaşamasını, bekleyen mahzun ama keyif ve sevinç sarhoşluğu görüntüsünde; yumuşak kalpli yufka yürekli, hisli yolcusunu bekleyen hancı gibi bekliyordu. 
Ağaçlar rüzgârın lirik ılık esen coşkusu içinde dallarını özgürce; gaye ve beklenti zenginliğine engel tanımayan edası içinde usulca gayretli olarak sallandırıyordu. Kuşlar; uçmalarında gerekli olan salahiyeti eşsiz güzellikte özgürlükte sınır tanımayan gökyüzünde süzülerek uçuyorlardı. İlerde bir ağaç dibine oturmuş genç kız neşe ve mutluluk elbisesine bürünmüş bu manzarayı, parıltılı şen gözlerle gönül rahatlığı içinde seyrederken, nereden nasılda aklına neden nerden geldiği belli olmayan ve şimdi sırası mı idi düşüncesi içinde suratı bir anda alıngan bir eda ile mahzunlaştı.
 
 Rüzgâr; hayatımızda, yaşamımızda bazen sert, bazen tatlı, bazen hafiften esen rüzgârlar; ihtiras, tutku, endişe, avuntu, gelecekten gelmiş bir haberci gibi esen rüzgârlar. Saygıdeğer bezen'de cömertçe, baş eğmez dirençli olan bezende hayret uyandıran, gönül kırıcı bezende teselli verecekmiş gibi esen rüzgârlar. Burada ihtiras rüzgârında bahsedelim isterseniz. Aydınlık, aydınlık verici olarak hayatımızı ve yaşamımızı idame ederken; gösterişsiz heybetlikten uzak olduğumuzu gösteren içli, samimi; gönül insanı olmak için yolumuza devam ederken; bu çetin, yırtıcı muammalarla bezenmiş yolda, sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde yürürken tek başımıza olmadığımızı kendimize ve topluma, ailemize olan sosyal sorumluluğumuz bilincinde olmalıyız. 
 
Bu topluma veya tüm insanlara; saygı duyulan, sağlam kişilikli, ender insanlar olduğu düşüncesi içinde olgun hareketler ve düşünceler içinde olmalıyız. Etrafımda esen sert rüzgârlara kapılarak karşımızdakini dinlemeden kendimize verdiğimiz değerden daha aşağı değer vererek değil de, daha yüksek değer vererek; içtenlikle apak yıkanmış gönül gözümüzle tartmalıyız ki; toplumda saygınlığı hak ettiğini, imrenilecek güzellikte, erdemli olduğunu görmeli, hissetmeli. İhtiras rüzgârı esmeden bu rüzgâra kapılmadan önce bilmeliyiz ki ihtiras; gözleri kör eden, insan ilişkilerini ve toplumu bitiren, öldüren;  önündeki derin çıkılması mümkün olmayan çukuru görmeye engel olan genelde patlamaya hazır bir güç veya sonu olmayan akıntıya kapılası bir duygudur ihtiras. 
 
Bu iradeye" yani ihtiras rüzgârına kapılmış" sahibi olmak duyarsız başıboş, vurdumduymaz yırtıcı bir kuş gibi uçarak etrafına zarar vermek sendeki değerleri yok ederek; sert uçarcasına esen rüzgârdan ve yağan yağmurda kaçan düşmemek için olağan üstü gayret sarf edenler; seni sığınılacakmış bir liman gibi çekici ve cazip görenler, gönül insanı olduğunu sergileyen görüntüne aldanarak sana yaklaşınca batmakta olan çamur deryasında olmanı ve bedenini saran ihtiras duygusunun çıplak bir şekilde görmeleri ve en acısı, en kederlisi de baltaya sap olmamış sap gibi; ahenksiz uzlaşmasız tavırla durmak olsa gerek. Söz söylenecek ve söylenecek sözün değer görülmediği, vurdumduymaz, duyarsız olmak bezenmiş olan ihtiras rüzgârına kapılmadan; olgun, mütevazı, kucaklayan farklı olduğumuzu hissettirecek; tüm kötülüklerden arınmış temiz pak, yılmaz irade sahibi yol gösterici sağlam kişilikli olmak en güzeli ve en alasıdır yani alüyyül ala' dır.
