18 Mayıs 2015 Pazartesi

BİLGE KİŞİ VE İNSAN-1- (Özgürlüğü arayan insanın kendisi ile buluşması)




Koşarken yolda hızlı, hızlı Kolundan tutan bilge kişi sordu
-Neyin peşindesin? Böylesine hızlı, hızlı koşarken? Az dur da soluklan bir nefes al, ondan sonra yoluna beraber devam ederiz, sakin adımlarla.
Şaşkındı, birden bire önüne çıkan ve kolundan tutan ve bu soruları soranı görünce ömrün, yolunda giden insan bir an afalladı ve şöyle söyledi.
-Özgürlüğün peşinden koşuyorum, bir an önce yetişmem ve onu yakalayarak onunla beraber yol almak için diğer insanların yanına götüreceğim.
-Özgürlüğün bu yöne doğru gittiğinden emin misin?
Diye soran bilge adama şaşkın ve telaşla sağına ve soluna bakınırken, endişe dolu bir sesle
-Bu yönde değil mi özgürlük? Ben bu yönde olduğu kanısına vararak bu yönde koştum. Sen gördün mü yoksa başka yöne mi koşuyordu?
-Bilmem ben sana soruyorum, sen cevap vereceksin arayan sensin.
Cevapların çelişki dolu havasında iyice kafası ve yönü karışan insan bir an oturdu, başını öne eğdi derin düşüncelere daldı. Bilge kişi hayranlıkla onu seyrediyordu. Sordu bilge kişi emin bir ses tonu ile
-Yola çıkmadan önce iyi düşünerek çıktığından emin misin? Emin olsaydın böylesine kara, kara düşünmezdin.
Başını kaldırdı yalvaran gözlerle
-Şey yani kalabalık bu yöne doğru koşunca özgürlük diye bende onlardan önce koşarak bir an önce yakalamanın heyecanı ile koşmaya başladım, takı sen kolumdan tutmadan öncesine kadar. Sahi sen kimsin? Burada ne işin var. Böylesine sakin ve huzurla kimi bekliyorsun? Beni de yolumdan engelleyerek aklımı karıştırıyorsun. Yoksa sende mi özgürlüğün peşinde koşuyo…
Sözünü bitirmeden şaşkınlık ve sevinç dolu olarak
-Yo.. Yoksa özgürlük denilen şey sen misin?
Bilge kişi hafiften tebessüm ederek
-İyi bak bakayım ben ona benziyor muyum? Bak ama sadece bakmakla kalma ve gör!
Afallayarak
-Ne bileyim önüme sen çıktın bende seni bir an özgürlük sanarak sevinçten nerede ise havalara uçacaktım, demek ki sen o değilsin!
-Söyle bana aradığın özgürlük nasıl bir şey tarif et sana belki yardımcı olabilirim?
-Gerçekten yardımcı olur musunuz?
Olmaz olur muyum seni böylesine şaşkın ve ne aradığını bilememenin ızdırabında can çekişirken yardımcı olmaz mıyım, tabi ki olurum.
-Teşekkür ederim
-Bir şey değil. Şimdi bana tarif et bakalım aradığın bu özgürlük nasıl bir şey?
Bir an durdu düşüncelere daldı. Başınıkaşıdı, etrafına boş gözlerle baktı.
-Aslında, şey yani tıpkı benim gibi, yok değil senin gibi, yok değil dur bakayım düşünmedim galiba yola çıkarken kalabalık özgürlük diye bağırınca bende hoppa içlerine daldım evet, evet öyle oldu.
-Soramadın mı onlara?
Kahkahalarla güldü
-Sen delisin galiba nasıl sorabilirdim?
-neden?
-Azgın deli sele kapılmış kayan toprak gibi öfke ile bağırlar iken nasıl soru sorabilirdim? O kalabalıkta kimin ne söylediği belli olmazken sadece özgürlük demeleri anlaşılırken nasıl soru sorabilirdim?
