28 Eylül 2016 Çarşamba

Gün Öğle Vaktiydi Büyüme Vaktiydi-1.Bölüm

çocukluk ve büyüme hüzün ile ilgili görsel sonucu

Düşlerinde geçen bir çocukluğunu yaşayamamıştı. Bütün mutlulukları yaşayanlar gibi pek mutlu yaşamasa da, hayalindeki çocukluğu gibi bir bisikleti olmamıştı. Aydınlık düşler kurarken, düşlerin karanlık yanında kalmış, bunaltıcı düşleri yaşamıştı. Oyuncakların hepsi kırıktı, oynamakta usanan çocukların bir duvar dibine fırlattığı oyuncakları alarak, onlara sımsıkı sahiplenerek o eski kırık oyuncaklarla oynamıştı. O eski oyuncağı elinde gören bir kenara atan o arkadaşı elinde görünce kıskanırdı, çünkü kendisine yeni alınırken bu kadar sevinmemiş ve sahiplenmemişti. Çocukluğu kalbini yaralasa da o bir şekilde bu yarasını sarmayı başarmıştı.


Gün öğle vaktiydi, büyüme vaktiydi. Şimdi oturduğu evinde bir masa vardı; masada küçük kırık bir vazo vardı. Bu vazoda kurumuş çiçekleri vardı. Artık zaman büyüme zamanının bahar ayıydı ve büyüdü. Bir duvarların dibinde oturur güneşle açar dışarıya çıkar, güneş batmaya yakın, batan güneşle kaybolurdu. Belki bir yerde veyahut ta başka bir şehirde yüreğindeki acılarını gönlündeki i karanlık bulutların dağıtarak saklanmış, bir yerde bir taşın altında yorgun uyurken sanki onu bekliyor hissine kapılarak ürperirdi. Anne ve babası küçük iken kaybetmiş olmanın acısı hüznü yüreğinde taptaze dururken, amcasının sahip çıkmasıyla öksüzlüğün acısını yüreğinde azaltarak yaşamıştı. Yaşı on dokuz olmuş, köyde Rüstem amcanın kullanmadığı bağ evinde yaşıyordu. Köyün dışında olsa da bu ev, sessizliğin fısıltıları ile huzuru buluyor ve yalnız yaşıyordu. Anlamıştı ta o küçük annesiz babasız kaldığı o günde aslında tek ihtiyacın bu dünyada bir anne baba tarafından sımsıcak sevilmek olduğunu fark etmişti. Şimdi bunu tekrar düşünerek yalnızlığını çocukluğundan kalan yanını unutturmaya yaramayan, ondan geriye kalan, bazen aç bazen tok yattığı pek önemsemediği hayatın pekte önemsenmeyen bir yanıydı sadece. Anne ve babası dün bugün veya yarın ölmüş aynı şeydi, sımsıcak bir kucaktan ayrı kalmak çocukluğundaki gibi aynı acıları yaşatacaktı biliyordu. En iyi zamanlarda en iyiyi yaşamasa da, anne ve babası ile yaşamış, sevgi dolu bir çocukluk yaşamış, şimdi o günleri şimdiki anne ve babasız günleri ile karşılaştırınca için için şimdi seviniyordu adeta.

Hayat bu insanı bir yerden alıp başka bir yere taşıyordu, sen en kadar ben gidemem yürüyemem desende alıp kendi elleriyle götürüyordu. Annesi dokuz yaşında babasını da on yaşında kaybetmişti. Annem babam olmadan nasıl yaşarım derken o zamanlar şimdi aradan on yıl geçmişti o yıllarda onu teselli edecek birilerini, yüce Allah göndermişti, zaten her sıkıntılı demlerde Allah kuluna yardım ediyordu. Mesela köyden şehre taşınan Ramazan dayı, şehirde yaşayamamış şehrin onca kalabalığın da yalnızlığın sıkıntılar içinde tekrar köye dönmüşlerdi. Ramazan dayının kızı Gülseren o zor acı dolu anlarında bir sırdaşı olmuş, acılarını onunla oynayarak atlatmıştı. Acılarından yalnızlığından teselli ile kurtuluşu idi, o acılı günlerinde Gülseren ona yardım etmiş, hayatını değiştirmişti. İçinde hüznü acısı da olsa güzel günlerdi, sanki yüreğinde Gülseren bir devrim yapmıştı. Yalnızlık dolu sokağına birden bahar gelmiş, o andaki tüm üzüntülerini Gülseren bir süpürge ile süpürmüş yok etmişti. İşte yine sabahın ilk ışıkları kahramanımız Murat sabah namazını eda etmiş, pencereden dışarıyı izlerken, Gülseren yine her sabah olduğu gibi eli ile hazırladığı kahvaltıyı getirirken gördü. Gülümsedi, hemen kalktı kapıya koştu. Gülseren kapıda görünce Murat’ı gülümseyerek.
-Selamun aleyküm hayırlı sabahlar, bakıyorum erkencisin yine benim gibi.
Murat mahcup bir eda ile.
-Aleyküm selam, her gün bıkmıyor musun bana kahvaltı öğlen akşam yemek taşımaktan?
Gülseren gülümseyerek.
-Ne zahmeti, zahmet mi olurmuş, nasılsa sofra kuruluyor ha bir eksik ha bir fazla, ne fark eder ki? Gel bizimle otur soframızda diyoruz onu da kabul etmiyorsun!
-Ama beni mahcup ediyorsunuz, ben kendim hazırlarım oysa…
Gülseren
- Âmâsı maması yok, olur mu hiç öyle şey, yoksa annemle benim yemeklerimi…
Murat hemen atılarak.
-Sevmez olur muyum yemeklerinizi, ama size zahmet veriyorum.
-Olsun hem böylelikle seni görmüş oluyorum sabahın seherinde, sen çocukluğumdan beri bana iyi geliyorsun.
Karşılıklı birbirlerinin gözlerine gülümseyerek bakarak, başlarını öne eğdiler. Sözlerini yarına taşıyarak bitirmemek adına birbirlerini sevdikleri söylemeyerek, yarına o güne o ana taşımanın heyecanı ile hala beklemekteydiler. Gerçi köyde herkes birbirlerine olan yakınlığı biliyor, birbirlerine bu aşkı da yakıştırıyorlardı.

Şimdi ufuklarda yaklaşan hayat gemisi, yeni umutları da taşıyarak kendisine doğru limanına yanaşıyordu. Hayat çocukluğunda gülmemiş olsa da, kendisini güldüreni yanına getirmiş olması, duyduğu acıları sıkıntıları hafifleterek, yeni umutlarla kendisine doğru yanaştığınızda hissediyordu bu arada. Hayattı bu kaçınılmaz olanı yaşamaktan kaçınılmayan… Gülseren sofrayı kurduktan sonra karşılıklı kahvaltı yapmaya başladılar. Gülseren
-Farkında mısın seninle kahvaltı yapmayı sofraya oturmayı çok seviyorum, küçükken de yaramazlık yapar yemek yemezdim, annem babam seni çağırır oturur senin ile bir tek yemek yerdim.
Murat gülümsedi
-Bak hala yine benimle yiyorsun, zaten farkındaysan bende sen olmadan amcamın evinde yemezdim seni çağırılar yine karşılık yemek yerdik.
Karşılıklı gülüştüler. Murat
-Sen gelirken leylakların olduğu Hüseyin amcaların bahçesinden geliyorum desem çok uzak, sen ne zaman gelsen Leylak kokuyorsun ama bu leylakların kokusu bambaşka.
-Hayır, ama göğsümde Leylaklar var, belki onun kokusudur tenimle beraber kokan.
Murat gülümseyerek.
-İşte şimdi oldu, zaten bu köyde bir leylak gibi kokan sen varsın ve koynunda taşıdığın için böylesine güzel ve sen kokuyor.

Gülseren tatlı tatlı gülümserken, yanakları da elma gibi kızardı.

Mehmet Aluç
Yorum Gönder

Yayınlarım

Gülüşünde Vatanı Gördüğüm

Bayrak dalgalanır üzülme şehadete kavuşan yiğidim Gidişinle bayrak coştu yüreğimize koştu bu neydi bilmediğim İçimizde hain çıkt...