Basiretimizi bağlayan toplumu yok eden yaşanmazlık katan bu ihtiraslarımızdan uzak durmak gerekir. Bariz olanı görmek; bir durum muhasebesi yapmalıyız en başında. Bıkkınlığa usanmış yaşama sevincini umudunu yitirmişliğe sahip olmak, cehaletin havuzunda yıkanmakla eş değerdir ihtiras. Öz esas maya, bakış açısı. Zekâ, bilgi kavrayış nimetleri ile bize sunulan düşüncelerimizi ve düşünceleri yok etmek yerine saygı duyarak, erdemli olarak karşımızdaki insanı dinleyerek değer vererek yaşamalı ve bu yaşamda gönül huzuru, bolluk bereketle fışkıran toprağımızdaki hazineleri paylaşarak" hakimane" irade içinde yaşantımıza yön vermeliyiz.
Dünya hepimizin dünyası, hepimiz; üstünlük sağlamadan bu yaşamda taraf olmadan üzgünlük gam ve kederi yok eden özgür olan düşüncelere karşı cömert alçak gönüllü, olarak akarsak sadece" kendi düşüncelerimizi" -despotça- hazince; sonunda heder olacak bir güçle kabul ettirmeye çalışırsan hengâm'a'' "seslerin birbirine karışmasına"  neden olan zamanda, mevsimde yaşamaya benzer ki kimin ne söylediği anlaşılmadığı gibi kavga ve gürültü ile de bu zorbalıkla devam etmez ve devam etmesini beklemekte aptallıktan başka bir şey değildir.
Hisler ve duyuşlar; çok önemlidir insan hayatında ve yaşamında. Bunları duymakta daha da çok, çok önemlidir. Iskarta ve ızdırap dolu bir yöne götüren kulakla, bir duyuşla ve hissiyatla değil, ihya edici, inayetli bir duyuşla, hislerle duymalıyız ki bu duyuşları ve hisleri; toplumda, yaşamda"inkişaf"halinde olmalı ve çekirdek gibi gelişmeye geliştirmeye müsait olan kabiliyetle hissiyatla duymak gerekir ki; toplumda huzur mutluluk, gelecekteki tedirginlik son bulsun yaşam ve hayat latiflik ve hoşlukla ihya edilmiş manidar olarak devam etsin. 
Hem bunu" idame" ettirmede engel olacak olanlar; buna engel olacağı kabiliyetine sahip olduğunu düşüncesinde olanlar ve bu güzellikleri yalnızca kendisine has veya kendi düşüncesi içinde eriterek başka anlamsızlıklar katarak empoze etmek gafletinde bulunanlar bu "Hisler ve duyuşları" mikro derecede görenler, toplum tarafında bir anda kendini bela ve felakete götürecek olan " muhteşemlikle bezenmiş saf arı, naziklik ve zarafetle ve incelikle bezenmiş"- tokat-ı ile uyanmamacasına yok olacaklardır. 
Bunu iyi bilsinler ve bir yere not etsinler veya silinmez mürekkeple yazsınlar; akıllarına yazsınlar diyeceğim olmaz çünkü- akıllarında kırk tilki dolaşıyor ve bu kırk tilkinin kuyrukları birbirine değmesin diye uğraş içinde oldukları - için not alsınlar diyorum. Bırakın bunları düşünmeyi kırk tilki bir arada yaşarsa muhakkak ki kuyrukları birbirine değecek. Çok kurnaz oldukları için midir nedir tilkinin kuyruklarında, kuyruk değil de sanki başka bir şey takılı olabilirmiş düşüncesi ile bu kuyruklarla uğraşıyorlar galiba zannımca. Açın tıkalı kulaklarınızı bre gafiller niye sucusun, bucusun, ilericiyim, dar görüşlüsün veya İzemlerle uğraşıyorsun ?"Âlemlerin rabbi olan sonsuz kerem ve kudret sahibi olan Allah "insanın düşünce ve yaşam özgürlüğünü serbest- bırakmışken iyi ve kötü olan yolu, ışık gibi gözler önüne sermiş iken ve bu iyi ve kötüyü seçmede insanları özgür bırakmış iken- ,benimki daha iyi diye neden uğraşıyorsun? Dostça yol alarak düşüncelerinizi özgürce; aydınlık olan bu yolda, paylaşarak iyi ve kötüyü bularak ve seçmeye müdahale-özgürlüğe ve özgür iradeye müdahale- etmeden, doğru olanı kabullenin olsun bitsin. Bu çok kolay ve anlaşılır olandır. Dünya malında gözü olmayan kanaatkâr olanla, yola dostça çıkıp; tilki gibi kurnazım diyerek düşünürsen sakın ha böyle bir düşüncede olma, ava giderken avlanırsın. Dünya yeryüzü geniş korkma dolaş geniş olduğunu görürsün.
