28 Nisan 2015 Salı

Kaptanı Derya Piri Reis 1 . Bölüm

Kaptanı Derya Piri Reis 1 . Bölüm



Piri Reis, Osmanlı İmparator'luğunun en görkemli yıllarının yaşandığı Kanuni Sultan Süleyman döneminde yetişmiş en büyük bilim adamlarından biridir. Bu nedenle, sık sık değinildiği gibi Piri Reis’in Bahriye’si, bir denizcilik kitabı olmanın ötesinde bir coğrafya atlası, Akdeniz’in bir sosyal ve ekonomik coğrafya kitabıdır. Üstelik içerdiği bilgilerin gözlemlere ve araştırmalara dayandırılmış olmanın yanı sıra, gereken yerlerde kaynak gösterilerek bilgilerin güvenirliği pekiştirilmiştir. 
O günlerin koşulları içinde böyle bilimsel nitelikli bir yapıtın hazırlanabilmesi, ancak yazarının bugünkü anlamda bir bilim adamı olmasıyla açıklanabilir. Piri Reis’i çağdaşı bilim adamlarından ayıran en göze çarpan özelliği, çalışmalarını bugünkü bilim adamı anlayışıyla yapıp ortaya koymasıdır. Piri Reis’in yapıtları ve özellikle Bahriye, özetlenen görüşler açısından ele alınırsa, onun çağdaş bilim adamlarının yukarıda belirtilen niteliklerine sahip olduğunu görüp hayranlık duymamak olanaksızdır. Bu noktada ilk vurgulanacak husus, Piri Reis’in gerek haritalarını ve gerek kitabını kendi yapmış olduğu gözlemlere, topladığı kaynak belgelerine ve yine kendi araştırma ve deneylerine dayandırarak bilimsel biçimde hazırlamış olmasıdır. Bilgi toplama, araştırmanın temelini oluşturmaktadır. 
Piri Reis için bilgi toplamanın bir ayağı gözlem, bir ayağı da inceleme ve araştırmadır. Özellikle gözlem onun için kaynak bilgi ve deneyim demektir. Doğal olarak araştırmacının gözlemlerini bilimsel sonuçlara dönüştürmeyi de başarması özelliği Piri Reis'te de bulunmaktadır. Nitekim daha Bahriye’sinin ilk sayfalarında, onun çalışmalarını gözlem, araştırma ve bunların değerlendirilmesine dayandırdığı anlaşılmaktadır. Aşağıdaki örnekler Piri Reis’in gözlem, araştırma ve kaynak bilgiye verdiği önemin kanıtlarıdır Günümüzde piri reisin hayatını okuyan ve öğrenen 26 yaşındaki seyit han bu bilgi ve keskin zekanın karşısında hayretler içinde kalarak derin düşüncelere dalmıştı.Üniversite öğrencisi olan Seyit han, doktora tezinde piri reis,eserleri ve hayatının Osmanlı dönemine ve bugünümüze nasıl ışık vurduğunu ve bu yansımalarla denizcilik alanındaki bilgilerinin günümüzde nasıl yansıtılması gerektiği ve trajedik ölümündeki, sır perdesini aralayacak tez üzerinde çalışarak bir an önce teslim etmenin uğraşında iken,aylarca araştırdığı piri reisin hayatını okumanın ve araştırmanın yorgunluğu içinde uykuya daldı.
Daldığı bu derin uykuda denizde tek başına yol alırken yolunu kaybederek ıssız bir adaya düşerek piri reis ile karşılaştığı rüyanın etkisi ile derin hissiyatlar, içinde heyecanla kalbi yerinden sökülürcesine atıyordu.Kaptanı derya yaşlanmış üzgün ve mahzundu.Kendi kendine ağaçlardan kurduğu kulübede otururken gördü.Yanına yaklaştı.Tanıyıp,tanımamak arasında gitti geldi.Cesaretle 
-Siz,meşhur Osmanlı donanmasının kaptanı piri reis değil misiniz? 
-Doğrudur bre evladım. 
-Siz burada ıssız adada tek başına yalnız neden duruyorsunuz? Oysa siz Osmanlı İmparatorluğu döneminde uzun çalışmalarla denizde yolunu ve yönünü kaybedenlere çizdiğiniz haritalarla yönlerini gösteren,şimdi günümüzde gelişen teknoloji ile uydudan çekilen dünya resimlerinde bile olmayan ayrıntıları bundan asırlar önce bilerek çizen dahi ve keskin zeka sahibi olan bir gönül insanı ve kaptan derya tek başına benim gibi denizde yolunu kaybetmiş ıssız adada kalıyor!!