Bilge adam konuşmadı. İnsan ona bakarken hayretle
-Çok haklısınız bak bunu sormam gerekirdi. Cevabın almadan onlarla yola çıkmama gerekirdi. Neden ne için, kimin için sorularını sormalı idim. Ama kabul etmelisin ki o kalabalıkta o azgın selin önde kayan toprak gibi insanlara da o anda bu sorular sorulmaz ki? E ne bakıyorsun bir şeyler söylesene, bakma yüzüme öyle
Konuştu bilge adam
-Sorularda, cevaplarda senin biraz önce söylediklerinde saklı.
-Anlayamadım?
-…
-Yine sustun, bari hangi yöne koşacağımı biliyorsan söyler misin? Daha fazla aramayım? Madem beni durdurdun bari durdurduğun bir işe yarasın?
- Bilemem. Ne aradığını bana tarif etmedin ki sana yardımcı olayım?
Kızgınlık dolu bir ses tonu ile
- Özgürlüğü dedim ya biraz önce!
- Bende sana, bana tarif etki yardımcı olayım diyorum, başka bir şey mi söylüyorum? Bilemediğim bir şey hakkında sana nasıl yardımcı olabilirim? Ağacı soruyorsan işte bak karşında, kuşları soruyorsan bak havada uçuyorlar bana adını söyledin ama nasıl bir şey olduğunu da tarif etki bileyim sana yardımcı olayım. Bilmediğim bir şey hakkında yardımcı olmamı nasıl beklersin ey insan?
İnsan düşündü ve
-Bak bu konuda çok haklısın yerden göğe kadar, ben bunu hiç mi hiç düşünemedim! Aceleye geldi, evet, evet. Peki, şimdi benim ne yapmam gerekiyor ban yardımcı ol, hiç olmazsa bu konuda yardımcı ol?
-Yine başa geldin
- Nasıl tarif edeyim dur bakalım. Şöyle tıpkı iri yarı önüne geleni deviren yıkan bir elleri uzun mu yok kısa yok, yok uzun ve geniş gözleri üç tanemi yok, yok benim gibi iki tane gözü olan birisi galiba, anlata bildim mi acaba?
- Sence? Gerçekten aradığın bu mudur? İri yarı önüne geleni ezip geçen daha doğrusu önünü görmeyen bir şeyi sen nasıl aramaya çıktın ben hayretler içindeyim?
İnsan tekrar düşündü ve

-Evet, bende senin gibi şimdi hayrete düştüm doğrusu, hayret utanmaz isem senden ve kendimden kahkahalarla güleceğim!
Gülmeye başladı. Bilge adam onu hayranlıkla seyrediyordu. Gülmesi durunca
-Kusura bakma hem kendime hemde arkamda gelenler içinde güldüm
-Enteresan değil mi?
-Yani!
-Peki, koşmadan önce önünde bağıran kişinin gözlerine baktın mı?
-Neden?
-Sizi peşinde sürüklediği şey gözlerinde parıldıyor muydu? Göresin de peşinden koşasın diye soruyorum?
-Sen ne garip birisin? Böylesine gizemli ve muammalı sorular soruyorsun? Daha ban kim olduğunu söylemedin?
-Sen önce aradığı bul cevabını bul, ben sana kim olduğumu söylerim.
-Anladım senden de ban hayır yok, ben en iyisi geride bıraktıklarımı bekleyeyim.
-Ya geride bıraktıkların geri dönmüşler ise o zaman ne yapacaksın?
Kızgınlıkla
-Sen ne söylediğinin farkında mısın onlar böylesine emin adımlarla yola çıkmı…
Durdu, yutkundu endişeli gözlerle döndü arkasına baktı
-Sahiden böyle bir şey olabilir mi? Yok canım beni önde koşarken gördüler, beni bırakacakların hiç zannetmem!