Hikâyemize devam edelim. Pınardan elini yüzünü yıkadıktan sonra tam kalkmak üzere iken arkasında duran genç kızı görünce irkilerek.
-Allah!!
Diye bağırarak kenara çekildi.
Genç bir kız yirmiyaşlarında, başıörtülü, şalvarlı zayıf esmer karakaşlı kara üzüm gözlü, bir güzeller güzeli genç kız elinde testi bekler görünce. Yine hayretler içinde.
-Bugün bu kaçıncı hayret edişim bende unuttum!
Diye söylenirken genç kız kendisini hayretler içinde baktığını görünce
- Sende kimsin? Burada ne arıyorsun?
İçinden bu bugün sorduğum kaçıncı soru diye geçirirken genç kız
-Benim ismim nefise, sizi biraz önce kendi kendinize konuşur iken gördüm ve sizi izliyordum!
İnsan şaşkın bir ses tonu ile
Mehmet Aluç-Kul Mehmet

10 Nisan 2016 Pazar

Bilge Kişi Ve İnsan-2- (Özgürlüğü Arayan İnsanın Kendisi İle Buluşması)



Bilge Kişi Ve İnsan-2- (Özgürlüğü Arayan İnsanın Kendisi İle Buluşması)



-Sen ne diyorsun? Çok mu basit? Beni güldürmeyin? Öyle olsa idi herkes.
-Sen herkesi bırak herkeste sendeki ruh ve asalet yok ki.
-Bak bunda çok haklısın! Şimdi ben ne yapmam gerekiyor bir an önce onu söyleyin de bir an önce onu yapayım?
-Çok basit kalabalığın içine girerek karşınızdaki güvenlik güçlerini görünce çekilmeye kalkışanları kaçmamaları, geri çekilmemeleri bu haklı davadan bu kargaşa çıka. Yanlış söyledim dilim sürçtü bu haklı direnişiniz de geri çekilmemeleri hususunda onları ikna edeceksin onları motive edeceksin?
-Nasıl yani onları önemi süreceğim?
-Bravo hemen de anladınız, sizi tebrik ederim!
-Sağ olunda onları öne sürmekle onları ateşe atmış olmayacak mıyım?
-Ne ateşinden bahis ediyorsun, sen lidersin sen davanın selameti için yapman gereken ne ise onu yapacaksın, gerisine bakmayacaksın.
-Ama oy. Öyle. Öyle olunca da şey olmuyor mu yangına benzin..
Gerisini getiremedi durdu düşündü.
-Tamam, liderlik diyorsun ama o ortamda öyle liderlik olmaz ki ancak olsa, olsa profaksa.
Karşısındaki kızaraktan sözünü kesti.
-Sen ne diyorsun duygusallığa yer olmaz şimdi o ortamda, hem böylesi ortamlar ve her zaman ele geçmez kızışmış iken tam çatışm. Yanlış söyledim ilerlemeye haklı davanız için bir adım atmanıza ramak kalmışken sen kalkmış neler söylüyorsun?
-Haklı dava derken ben sadece oradan geçiyordum kalabalığı görünce birden kendimi onların içinde ve şimdide burada biraz önce yanımda başkası vardı şimdide sen. Haklı dava derken bana haklı dava hakkında bilgi verirmisin? Onu bileyim de ona göre onlara liderlik edeyim?
-Bu o kadarda önemli değil.
-Sen! se. Sen ne diyorsun neler söylediğinin farkında mısın? Saçmalamaya başladın? Biraz önce haklı dava derken şimdi ise!?
Karşısındaki kırdığı potu anlayarak şaşkınlıkla
-Sen beni yanlış anlıyorsun, buluruz bir şeyler demek istedim. Bu o kadarda önemli değil derken, bir defa ile hiçbir şey olmaz buluruz bir şeyler.