-Haklısın bre evladım,beni iyi tanımışsın.Rüyana girme nedenime gelince;”hayat hikayemi ve eserlerimle ilgilenmen ve mezarda yatarken kemiklerimi sızlatan beni ganimet hırsızı olarak” yargılayarak boynumu vurmalarına neden olan asılsız olayı gün yüzüne çıkarman için bre evladım girdim.

-Bende çok üzüldüm kaptanı derya! 

-Şimdi beni iyi dinle evladım.Karamanda günlerden bir gün, hava hafiften rüzgarlı, mahallede oyun oynayan çocuklar içinde ilk bakışta keskin bir zekaya sahip olduğu ilk görüşte belli oluyordu.Arkadaşları oyun peşinde koşuştururken o evin kapısının önünde elinde kağıt ve eski kırık bir kalemle bir şeyler çizmekle meşguldüm. Dünya hakkında sorduğu sorusu karşısında cevap veremeyen şaşkınlığını gizlemeyen hocasının takdirini alan çocuktum .Bu yukarda anlatılan olayı günlerce rüyasında görerek çözmenin ve çizimlerle uğraşarak kendince haritaya benzemese de çizimlerin bir gün insanların yollarına ışık tutacağını görerek kan ter içinde uyanan dahi ve Osmanlı denizcisi olarak tarihe keskin zekası ile hizmet eden Ahmet Muhittin Piri reisten başkası değildi.Pîrî Reis, Ahmet Muhiddin Piri, Ahmet ibn-i el-Haç Mehmet El Karamani (d. 1465-70, Gelibolu – ö. 1554, Kahire), Osmanlı denizcisi. Amerika’yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştı.Piri Reis’in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizci Kemal Reis’tir. Piri denizciliğe amcası Kemal Reis’in yanında başladı; 1487-1493 yılları arasında birlikte Akdeniz’de korsanlık yaptılar; Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldılar.Şaşkındı.Hayretler içinde,piri reisi dinlerken aynı olayları yeniden yaşıyorlardı. Piri reis

-Asıl adım Muhiddin Piri'dir. Karamanlı Hacı Ali Mehmed'in oğluyum ve ünlü Osmanlı denizcisi Kemal Reis'in yeğeniyim. Akdeniz salmış ünlü bir korsan olan amcasıKemal Reisin (1450-1510) “Gelibolu çocuçocukları su içinde tıpkı bir timsah gibi yetişirler dediği gibi yetiştim.. Tekneler benim beşiğim, gece gündüz denizlerin çırpıntısı ninnilerimdi.” dediği gibi burada yetiştim ve 11 yaşına geldiğinde onun tayfalarına katıldım(1481). 1487'de Onunla birlikteİspanya'daki Müslümanların yardımına gittik.
1491-1493 arasında Sicilya,Sardunya,Korsika adalarına ve Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldım. Ben14 yıl boyunca amcam Kemal Reis’in Akdeniz’deki seferlerine katıldık. Hayatının bu dönemini, tüm gittikleri yerlere ait gözlem ve deneyimlerini yazdığı, dünyaca ünlü denizcilik kılavuzu Kitab-ı Bahriye’den izleyebiliyoruz. 1494 yılında Grenada’da (İspanya) zor durumdaki Endülüs Müslümanlarının Osmanlıdan yardım istemesi üzerine,Amcam Kemal Reis buradaki Müslüman toplumu gemileriyle Kuzey Afrika’ya taşıdık.1495te Fatih Sultan Mehmetin oğlu Beyazıt hükümdar olunca, geniş topraklara yayılmış olan imparatorluğun ancak çok güçlü bir deniz gücüyle burada egemenliğini sürdürebileceğini düşünüyordu.. Bunun üzerine Akdeniz’de korsanlık yapan yetişmiş, iyi savaşçı Türk denizcilerine Osmanlı donanmasına katılmaları için davette bulunurdu.Amcam Kemal Reis’in de Osmanlı donanmasına katılmasıyla, amiral olan amcamın yanında ben Pir reis, gemi komutanı olarak Akdeniz’deİspanyol,Ceneviz,Venedik donanmalarıyla ve pek çok deniz üssünün alınmasında savaştık. Yine bu sırada bulunduğu denizlerin rüzgar, akıntı gibi özelliklerini not alıyorum, ada ve sahillerin coğrafi ayrıntılarıyla birlikte haritalarını çıkarıyordum. Savaşlarda ele geçirilen düşman gemi ve esirlerinden onların denizcilik ve haritacılık bilgilerini araştırıp, bulduklarını kendi elimdekilerle birleştir ererek özenli bir arşiv oluşturuyordum.Yine bir gün denizde seferdeyiz,apazlama istikametinden gelen rüzgarla alabora olduk olacağız. Halat volta etmek için ağaç veya metalden yapılmış silindirik biçimde güverte veya rıhtıma bağlanmış bir eleman rüzgarın etkisi ile koptu kopacak.dayım kemal reis,etrafa emirler yağdırıyor.Gemiyi kontrol altına almak için,bu işin üstünde gelmek için etrafına bağırarak
-Haydi cihanın bütün arslanlarım canlarım ha gayret. Ortalık karışık, beyaz olanlar, siyah olanlar hepsi gemiyi kurtarmanın telaşında -Aganta arslanlarım aganta. Bende kopacak elemanı sarmak ile bulduğumuz iple sarmanın telaşındayım. 
-Alama kürek aslanlarım,alberaber 
Herkes küreklere hücum etti,deniz bizi girdaba doğru çekiyor.Saatler sonra rüzgar durdu,tam rahatladık derken korsanların saldırısına uğradık.Güç ve dermandan kesilen ben, dayım ve tayfalar ağır kayıplar verdi ve dayım kemal reisi burada kaybettik.Ana omurga zarar gördü.Dayım -Arslanlarım,arıya ha arıya, Yani sancakların ve çubukların aşağı indirilmesi olan bu deyimi korsanları aşağıya atalım demek istiyordu. Ben ve tayfalar gemiye bağlı iplerler den uçarcasına savaş veriyorduk,ama nafile kemal reisi kaybettik. -
-Çok üzülmüşsünüz? 
-Evet evlat çok üzüldüm.Büyük üzüntü içinde bir süre denize açılmadım. Daha önceki tecrübelerim ,bilgilerim işinde çizim yaparak haritalar çizmeye başladım.Amerika kıtasını gösteren haritayı o zaman yani 1513 de çizdim.Ve kitabım,kitabı bahriyeyi de o dönemlerde yazdım. Allah'ın takdiri bu olay olmasa idi ben bu haritayı ve kitabımı yazamayacaktım ve bu çizimlerimi yapamayacaktım,1516 yılında Osmanlı donamasına kaptan olarak geçtim.O günü hiç unutamıyorum.Padişah 1 Selime Yavuz beni çağırmıştı,heyecanla ne yapacağımı bilmiyor ve heyecandan kalbim yerinden sökülecek gibi oluyordu.Huzuruna vardım.Gözlerine baktım. 
-Gel kaptan,methini çok duyduk,seni Osmanlı donanmasına kaptan olarak görevlendirildim.
-Devletlüm nasıl münasip görürlerse.
-Bilirsin kaptan etrafımızda Müslümanlar zalimin zulmü altında iniler,onlara yetişmek gerek,halleri ile haldaş olmak gerek ,işin zordur kaptan.
-Bilirim devletlüm bilirim. Dedikten sonra huzurundan ayrıldım işte evlat bundan sonra, savaşlarım başladı.1517 çizdiğim haritaları 1.SelimYavuza-teslim ettim.1521 de kitabı bahriyeyi bitirerek 1522 de Rodos seferine çıktım.1524 de sadrazam makbul İbrahim paşayı, mısıra götüren gemiye kılavuzluk ettim.Daha sonra sadrazamın ilgisi ile tekrardan gözden geçirerek1 .Kanuni sultan Süleyman''a sundum.1528 de çizdiğim ikinci haritamı da padişah'a armağan ettim.Korsanlık yıllarımda bile hiçbir masuma saldırmadım,Müslümanlara ve masum olanlara, ister Müslüman olsun olmasın haklarını korumak için seferlere çıktım ve savaştım.1528 de güney denizlervde görev aldım. 

Osmanlı Donanması’nın Venedik Donanması’na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak yer aldım, böylece ilk kez savaş kaptanı oldum. Yaptığım başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Ben Piri Reis, 1495-1510 yıllarında İne bahtı,, Moton, Koron, Navarın, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldım. Akdeniz’de yaptığım seyirler sırasında gördüğüm yerleri ve yaşadığım olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabımın taslağı olarak kaydettim. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve ‘Dünya ne kadar küçük…’ demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve ‘biz doğu tarafını elimizde tutacağız..’ demiştir.. Padişah, daha sonra 1929′da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır.
Seyit han
-Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için, Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir. Senin seferden sonra, tuttuğunuz notlardan, bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu’ya döndünüz değil mi?.
-Evet evladım döndüm.
-Derlediğiniz denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye’de bir araya getirdiniz. Kanuni Sultan Süleyman’ın dönemi, büyük fetihler dönemiydi. Sen 1523′deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması’na katıldın. 1524′de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1526′da gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye’sini, İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni’ye sundu. Sen Piri Reis’in 1526′ya kadar olan yaşamını içine Kitab-ı Bahriye’den okudum. Daha sonra 1528′de, ilkinden daha içerikli, ikinci dünyayı içine aldığın haritanı çizdin. 1533 yılında Barbaros Hayrettin Paşa kaptan-ı derya olunca Sende de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) unvanı alan sen, sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalıştın.
-Aferin evlat çok iyi araştırmışsın? Evlenemedim evlat ömrümde,bir anneme sarıldım birde geceleri soğukta rüzgara sarıldım da yattım.Sevdaları hep deniz feneri gibi bekledim, varlığını hissettiğim ama bulamadığım tüm deniz fenerlerim ışıksız çıktı.Geceleri gökyüzünü yorgan yaptım da üstüme örtümde yattım evlat.Sıcak bir yuva ve ev hasreti ile içim yandı,içimi söndürecek birini ararken,acıyan içimi saracak ALLAH ı buldum evlat. Denizcilere sevda zordur, zalim bir meslektir, hastalıktır.Biz vatanımız için milletimizin selameti için kalbimizi denize çaldırdık ve bu mutluluk dan vaaz geçtik evlat.Bilir misin evlat, şöyle güzel bir hatunun gözlerine bakışta bir defa içimiz ısınmadı.Deniz bakışları köpük köpük, sonsuzluğu anlatan mavilikti.Deniz bakmaya doyamadığım, derinliklerinde kendimi kaybettiğim Rabbimin lütfüdür biz denizcilere…Balıkların sevdasını bilir misiniz? Onların bizim gibi birbirlerini sımsıkı sarıp sevgilerini gösterecekleri kolları yoktur. Dokunamazlar birbirlerine ama, yüreklerinde hissederler sevgiyi işte bende dokunamıyorum denizin maviliğine, o eşsiz güzelliğe ama yüreğimde ta derinlerde hissediyorum denize olan sevdamı...

Piri reisin gözleri buğulandı iki damla yaş yanaklarında süzülerek yere damlayarak yerdeki kumları yakarak ,denizi dağladı.Seyit han üzgün,sessiz dinliyordu
-Annemin gözlerinden başka kadın gözü göremedim hayatımda, annemin ve babamın kollarından başka kimsenin kollarına sarılamadım evlat.Denizcinin yüzlerce sevdalı olan limanları vardır, sevdalısı yoktur.Gerçi son zamanlarda anne ve babama da sarılamadım, kokularını içime çekemdim, gidişlerin kapısını açık bırakıp, dönüş kapılarını hep kapalı tuttum. Bu sevdalardan da mahrum kalırsın evlat,senin gibi bir evladım olmasını o kadar çok arzuladım ki; vicdansız zalimlerin zalimliğine yetişmekden aile olmaya , baba olmaya yetişemedim,vatan,ve milletimizin dertlerine yetiştik oda bize yettielhamdülillah.
Piri reis ve seyit han yutkundular ve birbirlerinin gözlerine bakarak başlarını öne eğdiler.Piri reis
-Evladım olsa ne olacak ki bana doyasıya sarılamadan,bana baba demekten mahrum kalmaktan başka nesi olacaktı?Babasını görmedikten,sarılmadıktan sonra olsa da ne anlamı olurdu? Mahzun gözleri ve gönlü hep yollara bakarak geçirecekti.Ama olsun özlem duymayı bilirdik baba,oğul olarak.Milletimiz,padişahımız sıcacık yataklarında, sıcacık hanımları ile yatsınlar diye bunlardan vaaz geçtik evlat,biz bu duyguları görebilecek kadar yakın, dokunacak kadar uzak yaşadık .
Seyit han özlem dolu gözlerle
-Beni oğlun farz et ve gel bana baba şefkati ile sarıl Hızır reis,oruç reisin kardeşi,denizlerin fatihi Barbaros baba, bana sarıl babam gibi.Benimde babam yoktu üç yaşında vefat etmişti.Gel sarıl da baba kokusunu duyayım, duyayım,şefkati bilemedim gel sarıl da bileyim, damarlarımda hissedeyim,Barbaros babam.
İkisi de birbirlerine özlemle sımsıkı sarıldılar.
-Gel aslan oğlum benim can içinde can olan oğlum seyit han.
Bu sahneye tüm gökyüzü ağlarcasına yağmurla doldu denizler taştı ve arkasında güneş tüm sıcaklığı ile bedenlerini kavuşmanın sıcaklığın hissettiren sıcaklığı içinde bedenlerini sardı ve gülümsedi.
-Çocukluğumda oynamama engel olan sebep neydi bilmiyorum,gökyüzünü yıldızları izler,kainatı seyreder kafamda yollar çizerdim.Büyüdüğümde deniz benim bir hayat parçam oldu,ondan uzaklaştıkça nefes alamıyordum.bir gün ayrı kalsam beni sanki çağırıyordu.Nereye nasıl gideceğimi hiç düşünmeden yelkenler fora der denize koşar okyanusun serin dalgalarında hayat bulurdum.

-Deniz hayatınızdan önde gidiyor, hayat arkasından takip ediyor der gibisin, Kaptanı derya babam.
-Doğru söyledin bre evlat, anne babamdan yurdumdan ayrılınca geceleri dümen başında ağlardım,ama denizden ayrı kalınca sıkılırdım nefes alamaz olurdum evlat.Sukuneti ümmete sunmak için gece gündüz aylarca seferlere çıkardım,ümmet için gecelerimi uykusuz geçiridim onlar rahat uyusunlar diye evlat.

Seyit hanı bu sözler karşısında şimdiye kadar tatmadığı bir sızı ve hüzünle gözlerinde bir kaç damla aktı.
Kaptanı derya babam,sevgiyi huzuru Allah'ın izni ile her yerde estirmek için kendi ömrünü feda etmişsin,ve sonucunda ise zalim kıskanç bir iftira ile sonun hazin bir ölüm oldu.
-Doğru söyledin bre evlat,ben insanların gönlüne gittim,onların gönlünde huzur esmesi için çabaladım,söyle bu dünyada yaratılış gayemiz insanların gönlüne sevgi ile girmek onlara huzuru getirmek değil midir evlat.

-Ah birde sen şimdi gel gör halimizi...Hiç aşık olmadınız mı kaptanı derya babam bir güzel kıza?

-Evlat zaman mı vardı zalimden nefes almak için,bir güzelin gönlüne konarak kelebekler gibi uçmaya,denizden karaya inerek akşamın sümbül kokularını güzel bir kızın saçında koklamaya zaman mı var dı evlat.Yoktu böyle bir zaman evlat!

Beraberce adayı dolaşmaya ve yemek için balık tutmak için yürüyüşe çıktılar.Denizin maviliği pırıl pırıldı.Hava güneşli ve çok sıcaktı.Piri reis seyit hanı tepeden tırnağa süzdü – Sevdiğin bir kız var mı evladım?Aşkı aramak için kendinden bir şey verdin mi? Sevmek istediğine veya hoşlandığın bir kıza; bu vermek hediye vermek, kur yapmak, değil kendinden bir parça gönlünden canından kalbinden bir parça sevgi verebildin mi? Karşılıksız, olarak seni sevmese bile bu uğraş sonucunda. 
-Anlayamadım, açık konuşurumsun,kaptanı derya babam? 
-Açık değil mi konuşmam? 
-Anlayacağım şekilde, açık değil. Kendimden bir parça derken, kalbimi söküp vermem gerektiğini mi söylüyorsun? 
-Hayır evladın onu söylemek istemedim. Söylemek istediğim kendinden bir parça derken; gönlündeki aşkı ve sevgiyi vermedin mi, aradın mı? 
-Hayır,verdim ama aramadım. Aramam mı gerekirdi? 
-Evet. Nasıl? 
-Arayarak, aşk sadece; arayanların bulabileceği bir sevgi selidir. Aşka layık olmak gerekir ki aşkı ve sevgiyi bulasın, yoksa birisini sevmekle asık olursun ama aşkı bulamazsın sadece kendini avutursun, aşkı buldum diyerek. Kendini aşkı yaşamaya layık görmezsen aşkı bulamazsın.
 -Şimdi bir kızı beğenmek, sevmek onunla hayat boyu beraber olmak ve bunun sonucunda ,çocuklarımızın olması aşk değil mi? 
-Gerçek aşk değildir ki evladım, gerçek aşk karşılık vermeden ve sevmek ve sevmenin sonucunda dediğim gibi karşılık alma san'da, hayata küsmek değil sevmeye devam etmektir evladım. Senin dediğin gibi sevmek kendinden bir şey katmadan gönlünü avutmaktır, bir süre sonra sevgin biter monotonlaşırsın ama kendinden bir parça verirsen, her zorluğa rağmen bu bazen bir bedeninde parça olur bazen de onun istediğine karşılıksız razı olursun usanmadan hoşnutluk içinde. Aşka layık olmak için, layık olmak gerekir. Gerekirse bir ömür boyu usanmadan onun istekleri karşısında bıkmadan usanmadan, çalışmak gerekir. Ona özgürlüğünü vereceksin. Şöyle açıklayayım beğenmediğin bir huyu veya yaşamında hoşlanmadığın insanı değiştirmeye çalışmak için önce, kendinde değiştirmek istediğin o huyu ve yaşamını kendinde değiştireceksin ki, karşındakini kötü huyunu ve yaşamı değiştirebilesin. Yoksa karşındakinin özgürlüğünü, kısarsan bir süre sonra ona taktığın bu kelepçe veya boyunduruk onu boğar veya sıkar, bir ana önce kaçmanın hayali ile yaşar sana bir şey veremez.

-Vermek derken mal ev, araba mıdır?


-Hayır, vermek bu değil kendinde olanı vermek. Bu dediklerin dünya metasıdır ihtiyaç olur da kullanılır diye verilendir verirken kılı kırk yararak vermek değildir karşındakine. Verirsem, buna layık değildir yerine ben vermeye layık mıyım karşılık gözetmeden onu incitmeden vermektir. Yoksa ev, araba, gibi dünya istekleri gelip geçici olur ve insan arzuları, almakla tatmin olmaz sürekli ister. İstemeden vermek layık mı değil mi değil, ben vermeye layık mıyım karşılıksız olarak, budur aşkta önemli olan. Sevdim âşık oldum diye evlenenler, bir süre sonra boşanıyorlar ve hayal kırıklığına uğrayarak hayata küsüyorlar.

-Çok güzel anlattın şimdi anladım. Evliliği sürdürmek için ne yapılmalıdır?
-Evlilik iki kişinin bir ömür boyu iyi ve kötü günde bir arada olup bu zorluklara karşı göğüs germesi gereken bir yaşam şeklidir.
Mehmet Aluç
Devan edecek İnşALLAH

Yorum Gönder

Yayınlarım

Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık

  Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık Zaferleri şanla biz tarihe böyle yazdık Silah yoktu bu elde o alnı karışladık İman toka...