13 Mart 2015 Cuma

Sükûtumun ağlayan çığlıkları



Sükûtumun ağlayan çığlıkları lanetlerken,
Umman, umman sensizlik zulüm ’üne
Aşkım için çektirdiğin zulüm ün gözyaşlarını,
Çığlık çığlık kusmak istiyorum yüzüne
Vefasızlığının anaforunu savurmak istiyorum gözüne
Ta dilimin ucuna geliyor Sükûtumun ağlayan çığlıkları
Yutkunuyorum acı, acı zehir sözleri söyleyemiyorum
Mavi yeşil gözlerine dalınca bakınca kaybolunca
Ümitle yeşeren düşlerime seninle olunca
Nüktelerini idrak edince, inceliklerine dalınca
Aşk çizgimizin yolunda seni hece, hece anınca
Dua ufkunda seni isteyince Rahmanda
Ta dilimin ucuna geliyor Sükûtun ağlayan çığlıkları
Yutkunuyorum acı acı zehir sözleri söyleyemiyorum
Sensiz yaşamak âdeta ıstırap
Duyup hissettiğim besbelli bir buhran
İçim kanıyor seni anınca
Sanki bedenim kapkara bir ruha teslim sana bakınca
Ümitlerim dilim, dilim
Geçmiyor yar sana sözüm
Bir yanda sis ve duman
Gönlüme akseden gülüşün nede yaman
Sönmez bu aşkımın alevi sen bakar iken,
Suskun miskinliğinde azap gözlerinle zaman, zaman
Hiç olmazsa haykır bağır yaman, yaman
Dünyam zindan, anlarım hazan ve tufan
Yaşadıklarım ise tam bir tufan
Hayalin gibi yüzlerinde buğulu
Hayalin gibi sözlerinde buğulu
Nağmeler dinlemek isterdim kalbinin tellerinden,
Buğulu buğulu
Ayırsa beni dünyanın o tatlı hazan gamından kederinden
Sımsıkı zalim pençende kıvranırken ellerinde kalbim
Kükrer iken aslan yelesi sesimden
Ta dilimin ucuna geliyor Sükûtun ağlayan çığlıkları
Yutkunuyorum acı, acı zehir sözleri söyleyemiyorum
Beni tarumar eden terk edişini
Bekliyorum masumane gözlerindeki yakan gülüşünü
Sen yok oluşun talihsiz yolunda bekleyişinde uyuyup kaldın
Bense seni getirecek olan ak iklimin yolunda süzülüp geleceksin sandım
Sandım da kuruyup bir yaprak gibi kaldım
Bir kuru yaprak gibi bekledim de yandım
Aşkının narında çaresiz hülya âleminde sensiz biçare kaldım
Kanat çırpar iken çaresizce bekleyişim halaskâr ellerini bekledim
Nur çehreni bekledim hazan mevsimlerimde hep özledim
Beklerken seni kâbus ifrit gözlerin kâbus gözleri
Istırabının nefesi iblisinkine denk gözlerin çıktı karşıma
Düşlerim seninle apak
Savrulurken ömrümüz hazanla yaprak
Gecem gündüzüm bitap yaprak yaprak
Düşlerim artık oldu serap
Yandı ciğerim oldu kebap
Terk etmek sana düştü
Hazan mevsimi de bana düştü
Sebepler sukut etmiş
Sensizliğim sukut etmiş
Beni tarumar eden gidişin sukut etmiş
Düşün bunu
Sen görmesen de duyamasan da
Seni seven ben varım bu dünyada
Kulak ver rüzgâra yönel bu sessiz çığlığıma
Gönül kulağın ile dinle
Ölüm ölüm ağyar peşime düşmeden dinle
Sensizlikten ağlarım zarı zarı
Yokluğun alevleri tarumar yakar
Bilmem ki bundan sonra gelsen neye yarar
Bir süvari yetimiyim gölgeni arayan
Kalmışım irtihal zindanlarında sensiz
Bedenim irtihal, ellerim irtihal, ömrüm irtihal
Melal verir mi gözlerin masal, masal
Bu yangın bu Sükûtun ağlayan çığlıkları ile sönmez
Düşün bir yol bul gel vazgeç bu gönül sensiz ölmez
Sanki ufuklar kararınca hırlamak bana düştü
Kesildi bülbülün sesleri bana küstü
Duy artık ey zalim bu niyazımı
Derin uhrevi sızımı
Gör sıkılan yüreğimi o zalim pençende gör acımı
Kim bilir Rahman ne sürprizler gösterir görürsen sızımı
Görmezsen eyvahlar olsun yine yandım aşkın narında
Sığmaz olurum ufuklara aşkın harında
Kanlı kâbus yağar yağmur ki
 Bu yağmur harımı söndürmez.
Yürüyorum adım, adım yok, oluşun zindanına
 Yüzüm gülmez.
Bu yaptığın sana da kalmaz
Düşmüşüm bir zalim senin elinde oyuncak
Duaya varmaz elim yürürken o son kâbus
Kapıya kim kapayacak
Işığı sende bulurum sandım zalimliğin karanlığını buldum
Gölgelerin feryadı ile bedenimi yundum
Kaç defa göz, göze geldik hiç bilinmez
Bin defa sinemi deldin silinmez
Var olmak için zehri şerbet diye içtim serinletmez
Keşke bu bir maskaralık olsa
Benden aldığını veren sen kollarım da olsan
Bil ki gözlerim seninle açıldı ayan
Sensin dertlerime derman
Hep duydum ılık nefesini içimde
Her mevsim kokladım ayrı bir nefasetini,
Buhur buhur içimde.
Ne olur gülüver, geliver ikbalime
Sun bana visalini
Hep sana koştu bu gariban
Sende sanmıştım itminan
Sona eriyor artık günlerim
Bitsin artık hicranlı günlerim
Bir yok oluş kasvetiyle beklediğim günlerim
Gelsin artık Nevbahar günlerim
Hasretim sönsün ikbale dönsün özlerin
Ömür boyu nefsini ve şeytanı güldürdün
Birazda benim kalp ve gözüm gülsün
Tebessümle yaşayalım
Tebessümle ölelim
Saf, saf melekler insin aşkımıza
Gülüyor bak gözlerin ve melekler amelimize
Dalgalar koşsun visalimize
Bil ki o visalimizde cennetten köşkler zülâline
Yok, olmasın hülyalarım peş, peşe
Gamlı sitemkâr duruşun son bulsun
Doğsun artık Nevbahar
Sussun bağrımda inleyen zarı zarı o yârim diyen sesi
Buluşalım vuslatın zümrüt sema tepesinde
Gurbetin çığlıkları sussun sükûta ersin
Düşünce ıstırabı ile yoğrulmuş sitemler erisin
Buket buket gözlerin gülsün ellerimde nur nur gülsün
İkindi yağmurları ile yıkansın bedenlerimiz
Yol çizgimizi çizerken ikimizi var oluşun hikmetlerine yunsun
Kalmasın hayatımızda Hafâ
Kalbimiz ibresi dönsün artık bu safa
Derisi yüzülen dilimiz, sözümüz fikir birliğimizde
Dursun artık safta
Diriliş çağrısını bulalım artık bu hafta
Bunlar son sözlerim olabilir hatta
Bilmem ki bundan sonra gelsen neye yarar
Neye yaramaz
Ben kendimi ötelere bağladım
Ahirete açılan koridorda yürüyorum, elimde bir ok var
Günler baharı soluklarken ben gidiyorum sen kal nazlı yar
Bu nedenle
Ta dilimin ucuna geliyor Sükûtun ağlayan çığlıkları
Yutkunuyorum acı, zehir sözleri söyleyemiyorum
MEHMET ALUÇ
 ANKARA-SİNCAN
Visal: sevgiliye kavuşma
İtminan: inanma, güvenme
Neva bahar: yenibahar
Zülâline: gizli yollar
Halaskâr: kurtaran el,
İfrit: kötü ve korkunç cin
Ağyar: başkaları, yabancılar, eller
İrtihal: göçme, ölme
Melal: can sıkıntısı, utanç
Visal:/sevgiliye)kavuşma
Zülâline: saf tatlı su
Hafâ: gizli olmak, saklılık



Yorum Gönder

Yayınlarım

Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık

  Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık Zaferleri şanla biz tarihe böyle yazdık Silah yoktu bu elde o alnı karışladık İman toka...