İçine endişenin kara bulutları esmeye başlamıştı. Düşündü, kızardı, bozardı, bilge adama baktı. Bir şeyler söylemek için çalıştı, söyleyecekleri boğazına takıldı, yutkundu. Gözünde iki damla yaş önce yüreğine damladı ateşe düşen su gibi cızladı ve sonra hafifçe toprağa damladı. Gözlerindeki yaşlar yere damlar iken başını kaldırdı bilge adama doğru baktı. Bilge kişi.
-Ağlamak iyidir, yüreğinin ateşini söndürür ve seni kendine getirir az sabırlı olursan birazdan ferahlarsın.
Yere oturdu, gözleri yere bakılı olarak saatlerce kaldırmadan kala kaldı. Bilge kişi
-Haydi, kalk yeter bu kadar karamsarlık, biraz yüzün gülsün? Şimdi sorularıma cevap ver?
Gözlerindeki yaşı kolu ile sildi.
-Buyur sor sorunu?
- Bu aradığını kendin için mi arıyorsun?
-Şey aslında hem benim hemde arkamda gelenler için galiba, evet, evet bizler için.
-Aferin bak bu cevabın güzel.
Yüzü güldü
-Peki, bu aradığını sandığın veya sandığınızın şekli nasıl kime göre şekli var? Sana göre mi? diğerine göre mi? Kime göre?
- Aslında kalabalığa bakarak konuşsam olmayacak, hepsi başka, başka konuşuyordu ama yönleri aynı idi. Kime göre mi? Onla yok, yok yanındaki iri yarı adama göre mi, yok canım o daha başka türlü bağırıyordu, aslında yani şöyle desem, bana kalsa, ne bana göre, ne ona göre, nede şuna göre olmalı. Kendisi gibi olmalı olduğu şey ne ise o olmalı ama herkese eşit olmalı evet, evet böyle olmalı. Herkes kendisine göre şekil verirse olmaz. Evet,evet, aynen böyle ol
Sözün gerisini getiremedi bilge kişi yok olmuştu. Şaşkınlıkla etrafına bakındı etrafında kendisinden başka hiç kimse yoktu. Havada aydınlanmış, ilerde güneş doğmak üzere idi. Kendi kendine
-Ne garip birisi idi, şimdi burada idi ne çabuk kayboldu bir anda geldi ve bilgelik dolu evet, evet bilgelik dolu muamma ve sır dolu sorularla sanki şey gibi şey akıl gibi yoksa yoksa olamaz ben şimdi!
Şaşkınlık içinde etrafında dört dönmeye başladı. B u dönme esnasında başı dönmeye başladı tam düşmek üzere iken irkilerek durdu. Durdu ama başı ve dünya etrafında pervane gibi dönüyordu, dönüyordu. Karşısında bir karartı vardı. Dikkatlice bakmak için ne kadar uğraştı ise seçemedi çünkü başı ve dünya deliler gibi dönüyordu. Karşısındaki kahkahalarla kendisine gülüyordu, pişkin, pişkin. Düşünceleri içinde kızarak "Ne pişkin birisi yardım edeceğine beni tutacağına karşıma geçmiş pişkin, pişkin sırıtarak kahkahalarla gülüyor" diye düşündü. Ama başı ve dünya hala dönüyordu, Hemen yere oturarak gözlerini kapadı, gözlerini kapayarak başının ve dünyanın durmasını bekledi bir süre, beklerken de karşısındakinin kim olacağı hakkında acı, acı kuşkulu olarak derin, derindüşünüyordu. Nihayet başının dönmesi durdu ve gözlerini usulca açtı dünyanın da dönmesi durmuştu fakat karşısındaki kişi kendisine bön, bön bakıyordu. Kızarcasına
-Sen kimsin uzun zamandan beri kahkahalarla bana bakarak güldün ve şimdide bön, bön bakıyorsun? Sen kimsin? Sizlerde kimlersiniz? Biraz önce başka birisi vardı şimdi ise sen? Sizleri bilerek mi benim yanıma gönderiyorlar? Kim gönderiyor? Neden? Niçin gönderiyor? Neden suratlarınız değişik, ben mi yanlış görüyorum, yoksa sizler mi değişiksiniz? Bunu anlatacak bir Allah’ın kulu yok mu?