İnsan hiddetlenerek
-Ama zamanı değil ki orada o ortamda!
-Zamanı değilse sen zamana uyacaksın, bir şey olmaz günah olursa da Allah af eder, gerçi bu kadar günaha girdikten son. Bak beni de telaşlandırdın, fazla düşünme yoksa kafayı yersin.
İnsan hiddetlenerek
-Bak yine o kadarda önemli değil diyorsun hem dava diyorsun hemde önemli değil diyorsun hakikaten sen çok yalpak hatta kusura bakma çok cıvık birisine benziyorsun? Dur hemen kızarma renkten renge girme! Yani biraz önce söylediklerin ile şimdi söylediklerin birbirine ne kadarda tezatlık ve tutarsızlık içinde her ne ise içinde olduğunun farkında değilsin galiba? Bunlar insan hayatında çok önemlidir, senin bundan haberin yok galiba?
-Şe.! Şeşe tabi ki haberim var!
-Hem senin rengin sanki değişiyor galiba yüzünün hali neden değişiyor?
Birden arkasında hissettiği elin hissi ile sıçrayarak arkasına döndü. Karşısında biraz önce gördüğü ve kaybettiği bilge kişiyi görünce şaşırdı ama hemen kendini toparlayarak sevinç içinde.
-Bende seni arıyordum, sen nereye kayboldun, gelmen çok iyi oldu biraz önce sen kaybolduktan sonra karşıma birisi çıktı senin gibi gizemli konuşmuyorsa da değişikti şimdi bana bir şeyler söyledi, Bende onunla bu konuda tartışır iken sen tekrar geldin. Şimdi sen bana bu konuda yardımcı olurmusun sen yardımcı olmayı seversin, şimdi söyle karşımdaki kişiye.
Arkasını döndü kimse yoktu
-Ama biraz önce sen gelmeden önce yanımda idi. Sen gelince kork. Korktu kaç.
İyice afallayarak şaşkın gözlerle bakınmaya başladı. Bilge kişi yanına yaklaştı.
-Galiba hala olayın şokunda kurtulamadınız galiba.
Başını kaldırdı, konuşamadı sustu. Bilge kişi
-Galiba aramaktan vaaz geçtiniz, pes mi ediyorsunuz?
-Pe. !Pes değil de yani bu yaşadıklarım, bilinmeyenler bu yaşadıklarım muamma, aldatma yanıltmalar şu an yıkımı yaşıyorum dersem!
-Gözlerinde belirli oluyor ama vaaz geçersen hayatın her alanında önüne çıkacak olan bunlarla nasıl baş edeceksin? Bunlar her an karşında olacak ve bunun için şimdiden pes edersen hayatın boyunca hep bu pişmanlığın ezikliğini duyacaksın. Aradığın özgürlüğü bulmuşsun galiba?
-Hayır bulamadım!
-Buradan bakınca bulduğun belirli oluyor!
-Nasıl yani?
-Sence özgürlük nedir?
-Bence özgürlük, müdahale olmadan seçimlerde ve kabullenmeler de müdahale edilmeden herkes istediğini seçerek ve kabullenerek yaşamalıdır. Nasıl ki tüm seçimlerde Yüce Allah bizleri seçmede ve kabullenmeler de özgür bırakmış iken be seçimlerimiz sonucunda kabullenmelerimizin karşılığında nasılda bizler sorumlu oluyor isek yaşam alanından da hiç müdahale edilmeden herkes istediğini seçmede kabullenmede özgür olmalıdır.
-Çok güzel tarif ettin. Peki, neden arıyorsun? Kayıp mı ettin?
-Bilemiyorum!
-Şu anda buraya gelirken seni engelleyen oldu mu?
-Hayır!
-Kabullendiğin bu yolda başıma gelenleri senden başka çeken ve katlanan var mı?
-Hayır!
-Peki, bunları kabullenirken seni bu yola iten ne idi? Neyine güvenerek kabul ettin ki bu kadar mutsuzsun?
-Kendi seçimim değildi, kalabalığın bağırmalarına ve yürüyüşlerine katılarak gönlüme yani kalbime sormadan olduğu gibi yola attım. Yani tartıp biçmeden aklımın süzgecinde vicdanımın süzgecinde geçirmeden yola çıktım ondan olabilir mi acaba?
-Yani özgürlüğü araman boş ve gereksiz, zaten özgürsün?
-Bu açıdan bakınca evet ama insanlarda benim gibi seçmede özgür değiller mi özgürlük için bağırıyorlardı? Hem onları yolda yürürken engelleyen bir engel yok iken neden böylesine bağırarak özgürlük diye bağırarak etrafı yıkarcasına yol alıyorlardı, ta ki etrafa zarar verene kadar diğer insanları!
Durdu sanki bir icat bulmuş gibi gözlerinde sevinç pırıltıları ışıldamaya başladı. Sevinç içinde
-Taki diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamanın yolunu kapamak için etrafa zarar vererek kendi dediklerimiz doğrudur diyerek ten zorca kabul ettirmek için ve ortada hiçbir neden yok iken ortalığı toz dumana katarak yola çıkana kadar. Evet, evet ben hiçte böyle düşünmemiştim. Sana teşekkür ederim ban doğru olanı gösterdiğin ve yardımcı olduğun için.
-Teşekküre gerek yok.
-Peki, biraz önce yanımda olan kişi kimdi, beni böylesine körü körüne bir yola çıkarmak için kandırmaya çalışan kimdi? Hem suratında da bir insanlık belirtisi olduğu da söylenemezdi, tıpkı ateş gibi sımsıcak, ürkütücü sanki yakmak ve yıkmak için eğitilmiş veya yola çıkmış, Sahi sen tanıyor musun onu?
-Sen tanımadın mı? İstersen biraz düşün etrafına bir bak, bak ama gör ,sadece bakma göz bakmak için ve görmek içindir ,unutma.
-Şey, görmek derken göremiyorum mu ki böyle söylüyorsun? Bak görüyorum!
Mehmet Aluç-Kul Mehmet
Devam Edecek İnşallah

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

18 Mayıs 2015 Pazartesi

BİLGE KİŞİ VE İNSAN-1- (Özgürlüğü arayan insanın kendisi ile buluşması)




Koşarken yolda hızlı, hızlı Kolundan tutan bilge kişi sordu
-Neyin peşindesin? Böylesine hızlı, hızlı koşarken? Az dur da soluklan bir nefes al, ondan sonra yoluna beraber devam ederiz, sakin adımlarla.
Şaşkındı, birden bire önüne çıkan ve kolundan tutan ve bu soruları soranı görünce ömrün, yolunda giden insan bir an afalladı ve şöyle söyledi.
-Özgürlüğün peşinden koşuyorum, bir an önce yetişmem ve onu yakalayarak onunla beraber yol almak için diğer insanların yanına götüreceğim.
-Özgürlüğün bu yöne doğru gittiğinden emin misin?
Diye soran bilge adama şaşkın ve telaşla sağına ve soluna bakınırken, endişe dolu bir sesle
-Bu yönde değil mi özgürlük? Ben bu yönde olduğu kanısına vararak bu yönde koştum. Sen gördün mü yoksa başka yöne mi koşuyordu?
-Bilmem ben sana soruyorum, sen cevap vereceksin arayan sensin.
Cevapların çelişki dolu havasında iyice kafası ve yönü karışan insan bir an oturdu, başını öne eğdi derin düşüncelere daldı. Bilge kişi hayranlıkla onu seyrediyordu. Sordu bilge kişi emin bir ses tonu ile
-Yola çıkmadan önce iyi düşünerek çıktığından emin misin? Emin olsaydın böylesine kara, kara düşünmezdin.
Başını kaldırdı yalvaran gözlerle
-Şey yani kalabalık bu yöne doğru koşunca özgürlük diye bende onlardan önce koşarak bir an önce yakalamanın heyecanı ile koşmaya başladım, takı sen kolumdan tutmadan öncesine kadar. Sahi sen kimsin? Burada ne işin var. Böylesine sakin ve huzurla kimi bekliyorsun? Beni de yolumdan engelleyerek aklımı karıştırıyorsun. Yoksa sende mi özgürlüğün peşinde koşuyo…
Sözünü bitirmeden şaşkınlık ve sevinç dolu olarak
-Yo.. Yoksa özgürlük denilen şey sen misin?
