23 Ekim 2015 Cuma

Sana Bir Yayla Şenliği Tadında Gülücükleri Sundum…


    Ah ne diyeyim sevdiceğim, en sonunda nefret dolu bakışınla yüreğim orta yerinde çatlattın, ben mi gülmesini bilmedim, sen mi gülmesini bilmedin anlamadım! Galiba sen bilmedim, bilmiş olsaydın bana sen öğretirdin o çatık kaşlarını biraz düzelterek, vicdansız zalim! Kendime sana ait umutlarım hayallerim vardı, hepsini paramparça ettin ve gittin, benden önce mezara… Şimdi mutlu musun yerinde? Rahat mısın yattığın o yerde? Son nefesinden önce pişmanlığın yüzünden burcu burcu akarken, nefretinden yinede pişmanlığını söylemedin, soluksuz gittin, ne diyeyim ben şimdi? Kötü olana güzel mi diyeyim? Ağlatana güldürdü mü diyeyim? İnsan, bir ömür gönlünde sevgi ile sürünür mü? İşte ben peşinde gönlümde sevgimle, sürüm sürüm süründüm?
Şimdi yine yürek sızımla, seni mutlu edememenin azabı ile kaldım baş başa… Kalbime son mermiyi bu sızı ile sıktın ve gittin… Mısra mısra sana söylediğim şiirlerim, nasılda senin karşında vahşeti yaşamış kahr olmuşlardı, boynu bükük kalmışlardı benim gibi, şimdi mutlu musun yattığın o yerde? Gidenin ardında bunlar söylenmez ama yüreğime ağrı dağını oturttun…

    Her anımda sana bir yayla şenliği tadında gülücükleri sundum, sen o çatık kaşlarınla hep ret ettin, sende güzel bir şey sunmadın ve ben hala nedir maksadın öğrenemedim, gerçi binlerce defa sorduğumda sessiz kaldın! Bu halinle yıllarca değişirsin diye sana sabır ettim, ama en sonunda sabır taşımda çatladı, un ufak oldu! 

     Gurbette yorgun kalmış bir dilenci gibi hep peşinde koştum, elden ne gelir, çekmekten başka, belki dedim bir an düzelir, mutluluğu yaşar ve yaşarız dedim ama olmadı, şimdi yattığın yerde istediğin oldu mu? Olacağını hiç zan etmiyorum, biliyorum ki ağlatan ağlar, güldüren her zaman güler… Belki sevgim masum olduğu için ezildi ama önemli değil artık olan oldu, bu aşk sonsuza kadar seninle beraber mezara gömüldü ve bitti çok şükür… Gönül dostu Yunus Emre Ne güzel söylemiş:

          GERÇEK ERİN HALİNİ
Yalan söyler görmeyen, haberi gören bilir
Gerçek erin halini, yolda can veren bilir

Tatma gönülde kini, hoş tut gönülde miskini
Dünya ahiret ekini, ekip götüren bilir

Ademin toprağın dört ferişte götürdü
Suyunu neden kattı, yapıp yuğuran bilir

İsrafil ü Azrail, Mikail ü Cebrail
Kıyamet ne gün kopar, yarın sur uran bilir

Dokuz kırk yaşayan eylenmedi dünyada
Saati bir dem imiş, sohbeti süren bilir

Ölmez dirliği bulduran, evliya sohbetidir
Yunus dahi bilmezse, okunan Kur'an bilir

Gerçi sana söylediğim tüm sözler tükenmişti, şimdi bu sözleri sana ölmeden önce söylesem de boştu biliyorum, belki mezarda kulakların çınlar, çınlamaz ya beklim diyorum,ve kapatıyorum bu gönül sayfamı…
Mehmet Aluç-Kul Mehmet-
Yorum Gönder

Yayınlarım

Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık

  Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık Zaferleri şanla biz tarihe böyle yazdık Silah yoktu bu elde o alnı karışladık İman toka...