- Sen ne diyorsun? Kimden bahis ediyorsun? Biraz önce yanında başka birisimi vardı? Nereye gitti?
İnsan bu defa iyice kızarak
-Sizler benimle dalgamı geçiyorsunuz? Ben nereye gittiğini bilmezken sana nasıl cevap verebilirim? Hem sende kimsin? Ne arıyorsun yanımda?
- Ben seni arıyordum?
Şaşkınlıkla
-Benimi arıyorsun? Hem sen, senbe. Beni nereden tanıyorsun? Ben seni niye tanımıyorum, tanıyamıyorum? Bugün bana bir şeyler oldu her şey karma karışık tam bir bilmece, hatta dolambaç girince çıkılmayan!
-Sakin ol enerjini boşuna harcama biraz sonra sana lazım olacak?
-Sen ne diyorsun? Anlamıyorum? Çıldırmak üzereyim!
-Sakin, sakin ol, ama şimdilik sakin ol, senin burada ne işin var? O kalabalığın arasında sıyrılarak en önde koşarak burada senin ne işin var?
-…!!!
-Şaşkın şaşkın bakma, sen içlerinde en cesur ve cesaretli olandın, neden deliler gibi en önde koşarak buralara kadar geldin ve tek başınasın?
-….!!!
-Tamam, anlıyorum özgürlük denilince en önde koşman bira aptallık hatta saflık özgürlük işte orada idi o kalabalığın içinde idi ve sende onlara liderlik edecek vasıflara sahip iken şimdi burada tek başınasın. Haydi, kalk şaşkın aval, aval yüzüme bakma, onlar şimdi orada lidersiz kendi başlarına bir şey yapamazlar sen liderlik vasfına sahipsin. Kalk doğrul ve hemen onların yanına koş ve onlarla beraber hatta vaaz geçmeye kalkarlarsa ben arkandayım, sana yardımcı olurum, haydi.
Kalktı yerden hiçbir şey anlayamamış olmanın şaşkınlığı içinde
-Ben mi liderlik vasfına mı sahibim? Sen benden mi bahis ediyorsun?
Derken etrafına bakındı kendisinden başka kimse yoktu etrafında. Kendisine bir güven geldi, silkelenir gibi oldu. Başını dik tutarak.
-Evet dediğiniz gibi liderlik vasfına sahip birisiyim bu sözünüz beni adeta canlandırdı hatta sanki şevk verdi desem az söylemiş olurum.---
-işte bende bundan bahis ediyorum ya size şimdi hemen benimle koşarak arkadaşlarının yanına geliyorsun onlar şimdi orada tek başlarına gerçi kalabalık olmalarına rağmen lider olmayınca yalnız sayılırlar.
-Evet, hemen gidelim. Yalnız ben bu liderlik konusunda pek bir şeyler bilmiyorum, belli ki sen bu konularda bir şeyler biliyorsun yoksa bir bakışta bendeki liderlik ruhunu göremezdin ve hissedemezdin!
Karşısındaki içten içe gülerek
-Biliyorum sana yardımcı olurum, zaten bir bakışta hemen sizdeki bu asil ruhu ve asaleti göremezdim zaten çok basit.
Mehmet Aluç
Yorum Gönder

Yayınlarım

Gülüşünde Vatanı Gördüğüm

Bayrak dalgalanır üzülme şehadete kavuşan yiğidim Gidişinle bayrak coştu yüreğimize koştu bu neydi bilmediğim İçimizde hain çıkt...