Bilge kişi hafiften tebessüm ederek
-İyi bak bakayım ben ona benziyor muyum? Bak ama sadece bakmakla kalma ve gör!
Afallayarak
-Ne bileyim önüme sen çıktın bende seni bir an özgürlük sanarak sevinçten nerede ise havalara uçacaktım, demek ki sen o değilsin!
-Söyle bana aradığın özgürlük nasıl bir şey tarif et sana belki yardımcı olabilirim?
-Gerçekten yardımcı olur musunuz?
Olmaz olur muyum seni böylesine şaşkın ve ne aradığını bilememenin ızdırabında can çekişirken yardımcı olmaz mıyım, tabi ki olurum.
-Teşekkür ederim
-Bir şey değil. Şimdi bana tarif et bakalım aradığın bu özgürlük nasıl bir şey?
Bir an durdu düşüncelere daldı. Başınıkaşıdı, etrafına boş gözlerle baktı.
-Aslında, şey yani tıpkı benim gibi, yok değil senin gibi, yok değil dur bakayım düşünmedim galiba yola çıkarken kalabalık özgürlük diye bağırınca bende hoppa içlerine daldım evet, evet öyle oldu.
-Soramadın mı onlara?
Kahkahalarla güldü
-Sen delisin galiba nasıl sorabilirdim?
-neden?
-Azgın deli sele kapılmış kayan toprak gibi öfke ile bağırlar iken nasıl soru sorabilirdim? O kalabalıkta kimin ne söylediği belli olmazken sadece özgürlük demeleri anlaşılırken nasıl soru sorabilirdim?
Bilge adam konuşmadı. İnsan ona bakarken hayretle
-Çok haklısınız bak bunu sormam gerekirdi. Cevabın almadan onlarla yola çıkmama gerekirdi. Neden ne için, kimin için sorularını sormalı idim. Ama kabul etmelisin ki o kalabalıkta o azgın selin önde kayan toprak gibi insanlara da o anda bu sorular sorulmaz ki? E ne bakıyorsun bir şeyler söylesene, bakma yüzüme öyle
Konuştu bilge adam
-Sorularda, cevaplarda senin biraz önce söylediklerinde saklı.
-Anlayamadım?
-…
-Yine sustun, bari hangi yöne koşacağımı biliyorsan söyler misin? Daha fazla aramayım? Madem beni durdurdun bari durdurduğun bir işe yarasın?
- Bilemem. Ne aradığını bana tarif etmedin ki sana yardımcı olayım?
Kızgınlık dolu bir ses tonu ile
- Özgürlüğü dedim ya biraz önce!
- Bende sana, bana tarif etki yardımcı olayım diyorum, başka bir şey mi söylüyorum? Bilemediğim bir şey hakkında sana nasıl yardımcı olabilirim? Ağacı soruyorsan işte bak karşında, kuşları soruyorsan bak havada uçuyorlar bana adını söyledin ama nasıl bir şey olduğunu da tarif etki bileyim sana yardımcı olayım. Bilmediğim bir şey hakkında yardımcı olmamı nasıl beklersin ey insan?
İnsan düşündü ve
-Bak bu konuda çok haklısın yerden göğe kadar, ben bunu hiç mi hiç düşünemedim! Aceleye geldi, evet, evet. Peki, şimdi benim ne yapmam gerekiyor ban yardımcı ol, hiç olmazsa bu konuda yardımcı ol?
-Yine başa geldin
- Nasıl tarif edeyim dur bakalım. Şöyle tıpkı iri yarı önüne geleni deviren yıkan bir elleri uzun mu yok kısa yok, yok uzun ve geniş gözleri üç tanemi yok, yok benim gibi iki tane gözü olan birisi galiba, anlata bildim mi acaba?
- Sence? Gerçekten aradığın bu mudur? İri yarı önüne geleni ezip geçen daha doğrusu önünü görmeyen bir şeyi sen nasıl aramaya çıktın ben hayretler içindeyim?
İnsan tekrar düşündü ve

-Evet, bende senin gibi şimdi hayrete düştüm doğrusu, hayret utanmaz isem senden ve kendimden kahkahalarla güleceğim!
Gülmeye başladı. Bilge adam onu hayranlıkla seyrediyordu. Gülmesi durunca
-Kusura bakma hem kendime hemde arkamda gelenler içinde güldüm
-Enteresan değil mi?
