5 Mart 2015 Perşembe

Gönlümüz O Kadar Issız Ki




Hayatımız o çok sevdiğimiz hayatımız ve dünyamız, vaz geçemediklerimiz… Bizi ölümün bağrına doğru yaklaştırırken usul usul veya aniden pençesi ile ensemizden tutarak bizi başka bir âleme götürecek olan ölüme doğru sürüklemekte, biz farkında olsak ta olmasak ta.

Düşlerimiz hayallerimiz yarına doğru yürürken olmayacak olan yarınımızın bir anda olmaması, gönül dalımızda açan yaprakların bir anda solması ile ölüme koşan bizler aşk sevgi ile bir birimizi sevmeden ve aniden veda ederken sonrasında bin pişmanlıkları yaşayan yine biz.

Yaşarken karşılıklı susan biz, ölüm geldikten sonra suskunluğun pişmanlığı ile kahır oluruz, pişmanlığın acısı ile baş başa kalırız.

Kalbe düşünce ayrılığın oku, ona gülümseyememenin, bir seni seviyorum canım diyememenin acısı ile yanar yüreğimiz… Ah keşke ona seni seviyorum diyebilseydim deriz, ama artık faydasız son pişmanlık bazen faydasız ve çaresiz kalıyor.

Baharlar kâinata gelirken bize der ki, ey insanoğlu senin gönlünde her zaman baharlar var aç kapısını gör der, ama biz her zaman o yüreğimizde karlar yağdırırız, dondurucu zemheri soğukluğu ile doldurur ve kapısın kapatırız o soğukluk ile donarcasına yaşarız.

Bizi mutluluğa götürecek olan gönül atlarım yola çıkmak için şahlanmış bekler, lakin biz onu aç bırakarak öldürürüz. Yanlış mı söylüyorum bilmem var mıdır bunun başka bir izah yolu?
Gönlümüz o kadar ıssız ki bunu farkında bile değiliz, haydi gönlümüzdeki baharları yaşatacak olan bahar mevsiminin kapısını ardına kadar açalım, hatta kapısını sökelim atalım bir daha kapanmasın, bizi yalnızlığın ıssızlığın anaforunda yok etmesin…

Elimizdeki yüreğimizdeki cam kırıklarını atalım, yüreğimiz kesiyor kanatıyor haydi bir adım atalım açalım gönlümüzün sevgi kapısını, sonuna kadar.


Mehmet Aluç
Yorum Gönder

Yayınlarım

Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık

  Otuz Ağustosu Biz Tarihe Böyle Yazdık Zaferleri şanla biz tarihe böyle yazdık Silah yoktu bu elde o alnı karışladık İman toka...