Bu Blogda Ara

4 Şubat 2015 Çarşamba

Gülümseyen Aşkımızın Işığı Altında



Gülümseyen Aşkımızın Işığı Altında 


Gecenin ay ışığında yüreğimde sevgin, avucumda aşkım sana gönderiyorum.
Al onu gönlüne yerleştir sevgilim beni anla diye sana gönderiyorum.

Al onu gönlündeki aşk ile öp doyasıya, onu öptüğünde beni öpmüş olacaksın ve ben gecenin ay ışığında, yıldızlar altında, seni görüyor olacağım.

Sen beni öperken, bende o yumuşacık sen kokan saçlarını ellerimle saracağım, koklayacağım…

Bu gönlüm yine biz diyecek ve sen işiteceksin ve sende biz diyeceksin, seni seven gönlümün gülümseyen aşkımızın ışığı altında.

Mutlu düşlerin koridorunda el ele yürüyeceğiz, elimizde gönlümüzde Aşk’tan asalarla yürüyeceğiz her düşmeye çalıştığımızda o Aşk’tan asa yüreğimize batarak bizi uyandıracak…

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

3 Şubat 2015 Salı

Ey gönül kalemim

 Ey gönül kalemim


Ey gönül kalemim

Ey kalemim sende mi küstün
Hecelerim gönüllere işlemiyor diye
Gözlerimde akan gözyaşları ile yazıyorum
Aynaların ardındaki sırları açan gönlü yazıyorum
Görmeyen
Bilmeyen anlamayan varsa ben ne yapayım
Ey gönül kalemim
Uzun yolları geziyorum
Geçilmez dağları aşıyorum
Gören yoksa
Ağırlayan yoksa ben ne yapabilirim
Ey gönül kalemim
Sonsuzluğa sonsuz yola ışık olan imandan bahis ederim
İmanla olan gönül yıkmaz derim
iman zayıfsa gönülde
Bende onlar gibi aralarda curcuna ile kaybolurum
Anlaşılmaz olmak varsa
Sana…
Bana …
Bize yol kapalı ise…
Birlikte yola çıkmak yok ise…
Ben ne yapabilirim…
Ey gönül kalemim
Istıraplar dinsin
Gülenler yoksa
Her an benimle olan sensin
Söyle gayrı bu derde çare ne dersin
Bak gözyaşlarımda zemin ıslandı görmezsin
Küsersin benim gibi sana yar olandan
Sende küs be gönül kalemim
Bitmez imanla gönülde umut
Yürürüm her zamanki gibi Rahmana
Umutsuzluk vadisi olmayan Rahmanın ümit vadisine
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Gidiyorum



Gidiyorum

Sözlerin bittiği ülkeden gönüllerden gidiyorum
Geride kalanları terk ediyorum
Zamansızlığın insanların açtığı yaralardan kaçıyorum
Gidiyorum
Kavuşacağım yerde dertlere deva var mı bilmiyorum

Zaman en iyi ilaçtı kalmadı ki zaman
Vebal ile kuşatılmış nefessiz kalmış aman
Zaman gözlerinde yaş dokunamıyor her an
Gidiyorum
Kavuşacağım yerde dertlere deva var mı bilmiyorum

Bana bize dair ne varsa yok oldu birer birer
Hani nerede gönülde olması gereken imanlı olan er
Döküntü viran yerlerde yaşıyor kalmadı gönüllerde fer
Gidiyorum
Kavuşacağım yerde dertlere deva var mı bilmiyorum

Karanlık yarınlara ışık olamıyoruz
Ağlayanların derdine çare bulamıyoruz
Yarınlar gayesiz ne getirir bilemiyoruz
Gidiyorum
Kavuşacağım yerde dertlere deva var mı bilmiyorum

Kalemler dermanları yazması gerekirken
Dermansız sokaklarda kalmış iken,damlayan kanı yazarken
Hecelerle mısralarla gönülleri sarmaz iken
Gönül bilekleri prangalı kanıyor iken
Gidiyorum
Kavuşacağım yerde dertlere deva var mı bilmiyorum

Kul Mehmet’im sen gönlündeki güzelliği ortaya ser
Belki güzelliği görenler biraz olur iyimser
Gönüllere bırakılmayınca ebedi bir eser
Var git başka illere çıkar yeni bir eser
Gidiyorum
Kavuşacağım yerde yeni bir eser çıkar mı bilmiyorum
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Sadece Gülümsemek Ve Gülümsetmek İmanın Gereğidir



Sadece Gülümsemek Ve Gülümsetmek İmanın GereğidirSadece Gülümsemek Ve Gülümsetmek İmanın Gereğidir

İman ile gönüller mutlulukla çarpmasaydı, tüm savaşlarda vatan uğruna insanlar nasıl şehit olurdu?