-Yani!
-Peki, koşmadan önce önünde bağıran kişinin gözlerine baktın mı?
-Neden?
-Sizi peşinde sürüklediği şey gözlerinde parıldıyor muydu? Göresin de peşinden koşasın diye soruyorum?
-Sen ne garip birisin? Böylesine gizemli ve muammalı sorular soruyorsun? Daha ban kim olduğunu söylemedin?
-Sen önce aradığı bul cevabını bul, ben sana kim olduğumu söylerim.
-Anladım senden de ban hayır yok, ben en iyisi geride bıraktıklarımı bekleyeyim.
-Ya geride bıraktıkların geri dönmüşler ise o zaman ne yapacaksın?
Kızgınlıkla
-Sen ne söylediğinin farkında mısın onlar böylesine emin adımlarla yola çıkmı…
Durdu, yutkundu endişeli gözlerle döndü arkasına baktı
-Sahiden böyle bir şey olabilir mi? Yok canım beni önde koşarken gördüler, beni bırakacakların hiç zannetmem!
İçine endişenin kara bulutları esmeye başlamıştı. Düşündü, kızardı, bozardı, bilge adama baktı. Bir şeyler söylemek için çalıştı, söyleyecekleri boğazına takıldı, yutkundu. Gözünde iki damla yaş önce yüreğine damladı ateşe düşen su gibi cızladı ve sonra hafifçe toprağa damladı. Gözlerindeki yaşlar yere damlar iken başını kaldırdı bilge adama doğru baktı. Bilge kişi.
-Ağlamak iyidir, yüreğinin ateşini söndürür ve seni kendine getirir az sabırlı olursan birazdan ferahlarsın.
Yere oturdu, gözleri yere bakılı olarak saatlerce kaldırmadan kala kaldı. Bilge kişi
-Haydi, kalk yeter bu kadar karamsarlık, biraz yüzün gülsün? Şimdi sorularıma cevap ver?
Gözlerindeki yaşı kolu ile sildi.
-Buyur sor sorunu?
- Bu aradığını kendin için mi arıyorsun?
-Şey aslında hem benim hemde arkamda gelenler için galiba, evet, evet bizler için.
-Aferin bak bu cevabın güzel.
Yüzü güldü
-Peki, bu aradığını sandığın veya sandığınızın şekli nasıl kime göre şekli var? Sana göre mi? diğerine göre mi? Kime göre?
- Aslında kalabalığa bakarak konuşsam olmayacak, hepsi başka, başka konuşuyordu ama yönleri aynı idi. Kime göre mi? Onla yok, yok yanındaki iri yarı adama göre mi, yok canım o daha başka türlü bağırıyordu, aslında yani şöyle desem, bana kalsa, ne bana göre, ne ona göre, nede şuna göre olmalı. Kendisi gibi olmalı olduğu şey ne ise o olmalı ama herkese eşit olmalı evet, evet böyle olmalı. Herkes kendisine göre şekil verirse olmaz. Evet,evet, aynen böyle ol
Sözün gerisini getiremedi bilge kişi yok olmuştu. Şaşkınlıkla etrafına bakındı etrafında kendisinden başka hiç kimse yoktu. Havada aydınlanmış, ilerde güneş doğmak üzere idi. Kendi kendine
-Ne garip birisi idi, şimdi burada idi ne çabuk kayboldu bir anda geldi ve bilgelik dolu evet, evet bilgelik dolu muamma ve sır dolu sorularla sanki şey gibi şey akıl gibi yoksa yoksa olamaz ben şimdi!
Şaşkınlık içinde etrafında dört dönmeye başladı. B u dönme esnasında başı dönmeye başladı tam düşmek üzere iken irkilerek durdu. Durdu ama başı ve dünya etrafında pervane gibi dönüyordu, dönüyordu. Karşısında bir karartı vardı. Dikkatlice bakmak için ne kadar uğraştı ise seçemedi çünkü başı ve dünya deliler gibi dönüyordu. Karşısındaki kahkahalarla kendisine gülüyordu, pişkin, pişkin. Düşünceleri içinde kızarak "Ne pişkin birisi yardım edeceğine beni tutacağına karşıma geçmiş pişkin, pişkin sırıtarak kahkahalarla gülüyor" diye düşündü. Ama başı ve dünya hala dönüyordu, Hemen yere oturarak gözlerini kapadı, gözlerini kapayarak başının ve dünyanın durmasını bekledi bir süre, beklerken de karşısındakinin kim olacağı hakkında acı, acı kuşkulu olarak derin, derindüşünüyordu. Nihayet başının dönmesi durdu ve gözlerini usulca açtı dünyanın da dönmesi durmuştu fakat karşısındaki kişi kendisine bön, bön bakıyordu. Kızarcasına
-Sen kimsin uzun zamandan beri kahkahalarla bana bakarak güldün ve şimdide bön, bön bakıyorsun? Sen kimsin? Sizlerde kimlersiniz? Biraz önce başka birisi vardı şimdi ise sen? Sizleri bilerek mi benim yanıma gönderiyorlar? Kim gönderiyor? Neden? Niçin gönderiyor? Neden suratlarınız değişik, ben mi yanlış görüyorum, yoksa sizler mi değişiksiniz? Bunu anlatacak bir Allah’ın kulu yok mu?
- Sen ne diyorsun? Kimden bahis ediyorsun? Biraz önce yanında başka birisimi vardı? Nereye gitti?
İnsan bu defa iyice kızarak
-Sizler benimle dalgamı geçiyorsunuz? Ben nereye gittiğini bilmezken sana nasıl cevap verebilirim? Hem sende kimsin? Ne arıyorsun yanımda?
- Ben seni arıyordum?
Şaşkınlıkla
-Benimi arıyorsun? Hem sen, senbe. Beni nereden tanıyorsun? Ben seni niye tanımıyorum, tanıyamıyorum? Bugün bana bir şeyler oldu her şey karma karışık tam bir bilmece, hatta dolambaç girince çıkılmayan!
-Sakin ol enerjini boşuna harcama biraz sonra sana lazım olacak?
-Sen ne diyorsun? Anlamıyorum? Çıldırmak üzereyim!
-Sakin, sakin ol, ama şimdilik sakin ol, senin burada ne işin var? O kalabalığın arasında sıyrılarak en önde koşarak burada senin ne işin var?
-…!!!
-Şaşkın şaşkın bakma, sen içlerinde en cesur ve cesaretli olandın, neden deliler gibi en önde koşarak buralara kadar geldin ve tek başınasın?
-….!!!
-Tamam, anlıyorum özgürlük denilince en önde koşman bira aptallık hatta saflık özgürlük işte orada idi o kalabalığın içinde idi ve sende onlara liderlik edecek vasıflara sahip iken şimdi burada tek başınasın. Haydi, kalk şaşkın aval, aval yüzüme bakma, onlar şimdi orada lidersiz kendi başlarına bir şey yapamazlar sen liderlik vasfına sahipsin. Kalk doğrul ve hemen onların yanına koş ve onlarla beraber hatta vaaz geçmeye kalkarlarsa ben arkandayım, sana yardımcı olurum, haydi.
Kalktı yerden hiçbir şey anlayamamış olmanın şaşkınlığı içinde
-Ben mi liderlik vasfına mı sahibim? Sen benden mi bahis ediyorsun?
Derken etrafına bakındı kendisinden başka kimse yoktu etrafında. Kendisine bir güven geldi, silkelenir gibi oldu. Başını dik tutarak.
-Evet dediğiniz gibi liderlik vasfına sahip birisiyim bu sözünüz beni adeta canlandırdı hatta sanki şevk verdi desem az söylemiş olurum.---
-işte bende bundan bahis ediyorum ya size şimdi hemen benimle koşarak arkadaşlarının yanına geliyorsun onlar şimdi orada tek başlarına gerçi kalabalık olmalarına rağmen lider olmayınca yalnız sayılırlar.
-Evet, hemen gidelim. Yalnız ben bu liderlik konusunda pek bir şeyler bilmiyorum, belli ki sen bu konularda bir şeyler biliyorsun yoksa bir bakışta bendeki liderlik ruhunu göremezdin ve hissedemezdin!
Karşısındaki içten içe gülerek
-Biliyorum sana yardımcı olurum, zaten bir bakışta hemen sizdeki bu asil ruhu ve asaleti göremezdim zaten çok basit.
Mehmet Aluç

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç