Bu Blogda Ara

27 Ocak 2015 Salı

Sokakların Bir Bir Söküldü Yüreğinde



Sokakların Bir Bir Söküldü Yüreğinde

Gözlerinde umut vardı yarınlara koşan
Gözlerinde gelecek vardı seni bizi yarınlara ulaştıran
Gözlerin vardı bakar iken ışıl ışıl gülümseyen yarın olan
Mahzenlerden kokuşmuş yürekler yıktı onları ey güzel çocuk
Savaş
Nefret
Kin
Yaktı yıktı umutlarını
Yarınlarını
Gözlerini
Gözlerindeki ışıltıyı
Sokakların bir bir söküldü yüreğinde
Oyuncakların alındı bir bir elinde
Tabut bakışlı
Tabut yürekli
Nefret kusanlar aldı
Ben bir şey yapamadım
Bakarken ıstırapla kavruldum
Utancımla koşmamanın utancıyla bittim
Yandım
Bittim
Ey Filistinli
Ey Suriyeli
Ey Myanmarlı… Çocuk
Hicret sırtında
Elinde
Cebinde
Yüreğinde
Sokaklarda neşeli sesleriniz yerine
Bombaların sesiyle korkuyla dehlizlere saklandın
Sen saklandın ben bittim
Biz bittik
Korkuyla saklandığın bombaların iziyle yaşarken
Bizler yaşamıyoruz
Biz susmayı seçerken
Sen korkmayı seçtin gözlerimize bakarken
Yola çıkıp oynamak isterken
Yüreğimizdeki yüreksizliği gördün gülümserken
Belki sen bizi bizden daha fazla anlarken
Bizler sizleri anlayamadık güzel çocuk
Kalemim kahreden yüreklerimizin gölgesinde bunu yazarken
Hayallerim senin hayallerinle yüreklerimizde düştü
Yıkık bir düşüncenin ekseninde sessizce kabullenmeyi bizler seçerken
Sen kabullenmeyen kalplerin adımların bestesini şiirini yaz çocuk
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Ben Yarınlara Umut Taşıyan Vuslatlayım


Ben Yarınlara Umut Taşıyan Vuslatlayım

Ben Ufukta, üzgün gözlerle sana bakarken
Ağlayan ben değilim, sana ağlayan aşkımın gözyaşları
Hasret uçurumuna doğru, koşarken
Koşan ben değilim, sana kırgın olan aşkımın adımları
Vefasızlık dolu adımların, beni uçurumlara atarken
Aşkı, aldatan sen
Aşka, ihanet eden sen
Uykusuz gecelerimde sokaklarda ıssız vadilerde
Gözyaşımla beraber toprağa düşüyorsun ihanetinle, damla damla
Şimdi ben, üzgün senin olmadığın
Yollarda
Yarınlarda sabahlarda
Yürüyorum, tek başıma
Sen ise ihanetinle, ihanet dolu sokakları adımlıyorsun
İhanet kokan, adımlarının karanlığında
Ben, yağmurlu gecelerde
Bereket kokan yağmurların altında, vuslat kokan yarınlara yürürken
Sen hala, ihanet kokan
Yakan
Kaçan, yıkan adımlarınla
İhanete doğru
Yok olmaya
Kendi viran yalnızlığına, doğru yürüyorsun
Ben yüreğimde
Elimde
Cebimde
Sukut ile yürüyorum, yarınlara umut taşıyan vuslatlayım
Sen, uçurumlarda kendini kaybeden yarınlardasın
Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Fazla Çıkartmayın Mizahın Cılkını





Haydi, boş durma kelleyi yelle
Bende kel kaldın hep böyle
Çare var mı sen söyle
Kelleyi yellemek kaydı sana

Kelleyi yellerken neler saydın öyle
Kel başınla sen kaldın böyle
Deniz yok nasıl kullanacaksın kayığı öyle
Kelleyi yellemek kaldı sana

Fazla çıkartmayın mizahın cılkını
Sonra yersiniz tokat ’ın unutulmaz olanını
Mizahla değerle vermeyin zarar
Kelleyi fazla yelledin yandı söyleyim sana

Nefretinizi gömeriz mezara
Sezar’ın hakkını verin Sezar’a
Brüt ’üs haindir gömer ha bire mezara
Kelleyi fazla yelledin yandı söyleyim sana

Ağzında dağınık çıkmasın kötü söz nazaran
İyi bak gözüme benim belirsiz uyaran
Mizahında kötü niyeti gözüne sokarak çıkaran
Kelleyi fazla yelledin yandı söyleyim sana

Sizsiniz edepsizce anlaşmazlık çıkaran
Sonra edepsizce ortalığı sizsiniz karıştıran
Sizsiniz edepsizce insanlığı yolda çıkaran
Yellemeyin kelleyi adam değilsiniz söyleyim size

Hayatınız hep yalan dolanla kurulu
Siz değilsiniz naipler kurulu
Sizsiniz edepsizler ile yoğrulu
Yellemeyin kelleyi adam değilsiniz söyleyim size
Mehmet Aluç



26 Ocak 2015 Pazartesi

Rahman'ım Sensin

Rahman'ım Sensin

Rahman’ım eridim ben sensiz hep erim erim
Kalmadı bu dünyada benim sensiz tüm ferim
Nefsim şeytan elinde yıkıldı gönül evim
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim

Nefsim şeytanla oldu bu ömrümü öldürdü
Bir gün olsun beni bu dünyada güldürmedi
Sürüm sürüm yerlerde süründü gönül evim
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim

Parçalandı benim bu dünyada sabır taşım
Gözümde aktı dinmez kanla dolu gözyaşım
Musallada yatarken sensiz gönül naaşım
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim

Kul Mehmet’im Rahman’ım sana her an muhtacım
Sen olmazsan bitmezdi dünyada sonsuz acım
Güldü ömrüm seninle kurtuldu gönül bağım
Rahman’ım yetiştin sen kurtuldu gönül evim
Rahman’ım sen her şeye kadirsin hem de kerim
Mehmet Aluç©

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Devrilmesin Bedenlerimiz Asude Gölgelerin Üstüne



Umut tükenince bedenden yarınlar üryan kalır, üryan kalan beden hayâsız olur, hayâsızlık vefasızlığın zehirli oku ile vurur kalpten, ömrü viran eder günahların okyanusunda boğar bedeni…
Ruhun merkezinde asılı günahların feryadı, insanlığı bitirir. Cana can katan birlikteliği sevgiyi, aşkı yok eder öldürür.
Dünya dediğimiz bu güzel anın içinde, sönük mumların altında ya da projektör gibi ışıldayan hayatın yolunda yanık gönülle yol alırken, dağınık masalarda kalan mutluluğumuzu ararken, yolda ayağımıza taş takılabilir ve ağız üstü yola düşer, ağzımız burnumuz kırılabilir, kanayabilir…
Gelip geçen bu zamanın içinde acele ile koşmak bir an önce hedefe ulaşmak isteriz. Lakin bu yolda hezeyanları yaşamayı hiç düşünmeden sadece kendimize ait mutluluğun peşine koşarken etrafımızdakileri es geçer ve sonunda hezeyanları yaşarken şok olur şaşırır, hatta apışır kalırız.
Aslında çevremizde yardım istesek anında yardım alınacak bir konu lakin bu yolda yürürken onları es geçince gerisin geriye dönmek çok zordur insanoğluna.
Duygularımızı akıl ve kalp ile yaşamak yerine bir yere ulaşmada vasıta olarak gören insan hezeyan karşısında, bazen isyan merdivenlerine tırmanarak Rahmana karşı gelebiliyor.
Gülüşün resmini görmeden, mutluluğun resmini gönlümüzden çizmeden hemen yaşamanın peşine koşmak ve sonucunda hezeyan isyan…
Şiir gibi seçilmiş hecelerin seçiciliği ile gönlü yıkamak gerekir ki, mutlu bir hayat ömür sunasın karşındakine ve kendine…
Elem fırçasını at elinden al mutluluk sabır fırçasını eline gönlünü onunla temizle mutluluğun resmini gönlüne çiz ondan sonra peşinden koş ey insan…
Sallanmasın umutsuzluklar darağacında, umutlar yeşersin gönlümüzde birbirimizi severek kusurlarını gizleyerek…
Devrilmesin bedenlerimiz asude gölgelerin üstüne, kanatmasın ruhumuzun kanadını bu asude yaşamlar, az zahmete düşünce az sabırla devam etmeli yoluna ve az ilerde, seni her zaman bekleyen Rahmanı bulacaksın, az sabırla…
Günah çukurunda gezdiğimiz yeter, Rahmanın tövbe kapısına varalım acizliğimizi bildirelim, yüreğimizi yakan sürgün ahları yakalım, tövbe ile…

Ey gönül yönünü aşka sevgiye çevir
Kin nefreti sevgi birliktelik ile devir
Eyle sen artık mutluluğu seyir
Sevgiye varmadıkça huzuru bulamazsın ey gönül

Mehmet Aluç

25 Ocak 2015 Pazar

Baharların Olsun Kış



Yalan mıydı gözlerinde ki sevdalı bakış? Güllerle döşenmiş has gönül bahçende, bana sunduğun, aşk dolu sözlerin hepsi yalan mıydı?
Kahırla dolu bir hayat sunmak için mi sevdin ve sonrasında, beni terk etmek için mi sevdin?

Sen ruhunun en karanlık derinliğine saklanarak o karanlık yüzünü, sevgi maskeleri ile gizledin, senin adını ben dualarla beraber andım, sen ise beni kâbusların uçurumuna attın ve arkana bakmadan gittin…

Vuslatın olmadığı imkânsızlığın çıkmaz sokağında, karanlık dehlizlerin yalnızlığında hasreti yudum yudum kahırla içirdin ve bunu bana reva gördün ey vefasız…

Ben şimdi sensiz meçhule doğru ilerliyorum, ben anlayışsızlığının midemi bulandıran beni öldüren hicran yolunda, kalbimi söken paramparça eden mazinin karanlığında kayboldum, yolumu arıyorum.

Aylardır düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Sıkıldım senden ve mazinin karanlık gölgesinden. Artık seni ve maziyi düşünmek istemiyorum.

Bir an unuttum bu dünyanın imtihan dünyası olduğunu, bu dünyanın bir anlık dinlenmek için bir anlık gölgelik olduğunu unuttum.

Rahman var iken ben seninle olduğum için şimdi utanıyorum, unuttum Aşk’ın Rahmana giden bir yol olduğunu onun kalbimize yerleştirdiğini, beraberce el ele ona doğru yol almakmış unuttum!

Ah ben, kalbim itiraz ederken ben inanmadım kalbime, şüphe kuruntu dedim es geçtim…

Ey sen ölü ruhu bedeninde maskeler ile dolaştıran sen, Rahman beni senden kurtardı, hatırlasana mutlu olman için gece gündüz her dediğini yaptım, merhem oldum tüm derdine yaranı sardım, sen hiç mutlu olmadın suçu kendimde buldum aylarca gözüme uyku girmedi…

Ben galiba aşkı bilmeyen bir deliyim dedim, lakin maskeyle sakladığın kelin göründü şimdi, savruldum yanında hem de edepsizce sende seyrettin, hatta güldün!

Rahmana şükürler olsun acıdı bu kuluna, kanayan yüreğimin feryadını duydu, haydi sana güle güle hatta gülmeye, gülmeye git ömrüne hep yağsın kar, baharların olsun kış…

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Kefensiz Ölmenin Peşinde Yürüyen-1.Bölüm



Kefensiz Ölmenin Peşinde Yürüyen-1.Bölüm

Tasalanmış keder uçurumuna doğru sanki yürüyordu. Ömründen güzel olan anılar silinmiş, sadece kederle dolu anların hırçınlığı kalmıştı, sanki. Sallanarak yürürken bedeninde tüm umutları birer birer dökülüyordu. Ömür denen hayatı okyanusta bir sandalın içinde azgın dalgaların hırçınlığı ile mücadele ederken, azgın dalgalar sandalı bir paçavra gibi ıssız bir adaya savurmuşçasına üzgün şaşkın devrildi hayatı, karanlık gölgelerin dehlizine adımları ile.

Yarına yürümekten korkan, kederin ahları ile baş başa kaldı o an. Pişmanlıkla günahları bir bir dökülüyordu gözyaşları ile toprağa. Yalnızlık şehrinde yanarken birkaç puslu lamba, pencereler de simsiyah perdelerle örtülü iken evler sırtında taşıdığı yalnızlıkla sokakları adımladı.
Katran gözlerle ışıldayan gecenin karanlığında, ölüm kokan caddelerin sessizliğinde ürkek adımlarla, yoluna devam etti. Az ilerdeki kulübe de cılız bir ışık titrek titrek yanıyordu, söndü sönmek üzereydi.

Gökyüzünde yıldızlar tek tek kaybolurken yaklaştı kulübeye. Çığlıklar koparan bir silueti taşıyan kulübeye girip girmemek için bir an tereddüt ’ün ayaklarına takıldı kaldı. İçeriden bir ses

-Ey kefensiz dolaşan, yokluğun uçurumuna düşmek için yol alan çekinme gir içeriye.

İrkildi. Korkarak kulübenin kapısını açtı, kapı gıcırdayarak açıldı. İçeride Yetmiş yaşlarında ihtiyar bir dede oturuyordu yırtık bir kanepenin üzerinde.

-Yaklaş çekinme, boğazında düğümlenen ah’larla süslenmiş hecelerin şaşkınlığı ile yürüyen sen, yaklaş yanıma.

Çekinerek yaklaştı, gözleriyle azıcık yanan mum ışığının titrek ışığında görebildiğince kulübeyi inceliyordu. Yaklaştı ihtiyar dedenin yanına.

-Ey sen sukut deminde dünyayı ‘mı dinliyorsun yoksa isyan içinde yolunum kaybettin bu karanlık gecenin sokaklarında? Yoksa yüreğindeki acıyı gecenin karanlığına ekleyerek sökmenin mi derdindesin?

Şaşkındı! Zamandan bir geçit mi açıldı ben içine düştüm diye korku içinde düşünürken.

-Şey ben, sürüklendim içimdeki kederle acıyla, ömrümde kaybettiğim güzellikleri kaybettim belki onu arıyorum.

İhtiyar dede az düşündü.

-İsmin nedir?

-İsmin önemi var mı dedem? Sessizliğe doğru, ıssız yollarda tek başına yürürken?

-Haklısın evladım, kefensiz ölmenin peşindesin öylemi?

-Hay ağzına sağlık dedem çok doğru söyledin. Avuçlarımda yarınsızlık çığlıkları var iken adımın ne önemi var dedem sen söyle?

-İçinde çürüyen bir yarının varsa, ismin hiçbir önemi yok evladım. Farkında mısın çaresizliğin adımlarını takip ediyorsun, ondan böylesine bitik ve ölü haldesin. Rahmetin elinde fışkıracağı bir izi takip etseydin şimdi böyle olmazdın.

-Rahmetin fışkıracağı bir iz vardı da ben mi takip etmedim dedem?

-Evet, var, sen hep ölümün salasını okudun gözlerinle, gönlünde, dilinle.

Gerçi ölümde gerçek uyanıştır, ama bu dünyada değil evladım, o ahiret hayatı içindir.

-Bir nefes canlılığı kadar Rahmetin izini bulamadım ki dedem takip edeyim! Sevdim terk edildim, seveyim dedim yeniden sevemedim yalnız kaldım.

-Sevdiğin seni sevmediyse aşkla sen sevmeye devam edeydin ya evladım.

-Beni sevmeyeni ben nasıl aşkla seveyim dedem? Olur, mu hiç öyle?

-Olmaz mı evladım az düşün bakalım? Beyhude düşüncelerin uçurumunda çık ve öyle bir düşün bakalım. Yüreğine damla damla düşen kin nefreti ve arzularını at bir kenara öyle düşün.

Düşündü, düşündü…

-Arzularımı atarsam, gönül evim boş kalmaz mı? Onu isteklerimle doldurmasam, nasıl ayakta kalacağım? Sevdiğim aşk dolu gözlerle bakmazsa, içindeki umutlarımı nasıl yeşerteceğim dedem söyler misin bana?

-Sevdiğinin ahu dolu yakan bakışları yoksa sen gözlerinle, sözlerinle, yüreğinde sakladığın aşkın kapısını açarak, sevdiğine sunarak yaksaydın da, sana ahu dolu gönlünü yakan volkanı söndüren pınar gibi berrak olan bakışlarının kapısını açsaydın ya evladım. O seni yüreğinden öpmeyince sen anlından öpseydin.

-Dedem sen bir âlemsin, bana sevgiyle bakmayan birisini ben nasıl sevebilirim? Ona bakarken huzuru bulmayan ben nasıl huzurlu olabilirim yanında? Bunun sonu ayrılık ve ben ayrılığı seçtim. Ne yapayım benim ömrümde sevmek sevilmek yokmuş, böylesine yalnızlığı yaşamak varmış dedem!

- Yani her adımda, çukurlara düşmeyi seçtin?

Mehmet Aluç

__________________
Mümin tövbe ile merhamet ister Rabbin'de affı için
Selam ve dua ile...

Yayınlarım

Bugünü Elinden Alına Adam Geleceği İçin Ne Yapabilir?

  Bugünü Elinden Alına Adam, Geleceği İçin Ne Yapabilir? Cevaplarınızı bekliyorum. Mehmet Aluç