İman ile ülke, ülke olur, yoksa imansız olan gönül ancak yıkar, kendi çıkarı için işte yaşadığımız gibi yakar yıkar şerefsizlikle koyun koyuna yatar!
İman ile yarınlar, yarın olur, imansız yarınlar sadece kişinin kendi çıkarı ile kurduğu hayaller gerçekleşir toplumsal bir değeri olmaz. İman ile kurulan hayaller toplumu ötelere mutlulukla taşıyan hayaller olur.

İmanla bedenler nurdan saraylarda kabirde yatar, imansız bedenler ise çukurlarda yatar.

İmanla yaşayan insan ne mutlu sana, ötelerden aldın davet nurlu gönüllerden nura koşuyorsun, kıyamla duruyorsun ülken dertleri için… İman beklemektir gönüllerin mutluluğu için bilirsin, zalimi yere sermek için beklersin uyumazsın, tefekkürle Rahmana secde ile yol alırsın ülke mutluluğu için bilirisin, gözyaşının bir damlası için zalimi zulüm edeni yok edersin Kuran ve sünnet ışığı altında kalbindeki imanla… Kuran ve sünnetten beslenmeyen iman, iman değildir sadece gösteriştir bilirsin ey göğsünde imanı taşıyan, bedenin emanetçisi...

Gerçek iman sahibi hemen belirli olur hatta karanlık basınca yıldızlar gibi sinesindeki iman ışık saçar görülür belirli olur, görmek için bakan görür, bakmak için bakan göremez, anlayamaz…
İmanlı emanetçi, sen razısın insanların mutluluğu için çileye, sıkıntıya, derde, mevzilerde beklemeye, öyle olmasaydı nasıl Asrısaadet yaşanırdı, ötelerdeki mutluluk, iman nasıl bu güne taşınırdı mutlulukla?
İman ile damlayan mürekkeplerdeki o güzellikler nasıl yazılırdı gönülde iman olmasaydı?

İman olmasaydı kim yetimlerin duası için gece gündüz uğraş verirdi? Tarifsiz acılarla kıvranan yetim için kim tarifsiz sancıları yok etmek için uğraşırdı, bak geçmişine iman la yaşanan o tarihine göreceksin, şimdi yok diye üzülme, Kuran ve sünnet ile beslenen iman yok diye böylesine sancılar çaresizlikle kıvranıyor. Sabırla bekle, ümit var ol… Uzun yola çıkan gönlünü sana adamış imanlı yolcun muhakkak ki gelecektir.

Kelimelerini, sözlerini, hecelerini, umutsuzluk sözleri ile tüketme. Gelecek olan yorgunluk nedir bilmez çünkü o gönüller gülünce imanı ile mutlu olandır, şu an yaşadığın toplumun imanı ile bir değildir, o kendini değil toplumun mutluluğu için yaşar ve yaşatır, yıkmaz inşa eder.

Zamanın insanların açtığı yaraları iyileştirmek için gelecektir iman dolu gönlü ile. Kuran’a ve Resule olan iman aşkı ile gelecektir. Günümüzdeki gibi çıkarı olmadan arkadaşın, yakının, menfaat düşkünü gönüllü gibi yanına gelmesi gibi sanma, yoksa yanılırsın hayal kırıklığına uğrarsın.
Şairin şu sözleri ne kadar güzeldir:

“Sen İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun,

Sen ona buna değil Rabbine kulsun!”

İmanı İslam’ın gerektirdiği gibi samimiyetle yaşamak, ihlasla samimi olmakla gönüllere ulaşmakla hakiki iman yaşanılır. İman kişi mutluğunu değil toplumsal mutluluğun mutluluğu ile haldeş olmak için vardır, kişinin mutluluğu için değildir. Sadece gayemiz Allah rızası, peygamber aşkı ile ona ümmet olmanın aşkı ile olmalıyız. Bundan gayrısı boş iştir, sadece ferdin mutluluğuna giden diğer insanları görmeden sadece kendisi için yaşamaktır.

Cümleler, heceler dağılsa da bir bir etrafa, imanlı olan gönül toplar bir bir mutlulukla gülümseyen adımları ile bitmez tükenmez sanılan ötelerden gelir dağınık olan cümleleri heceleri şefkatle sarar sana sunar, işte imanın gayesi ’de özü ’de çağrısı ’da budur, Resul sünneti ile Kuran çağrısı ile Rahman merhameti ile bizden bunu istemektedir.

Aralarda geçit vermeyen dağlar, geçilmez sarp yollar olsa da birlikte atan imanlı gönüllerin çabası ile bunlar bir anda aşılır, yanaklarındaki gülümseme eksik olmaz imanın gereği, sadece gülümsemek ve gülümsetmek imanın gereğidir, bundan gayrısı nefis ve şeytanın işidir bu böyle biline…

Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahlâkının en önemli özelliği, Allah (c.c.) vergisidir. O’nun ahlâkı, Allah (c.c.) tarafından kendisine ihsan ve ikram edilmiştir ve verilmiştir. Yüce Allah (c.c.), O’nu bütün insanların örnek alacağı hatasız, kusursuz, eksiksiz ve seçkin bir ahlâkta yaratmıştır.

O, dünyaya gözünü açıp kapayıncaya kadar hep aynı huy ve ahlâk üzerinde yaşamış bir Peygamberdir Nurla kokan bir Resuldür. O’ndaki güzel özellikler yaratılışında vardı. O’nu eğiten, edep ve ahlâkın en üstün özellikleriyle donatan Âlemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)’dır.

Gül kokan Resulü, kendisine örnek yol hayat olarak seçen insan, onunla ne kadar yaşayabiliyorsa, o kadar çok yararlanır ve O’ndan aldığı bereket de o oranda çoğalır hem kendi hem de yaşadığı ve sonrasında gelecek olan toplum kazanç sağlar. Selam ve dua ile…

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

İmanla İşlenmiş Anekdotlar-2-

                         
















İmanla açılan avuçların duası Rahman geri çevirmez, imanla atılan adımların başarısı toplumu ötelere mutlulukla taşır.

İman, acılarına, dertlerine, ömrüne açılan Rahmanın şifa kapısıdır.

Kapattım kapılarımı mukaddes olmayan sözlerin acizliğine, açtım kapımı imanla nur nur gönüllere huzur veren imanın Kuranın Resulün sözlerine.
İman karanlıklara nurdan ışıktır.

İman tutar gönül elinden, nurlu adımlarla gönüllere götüren yol arkadaşı, hayat nizamıdır.
Sahte adımlar insanların düşünceleri ile gelişir kişisel bir çaba olur, imanla atılan adımlar toplumsal olur güzel yarınlara taşır.
İman ferdi olarak yaşamak değil, toplumsal olarak toplumun geleceği mutluluğu için çalışmak onları güldürmek için yaşamaktır.

Çok uzaklarda imanla atan bir kalp var ve senin için atıyor, evet iman işte böyledir uzakları yakın, zamanı yok eden seni düşünen gönüllerin olmasını sağlayan…

Hayalleri tek gerçek edecek olan imandır, bundan gayrısı nefsi tatmin etmekten öteye gitmeyen hayallerdir, hayal toplumsal olursa toplumu mutlu eder ötelere taşır,geriden gelenlere mutluluğun kapısını açmış olur.
Mehmet Aluç


Felsefi Alanda Az Biraz Sohbet Edelim



















Bugün az zihnimizi zorlayarak felsefi alanda az biraz sohbet edelim dedim, bu soruları birlikte gönül beraberliği içinde cevap verelim istedik. Cevabı olanlar varsa yazsın, hep birlikte cevap vererek doğru olanı bulalım…

Paylaşmak nedir? Face, Twiter sosyal sitelerde bir şeyler paylaşmak mıdır? Yoksa gönül birliği içinde birlikte fikir renkleri içinde yaşamak mıdır?

Hayat mı acımasız? Yoksa hayatı acımasız yapan bizler miyiz?

Sorular yanıtların özeti midir? Özetler sorulara cevap mıdır? Yoksa yanıtlar soruların gerçek yüzünü ortaya çıkaran, ona çare olan bir cevap mıdır?

Düşünmek kendini tanımak mıdır? Düşünmek, doğru yola ulaşmak için bir kapı mıdır?

Benlik, acizliğini bilerek Rahmanın büyüklüğünü hatırlatan mıdır? Yoksa isyan yolunda, kendi bildiğini okumak mıdır?

Zaman, hayatın yolunda anı hatırlatan bir an mıdır? Yoksa Zaman, hakikati bulmak için bize verilen an içinde Rahmana ulaşılan yolculukta, dikkatle kullanmamız gereken kıymetli bir an dili ‘mimidir?

Felsefe, neden soru sorarken cevabını dinden kaynak alarak cevap vermez? Sadece belirli bir birikime sahip olanların, çelişkili düşüncelerin çelişkili açıklamaları ile soruları aklı ve mantıklı olarak cevap bulunmayacağını bile bile aynı çelişkiler içinde yani cevapsızlık boşluğunda gezinilir? Buna örmek olarak:

Bu sorulardan bazıları şunlardır;

* İnsan nedir?(*)
* Evrenin bir sonu var mıdır?
* Hayatta en önemli şey nedir?
* Yasamın amacı nedir?
* Ölümden sonra hayat var mıdır?

İşte felsefeyi besleyen, bu soruları sorup, araştırıp ve düşünmektir. Felsefenin soruları günlük sorulardan ve bilimsel sorulardan çok farklı özelliklere sahiptir.

Bu özellikleri söyle sıralayabiliriz;

Felsefi sorulara kesin cevap vermek mümkün değildir.

Felsefenin soruları diğer alanların sorularından farklıdır. Felsefi sorulara sürekli değişik cevaplar verilebilir ya da tüm denemelere rağmen sorular cevapsız kalabilir.

Bu nedenle, felsefi sorulara eksiksiz, her durumda geçerli ve kesin bir cevap vermek imkânsızdır. Çünkü felsefede her yanıt, yeni bir soruyu da beraberinde getirir.(*)

Bu soruların cevabı dinimizde varken neden cevaplar dinden cevaplar verilmez veya din aşikâr göz önünde iken, bunun cevabı bulunmaz ve insanlara(felsefe ile soruların cevabını arayarak boşluğa düşenlere) sunulmaz? Selam ve dua ile…
Mehmet Aluç

(*)http://felsefe.konulari.org/felsefenin-sorulari.html

2 Şubat 2015 Pazartesi

Nazım hikmet Ran Üstat ile hasbihal


Nazım hikmet Ran Üstat ile hasbihal edeyim
Geçtim şiirinin karşısına sanki bugün yazmış gibi
Ne güzel yazmış:
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?(*)

Onu didik didik didiklediler,
Saçlarından tutup sürüklediler.
Götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? (*)

Ah üstat ah ortalık toz duman
Ah gönüller yaman yaman ki yaman
Ufukta görünse de derman
Toz duman içinde gelemiyor derman

Haklıyı haksız karşısında boyun büktürdüler
Haklıya sen haksızsın diye sürgün ettirdiler
Ağlayana çare için koşanı yolunda döndürdüler
Sizler nasıl sabır ettiniz üstat anlaşılır gibi değil


Eli kolu zincirlere vurulmuş,
Vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? (*)

Birisi oturur binlerce mil öteden
Basar düğmeye ortalık karışır aniden
Gözlerde aksa da yaş kıyılır vatana üzülmeden
Toz duman içinde gelemiyor derman

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
Günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur:
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? (*)

Siz beklediniz hesap soranları
Tek tek soruluyor şimdi hesapları
Kaçan varsa yurt dışına kayırıyor ağa beyleri
Beyler bu vatana nasıl kıydınız diyorsun üstat
Kıymayanlar gelecek bir gün ötelerden üstat
Mehmet Aluç


(*)Nazım Hikmet Ran (Bu Vatana Nasıl Kıydılar şiiri)

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç